Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Ağı (EMHRN) Örgütlenme Özgürlüğü Çalışma Grubu, geçen hafta ‘Türkiye’de Azınlık Haklarını Savunan Grupların Örgütlenme Özgürlüğü’ başlıklı bir rapor yayımladı. Raporu kaleme alan Nurcan Kaya, Kürt, gayrimüslim ve eşcinsellerin örgütlenme hakkına, karşılaştıkları engellere, devletin bu alanda geçmişte ve bugün sergilediği tutuma ışık tutuyor. Daha önce ‘Türkiye’nin Eğitim Sistemi’nde Azınlıklar’ adlı bir rapor da keleme almış olan Nurcan Kaya’yla, gayrimüslimlerin örgütlenme özgürlüğü ve yeni anayasada azınlık hakları üzerine söyleştik. 

• Geçmişte gayrimüslimlerin örgütlenmesi önünde ne gibi yasal engeller vardı, bugün durum ne?

1980 darbesinden 3 yıl sonra kabul edilen Dernekler Kanunu, o dönem kabul edilen pek çok kanun gibi örgütlenme hakkını neredeyse kullanılmaz hale getiriyordu. Durum azınlıklar açısından daha ağırdı, zira kanunun 5. maddesi, “kurulması yasak olan dernekler” arasında “bölge, ırk, sosyal sınıf, din ve mezhep esasına veya adına dayanarak faaliyette bulunmak” ve “Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde, ırk, din, mezhep, kültür veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek” amacını taşıyan dernekleri sıralıyordu. Ancak, 2004 yılında kabul edilen yeni Dernekler Kanunu ile pek çok yasakla birlikte bunlar da kalktı ve gayrimüslim azınlıklar dahil, ülkedeki pek çok etnik ve dinsel topluluk dilini, kültürünü korumak için dernekler kurmaya başladı.

Vakıflar konusunda ise durum farklı. Vakıflar Kanunu’nun 101. maddesine göre belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz. Örneğin Kurtuluş Protestan Kilisesi Vakfı mahkemece bu maddeye dayanılarak tescil edilmedi ve bu karara karşı yapılan temyiz başvurusundan da bir sonuç alınamadı. Gayrimüslim vakıfların mülkiyet ve yönetim sorunlarına dair yasadan kaynaklı sorunlar da tam olarak çözülmüş değil.

• Örgütlenme özgürlüğünün engellenmesi gayrimüslimler açısından ne gibi sıkıntılar yaratıyor?

Türkiye’de azınlıkların ülkenin yönetimine katılmasını sağlayacak merkezi veya yerel bir mekanizma yok. Azınlıkların dillerini, kültürlerini korumak, geliştirmek için faaliyet yürüten devlet destekli bir kurum da yok. Ayrıca, azınlıklara yönelik ayrımcılığı araştıracak, rapor edecek ve ayrımcılığın ortadan kalkması için politika oluşturulmasına katkıda bulunacak bir eşitlik kurumu da yok. Bu konuların tamamında iş azınlık dernek ve vakıflarına kalıyor maalesef.

• Reformların hayata geçmesi için atılması gereken adımlar neler?

Yapılan reformlar yeterli değil. Reformların hayata geçmesi için artık dilimize pelesenk olmuş bir şey gerekiyor: Zihniyet değişikliği. Dernekler Masası’na dernekleri denetleme yetkisi tanınıyor ancak derneklerin sık sık denetlenmesi, hatta dernek yöneticilerinin Dernekler Masası görevlilerince faaliyetleri nedeniyle ‘nazikçe uyarılmaları’, dernek yöneticilerinin istihbarat görevlileri tarafından ‘dostça’ ziyaret edilmesi, mevzuattan değil, azınlıkları ve örgütlenmelerini bu ülkeye tehdit olarak gören zihniyetin tam olarak değişmemiş olmasından kaynaklı. Bazı derneklere sürekli olarak yurtdışından yardım alıp almadıkları soruluyor.

• Anayasada azınlıklara yönelik ne tip bir düzenleme yapılabilir? Lozan’dan gelen haklar sizce azınlık toplumları için yeterli mi?

Anayasanın tüm vatandaşları eşit haklara sahip bireyler olarak tanımlayacak, etnik referanslardan arındırılacak şekilde değiştirilmesi, azınlıkların korunmasına ciddi bir katkı sağlar. Ayrıca pek çok ülkenin anayasası azınlıkların dillerinin, kültürlerinin korunmasının devletin görevi olduğunu vurguluyor. Böyle bir vurgunun yeni anayasada yer alması, mevcut durumu göz önüne alınca elzem hale geliyor. Lozan Antlaşması’nın kabul edilmesinden bu yana, azınlık haklarının korunması konusunda uluslararası hukukta ve pek çok ülkede uygulamalar çok ilerledi. Lozan Antlaşması, örneğin ayrımcılık yasağı ve devletin pozitif yükümlülükleri konusunda oldukça yetersiz kalıyor. Ayrıca, azınlıkların dillerinin, kültürlerinin korunması, azınlıkların kamusal hayata ve ülkenin yönetimine katılması konusunda devletin alması gereken tedbirler konusunda gerekli düzenlemeleri içermiyor. Kaldı ki Lozan’daki düzenlemeler dahi tam olarak hayata geçirilmiyor ve ülkedeki tüm etnik ve dilsel azınlıklara uygulanmıyor. Bu nedenle devletin azınlık hakları konusunda artık Lozan cenderesinden kurtulması ve uluslararası sözleşmeler ve düzenlemeler ile demokratik ülkelerdeki mevzuat ve uygulamaları referans kabul etmesi gerekiyor.

Kaynak: Agos

» Raporu indirmek için tıkla

   
© 2010 Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! Girişimi © Web sitesindeki içerik, kaynak gösterilerek kullanılabilir. Suffusion theme by Sayontan Sinha