Söyleşi: Tuğba Tekerek
Altı delik ayakkabılarıyla, bir kaldırımın üzerinde öylece yüzükoyun yatıyordu. Bu akıl çıkartıcı resmi görmemizin üzerinden neredeyse üç yıl geçti. Hep söylendi; Hrant Dink yaptıklarıyla o günden önce de sonra da bu dünyanın gidişatına çomak soktu. O güzel çomağı Agos’un kuruluşunda Hrant Dink’le birlikte çalışan, Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Arus Yumul’la konuştuk…
Bir yazınızda Agos’un kuruluş amacını anlatırken Kafka’nın Şato’sunda K’nın söylediklerini aktarıyorsunuz: “Öncekinden bir başka türlü konuşuyorsam size öncekinden daha yakın olmak istiyorum, ondan.” Hrant Dink’in konuşması öncekilerden nasıl farklı bir konuşmaydı?
Türkiye’de Ermeniler uzun yıllar tamamen sessiz ötekiler olarak yaşamlarını sürdürdüler. Kamusal alana çıktıkları zaman kimliklerini saklamak zorunda hissettiler. Hrant da 70’lerde sol harekete katıldığında adını Fırat olarak değiştirmişti. Bunun iki nedeni vardı. Birinci neden ‘Eğer yakalanırsan, cemaati suçlamasınlar’. Bu oldukça önemli bir kaygı, çünkü bu ülkede gayrimüslimler hiçbir zaman birey olarak görülmedi, her zaman ait oldukları cemaatin bir parçası olarak görüldü. Ama daha sonra Hrant’ın bir yazısında okudum, katıldığı sol hareket de isminin değişmesini daha doğru bulmuştu.
Kafka’ya ve Şato’ya dönersek, Agos gerçekten böyle bir şey yaptı. Agos Türkiye halkının alışmış olduğu ‘mutluyuz, mesuduyuz’ söylemini, azınlıkların her zaman dile getirmek zorunda bırakıldıkları söylemi sorgulamaya açtı. Agos Türkiye halkına bu ‘mutlu mesut’ imajın pek de doğru olmadığını örnekleriyle gösterdi.
Siz Ermenilere yaklaşımın 90’larla birlikte değişmeye başladığını söylüyorsunuz.
90’lar tüm dünyada çok kültürcülüğün konuşulduğu, etnik olmanın moda olduğu dönemlerdi. Bu dönemde Türk halkı da kendi ötekisiyle karşılaştı. Biraz da Beyoğlu nostaljisiyle birlikte gayrimüslimler keşfedildi. Bu keşif önce ‘ülkemizin rengi’, ‘emanet’, ‘misafir’ söylemiyle kurgulandı. Fakat daha sonra Türkiye Hrant’ın şahsında gerçek ötekiyle karşılaştı yani gerçeklerden bahseden, gerçekten geniş toplumla daha yakın ilişkiler kurmak için açıkça konuşan bir kişiyle karşılaştı.
Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra da Türklerin Ermeni algısında bir kırılma olduğu fikrine katılıyor musunuz?
Hrant Dink öldürüldüğünde 200 bin kadar insan sokaklara çıkıp ‘Hepimiz Ermeniyiz’ diyerek cenazeye katıldı ama ondan sonra zehirli bir atmosfer oluştu. Ermenilere karşı daha sert bir söylem gelişti. Beyaz bereler moda oldu, katiller övüldü. Cinayete uğramış bir insanla empati kurmak için söylendiği çok açık olan ‘Hepimiz Ermeniyiz’ söylemini yadsıyanlar oldu.
Evet, Hrant’la ilgili bir kırılma yaşandı. Yaşadığı zaman Hrant’a sahip çıkmadığını düşünenler ona daha çok sahip çıkmaya başladılar. Ama Füsun Üstel’in yaptığı bir araştırma vardı örneğin; seçkinler Hrant’ın da haddini aştığını düşünüyorlardı. Hrant’ın ölümünden sonra tek bir tepki ortaya çıktı demek doğru değil. Bir de çok acı olan şuydu, Hrant’ın cansız bedeni sokakta yatarken televizyonlarda birçok insan bunun Türkiye’nin imajını nasıl etkileyeceğini tartışıyordu.
Beyaz bereliler cinayetin hemen ardından ortaya çıktı. Uzun vadede ise bu olay vicdanlarda öyle mahkûm edildi ki bugün yeni Samastların ortaya çıkması o kadar da kolay değil gibi.
Tabii ama cinayetin nasıl işlendiği, arkasında kimlerin olduğu, ortamın nasıl hazırlandığı da göz önüne alınmalı. Burada ‘organize işler’ vardı. Bugün de Kafes Planı var, başka planlar var. Her an böyle bir şeylerin olabileceğini aklının bir köşesinde tutuyor insan. Böyle bir tedirginlik var, diye düşünüyorum.
