Oca 152010
 

Kürt sorununun çözümü için barış sürecinin gündemde olduğu, başka yolun mümkün olmadığının görüldüğü ve barışa gidecek adımların atıldığı günlerdeyiz. Tepkiler, korkular, kararsızlıklar bu süreci kesintiye uğratmamalıdır.

Biz derhal ve koşulsuz barış istiyoruz. Yıllarca sürdürülen politikalarının eseri olan düşmanlık ve ön yargıların, ırkçılığa ve linç girişimlerine varan yıkıcı sonuçlarını gidermenin başka yolu yoktur.
Savaşa, silahlanmaya, iç operasyonlara ve sınır ötesi harekâtlara ayrılan devasa bütçenin yoksulluğu, eşitsizlik ve adaletsizlikleri gidermek için kullanılmasını istiyoruz.
Yönetim kademelerinde görevli sivil ve asker bürokratlardan başlayarak, film yönetmeninden mahalle bakkalına, üniversite öğrencisinden oğlu askerde veya dağda olan anne ve babaya herkese, hepimize büyük sorumluluk düşmektedir.

Söylediğimiz ve yaptığımız her şeyle ya savaşın ve çatışmanın sürmesi için yıllardır içimizi yakan ateşe bir odun daha atacaksınız ya da barış için bir adım daha.

Savaş karşıtları olarak, önce ‘Barışa Bir Şans Verin’ dedik. Sınır ötesi operasyonlara karşı sokaklara çıktık. Sonra ‘Şimdi Barış Zamanı’ dedik, kampanyalar yaptık. Barış talebi kulakları sağır edercesine yükseldiğinde bu sözler ülkede büyük çoğunluğun dileği haline geldi.
Şimdi de dağ başlarından kent varoşlarına, fabrikalardan Bakanlık koridorlarına, filmlerden kitaplara umutlu bir bekleyiş var. Bunu görüyoruz. Bunu duymamak mümkün değil.

Öyleyse ‘Önce Barış!’ diyerek, barış ve diyalog sürecinin önündeki engelleri kaldıralım. Yıllanmış sorunları bir kenara bırakıp sınır kapılarını açmanın, yüksek duvarları yıkmanın mümkün olduğu bir dönemde, başka türlüsünün artık mümkün olmadığının anlaşıldığı bir konjonktürde halklarımız arasına düşmanlık bariyerlerinin konulmasına fırsat vermeyelim.

‘Barışmaya geldik’ diyen Kürt yurttaşlarımıza ‘Gelin barışalım’ demekten başka türlüsü düşünülebilir mi? 30 yılda çekilen acıları yarıştırmanın değil, acılarımızı birlikte sarmanın zamanının çoktan gelmiş olduğunu bilmeyen kaldı mı?

Bu ülkede elbette Irak’taki işgali, Afganistan’daki kıyımı, Filistin’deki zulmü nasıl savunanlar oldu ise, Kürt sorununun barışçı çözümünden yana olmayanlar da vardır. Hatta barış talebinin yükseldiği günlerde ‘dağa çıkıp savaşmaktan’ da söz edenler oldu ve olacaktır.

Barış adımlarını daha da kararlı atmaktan başka, silahını bırakanı kucaklamaktan başka çare var mı? Çatışmayla, operasyonla, savaşla, bombardımanla daha büyük acıdan başka hiç bir sonuç alınmadığını hepimiz biliyoruz.

Dünyada ve Bölgemizdeki savaşlara işgallere, halkları birbirine düşman eden politikalara karşı barışın ve adaletin bayrağını yükseltmek nasıl ki bir insanlık ve vicdan gereğiyse, ülkemizde çatışma ortamının sona ermesi, Kürt sorununun barışçı çözümünün geliştirilmesi, bu yöndeki sürecin önünün açılması için çalışmak da o kadar gereklidir.

Çünkü bir arada yaşamamızın başka yolu yoktur.
Barış sürecine, barış taleplerine sahip çıkalım. Savaşa, militarizme, ırkçılığa ve şovenizme karşı barışın ve kardeşliğin bayrağını yükseltelim.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu

© 2010 Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! Girişimi © Web sitesindeki içerik, kaynak gösterilerek kullanılabilir. Suffusion theme by Sayontan Sinha