Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu “Devletin ideolojik aygıtı” olarak tanımladığı medyanın, “Irkçılık, etnik ön yargı, zenofobi (yabancı korkusu-nefreti), antisemitizm” gibi kavramlar üzerinden nefreti yeniden ürettiğini ya da pompaladığını söyledi. Ana akım gazetelerinin nefrete katkı payları oldukça büyük olduğun belirten İnceoğlu, “Genel tabloya baktığımızda birkaç örnek dışında genelde ‘nefret zengini’ bir medyamız var” dedi.

Kürt sorununun çözümü ve yasaklarla dolu anayasanın yerine yeni bir anayasa tartışmaları devam ederken, seçim sonrasında tutuklu vekillerin serbest bırakılmaması ile başlayan ve Silvan’daki çatışmada 20 askerin yaşamını yitirmesi ile Kürtlere yönelik linç kampanyasına dönüşen süreçte siyasetteki olumlu gibi görünen hava tersine döndü. Bu süreçte özellikle hükümet yetkililerinin açıklamalarından sonra medyada da olayları daha da büyüten, nefret ve kışkırtıcı dil kullanılmaya başlandı. Caz Festivali’nde sanatçı Aynur Doğan Kürtçe şarkı söylediği için saldırı yapılmasına, yine İstanbul’un Zeytinburnu İlçesi’nde Kürtlere yapılan saldırılarla bir linç kampanyasının başlamasında etkili olan medyanın kullandığı dili, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, DİHA’ya değerlendirdi.

‘Medya nefreti yeniden üretiyor’

Devletin ideolojik aygıtı olan medyanın, kendi gündemini yaratırken, toplumsal bağlamdan kopuk bir bombardıman halinde, hem örtük hem açık biçimde, sinsice çalıştığını dile getiren İnceoğlu, medyanın ırkçılık, etnik ön yargı, zenofobi (yabancı korkusu-nefreti), antisemitizm gibi kavramlar üzerinden nefreti yeniden ürettiğini ya da pompaladığını söyledi. Medyanın olumsuz, alaycı ifadeler, küfür, hakaret, aşağılama, abartı taktiklerine başvurarak “öteki”leştirdiği ve “hedef” haline getirdiği grupları kamu güvenliğini tehdit edici “potansiyel risk ve tehdit saçan öcüler” gibi sunduğunu kaydeden İnceoğlu, bunun toplumdaki “öteki” gruplara karşı yargı ve önyargıya neden olduğunu vurguladı.
Prof. Yasemin İnceoğlu, medyanın kullandığı taraflı dile, gazetelerin attığı, “Ermeniler Kudurdu”, “Mişon ahlaksızlığı”, “Göster şu Avrupalıya Türk’ün kim olduğunu”, ” Yedin mi Türk’ün lokumunu hırbo İngiliz…”, “Rumlar kudurdu Patrik’ten inciler”, “Hain İsveç”, “Küstah Siyonist” başlıkları örnek gösterdi.

‘Ana akım gazetelerin nefrete katkı payları oldukça büyük’

Sosyal Değişim Derneği’nin, “Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl, 10 Örnek” projesi kapsamında ulusal gazetelerdeki haberleri, “Etnik, cinsiyet, ulusal özellikler, din, siyasi eğilim, eğitim, toplumsal statü, cinsel yönelim” açısından taradıklarını belirten İnceoğlu, “Ana akım gazetelerin nefrete katkı payları oldukça büyük. Çalışmaya göre; Türkiye, Cumhuriyet, Yeni Şafak, Milli Gazete, Vakit ve Zaman gazetelerinde inançlara yönelik nefret söylemi daha yoğun yer alıyor. Yeniçağ ve Ortadoğu gazetelerinde ise etnik ayrımcılık, ırkçı ve ulusal kimliklere yönelik nefret söylemi daha ağırlıkta. Cinsel yönelimlere ilişkin nefret söylemi her gazetede yer alıyor. Genel tabloya baktığımızda birkaç örnek dışında genelde ‘nefret zengini’ bir medyamız var” şeklinde konuştu.

