Cengiz Aktar

Tezatlar ve tutarsızlıklar ülkesinde mesai Ramazan dolayısıyla azalmış değil. Önce geçen hafta Vatan’da Kemal Göktaş önemli bir habercilikle, Strazburg Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görülmüş olan rahmetli Hrant Dink‘in katli ile ilgili duruşmada Türkiye’nin yaptığı savunmanın tüyler ürpertici içeriğini dünya âlemin gözleri önüne serdi. Ardından Hristiyan aleminin en önemli yortularından olan 15 Ağustos Meryem Ana (Panagia) günü münasebetiyle, Trabzon Sümela Manastırı’nda seksen sekiz yıl sonra ilk kez, Yunanistan ERT televizyonundan canlı yayınlanan bir ayin yapıldı, dualar edildi. Bir yanda eski, savunmacı, dünyadan kopuk ve kendi ayağına kurşun sıkan bir Türkiye, diğer yanda mirasına sahip çıkan, özgüvenli, kozmopolit bir Türkiye. Tam bize yakışır bir çift kişilik!

Beyhude savunma

Ayrıntılarını Vatan’da okuyabileceğiniz yüzkızartıcı savunmada, hükümet kabaca şunu söylüyor: Hrant Dink, kullandığı nefret söylemiyle katlini hazırlamıştır! İfade elbette bu değil ama kullanılan üslûp ve nefret söylemi bağlamında AİHM içtihadından verilen emsal, maktulun cezasını hakkettiğine getiriyor: ‘Dink Türklüğü aşağıladı, nefret söyleminde bulundu. Bu tür yazılar halkı tahrik eder, kamu suçu oluşturur.’ Hrant’ın yazısına AİHM içtihadında emsal verilen ise Alman neo-Nazi partisi lideri Kuhnen‘in nefret söylemi!

Her ne kadar tahammülfersa olsa da bunlar ilk kez duyulmuyor. Hrant katledildiğinde bir dolu insan gözümüzün içine baka baka ‘oh olsun’ dememiş miydi? Dolayısıyla mesele bu değil. Hrant’ın katliyle ilgili süren davada taammüd, ihmal, göz yumma şüpheleri ayyuka çıkmışken, memlekette ve memleket haricinde kamu vicdanı katlin neden ve kimler tarafından azmettirildiğini aşağı yukarı tahmin ederken bu beyhude savunma neyin refleksi?

AİHM’deki savunma Adalet Bakanlığı’na ait. Bakan Sadullah Ergin Hürriyet’e verdiği demeçte şahsen bu savunmanın ruhuna kendisi katılmasa da bürokratını koruyor. Kanaatim odur ki, bakanın savunmadan haberi bile olmamıştır. Ama bürokrasi çalışmış, hedefine ulaşmış. Sorun Adalet Bakanı’nın yapılan hatayı, yersiz ve kıyası kabul edilemez bir AİHM içtihadına dayandırarak meşru göstermeye çalışmasında. HSYK’nın yaz kararnamesinde neo-ittihatçı zihniyetin karşısında ilkeli duran Bakan aynı zihniyetin kurbanı bir Ermeni yurttaş olunca farklı bir tavır sergileyebiliyor. Durumun vahametinden rahatsız olan Cumhurbaşkanı hafta başında Hrant’ın katlindeki ihmalden söz ediyordu. Keza Dışişleri Bakanı benzer bir hassasiyetle bu savunmayı kabul edilemez buluyordu. Hrant’ın bir an evvel aklanmasının ve İstanbul’da süren davada artık adaletin vaktidir.

Sümela’da Meryem yortusu

Geçen yıl Sümela’da yapılmak istenen tören engellenmiş ve arbede yaşanmıştı. Daha önce 1997′de ‘Din, Bilim ve Çevre’ başlıklı bir toplantı münasebetiyle Trabzon’a gelen Ekümenik Patrik Bartolomeos ve Rahmi Koç’un başında bulnduğu heyetin karaya çıkmasına bile izin verilmemişti. Trabzon’un adı Hrant’ın katli öncesi ve sonrasında hayırla anılmaz olmuştu. Bugün ise tamamen farklı bir imaj sergilendi kentte. Ne âlâ.
Türkiye’de tabular böyle kırılıyor. Son ana kadar direnç, küfür kıyamet, binbir türlü komplo teorisi, akabinde istenmeyen olayın birdenbire oluşmasıyla gelen sükûnet ve normalleşme. Ne yıkılma, ne bölünme, ne Trabzon’da kurulan Pontus Devleti, ne İstanbul’da kurulan Ortodoks Vatikanı! Basit, içten, samimî bir ibadet; hasret ve duygu yüklü anlar; vicdanî bir duruş. Daha ne olsun.
Darısı 19 Eylül’de bir diğer dev tabu olan Akhtamar Kilisesi’nde 19 Eylül’de yapılacak ayinin başına. Sümela ayinindeki ve artık Anadolu’nun pekçok kentinde gerçekleşen kilise restorasyonu sayesinde yapılabilen ayinlerdeki dualar, keza mübarek Ramazan ayında edilen dualar da tüm vicdansızların islâhına…

 
© 2010 Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! Girişimi © Web sitesindeki içerik, kaynak gösterilerek kullanılabilir. Suffusion theme by Sayontan Sinha