Haz 062014
 

aram-tufan-durdeAram Tufan 18 yaşında bir genç. Batmanlı. Bir tarafı Ermeni, bir tarafı Kürt. Onunla Mardin’de çektiği ilk kısa filmi “Telole (Gölgeler)” üzerine sohbet ettik.

Film şu anda Setem Akademi’nin kendi sitesinde “BAK” ödülleri için yarışıyor. Film, kurmaca kategorisinde, 2. sayfada, 2. Bölümde yer alıyor. Filme oy verebilmek için siteye önce üye olmak gerekiyor. Eğer beğenirseniz, lütfen oy kullanın. Oy kullanmak için burayı tıklayın.

Nasıl karar verdin bu filmi yapmaya? Bu fikir sende nasıl oluştu?

Mardin’e ilk gittiğimde beni çok etkilemişti. Bu kenti insanlar değil de sanki başka bir alemden gelen bir ruh ya da başka birşey…inşa etmiş gibi hissettim. Gittiğim bütün Ermeni kiliseleri boş, Süryani kiliselerinin de çoğu boştu ve bu içimde bir yara oluşturdu. Benim için o yıkılmış kiliseler sadece duvar değil, aynı zamanda insanlığın yıkılmasıydı. Ve karar verdim, ben bu şehirde kimse yokken bir film çekeceğim, bu kentte kaybolan bedenim gibi kaybolan bir ruhu canlandıracağım, dedim. İlk fikrim buydu daha sonraları düşündükçe yeni şeyler aklıma geldi ve gölgeler üzerine durdum. Burda geçmişte yapılmış mimari eserler, buraya bırakılmış kültürler…bunlar birer gölge gibi, kimin eserleri ve kimin kültürleri bunlar? Asıl soru üzerinde başlamak istedim. Kendime sordum bu soruyu ve cevabını hepimiz biliyoruz, Anadolu’da oturan en küçük çocuğun da bildiği gibi.

Filmde neyi anlatıyorsun?

Filmde dil kullanmadım, elbette bir yanımın Ermeni olması ile birlikte acımı besleyerek kendimi anlattım aslında, kendi içimde yok edilmiş toplumu. Ama dünyanın bir başka ucunda yaşayan ve soykırıma uğramış bir Kamboçyalınında bu acıyı hissetmesini istedim. Ya da balkanlar’da yaşayan bir türkün, cumhuriyet tarihi boyunca dili ve kimliği yok sayılmış ve öldürülmüş Kürt halkınında bu acıyı hissetmesini istedim. Çünkü biz acılarımızı paylaşırsak o zaman insan olduğumuzu hissederiz kanısındayım.

Filmin adı “Telole/gölgeler”. Gölgeler neyi ifade ediyor? Filmde neden sadece gölgeleri görebiliyoruz?

Birinci soruda da söylediğim gibi; bizim buraya bıraktığımız kültür ve sanat eserleri sadece birer gölge olarak kaldılar. İstanbul’da ki bir dolmabahçe sarayına bakarken ne kadar kendimize ait hissedebiliyoruz? İnsanlar baktıklarında ne kadar güzel bir saray diyor ama mimarisi bugün türk kitaplarında İtalyan aile Balyane diye geçiyor oysa ki bildiğimiz Kayseri’den gelmiş bir ermeni ailenin eseri bu. İşte bizi bu tür yok edişler tabii ki birer gölge olarak bırakıyor sadece. Silüeti yok, kimi kimsesi yok.

Filmde algıyı zorlayan bazı durumlar var. Görüntülerin iç içe geçmesi, başladığın noktaya geri dönmek ve ayini tersten başlatmak gibi. Algıyı zorlayan bu durumlar neyi ifade ediyor?

Aslında bir dil değil birçok dil yok edildi Anadolu’da ve dünyanın birçok yerinde. Bugün bunlar yavaş yavaş Anadolu’nun yaşayan dilleri adı altında tekrar öğretiliyor. Bu çok önemli tabii. Önce dilimizi sonra bizi tamamen kültür ve eserlerimizle yok etmek istediler. Çok acılar yaşandı, dünya ters döndü. Ama bişeyler terk edemedi buraları o da dil ve kültürdü. Bugün bunlar kabul edilirse zaman bizler için ters akmayacak.

