Hrant Dink Caddesi
Cengiz Aktar
19 Ocak münasebetiyle yapılanlar arasında en anlamlısı ‘Barış İçin Sanat’ grubunun www.barisicinsanat.org Ergenekon Caddesi’ni Hrant Dink Caddesi’ne dönüştüren korsan etkinlikti. Değişikliğin yakın zamanda resmen gerçekleşmesi mucize olur. Nitekim Şişli Belediyesi’nin caddeyi değil ama Agos’un yanı başındaki Şafak Sokak’ın adını değiştirme niyeti Büyükşehir tarafından sudan gerekçelerle reddedildi. Gayrimüslimlerin yaşadıklara yerlere verdiğimiz adlara bakınca Patrik Bartolomeos’un çarmıha gerilme benzetmesi yerli yerine oturuyor. Ermenilerin oturduğu Kurtuluş’ta Talat Paşa İlkokulu, Bozkurt mahallesi, Ergenekon caddesi…
‘Adam öldürmeyi oyun mu sandın’
Pazartesi’den beri millî pornografi zirvede. Facebook, Samast’tan sonra diğer millî kahraman Ağca hayranlarından geçilmiyor. Samast çıkınca bu marazî katilsever şehvet ne kertede olacak kim bilir. Katilliğe öykünmenin basın yoluyla ifşası suçtur, nefret suçu ve suça övgüye girer. Ceza Yasası 215. ve 216. madde kapsamına girer. Var mı uygulayacak makam?
Milletçe hafıza tazeliyoruz. Abdi İpekçi’nin katli 1980 darbesine giden yolda en ciddî kilometre taşlarından biriydi. Hrant’ın katli sonrasında benzer hesap tutmayacak sanki. Son ifşaattan askerin darbeden ziyade simülasyonu ile yetineceği anlaşılıyor.
Kazdağları’nda çevre tehdidi
Kazdağları’nda dağı, taşı, denizi, ovayı, insanı, hayvanı tehdid eden termik santral kurulmaması için Çanakkale Çevre Platformu www.egecep.org.tr kampanya başlatmış bulunuyor. Platform, kitabına uydurarak santrale yeşil ışık yakan Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporunu iptal ettirmeyi başarmıştı. ÇED’leri de değerlendirecek bağımsız bir kurula gerek olduğu açık. İptalin akabinde Lâpseki’de platform sözcüsüne Amerikan filmi tadında bir saldırı düzenlendi. Türkiye enerji açığını en kirli yöntemlerle karşılamaya adeta ant içtiği görüntüsü veriyor. Üstelik rüzgâr, güneş ve jeotermal gibi sürdürülebilir enerji kaynaklarının en bol olduğu Ege bölgesinde.
Norveç’e nota, İsrail’e fırça
Aybaşında Türkiye Norveç’e nota verdi. Bizdeki hükümet geleneğinde yurtdışında envai çeşit nedenlerden zorda kalmış vatandaşa sahip çıkmak çok ender görülür. Bu anlamda Döndü Tulum‘un vefatına sebebolan davranış karşısında tepki vermek neredeyse bir ilk. Ancak ifrata kaçtığı açık. Her ne kadar millî gurur okşandıysa da bu tip olaylara önce vatandaşın ailesi, mahkemeler ve o ülkedeki konsolosluk müdahale eder ve iş notaya kadar gelmez. Irkçı davranışta mütekabiliyet esası uygulansa diğer ülkelerden alacağımız nota sayısıyla baş edebilmek için hariciyede hususî bir birim kurulması gerekebilir.
İsrail ile yaşanan irili ufaklı sıkıntılar koltuk kriziyle azdı, ardından Savunma Bakanı Barak’ın ziyaretiyle şimdilik duruldu. Koltuk kriziyle burada oturup kalkarken iki önemli nokta gözden kaçtı. İlkin, Ayalon’un sefire davranışı en başta İsrail medyasında kınandı. Diğer nokta, milletçe pek beğendiğimiz bir televizyon dizisindeki Yahudi düşmanı ifadeler karşısında İsrail’de duyulan rahatsızlığa sefirin verdiği pişkin cevap. Özel yayınmış, basın özgürlüğü dolayısıyla bir müdahale yapılamazmış. Danimarka’da peygamber karikatürleri konusunda benzer bir cevap alınca nasıl da küplere binmiştik. Yahudi düşmanlığı dâhil nefret söylemine giren her suç önce ceza yoluyla sonra eğitim yoluyla engellenmeli. Yoksa bugün olduğu gibi hiddetimiz sırıtır.
Eğitim deyince, gelecek Çarşamba bizde de resmen kabul edilmiş olan Yahudi Soykırımı Holokost’u Anma Günü. Birleşmiş Milletler’in 2005’te ilân ettiği, Polonya’da bulunan Auşvitz toplama kampının Sovyet ordusu tarafından boşaltılmaya başlandığı gün olan 27 Ocak 1945’in yıldönümlerinde siz hiç burada tertib edilmiş bir anma töreni hatırlıyor musunuz?


