Mar 212010
 

Cengiz Aktar

Ekim 2007’de, Temmuz seçiminden muzaffer çıkmış AK parti önünde yine bir ABD Temsilciler Meclisi karar tasarısı bulmuştu. Başbakan tasarının geçmesi halinde olacakları şöyle serdetmişti: ‘ABD, bölgedeki çok önemli müttefikiyle ortaklığında kayda değer azalma görür. Ermenistan da olumlu açılımlar ihtimalini kaybeder’. Tasarı geçti. Akabinde Başbakan atılacak adımlar arasında İncirlik anıldığında ‘Bunlar konuşulmaz, yapılır’ demişti. Sonunda Türkiye’nin ABD ile ortaklığında bir azalma görülmediği gibi son dönemde iyice derinleşti. Başbakan’ın ABD ziyaretini iptali konuşulurken 3 Kasım 2007’de ziyaret gerçekleşti. Ermenistan’ın kaybına gelince, o sıralarda yeni başlamış olan Protokol müzakeresi sürdü ve metinler geçen sonbaharda imzalandı.

Dünya meclislerinde 1965 yılından bu yana kabul edilen Ermeni Soykırım kararları sonucunda Türkiye bu 20 ülkenin hiçbiriyle ilişkisini bugün İsveç ile yaptığı gibi germedi. Hatırladığım tek ciddî gerginlik 1974’te Fransa’nın Marsilya’da Soykırım Anıtı’nın açılması sonrasında rahmetli Hasan Esat Işık’ı geri çağırmasıydı. Buna mukabil Başbakan, bu 20 ülke arasında Kıbrıs Cumhuriyeti ve Ermenistan dışındakilerin hepsine, hem de birkaç defa ziyarette bulundu. Ekonomik ilişkilerde hiçbir değişiklik olmadı, silâh ihalelerinden men edilen Fransa dahi artık ihalelere çağrılıyor.

Sert ama etkisiz diplomasi

Hükümet tepkilerinde eskiye oranla bir sertleşme olduğu aşikâr. Kaygı verici olan ikna ve diyalog iddiasında olan bir dış politikanın birdenbire kadim reflekslerine geri dönmesi. Ardı ardına Vaşington ve Stokholm sefirlerinin istişare için geri çağrılması; Vaşington sefirinin geri gönderilmesini altkomitede alınan kararın Genel Kurul’a inmemesi garantisi gibi imkânsız bir talepte bulunulması; Stokholm ziyareti ile ikili zirvenin tehir değil iptal edilmesi; işdünyasına bu ülkelerle ilişkilerinin soğutmaları yönünde verilen tavsiyeler; tüm bu ‘sert tepkiler’ sert ama boş.

Zira sonunda yine Başbakan ABD’ye gidecek, sefiri de yanında götürecek ve orada muhtemelen Ermenistan konusunda önemli görüşmeler yapacak. AB’deki en önemli destekçimiz İsveç ile ilişkiler normalleşecek. Ermenistan ile Protokoller en azından seçim sonrasına kadar rafa kalkacak ama Vaşington ziyareti sonrasında Türkiye’nin bir-iki anlamlı jestle güven tazelemeye kalkışmasını beklemeliyiz.

Bugünkü gayriciddî retorik köklü bir kurum olan hariciyeyi yıpratma potansiyeli taşıdığı gibi hükümetin bu hassas konuda kurusıkı tehditler savurmaktan başka bir şey yapamayacağına da işaret ediyor. CHP/MHP’nin bu konudaki değişmez ittihatçı çizgisiyle tam uyum gösteren Başbakan kamuoyunu gerdiği gibi aynı perdesiz ve kendinden emin ifadelerle dünya kamuoyuna konuşuyor, Ermenistanlıları tehcirle tehdit ediyor, ayıplayana köpürüyor ve konuştukça beter ediyor.

Oylamalarla ilgili ‘itibarı yok’, ‘diaspora şov yapıyor’, ‘yakışmıyor’, ‘tarih önünde sorumlu olursunuz’, ‘komedi’ gibi hakaret ile tehdit arasında gidip gelen cahilâne ifadeler, keza bu oylamaların basit bir iç siyasî hesaba indirgenmesi, meselenin ne kadar bilinçsizce ele alındığını gösteriyor.

Hükümet 2007 yazında Ermeni meselesinde 90 küsur yıllık resmî ezberi bozabilecek bir adım attı. Muradı ne olursa olsun bu adım önemliydi. Ama arkasını getiremedi. Şimdi esip gürlemeyi, fırça/posta atmayı, onur/gurur nöbetlerine girmeyi bir an evvel bırakıp sakinleşmesi, mevta olmuş Protokollerin dışında bir ara yol bularak Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmeyi yeniden gündeme getirmesi gerekiyor. Bu esnada 1915 konusunda resmî inkâr hikâyelerinden ve ittihatçı masallardan farklı birkaç kitaba da başvurabilir. Zira bir yanda Türkiye’nin değişiminden dem vurmak diğer yanda ittihatçıların marifetlerini olumlamak mümkün değildir. Keza ittihatçı zihniyetin ‘mürteci’ veya ‘gâvur’, farklı kurbanları arasında tercih yapmak da mümkün değildir.

© 2010 Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! Girişimi © Web sitesindeki içerik, kaynak gösterilerek kullanılabilir. Suffusion theme by Sayontan Sinha