Filmde sık sık kameranı evlerin kapılarına çeviriyorsun. Kapılar neden bu kadar önemli?

Kapılarda ki el işçiliği ve sanat değeri beni çok büyülemişti. Onlar el işçiliği ile ayrıntıyla işlenmiş bir kapı değil sadece. O kapıların arkasında ki birikmişlikler, geri dönüş ve bir türlü açılmamış kapılar. O kapılar kim bilir ne kanlar sindirmiştir ya da ne bekleyişlerde bulunmuştur. Ve bir tarihe şahitlik ediyor kapılar benim için.

Filmde hiçbir anlatı, hiçbir konuşma yok. Sadece filmin başında beliren tek bir cümle var. Ne demek istiyor bu cümle?

Bir kitapta okumuştum, 1915 yılında Ermeniler ve Süryaniler bu kentten sürülünce ve yok edilince insanlar evlerinin damlarından izlemiş bu olayı. Nasıl izler? Bugün bile bir filmde gerçek olmamasına rağmen bir insanlık suçunu izleyemiyoruz, filmi kesebiliyoruz. Aklım bir türlü alamıyordu. Aslında o cümle bir anahtar oldu benim filmim için. Her insanlık suçunu insanlar damlarında olmasa da bir yerlerde buna hiç engel olmadan seyrettiler.

Filmi izleyen insanlardan ne tür tepkiler alıyorsun?

Ben kürt geleneği ile,kürtçe konuşan bir ailede büyüdüm. Bana hiç ermeni soykırımından bahsetmediler hatta Ermeni kelimesinin bir toplum olduğunu dahi bilmiyordum. Aram Tigran vardır, kürtçe şarkılar söyler. Bazen Ermeni derlerdi ona ama biliçaltıma girdi mi, hatırlamıyorum. Sivil toplum örgütleriyle birlikte böyle bir bilinç bende oluşmaya başladı ama öncesi Hrant Dink cinayeti var tabii. Hrant Dink’in ölümü bende bir hassasiyet yarattı.

Soykırımla ilk ne zaman tanıştın, bu kavramı ne zaman duydun?

Ben Hrant öldürüldüğünde Ermenilerin varlığından  haberdar oldum ve çoğu Ermeni gencinin de bu şekilde  kimliğini öğrendiği kanısındayım. Hrant kilit oldu herkes için, hem türkler hem kürtler hem  de ermeniler için. Şöyle; ben bir kürt ailede ve türk düşmanlığı ile büyüdüm. Bir kürt kimliği taşımama rağmen bende ki kini ve nefreti Hrant alıp götürdü. Asıl önemli olan acılarımızı paylaşmaktı ve birbirimizi daha da kırarak değil, uzlaşarak bir sonuca ve vicdana varmaktı. Elbette ki bu Hrant yaşadığında bu bilinç etkili olmadı, saldırdılar ona ama öldürüldüğünde ise çoğu türklerin de buna katıldığını görüyoruz. Umarım bir gün birbirimize içtenlikle sarılıp, kendimiz olabiliriz bu ülkede.

Lisede bir taraftan milli eğitim kurumlarında sana öğretilen resmi bir tarih var diğer taraftan yaşadığın coğrafyanın sözlü bir tarihi var. Bu iki tarihsel anlatı arasındaki gidiş gelişler nasıl oldu?

Yanıbaşımda bu acı olayları yaşayan bir tarih var. Yeryüzünde bir insana bile haksızlık yapılsa bu bile bir insanlık suçudur. Ve tek tanığımız içimizde yok edilmiş toplumumuzdu benim için,  okulda öğretilen tarih değil. Ben hiçbir zaman okul sistemine inanmadım zaten. Hep haklı bir tarih diye öğretildi bize. Oysa her cumhuriyetin ve devletin altında bir kara tarih vardı.

