Eki 102014
 

birinci-dunya-savasi-ermeni-soykirimiIrkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe platformunun İstanbul’da gerçekleştirdiği “Birinci Dünya Savaşı ve Ermeni Soykırımı” toplantısına ilgi büyüktü.

Cezayir Restoran’da yapılan toplantıda ilk olarak Ayhan Aktar konuştu. 1915’in resmi tarih anlatısında yalnızca savaşla ilişkilendirildiğini belirten Aktar, 1909’da askerlik yasasının değişmesiyle birlikte Ermenilerin de askere alınmaya başlandığını, ancak daha sonra “Ermenilere silah vermeyin” kararıyla birlikte amele taburlarının ortaya çıktığını ifade etti.

Van’ın düşmesinden sonra yaklaşık 1.5 milyon Kürdün batıya göç ettiğini ve bunların Vilayat-ı Şarkiye muhacirleri olarak bilindiğini ifade eden Aktar, 2 milyon 800 bin kişilik Osmanlı ordusundan silahlarıyla kaçtığı tahmin edilen 500 bin kişiyle birlikte Anadolu’da baş gösteren kargaşanın büyük olduğunu, böyle bir ortamda Ermenileri “sürmenin” saldırıya uğramalarını garanti altına aldığını aktardı. Kurtulanların yalnızca başlarındaki komutanlara rüşvet verenler olduğunu söyleyen Ayhan Aktar “Enver paşanın Sarıkamış fiyaskosunun faturası, bugünlerdeki popüler deyimle bir psikolojik operasyonla Ermeni nüfusuna çıkartılıyor” diye konuştu.

Daha sonra sözü alan Tatyos Bebek ise 1915’e gelinen sürecin öncesini anlattı. Ermenilerin bu topraklardaki bilinen tarihinin M.Ö. 6. yüzyıla dayandığını ifade eden Bebek, 1839’a kadar millet-i sadıka olarak görüldüklerini, Tanzimat Fermanı’yla birlikte eşit vatandaşlığa geçildiğini aktardı.

Osmanlı topraklarında 1830’lardan itibaren vergilerle ilgili anlaşmazlıklar çıktığını belirten Bebek, bunların 1870’lere kadar geldiğini, Ermenilerin bu dönemde hem devlete hem Kürt aşiretlerine vergi ödemek zorunda kaldığını söyledi. Binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda ikinci sınıf vatandaş konumuna düşürülen Ermenilerin haksızlığa karşı örgütlenmeye başladığını ifade eden Tatyos Bebek, 1894’te yine vergi sorunlarından kaynaklanan Sasson olaylarında Ermeni isyanı bastırılırken 80 ila 200 bin arası insanın öldürüldüğünü, daha sonra Bab-I Ali’de sessiz bir yürüyüşün iki bin kişinin katledilmesiyle bastırıldığını, 1909’da 31 Mart olaylarından sonra Adana’da 17 bin civarında Ermeninin benzer nedenlerle çıkan kargaşada “nasıl olduğu belli olmadan” öldürüldüğünü anlattı.

İttihat Terakki ile Abdülhamit’e karşı olan Ermenilerin ittifak yaptığını, ittihatçıların ilk kuruldukları aşamada Anadolu’da örgütlenmeye çalışırken Taşnaklarla bir arada çalıştığını aktaran Bebek, iktidara geldikten sonra bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlayan kanunlar çıkararak baskı rejimi kuran İttihat ve Terakki’nin Türkçü doktrini kabul ettiğini aktardı.

Sonraki süreçte sermayenin el değiştirmesiyle ilgili hareketlerin başladığını ve özellikle Rumların Anadolu’dan püskürtüldüğünü söyleyen Bebek, Ermenilere yönelik soykırım sonucu pek çok önemli ismin kaybedildiğini anlattı.

Son olarak konuşan Roni Margulies ise soykırım sonrasında olanları sorguladı, “Türkiye devletinin ırkçılığı 1915’teki bir mecburiyetti ve sonrasında bitti mi?” sorusuna yanıt aradı.

Anayasaya göre Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğunun öne sürüldüğünü ve bunun Kenan Evren’le bir ilgisinin olmadığını, 1924’ten beri bu maddenin hiç değişmediğini belirten Margulies, o dönemde devleti yönetenlerin çoğunluğunun gayrimüslimlerin Türk olarak adlandırılmasını istemediğini aktardı. Mahmut Esat Bozkurt’un bu sebeple gayrimüslimler için “Kanun Türkü” ifadesini sarf ettiğini hatırlatan Roni Margulies, kemalist devletin çeşitli sözcülerinin ırkçı açıklamalarından örnekler vermeye devam etti.

Mustafa Kemal’in de bu söylemlerden bağımsız olmadığını belirten Margulies, yakın geçmişten de örnekler vererek bugün de 1915’teki ırkçılığın sürdüğünü ifade etti.

Toplantı salondan yöneltilen sorular, izleyicilerin yorumları ve konuşmacıların yanıtları ile sona erdi.