Ara 262009
 

Cengiz Aktar

Neredeyse kırk yıldır kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını vekâletinin en önemli hedefi, hayatının en ulvî amacı olarak tanımlar Patrik Bartolomeos. Mayıs’ta bir Amerikan televizyonuna verdiği mülâkatta okulun daha hâlâ açılmamış olmasına isyan etmiş, hayalkırıklığını dile getirmiş. Ne var bunda? Savunma ile tehdid arasında gidip gelen resmî veya popüler tepkiler Ekümenik Patrik’in ifadelerinin adresini bulduğunun sarih işareti. Çarmıh mecazı islâmda olmasa da mensub olduğu azınlık kadar müslim veya gayrimüslim tüm azınlıkların memleketteki halini ne de güzel tasvir ediyor.

Bu bakan tepkisi: “Çarmık benzetmesini son derece talihsiz bir benzetme olarak telakki ediyoruz. Bizim tarih ve geleneğimizde hiçbir zaman çarmık olmamıştır, olmayacaktır. Bu benzetmeyi kendisinin olgun şahsiyetiyle bağdaştıramamaktayım. Türk milletinin tarihi dini tolerans (!) üzerine inşa edilmiştir. Bunu arzu edilmemiş bir dil sürçmesi olarak görmeyi ümit ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti, laik, demokratik bir hukuk devletidir. Vatandaşlarını dini kimlikleriyle değerlendirmez. Bütün vatandaşlarımız eşit vatandaşlarımızdır. Sayın Bartholomeos, şikayetleri varsa ilgili mercileri vardır, bize ulaştırılabilir. Gerekli çalışmalar yapılabilir. Hak etmediğimiz karşılaştırmaları kabul edemeyiz.” Arkadan üç bakan daha konuştu ama Şam’a gitmeden Başbakan onları yalanlar mahiyette ve mâkul bir açıklamayla polemiği bitirdi.

Bu da vatandaş tepkisi: “bay patrik şu ikinci sınıf insan muamelesi nasıl oluyor bir anlatın, durun ben sizin o küçük beyninizi aydınlatmak için söyleyim şimdi 1- atina Osmanlı camisi var kapalı asırlardır orda siz kendi kilisenizi 17 asırdır türkiyede diyorsun ve herhangi bir cami yapımınada izin verilmiyor 2- batı trakyadaki türkler hiçbir sınıfa konmuyor senin ülken tarafından, 3- türkiyede aslında azınlıkların hepsi gül gibi yaşıyor ama nedense rahatlık batıyor anlaşılan size yüce türk milletinin ve devletinin verdiği huzurda batmış ve fazla gelmiş, baksana senin üstüne fazife olmadığı halde ABD kanalına çıkıp bir devleti suçlama cüretini gösteriyorsun sana laf düşmez terbiyeni takın ekmek yediğin yere o düşük kalite yunan şerefsizliği yapma.” Millî duygular pekiyi ama talim ve terbiye pekzayıf.

Bu ruh karartıcı ifadelere karşılık bu defa tepkilerde epeyi bir empati vardı. Mazlum-Der Batman şubesinin açıklaması ise yüreklere su serper mahiyetteydi: “Son günlerde Fener Rum Patriği Bartholomeos’un, bir amerikan televizyonuna verdiği mülakattan dolayı bir takım devlet yetkilileri ve medya tarafından yoğun tartışmalar yürütülmektedir. Dışişleri Bakanı ve bu konularda sabıkalı olan başta Onur Öymen olmak üzere birtakım siyasetçiler “umarım dil sürçmesidir” sözüyle patriğin üzerinde baskı ve tehdit ima eden bir açıklama yaparak, patriğin ifade hürriyetine engel teşkil edecek ve kamuoyunun yanlış yönlendirilmesini sağlayacak bir açıklama yapmıştır. İnsan hak ve hürriyetlerine aykırı olan uygulamaları çeşitli benzetmelerle eleştirmek günümüz demokrasilerinde tabii karşılanmalı ve saygı gösterilmelidir.  İnsan haklarına aykırı mevcut düzeni eleştirenlerin “Sünni / Müslüman / Türk’ler” olduğu hallerde bunu tabii gören demokrasimiz, aynı anlayışı gayrimüslim cemaatlere ve vatandaşlara da göstermelidir…İçerisinde gayrimüslim cemaatlerin hak ve hürriyetlerini temin etmeyen ve ifade hürriyetini tehdit eden bir açılımın “demokratikliği” tartışmalı olacaktır.”

Temeldeki sorun

1971′de kuyuya atılan taşı kırk akıllı kırk yıldır çıkartamıyor. Okulun açılması konusunda ne vakit bir hareket olsa bunu engelleyen derin bir müdahale ile karşılaşılır. İnşallah bu defa Başbakan  Mayıs’tan bu yana attığı adımların sonunu getirir.

Azınlık konusu dış boyutlu bir mesele gibi görünse de önce bir ‘eşit vatandaşlık’ meselesi. Dış boyutun her defasında tartışmaya, Yunanistan’ın da dahliyle, hâkim olması azınlıkların bu ülkede yabancı, gayrimillî ve meçhul olarak görülmeleriyle alâkalı.

Bu ülkenin millî mayası sünnî islâm, gayrimüslimler de tanım dışı kalan ötekilerdir. Bu damarı lumpen küfürle, siyasetçi ise hor görerek dile getirir. Aşağılama derin bir bilgi eksikliği ve korkuyu beraberinde getirir. Öyle ki millî hassasiyet, Hz. İsa’nın Allah’ın peygamberi olduğunu unutturmuş, misyonerliği öcüleştirmiştir. Cumhuriyet Türkiyesi’nde o dinlerden olmayan hıristiyanlık ve musevîlik uzmanı kalmamıştır. Halbuki artık haklarında hiç veya yanlış bilgi sahibi olduğumuz inançlar öyle okyanus ötesi filan değil yanı başımızdadırlar.

Bu millî ruh ve şuur halinin değişmesi zaman alacak. Gayrimüslimlerin vatandaşlık hakları ve inanç özgürlüklerinin teslim edilmesi, gayrimüslimlere yönelik nefret söyleminin cezalandırılması ve sadece sünnî islâm değil bu topraklardaki tüm dinler konusunda öğretim ile işe başlanabilir. Aralık 1923′ten beri İstanbul Vali Yardımcılığı ile yönetilmeye çalışılan Lozan azınlıkları konusu için başbakanlığa bağlı donanımlı bir üst merci kurulabilir. Bu mercinin görev tanımına azınlıkların dışında kalan gayrimüslimlerin hak ve özgürlükleri de girebilir. Ve Heybeliada Ruhban Okulu yeniden açılabilir. İstenirse ve AK Parti bu konuda kendini aşarak ittihatçı zihniyetin üstesinden gelebilirse.