Soykırıma ilişkin ilk bilgileri nereden öğrendin?

Hrant Din’in öldürülmesiyle birlikte kendi coğrafyamın hatta hala yaşayan soykırım mağdurlarından öğrendim bir de kitaplar okuyarak ve dünyada yapılmış bütün soykırımlara yöneldim bir iç güdüsü olarak diyebiliriz.

İlk öğrendiğinde tepkin neydi? Ermeni kimliğini kabullenmek zor oldu mu?

Hayır zor olmadı. Ben farklıydım ve kendimi inkar etmem isteniyordu; korku vardı çünkü. Ama ben hayatım boyunca hep korkularımın üzerine gittim ve kimliğim neyse o olmalıydım. Vücudumun bütün derinliklerinde hissettim kimliğimi; hem ermeni hem de kürt kimliğimi. Bugün ikisi içinde birşeyler yapmak istiyorum. Evet ben buyum ve burayım, yaşıyor dilim diyebilmek için. Bu beni besliyor, beni diriltiyor.

Kendini Kürt olarak tanımlayan bir ailede yaşarken, Kürtçe konuşurken birden Ermeni olduğunu öğreniyorsun. Yeni bir kimliğe geçiş, yeniden bir kimlik inşa etmek, kimlikler arasındaki bu geçişler nasıl bir süreçti, bu sürecin sancılarını paylaşabilir misin?

Zaten kültür olarak çok farklıyız diyemeyiz. Hala kalıplaşmış bazı şeyler var. Mesela yemek ya da yılbaşında değişik kostümler giyerek kapıları çalıp o aileye allahtan bir çocuk vermesini istemek ve karşılığında para ya da şeker almak gibi gelenekler. Oyunlarımız, 90 yıldır kürt kimliğini benimserken giden canlar. Bunların hepsi benim Ermeni kimliğimi öğrendiğimde artı bir değer değildi artı bir acı da değildi belki de. Sadece artı bir insanlıktı benim için. Ve bunun üzeirne inşa ettim kendimi.

İlk öğrendiğinde tepkin neydi? Ermeni kimliğini kabullenmek zor oldu mu?

Hayır zor olmadı. Ben farklıydım ve kendimi inkar etmem isteniyordu; korku vardı çünkü. Ama ben hayatım boyunca hep korkularımın üzerine gittim ve kimliğim neyse o olmalıydım. Vücudumun bütün derinliklerinde hissettim kimliğimi; hem ermeni hem de kürt kimliğimi. Bugün ikisi içinde birşeyler yapmak istiyorum. Evet ben buyum ve burayım, yaşıyor dilim diyebilmek için. Bu beni besliyor, beni diriltiyor.

Kendini Kürt olarak tanımlayan bir ailede yaşarken, Kürtçe konuşurken birden Ermeni olduğunu öğreniyorsun. Yeni bir kimliğe geçiş, yeniden bir kimlik inşa etmek, kimlikler arasındaki bu geçişler nasıl bir süreçti, bu sürecin sancılarını paylaşabilir misin?

Zaten kültür olarak çok farklıyız diyemeyiz. Hala kalıplaşmış bazı şeyler var. Mesela yemek ya da yılbaşında değişik kostğmler giyerek kapıları çalıp o aileye allahtan bir çocuk vermesini istemek ve karşılığında para ya da şeker almak gibi gelenekler. Oyunlarımız, 90 yıldır kürt kimliğini benimserken giden canlar. Bunların hepsi benim Ermeni kimliğimi öğrendiğimde artı bir değer değildi artı bir acı da değildi belki de. Sadece artı bir insanlıktı benim için. Ve bunun üzeirne inşa ettim kendimi.

Sen bir taraftan da Kürt bir ailede yaşıyorsun. Doğduğun büyüdüğün coğrafya Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı bir coğrafya. Bulunduğun sosyal çevrede Kürtlerin Ermeni Soykırımına bakışı nasıldı?

