10-14 Eylül tarihleri arasında, Avrupa Irkçılık Karşıtı Taban Örgütleri (EGAM) ağı tarafından Paris’te düzenlenen Nazi zulmü, Holokost tarihi ve güncel yanlarını ele alan beş günlük seminere Avrupa’nın 27 ülkesinden toplam 50 kadar aktivist katıldı. Etkinliğe ben de Türkiye’den EGAM’ın üyesi olan Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe girişimi adına davetliydim.
Seminerde Avrupa’nın birçok üniversitesinden saygın tarihçi ve konunun uzmanı akademisyenler sunum yaptı. Teori, yaşanan zulüm, anılar, adalet, güncellik ve geleceğe ilişkin perspektifler olarak kategorilere ayrılan konular arasında, “Nazilik nedir?”, “Antisemitizmin tarihi”, “Nazi zulmünün günümüzde anlamı”, “Yükselen Antisemitizm ve ırkçılığa karşı mücadele”, “Soykırım ve insanlığa karşı işlenen suçlarda inkârcılık, “Holokost anısının yaşatılması” gibi tematik başlıklar yer aldı.
Seminerde, Yahudi soykırımıyla birlikte Roma ve Sinti halkına karşı işlenen soykırım da ayrıntılarıyla ele alındı. Nazi Almanya’sında ve işgal edilen topraklarda gerçekleşen zulmün yanı sıra diğer ülkelerden örneklere de yer verildi. Güney Afrika’daki apartheid rejimi, Ruanda’da Tutsi halkına karşı gerçekleştirilen soykırım, Kamboçya’da Kızıl Kmerlerin gerçekleştirdiği kıyım, Srebrenitsa’da Sırplar tarafından gerçekleştirilen soykırım; Osmanlı toprakları ve Stalin döneminde yaşanan kıyımlardan örnekler verilerek, Holokost*, Jenosit, insanlığa karşı işlenen suçlar, savaş suçları gibi terimlerin anlamı ve hukuki boyutu üzerinde tartışıldı. Önemli tartışmalardan biri de Holokost’un diğer soykırımlarla ayrıştığı noktalar; Nazilerin “Nihai Çözüm” ideolojisi sonucu gerçekleşen Yahudi soykırımının diğer Holokost kurbanlarına karşı gerçekleştirilen soykırımlardan kategorik olarak farklı olup olmadığı üzerineydi.
Etkinlikte duygusal olarak doruğa çıktığı an ise, Auschwitz kampından kurtulan bir Yahudi’nin anılarını aktardığı oturum oldu. Kamptan kurtulan Raphaël Esrail, günümüzde Fransa’da faaliyet sürdüren Auschwitz’e Sürülenler Birliği örgütünün başkanlığını yapıyor ve ilerlemiş yaşına rağmen, soykırım anılarını canlı tutmak üzere çalışmalarını sürdürüyor. Seminerin Shoah Anısının Yaşatılması Vakfı’nın** binasında gerçekleştirilmiş olması da ayrı sembolik bir anlam taşıyordu. Paris’te yer alan Vakıf binası, Yahudi Soykırımı kurbanlarının anılarının yaşatılmasına yönelik önemli merkezlerden biri konumunda. Arşiv, müze ve anıt olarak kullanılan binada soykırım kurbanlarına ait birçok belge ve eşya sergileniyor.
Seminer sırasında düzenlenen etkinlikler arasında, Nazi Almanya’sında soykırıma uğrayan Çingenelerin anılarına yer verilen, “Soykırımın Unutulan Çocukları”*** adlı film gösterimi de yer aldı. Film gösterimine seminer katılımcılarının yanı sıra yaklaşık 250 Fransız ırkçılık karşıtı da katıldı. Filmden önce yer alan söyleşiye Fransız Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Sandrine Mazetier de katılarak bir konuşma yaptı. Mazetier, EGAM’ın üyesi SOS Racisme’nin eski aktivistlerinden olup, Fransa’da ırkçılık karşıtı mücadeleye yakın duran siyasetçilerin başında geliyor.
Seminer katılımcılarından ve henüz 14 yaşındayken Kosova’da yaşanan zulme bizzat tanıklık etmiş bir aktivistin, “kolektif mağduriyet” psikolojisinin gelecek kuşaklara aktarılmasının nasıl durdurulabileceğine dair sorusu, soykırım mağduriyetinin güncelliğine ilişkin önemli ipuçları veriyordu. Nitekim seminer boyunca üzerinde en çok durulan konulardan biri de soykırım inkârının mağdurlar ve yakınları üzerinde yaptığı tahribattı.
Her bir dakikasını ilgiyle izlediğim seminerde, bir yandan da Türkiye’ye ilişkin dersler çıkarmak çabası içindeydim. Seminer sırasında katılımcıların kendi ülkelerine dair verdiği örnekler ve aktardığı deneyimler, bir yandan Avrupa’da ırkçılık karşıtı mücadele konusunda umutlarımı güçlendirirken, öte yandan Türkiye’de konuya ilişkin çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının azlığı ve ne kadar az insanın geçmişle yüzleşmiş olduğu gerçeğinin burukluğunu yaşadım.
Seminerden çıkardığım derslerden en önemlisi, Nazi Soykırımı’nın sadece bir tarihi olayla sınırlı olmayıp, yaşanan anılar ve acılarla kuşaklar boyunca güncelliğini koruduğu gerçeği oldu. Dolayısıyla da, geçmiş anıları günümüze aktaran mağdurların tanıklıkları ve tarihçilerin akademik bilgileri ile günümüzde bu tür suçların tekrarlanmaması için mücadele eden aktivistler arasında bir köprü kurulması son derece önem taşıyor.
Notlar:
* İngilizce konuşulan ülkelerde kullanılan “Holokost” (Holocaust) kelimesi Yunanca kökenli ve kelime anlamıyla, kendini ateşte feda etmek anlamına geliyor. Yahudilerin Nazi iktidarı sırasında kendilerini feda etmedikleri gerçeği ortada olduğu için, Yahudiler arasında Holokost yerine İbranicede “felaket” anlamına gelen Shoah terimi kullanılıyor.
** Foundation pour la Mémoire de la Shoah.
*** The Forgotten Genocide, Europe’s Gypsies in World War II. Yön: Juliette Jourdan ve Idit Bloch
