19 Ocak 2007 günü Hrant Dink öldürüldü…
Hrant Dink’in hedef alınması süreci 6 Şubat 2004 tarihli Agos gazetesinde yayınlanan, Sabiha Gökçen’in yetimhaneden alınmış bir Ermeni kızı olduğuna ilişkin haberin 21 Şubat 2004 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin manşetine taşınmasıyla başladı.
Genelkurmay’ın açıklamaları, Hrant Dink’in Valiliğe çağrılması, Agos gazetesi önünde yapılan gösteriler, Hrant Dink’e açılan soruşturma ve davalar, davalara tek elden çıkmış dilekçelerle müdahil olmaları ve adliye binasında linç girişimleri…
Her biri Hrant Dink’i katletme planının adımları olarak uygulamaya kondu.
19 Ocak 2007 günü Hrant Dink öldürüldü…
Öte yandan Baskın Oran ve İbrahim Kaboğlu’nun hazırladığı Azınlık Hakları Raporu nedeniyle raporun açıklanacağı basın toplantısında Kaboğlu’na saldırıldı. Fener Rum Patrikhanesi önünde, bir toplantı bahae edilerek protesto gösterileri yapıldı. “Ermeni Konferansı”nın yapılması idare mahkemesince engellenmeye kalkışıldı, Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek konferans ile ilgili olarak “Bu, Türk milletini arkadan hançerlemektir” dedi, 6-7 Eylül Sergisi basıldı, Trabzon İtalyan Katolik Kilisesi Rahibi Andrea Santoro öldürüldü.
Sevgi Erenerol 2006 yılında Genelkurmay Başkanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda misyonerlik faaliyetleri ve azınlıklarla ilgili seminerler verdi.
19 Ocak 2007 günü Hrant Dink öldürüldü…
Trabzon’da McDonalds bombalaması eylemini yapan Yasin Hayal cezaevinden çıktığında Erhan Tuncel’le ilişkisini sürdürdü. Her fırsatta büyük bir nefret beslediği Ermenilere yönelik eylem yapacağını söylüyordu. Trabzon emniyet ve jandarma istihbaratı Yasin Hayal’in Hrant Dink’i öldürme planlarına dair gelen istihbaratlara rağmen cinayeti önlemek için hiçbir şey yapmadı.
Trabzon’dan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne giden istihbarata rağmen, 2004 yılından bu yana Hrant Dink’in hedef alındığına dair birçok bilgi bulunmasına rağmen İstanbul Emniyeti de cinayeti önlemek için birşey yapmadı.
19 Ocak 2007 günü Hrant Dink öldürüldü.
Bu cinayet planının bazı oyuncuları bugün Ergenekon davasının sanıkları.
Yargıda adalet arayışları ise sonuçsuz kalıyor.
Bu cinayetin, milliyetçi duygulara sahip üç-beş gencin işi olduğuna inanmak mümkün değil. Bir biçimde emniyet ve jandarma bünyesine de sızmış, hukuk dışı bir güç ve yetki kullanan daha örgütlü bir yapının, bu üç-beş genci kullanarak bu cinayeti işlettiğine inanmak da mümkün değil. Genelkurmay Başkanlığından yargısal makamlara, hükümet sözcülerinden güvenlik birimlerine, medyadan paramiliter güçlere, tüm resmi/siyasi aktörlerin Hrant Dink’in öldürülmesinde, cinayetin önlenmemesinde, gerçek faillerin ortaya çıkarılmamasında sorumluluğu var ve bu sorumluları artık ortaya çıkarmak ve yargılanmalarını sağlamak gerekiyor.
Çünkü çeşitli soruşturmalar vasıtasıyla ortaya saçılanlardan, Hrant Dink cinayetinden bir operasyon olarak söz eden Kafes Eylem Planından görüyoruz ki, bu devletin ya da devlet içinde ve devlet adına güç ve yetki kullanan birtakım kişilerin Ermenilerle (aslında Türk ve/veya Müslüman olmayanlarla) bir sorunu var.
Avukat Fethiye Çetin ve Deniz Tuna’nın hazırladığı “Hrant Dink Cinayeti Üçüncü Yıl Raporu” cinayetin öncesi ve sonrasında yaşananları, Türkiye’de yaratılan atmosfer ve yatay bir kronolojik analiz eşliğinde anlatıyor. Hrant Dink cinayetinin neden yargılanmakta olan sanıklardan ibaret olamayacağını anlatan raporu bu linkte bulabilirsiniz.
Agos Gazetesi


