Haz 192014
 

sarıgol-roman-mahallesi-kentsel-donusum18 Haziran Çarşamba günü Sosyal Değişim Derneği ve Sıfır Ayrımcılık Derneği’nin gönüllülerinin düzenlediği bir saha gezisine katıldım. Sarıgöl (Gaziosmanpaşa) Mahallesi’ne gittik. Camide orada yaşan insanlarla bir araya geldik. Bu çalışmayı yapan derneklere, mahalledeki vahşi kentsel dönüşümü bize tanıtan genç arkadaşlara teşekkür ediyor ve gözlemlerimi kısaca paylaşmak istiyorum.

Yöneticiler bir Roman mahallesi olduğu için mahalleyi yıkmak istiyor, bu çok açık. “Riskli alan” ilan edilmesi neye işaret ediyor? Birçok şeye. Ama en çok yoksul insanların çaresiz kalmasına.

Mahallede bir araştırma yapılmamış bugüne kadar. Ancak bir tarafta geçimlerini sağlayabilen meslek sahibi insanlar var. En başta düğünlere, barlara, meyhanelere giden müzisyenler. Mahallenin hemen yakınında, ana caddede arayanlara saz takımı sağlayan kahve var. Ayakkabı, terlik imalatında çalışanlar ise yakındaki atölyelerde iş buluyor. Ayrıca emekliler, ev kadınları, iş bulamayan gençler mahallede. Hallerinden memnun gibi gözüküyorlar. Tek sorunları “kentsel dönüşüm”.

“Riskli alan” ilan edilmiş ama (benim gördüğüm kadarıyla) mahallede deprem nedeniyle bir tehlike yok. Ama mahalle dışında, riskli alan ilan edilmemiş yakın çevrede, yüksek katlı, projesiz yapılarda risk olabilir.

Buna karşılık “riskli alan” ilan edilmemiş, bizatihi yönetim uygulamaları ile yaratılmış. Örneğin mahallenin vadi içinde kalan tek veya bir buçuk katlı (çatı katı olan) evlerinin üstündeki eğimli araziye, her an kaymaya hazır, onlarca kat yüksekliğinde bir hafriyat toprağı yığılmış. Karşıdan bakıldığında “kaza” geliyorum diyor. Ölüm tehlikesi var deseniz, zaten bu yığıntı bunun için, halkı korkutmak için yapılmış. Ama bu da yetmemiş. Belediye satın aldığı evleri hemen yıkarak ve enkazını ortada bırakarak “normal koşullarda” risk bulunmayan mahalleyi tehlikeli hale getirmiş. Yıkıntıların arasında insanlar yaşıyor. Molozlar yollara taşıyor. Ayrıca toplanmadığı için ortada biriken çöplerle karışmış.

Mahallede bu gidişe karşı bir tür dayanışma, işbirliği ve gönüllü çalışmalarla oluşan alternatif bir yaşamın filizlendiği anlaşılıyor. Sokakları dolaştıktan sonra, hafriyat yığıntısının alt kıyısında kalan bir camide toplandık. Camiyi mahalleli kendisi çalışarak inşa etmiş. İçi halılarla kaplı. Girişi, ayakkabı çıkarılan rafları, servis mekanları, yani tuvaletleri, abdes alınan seramik kaplı ıslak hacmi, her yeri tertemiz. Sürekli bakılıyor. Bir tarafta mahalleyi riskli hale getirmek isteyen yönetim, diğer tarafta buradaki yaşamı korumak isteyen, dayanışan, farklı bir deneyim yaşayan insanlar. Yoksulluklarına rağmen erdemli bir hayatı, yaşanabilir bir çevreyi yaratmak için çaba gösteriyorlar. Ancak mahallenin hemen dibinde yüksek beton bloklar yükseliyor. İnşaat makineleri harıl harıl çalışıyor. Yolun hemen iki yanında yer alan farklı dünyalar arasındaki çelişki göze çarpıyor. Bu yeni siteye yerleşecek zenginlerle mahalle arasındaki uçurum gelecek hakkında bir fikir veriyor. Bu yoksul insanların mahallelerini terk etmesi bekleniyor. Arada on mislini aşan bir arazi değerlendirme girişimi var. Mahalleliye tapusuna karşılık bu arazideki değerlenme sonucu ortaya çıkacak bedelin onda biri teklif ediliyor. Mahallenin gönüllüsü, kendisine “hacı” diye seslenilen Şadi Çatı’nın deyişiyle “bize ekmek vereceklerine bizim ekmeğimize göz dikmiş durumdalar”.

Mahallede altmış yıldır yaşayan ve hafızalarını korumak isteyen insanlarla onları kazımaya çalışan sermayenin arasında uçurumu yaratan da bu.