Kas 142014
 

imageDurDe Platformu aktivistleri son aylarda İsrail devletinin saldırganlığı bahane edilerek, Türkiyeli Yahudilere yönelik sistematik bir şekilde yaygınlaştırılan ırkçı nefret propagandası ve saldırıları protesto etti.
Galatasaray Meydanı’ndan toplanan Platform aktivistleri, 7 ve 9 Kasım’da İstanbul, Şişhane’deki Neve Şalom sinagoguna yönelik gerçekleştirilen saldırıları, bir basın açıklaması ile protesto etti. Hatırlanacağı gibi, 15 Kasım 2003 yılında Neve Şalom ve Beth İsrael Sinagogu’na düzenlenen kanlı saldırılarda, 27 kişi yaşamını yitirmiş, 300 kişiden fazla insan da yaralanmıştı.
DurDe Platformu üyeleri, basın açıklamasında yetkililer tarafından derhal gerekli tedbir ve önlemlerin alınması; şiddet çağrısı ve nefret söylemi içerikli ırkçı propaganda ve kampanyaların sona erdirilmesi, bu tür faaliyetlerde bulunan kurumların kapatılması çağrısında bulundu.

Basın çağrısının tam metni şu şekilde:
Son aylarda İsrail devletinin saldırganlığı bahane edilerek, Türkiyeli Yahudilere yönelik sistematik bir şekilde yaygınlaştırılan ırkçı nefret propagandası ve saldırıların dozunun artıyor olmasını endişeyle izliyoruz.
Bu kampanyaların bir sonucu olarak 7 Kasım Cuma akşamı, Şishane’deki Neve Şalom’un kapısına bir tehdit mesajı asıldı. 9 Kasım’da ise Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da yaşanan gerilimi “protesto etmek” bahanesiyle bir araya gelen Alperen Ocakları üyesi bir grup, sinagoga yürümek istedi. Neve Şalom’a yönelik bu saldırıların, aynı sinagoga yönelik 2003 yılında gerçekleştirilen, 27 kişinin ölümü ve 300’den fazla kişinin yaralanmasına yol açan kanlı saldırının on birinci yıldönümünden birkaç gün önce gerçekleşmesi ise manidar.
Benzer sahneler geçtiğimiz yaz aylarında İsrail devletinin Gazze’deki katliamlarından sonra da yaşanmış, eylemlerin konsoloslukların önünden sinagogların önüne taşınması yönündeki ırkçı çağrıların ardından, Ortaköy’de bir sinagog saldırıya uğramıştı.
İstanbul’da bir esnafın vitrinine, “Köpek Yahudiler buraya giremez!” şeklinde ırkçı bir yazı asması karşısında, yetkililer herhangi bir işlem yapmamıştı. AKP milletvekili Şamil Tayyar’ın Twitter’dan yaptığı, “Soyunuz kurusun, Hitleriniz eksik olmasın” paylaşımına karşı partisinden herhangi bir tepki gelmemişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Soma’da bir acılı madenci yakınına, “İsrail dölü” diye saldırmıştı. Bizzat iktidar çevrelerinin bu tür ifadeleri, meselenin sadece birkaç saldırgan ile sınırlı olmadığının açık göstergesidir.
Yine geçen yaz Bilecik Üniversitesi Fizik Bölümü Başkanı Ali İhsan Göker, İsrail’de bir gazetede Türkiye’de antisemitizm üzerine makale yayımlayan bir yazarı, 730 bini aşkın Yahudi’nin katledildiği Treblinka toplama kampını hatırlatarak tehdit etmiş, “Treblinka yakında hazır olacak. Şu anda Yahudileri nakil için demiryolunu hazırlıyorlar” diye yazmıştı. “Başbakanın yerinde olsam buradaki Yahudileri toplar derhal toplama kampına postalarım” diyen Ali İhsan Göker, aradan bir ay geçmeden TÜBİTAK tarafından bir araştırma desteğine layık görülmüştü.
Bir Amerikan Yahudi sivil toplum kuruluşunun 102 ülkede gerçekleştirdiği araştırmada, Türkiye’nin dünyada antisemitik tutumun en güçlü olduğu 17’inci ülke konumunda bulunduğunu ortaya koydu. Bir başka araştırma şirketi, Temmuz ayında 27 bin Twitter kullanıcısı tarafından gerçekleştirilen 30 binden fazla Türkçe paylaşımda, Hitler’in Yahudi Soykırımı’nı destekleyen mesajlara yer verdiğini tespit etti.
Tüm bu veriler, antisemit saldırıların münferit vakalar olmadığı, sistematik bir şekilde yaygınlaştırıldığını açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Başta medya olmak üzere, kamu görevlileri ve siyasetçiler bu konuda büyük sorumluluk taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Yahudilerin ülkeyi terk etmelerini istemeye kadar varan ırkçı bir propagandanın, bazı antisemit çevreler tarafından sinagoglara yönelik saldırılara dönüştürülmesi ve bu tehditler karşısında kamu görevlilerinin sessiz kalmasının hukuk devleti anlayışıyla bağdaşması mümkün değildir.
Bu tür nefret söylemleri ve ırkçı kampanyalar, Yahudi yurttaşların bu ülkedeki insanca ve eşit vatandaşlar olarak yaşama haklarını ellerinden almaya yöneliktir. Bu tür saldırılar, yaşam hakkı, ayrımcılık yasağı ve inanç özgürlüğü başta olmak üzere, temel insan haklarını ihlale davet çıkarmak anlamına gelmektedir. Bu sistematik saldırıların ifade özgürlüğünün sınırlarını aşan ırkçı nefret suçlarına dönüştüğü açıktır. Bu çerçevede yetkilileri derhal gerekli tedbir ve önlemleri almaya çağırıyoruz.
Şiddet çağrısı ve nefret söylemi içerikli ırkçı propaganda ve kampanyaların derhal sona erdirilmesini, bu tür faaliyetlerde bulunan kurumların kapatılmasını talep ediyoruz.

Irkçılığa ve antisemitizme “Dur” de!
Yahudi vatandaşlarımız yalnız değildir!

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Platformu