Anadilde eğitim
Kürt sorununu çözmenin püf noktalarından biri anadilde eğitimin altyapısını oluşturmak. Önceki yazılarda silah bırakma sürecinin ne kadar zahmetli olduğundan söz etmiştik. Kuzey İrlanda gibi avuçiçi kadar yerde bile onüç yıl sürmüş. Anadilde eğitim ise çok daha uzun erimli bir iş. Parametreleri belli olmadığı gibi bugün karar alınsa öğretmen bulmak ne bölgeyle sınırlı bir tedrisat ne de ülke çapında bir tedrisat için mümkün. Dolayısıyla şimdiden üzerinde düşünmeye ve planlanmaya başlanması gereken bir konu. Ve elbette tıpkı silah bırakma konusunda, ha keza adem-i merkeziyetçilik konusundaki gibi anadilde eğitim ile ilgili kamusal düzeyde bir tartışma dahi yok. Eğitim-Sen’in Haziran 2003′te gerçekleştirdiği Anadilde Eğitim Sempozyumu bildirilerini biraraya getiren iki cilt kitap ve İstanbul Kürt Enstitüsü’nün 2003′te hazırladığı Dil Hakları ve Dil Politikaları adlı çalışma dışında ise dişe dokunur bir Türkçe kaynak yok.
Konu geçenlerde Başbakan’ın ‘sivil kesimle toplantı’ zincirinde kadınlarla yapılan toplantıda konuşulmuş. Başbakan, farklı (ne demekse) kesimlerle diyalog toplantılarını neden yapar anlamak imkânsız. Netameli konularda bir diyalog adamı olmamasına, yurtdışındaki örnekler konusunda ya bihaber ya yetersiz bilgiye sahip olmasına rağmen konuşmayı seviyor. Toplantılar umumiyetle azar, kestirip atma, alınan önlemleri çözüm zanneden ve bitmek tükenmek bilmeyen bir övünme monoloğu tadında sürüp gidiyor. Önüne koyulan metinle verilen tepkilere ve sorulan sorulara verdiği cevaplar arasında gece ile gündüz gibi fark var. İşte geçen ay ortasında ‘kadınlar’ ile yapılan toplantı buna iyi örnekti. Katılımcılardan ‘Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği’ başkanı Pınar İlkkaracan şöyle diyor: ‘Anadilde eğitim konusundaki önerilerine Almanya’da eyaletlerde bu uygulamaların olduğunu söyledim, Başbakan lafımı kesip ‘Almanya’da böyle bir şey yok, burada insanlara doğruları söyleyin. Ben bunu Merkel’den talep ediyorum’ dedi. Başbakan Almanya’daki Türkiyeliler için anadilde eğitim istiyorsa bunu Türkiye’de Kürtler için de savunmalı.’ Elbette öyle, öte yandan Almanya’da mesele Başbakan’ın iddia ettiği gibi değil.
Dışlama, asimilasyon, entegrasyon
Almanya ‘gastarbaytır’larını nihayet entegre etme kararı alıyor. Artık oralı olmuş ‘ötekilerin’, yaşadıkları ve çalıştıkları topluma aidiyet duygularını pekiştirmenin gereğini kavramış. Bunu yaparken onların çoğul bir kimlikle Almanyalı olmalarını esas alıyor. Bu süreç pürüzsüz işlemese de felsefesi bu. Türkiye ise Kürtleri ve Türk dışında kalan herkesi asimile ederek eritmeye çalışıyor ama Başbakan dönüp Almanların çabalarına asimilasyon diyor, asimilasyon da insanlık suçudur diyor ve Almanlardan Türkçe okul istiyor. Pekala tartışmanın esas muhatapları ne istiyor? Almanya’daki Türkler de, Türkiye’deki Kürtler de entegre olmak, yaşadıkları yere vatandaşlık bağlarıyla ve farklı kimlikleriyle bağlı olmak!
Bakın Alman Türk Toplumu başkanı Kemal Kolat Almanya’da Türk okulu açılsın diyen Başbakan’ın çıkışına ne diyor: ‘Almanya’da eğitim, eyalet eğitim bakanlarının işi. Anayasa’ya göre, özel okul açmak mümkün. Okullara Alman devleti katkı verir, Türkiye’nin katkısına gerek yok. Başbakan’ın söylediği, ‘Türk çocuklarının eğitimleri iyi gitmiyor, önce Türkçe sonra Almanca öğrensinler’ yaklaşımı, bilimsel olarak geçersiz. Çocuk 3-5 yaş arası 3-4 dili aynı anda öğrenebiliyor. Almanya’daki Türklerin beklentisi, bir iki tane Türk okulu açılması değil. 600.000 öğrencimiz var, kaç okul açacaksınız? Mesele Türkçe’nin Alman eğitim sistemi içerisinde yer almasının sağlanmasıdır.’ Buyurun size Kürtçe anadilde eğitim için bir-iki çözüm önerisi…
‘Kürtçe de öğretilsin’ diyeni paylarken Türk okulu açılması konusunda bilgi sahibi olmak, sorunlara orada ve burada çözüm üretmek açısından önemli. Eğitim hakikaten şart!