İktidara baktığımızda da Ermeni açılımı yapan bir hükümet görüyoruz. Ama aynı hükümet DTP’liler doğuda seçim kazanınca ‘Ermenistan sınırına dayandılar, oraya dikkatle bakmalı’ diyor. Bu bir kafa karışıklığı mı, samimiyetsizlik mi yoksa başka bir şey mi?
Herhangi bir niyet atfetmek istemem. Ama şunu söyleyeyim, bu ülkede azınlıkların sorunları ilk kez bu hükümet tarafından bu kadar açıkça dile getirildi. Fakat bunlar dile getirmekle çözülen sorunlar değil, bunlar için adım atmak gerekiyor. Atılan adımların kâğıt üzerinde kalmaması gerekiyor. Başbakanın mütekabiliyetten bahsetmemesi gerekiyor. Çünkü mütekabiliyete tabi tutacağını söylediği kişiler kendi vatandaşları. Onun için buralarda atacağı daha çok adımlar var.
Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra Ermeni cemaati nasıl bir süreçten geçti. Şimdi daha mı tedirginler, yoksa daha mı güvende hissediyorlar kendilerini?
Hrant’ın öldürülmesi Türkiye için travmaydı ama Ermeni cemaati için gerçek bir travmaydı. Bu, kendi kimliğiyle ortaya çıkan gerçek insanların, Sartre’ın ‘sahici’ diyeceği insanların sonunun ne olduğunu göstermek üzere yapılmış bir şeydi. Fakat beklenen olmadı, Ermeni cemaati ve diğer azınlıklar içe kapanan, kamusal alana çıktıklarında da devletin söylediklerini onaylayan pozisyona bir daha geri dönmediler. Bir geri dönüş, içe kapanma, bir büyük göç olabilirdi ama olmadı. Bu onların azınlık olmaktan, vatandaş olmaya doğru önemli bir adım attıklarının göstergesiydi.
Siz bir Ermeni olarak hangi adımlar atılırsa bu ülkede huzur içinde yaşarsınız?
Önce nefret söyleminin ortadan kalkması, gerçek bir ayrımcılık yasasının çıkarılması gerekir. Gayrımüslimleri ya iç düşmanlar ya korunup kollanması gereken emanetler, geçmişin kalıntıları olarak görmek yerine eşit vatandaşlar olarak görmek gerekir. Hoşgörü söyleminin ne kadar yanlış olduğunu fark etmek gerekir. Hoşgörü eşitlik değildir. Osmanlı hoşgörüsünden bahsederken bunun hiyerarşik bir ilişkiye dayandığını da dile getirmek gerekir. Bugün hâlâ birçok insanda bilinçaltına kazınmış bir millet-i hâkime duygusu var. Bu anlayıştan kurtulmak gerekir. Yani yapılacak çok şey var…
‘Cemaat dışı evlilikler artıyor’
Ermeniler için dışarıdan birisiyle evlenmek hâlâ tabu mu?
Hayır, hiç böyle değil artık. Belki 90’lara kadar gerçekten böyleydi ama cemaat çok önemli bir sosyolojik değişime uğradı. Görünmez gettosunda yaşayan ve dışarıyla ilişkisini minimumda tutan cemaat kabuklarını kırdı, dış evlilikler de gerçekten çok arttı.
Dış evliliğe karşı olanlar “Bu dünyadan silinip gitmemek için böyle yapıyoruz. Bunu anlamak sizin için belki zor ama bizim sayımız gerçekten çok az” diyor. Buna karşılık siz ne diyorsunuz?
İç evlilik çok uzun zaman sosyal bilimciler tarafından da bir cemaatin belkemiği olarak kabul edildi. Bir cemaat dış evliliğe açılırsa kimliğini kaybedeceği bir ön kabuldü ve asimilasyonun en önemli göstergelerinden biri olarak algılandı. Ama bugün dış evlilik yapıldığı halde kimliğinden vazgeçmeyen insanların olduğunu görüyoruz. Dış evlilikle birlikte bir cemaatin yok olacağı ön kabulü bugün yaşadığımız geç modern dünyada geçerli değil. Biz bunu Batı örneğinden de biliyoruz dış evlilik yaptığı halde kimliklerini koruyan insanlar var. Dış evlilikten doğan çocukların da kimliklerini seçme şansı oluyor, çok daha melez bir kimliğe sahip oluyorlar.
