Tem 272010
 

F. Levent Şensever

Başbakan Meclis’in kürsülerinden birine çıkıp, 12 Eylül darbecilerinin yaşam haklarını gasp ettiği o gencecik yürekler için ağıt yaktı. Samimi miydi? Doğrusu ben de bu konuda kuşkuluyum. Ama bunu hiç dert etmiyorum. Zira 12 Eylül’ün Meclis’teki bir kürsüden bu şekilde teşhir edilmiş olması bile tek başına tarihi öneme sahip. Dolayısıyla bu konuda asıl mesele başbakanın samimi olup olmadığı değil, 12 Eylül darbesi ve bu zihniyetin insanlık dışı yüzünün Meclis’in bir kürsüsünden, üstelik de iktidar partisi tarafından kamuoyunun gündemine taşınmış olmasıdır.

Erdoğan bu konuda samimi olmayabilir, ama bunu en azından belli ki oy kaygısıyla tabanına yönelik olarak yapıyor ki, bu da solun üzülmesi değil sevinmesi gereken bir durum. Zira bu, Erdoğan’ın Ak Parti tabanının insan haklarına duyarlı, darbecilere ve idama karşı olduğunu düşünüyor olduğu anlamına gelir. Ya da Erdoğan en azından (darbecilere karşı çıkan) bu yaklaşımıyla siyasi açıdan prim yapabileceğine inanıyor demektir ki, bu da değişim açısından pozitif bir anlam taşır.

Peki, sol ne tepki veriyor? Başbakanın gözyaşları ve tepkisinin patent hakkı bizde havasındalar! Dolayısıyla Erdoğan’a verip, veriştiriyorlar. Siz bu tepkileri verecek adres değilsiniz! Nasıl olur da benim vermem gereken bir tepkiyi siz verirsiniz? Bu samimiyet değil!

Peki, ama eğer sen 12 Eylül karşıtlığında samimiysen, o zaman 12 Eylül anayasasının (yetersiz de olsa) değiştirilmesine niye karşı çıkıyorsun? Kısacası Erdoğan’ın bu konuşması ve gözyaşları, samimiyet bir yana, deyim yerindeyse solu ters köşeye yatırmış ve siyasi açıdan gerçek dünyayla karşı karşıya bırakmıştır. Bu bakımdan siyasi manevra açısından son derece başarılı olduğu söylenebilir. Çünkü solu silkeleyip, elinden en önemli silahını almış, mağdur gibi davranıp, suya sabuna dokunmadan “12 Eylül’e karşı tepki verme ve değiştirme tekeli bizde” havasıyla meseleyi geçiştirme çabasını boşa çıkarmış ve siyasetin gerçek zemininde oynamaları gerektiğini göstermiştir.

Artık solun Erdoğan’ın samimi olup olmadığını sorgulamayı bırakıp, kendisinin 12 Eylül travmasından sıyrılarak, değişim konusunda ne kadar samimi olduğunu kanıtlamasının zamanıdır. Bu ise itiraz ederek ve mızmızlanarak değil, değişim yönünde net bir tutum alınarak sağlanır.