‘Çocuklar popülizme kurban ediliyor’

Medyanın en büyük ihmalinin çocuklarla ilgili haber yaparken “Kurban çocuklar”ın kimliğini açıklaması ve tüm ayrıntıları ana sayfadan, iri puntolarla canlandırarak anlatması olduğuna dikkat çeken İnceoğlu, “Popülizm ve görselliğe yenik düşerek cinayetleri magazinsel boyutuyla ele alma” olarak değerlendirdiği bu tür habercilik ile cinayetlerin sıradanlaştırılıp normalleştirildiğine vurgu yaptı.

‘Çocuk hakları odaklı habercilik eğitimi verilmeli’

Halkın “bilme hakkı”nın ihlal edilemeyeceğini ifade eden, Prof. İnceoğlu, ancak çocuk hakları ve çocuğun korunması gibi hususların da ihlal edilerek gazetecilik yapılamayacağını kaydetti. Sorunun, gazetecilerin eğitiminden kaynaklandığını ifade eden İnceoğlu, “Çocuk hakları odaklı habercilik eğitiminin yalnız yerel değil, ulusal medya çalışanlarına da verilmesi gerekiyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin ‘Çocuk, cinsel saldırılar, sarsıcı durumlar ve suçlu yakınları’ bölümlerinde belirtilen hususların, Kayseri’de öldürülen çocukların haberleştirilmesinde medya tarafından ihlal edildiğini görüyoruz. Hatta bazı etik ilkeler (Çocuk Hakları Bilgi Ağı’nda olduğu gibi) cinsel istismar veya sömürü söz konusu olduğunda çocuğun adının değiştirilmesi ve görüntünün gizlenmesini öneriyor” dedi.

‘Hükümetin açıklamaları toplumsal linçte etkili 

Son dönemde özellikle Kürtlere yönelik toplumda artan nefretin nedenleri arasında hükümetin açıklamalarının etkisi olduğunu vurgulayan İnceoğlu, hükümetin açıklamalarında seçmen iradesini hiçe sayıldığına dikkat çekti. Hükümetin, “Kürt siyasetini değersizleştiren ve itibarını zedeleyen türden” açıklamalar yaptığını ifade eden İnceoğlu, iktidarın seçim sonrası yapılan “balkon konuşması”nda kullanılan barış dilini özellikle bu kritik dönemde koruması gerektiğini vurguladı.

‘Medya kelimelerin ve imgelerin gücünü doğru kullanmalı’

Barış dilinin oluşması için yasal mevzuatın ve özel yasaların çıkarılmasının tek başına yeterli olmayacağını ifade eden İnceoğlu, şunları belirtti: “Nefret suçları” ile ilgili olarak, “Gerek Avrupa ülkelerinde gerek ABD’de bu konuda yapıldığı gibi, ülkemizde de verilerin toplanmasına ve en önemlisi bu verilerin kamuoyuyla paylaşılmasına, yargı ve medya çalışanlarının eğitimine, nefret mağdurlarına rehabilitasyon desteği sağlayacak düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bu konuda en büyük görevlerden biri de medyaya düşmektedir, medya ‘biz’ ve ‘onlar’ kutuplaşmasını güçlendirmekten ziyade; karşılıklı anlayış, saygı, kimlikler/kültürlerarası diyalogu sağlıklı sürdürebilmek adına kelimelerin ve imgelerin gücünü doğru kullanmalıdır” dedi.

‘Ötekilerle bir arada yaşama kültürünün gelişmesi lazım’

Toplumsal nefretin bir eğitim ve zihniyet sorunu olduğuna işaret eden İnceoğlu, bir arada yaşama eğitiminin okul öncesi ailede başladığını, okulda ve ders kitaplarında devam ettiğini ifade etti. Toplumda içselleştirilen “bizlik” tanımının “Biz Türk’üz, Müslüman’ız, heteroseksüeliz, muhafazakârız vs.” şeklinde olduğunu belirten İnceoğlu, bu nedenle “ötekiler” algısının yaygın olduğunu söyledi. İnceoğlu, “Bunun kırılması ve ötekilerle bir arada yaşama kültürünün gelişmesi lazım, bu da hiç kolay bir şey değil kısa vadede” diye kaydetti.

Kaynak: DİHA

© 2010 Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! Girişimi © Web sitesindeki içerik, kaynak gösterilerek kullanılabilir. Suffusion theme by Sayontan Sinha