Kafka’nın iki K’sı
Şato’daki K’yla Dava’daki K. iki farklı insan tipi. Dava’daki K, başına gelen her şeyi neredeyse kader olarak algılar, zaman zaman karşı çıkmayı düşünür ama bunun bir işe yaramayacağına inanır. Sonuçta pek de karşı koymadan ölür. Şato’daki K. ise şatodakiler kendisini sürekli dışladıkları halde, iyi niyetle kendisini hem şatoya hem şatonun etrafındaki halka kabul ettirmeye çalışır. Ortak dünyada kendisine bir yer bulma çabası içindedir. Bu çabası her seferinde engellenir ama hiçbir zaman savaşmaktan vazgeçmez. Şato’nun sonunda K’nın da hayatı bitkin bir şekilde sona erer. Ama Şato’daki K’nın ölümü onurlu bir ölümdür. Bir son değil bir başlangıçtır. Aynı Hrant’ın ölümü gibidir.
————-
Fethiye Çetin: ‘Kafes açılmadan çözülmez’
Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden üç yıl geçerken, faillerinin yargılandığı davada da 2,5 yıl geride kaldı. Ailenin avukatlarından Fethiye Çetin durumu ‘Gerçek faillerin bulunması konusunda üç yıl öncesine göre ilerlemiş değiliz, hatta umutlar açısından da geriye düştük” şeklinde özetliyor. Cinayet öncesinde ve sonrasında polisin ve jandarmanın uyum içinde olduğuna dikkat çeken Çetin bu uyumu devletteki gayrımüslimlere karşı zihniyete bağlıyor. Çetin, ‘Beşiktaş’ta üç sanığa sıkışan’ davadaki açmazın aşılması için neler yapılabileceğini anlattı…
Size göre davadaki açmazın aşılması için ne yapılması gerekiyor?
Biliyoruz ki Dink cinayetinin failleri şu önümüze getirilen sanıklar değil. Bunlar en alttaki tetikçiler. Cinayet planı çok daha örgütlü ve profesyonel bir yapının işi. Bu cinayeti aydınlatmak için, örgütün tamamına ulaşıp her türlü ipucu değerlendirilmeli, her türlü eylem incelenmeli ve bu soruşturma kapsamında değerlendirilmeli.
Yani davalar birleştirilmeli…
Sanıklarla ilgili burada bir dava, polislerle ilgili ayrı dava, Jandarmayla ilgili ayrı dava… Samsun’da, Trabzon’da, İstanbul’da ayrı dava… Bu şekilde yürümez. Dink cinayetine ilişkin her soruşturma bu mahkeme tarafından soruşturulmalı.
Cinayet öncesindeki eylemler incelenmeli derken, hangi eylemleri kastediyorsunuz?
Bu profesyonel planın bir hazırlık aşaması var. Hazırlık sürecindeki bütün eylemler incelenmeli. Dink’in hedef gösterilmesi, aleyhinde kamuoyu oluşturulması, bir nefret nesnesi haline getirilmesi, medyadaki haberler…
Sürecin bir de yargı boyutu var. Hrant Dink aleyhine hiçbir hukuki temeli olmayan davalar açıldı. Birileri bununla görevliydi… Hadi onlar görevliydi ama yargının bunu elinin tersiyle itmesi gerekiyordu. İtmedi. Savcı takipsizlik kararı vermedi, mahkeme somut hiçbir suç yok delili yokken ceza verdi. Yargıtay’daki süreci biliyorsunuz. Tüm bunlar bu sürecin son derece örgütlü bir şekilde hazırlandığını gösteriyor.
Kafes Planı soruşturması Dink cinayetinin aydınlanmasını sağlayabilir mi?
Kafes Operasyonu Eylem Planı çok dehşet verici… Bu plana baktığımda, amaçtı hazırlık safhasıydı, bunların hep bizim Hrant Dink cinayetiyle ilgili söylediğimiz şeyler… Dink cinayeti pat bu şablona oturuyor. Plan’da, Dink cinayetinden de operasyon olarak sözediliyor. Bu da önemli. İşte bu operasyon sözcüğünden yola çıkarak eylem planında imzası olan şahıslar sorgulanmalı. En önemlisi bu planın ön yüzünde ‘Uygundur, Kadir Paşa koordine etsin’ diye bir paraf var. Kadir Paşa kimdir, bir amiral, olur veren ise ondan da üstte biri. Bunun kim olduğu ortaya çıkarılmalı. Bu parafı atan ortaya çıkarılmadan Hrant Dink cinayeti çözülemez. O nedenle bütün bunlar birlikte ele alınmalı.
Siz Kafes Eylem Planı’yla ilgili hukuki bir adım atacak mısınız?
Biz yeni soruşturmaya müşteki olmaya karar verdik. Agos Gazetesi ve Dink ailesi olarak şikâyetçi olacağız, zorlayacağız, o konuda taleplerimiz var. Önümüzdeki hafta bu girişimlerimizi yapacağız.
Kaynak: Taraf