Ben lise yıllarımı İstanbul’da okudum, ilköğretimde bunu anlayacak kadar bir bilinçte değildim. Lise son sınıfta kendi memleketime döndüğümde ise ilk gittiğim lise de ermeni olduğumu söylemiştim ve batıdan daha çok duyarlı bir arkadaş topluluğu vardı karşımda. Kimileri gelip; ben de ermeniyim, benim babaannem ermeni aslında, benim anneannem ermeni…diyen çok kişi vardı. Orada kürt tiyatrosunda çalıştığımda gittiğimiz kürt bölgelerinde ismimi afişte gören insanlarda da aynı tepkiyi görüyordum. Daha yaşlı ve eski kuşak ise buna daha çok kafir yaklaşımıyla bakıyordu ama gençler öyle değil, herkes kimliğini rahatlıkla söyleyebiliyordu herne kadar muhafazakar da olsa. Bir soykırım var, bunu kesinlikle kabul ediyorlar.

Hrant Dink senin için nasıl bir anlama sahip? Hrant Dink cinayetinin evinizde soykırım meselesi ve Ermeni kimliğinin konuşulmasında nasıl bir etkisi oldu?

Ben “telole” filmini çekerken Hrant Dink hiç aklımda yoktu. Ancak unutulmamalıdır ki bende ki bu duyarlılığı yaratan Hrant Dinktir. Bu filmi de onun sayesinde çektim. Hrant Dink öldürüldüğünde, babam; bu haksızlık, demişti çok duyarsız olmasına rağmen. O gün ermeni soykırımı ile ilgili hiç konuşulmadı hatta hiçbir gün sadece benim için bir önem taşıyordu ve peşini bırakmadım hepimiz ermeniyiz sloganlarından sonra. Ermeni ne, ben neyim? Ermeniler kim? Ben kimim…? Yani aslında daha çok bana etkisi oldu.

2015 yaklaşırken devletten ve Türkiye toplumundan beklentin ne?

99 yıllık bir inkar var ve ben 2015’te bile beklemediğim açıklamayı Başbakanın ‘taziye’ açıklaması benim için büyük bir adımdı, devamı olan bir adım ve bir başlangıç. Çok mutlu oldum, eminim bütün Ermeniler de aynı şekilde mutlu oldu. Ben sadece özür istiyorum, sarılmak ve birbirimizi anlamak. Hrant’ın da dediği gibi; ne bir Türk’ün kanında zehir olsun ne de bir Ermeninin. Artık bu zehri boşaltmanın zamanı. Daha refah dolu bir gelecek için, bunu hepimiz kabul etmeli ve anlamalıyız.

Devletin bu yıl 24 Nisan öncesi yaptığı taziye açıklamasını nasıl değerlendiriyorsun?

Bir önce ki soruda açıkladım aslında.

Sivil toplumun soykırımın tanınması ve geçmişle yüzleşme konusundaki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsun? Gelecek konusunda umut taşıyor musun?

Ermenilerin kendilerinin bile korkup soykırım anmasına katılmadığı zamanlar bunu sivil örgütler yapıyordu. Bugün toplumda ki algıyı kırmada da elbette ki sivil toplum örgütlerinin büyük etkisi var ve bu devam ediyor. Bugün sivil toplum örgütleri sayesinde bimlerce ermeni ve diyasporadan da aynı zaman da soykırım anmalarına katılıyorlar. Sivil Toplum örgütleri kimliği ile yaşayan ve yaşamayan herkese; bu acı hepimizin, çık meydana ve de ki; benim kimliğim bu, biz bu acıları yaşadık, ancak ve ancak beraber çözebiliriz bu sır dolu tarihi, dediler. Onlar sayesinde biz bugün daha rahat kendimizi ifade ediyor ve kimliğimize ulaşabiliyoruz.

Teşekkürler.

 

Söyleşi: Gonca Şahin

» Setem Akademi “BAK” ödülleri oylaması için tıklayın

» Filmi izlemek için tıklayın