Ara 112009
 

Hilal Kaplan

Biz yeni bir hayatın acemileriyiz/ Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor/ Şiirimiz, aşkımız yeniden/ Son kötü günleri yaşıyoruz belki/ İlk güzel günleri de yaşarız belki/ Kekre bir şey var bu havada/ Geçmişle gelecek arasında/ Acıyla sevinç arasında/ Öfkeyle bağış arasında/ Biz kırıldık daha da kırılırız/ Doğudan batıya bütün dünyada/ Ama kardeşin kardeşe vurduğu hançer/ İki ciğer arasında bağlantı kurar/ (…)/ Biz kırıldık daha da kırılırız/

Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.

Barış hakkında söylenebilecek her şeyi yukarıdaki dizelerinde bulduğum Cemal Süreya’ya başvurmam bir tesadüf olmasa gerek. Zira bu topraklarda barış, henüz düz yazının rasyonalitesi ve somutluğu içinde ifade bulacak bir boyut kazanmış değil. Barışı husule getirebilmek için âdeta acemisi olduğumuz bir dili öğrenir gibi çaba sarf etmemiz gerek. Bu noktada ‘iş’, en fazla seçtiğimiz sözcüklerden kullandığımız kavramlara kadar toplumun konuştuğu dile müdahale etme gücüne/sorumluluğuna sahip siyasetçilere düşüyor.

Barış sadece silahların susması veya savaşın bitmesi değildir. Düşmanlığın yokluğudur. Yıllardır fırsatını bulduğu her an bizi yıkmaya, parçalamaya, bölmeye hazır düşmanlarla kuşatıldığımız bilgisiyle yetiştirildik. Düşmanın yalnız dışımızda değil içimizde olduğu düşüncesi ise aramızdaki kardeşlik bağına en çok zarar veren yaklaşım oldu. O yüzden, barışı soyut bir kavramdan somut bir ‘hal’e geçirmeye niyetli olanların önce bu ‘iç düşman’ algısı ile de yüzleşmesi, bu hastalıklı bakış açısından arınması gerekli sanırım.

Eşini kaybedene, “dul”, annesini kaybedene “öksüz”, babasını kaybedene “yetim” diyoruz da evlâdını kaybedeni niteleyecek bir sıfat bulamıyoruz. Bu da tesadüf değil şüphesiz. Nitelenemeyecek kadar büyük bir acıdan bahsediyoruz çünkü. Üstelik kayıplarımıza ne ad koyduğumuzun da bir önemi yok. İster şehit diyelim, ister gerilla, ister asker, ister terörist; kaybın kendisi geri gelmiyor. Bu yüzden mevzubahis acıları dindirmek varken hâlâ savaşın dili ile konuşmak zulümdür.

Barış hakkında pek çok şey söylenebilir ama ona dair umutlarımızı yeşertecek bir dili kurmadan söylediklerimizin hepsi sağır bir duvara çarpıp dağılmaya mahkûm. Bu satırları da böyle bir ruh hali içinde yazdım. Ne de olsa “mesleğimiz umut bizim, kıranlara selam olsun”…