Kas 252014
 

romanlarGonca Şahin 

Romanlar Türkiye’de toplumsal piramidin en altında yaşayan, en yoksul ve en çok dışlanan gruplarından biri olmasına rağmen Türkiye’nin demokratik kamuoyunun çoğunlukla yaşanan mağduriyetlere ilgisiz, kayıtsız ve sessiz kaldığı toplumsal gruplardan biri.

Roman meselesi, artan bir şekilde Durde’nin son yıllarda kendine dert edindiği konulardan biri haline gelmiştir. Kurumsal bir özeleştiri yapmak gerekirse Durde’nin bu konudaki farkındalığı yerelden başlayan bir farkındalık değildi. Durde aktivistleri olarak Avrupa çapında katıldığımız uluslararası toplantılarda Roman ve Roman olmayan aktivistlerden Avrupa’da Roman karşıtlığı, Romanların yaşadığı sosyal dışlanmanın ve ırkçılığın çok ciddi bir sorun olduğunu gördük. Sonrasında Türkiye’de Roman örgütlerle kurduğumuz iletişim, diyalog ve işbirliği sonrasında Türkiye’de Romanlara yönelik ayrımcılığın da ihmal edilemez boyutlarda olduğunu ve Roman toplumunun mücadelesinde son derece yalnız olduğunu gözlemledik. Böylece, bu meseleyi kendimize dert edinmeye başladık.

Romanlar Kimdir?

Romanlar bugün Avrupa’nın en büyük ulusaşırı etnik azınlığını oluşturmaktadır.  Avrupa Komisyonu verilerine göre, günümüzde Avrupa genelinde yaşamakta olan Romanların toplam sayısı 10-12 milyonu bulmaktadır. Avrupa’da Romanların genel nüfus içerisindeki demografik ağırlığının en ağır bastığı ülke Türkiye. Türkiye’de etnik köken temelinde nüfus sayımı yapılamadığı için tam rakamı bilemiyoruz ancak uzmanlar Türkiye’de Roman nüfusun 2-5 milyon arasında olduğunu belirtiyor.

Türkiye’de tarihsel olarak, kendinden olmayanlar tarafından “Çingene” olarak damgalanmış gruplar kendi içerisinde dil, kültür ve inanç bakımından çeşitlilik göstermektedir. Romlar, Domlar, Lomlar ve Abdallar Türkiye’nin Çingene nüfusunu oluşturmaktadır. Farklı açılardan birbirinden ayrılan bu grupları birleştiren ortak payda sürdürdükleri meslekler, hayat tarzları ve yaşam alanlarıdır. Bu durum sadece Türkiye’deki Roman toplumuna özgü değildir. Avrupa’da da tüm Çingenelerin Roman olduğunu söylemek yanlış olacaktır.

Türkiye’de Romanların Temel Sorun Alanları

Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma

Türkiye’de yoksulluk Romanların toplumsal, kültürel, sosyal, ekonomik ve politik yaşama eşit ve özgür yurttaşlar olarak katılımının önündeki en büyük engeldir.

Türkiye’de Roman çocukların eğitime erişimi meselesi endişe verici boyutlardadır. Maddi imkânsızlıklar yüzünden Roman çocuklar çok erken yaşlarda okul sıralarını terk etmek zorunda kalmaktadır. Okul bırakma, okula devamsızlık ve çocuk işçiliği Roman çocuklar arasında çok yaygındır. Eğitim yoluyla gerekli becerileri kazanamayan Romanlar, iş piyasalarındaki Romanlara yönelik önyargılar ve ayrımcılığın birleşmesiyle, istihdam olanaklarına eşit şekilde ulaşamamakta; geçici, düşük maaşlı ya da vasıfsız işgücü gerektiren işlerde çalıştırılmaktadır. Romanlar arasındaki işsizlik oranı ortalama %85 olup, bu oran tüm dezavantajlı gruplar içindeki en yüksek orandır. Eğitime ve istihdama erişimdeki sıkıntılar yoksulluğu beslemekte ve sorunları bir kısır döngü haline getirmektedir.

Ayrımcılık, Nefret söylemi ve nefret suçları

Türkiye toplumunda Romanlara yönelik ayrımcılık özellikle barınma, istihdam ve eğitim alanlarında inkâr edilemez boyutlara ulaşmıştır.

İstihdamda ayrımcılık

Önyargılar ve ayrımcılık Romanların düzenli istihdama erişiminin önündeki engellerin başında gelmektedir. Romanlar yaşadıkları mahalleler temelinde damgalanmaktadır. Pek çok Roman vatandaşın iş ortamında ayrımcı tavırların hedefi olmamak ve işlerini kaybetmemek için etnik kimliklerini saklamak durumunda kaldığı kaydedilmiştir. İş başvurularında Roman mahallelerinin adres olarak gösterilmesinin başvuruların olumsuz sonuçlanmasına neden olduğu bildirilmiştir.

Konut kiralamada ayrımcılık

Araştırmalar Romanların konut kiralama konusunda ayrımcılığa uğradıklarını ortaya koymaktadır.

Sağlık hizmetlerinde ayrımcılık

Çeşitli çalışmalarda Romanlara yönelik toplumda var olan önyargıların ve ayrımcı bakış açısının da Romanların sağlık hizmetlerine erişimini engellediği dile getirilmiştir. Sağlık ocakları ya da hastanelere tedavi olmak için giden Romanların sağlık personeli tarafından bekletildiği, yeteri kadar ilgi gösterilmediği ya da reddedildiği çalışmalarda altı çizilen bir husus olarak öne çıkmaktadır.

Eğitimde ayrımcılık

Araştırmalar okul ortamında Roman çocuklara yönelik gerçekleşen dışlanmanın eğitim sisteminden kopuşu hızlandırdığını ortaya koymaktadır.

Roman çocuklarının çoğunlukta bulunduğu sınıflarda ya da okullarda öğrenci velilerinin ve eğitim personelinin tercihleri doğrultusunda Roman olmayan çocukların sınıftan ya da okuldan alınmasıyla tecrit sınıfları ya da okullarının oluştuğu görülmektedir. Bu durum söz konusu okullarda eğitimin kalitesini olumsuz anlamda etkilemektedir. Eğitimde tecrit uygulaması Türkiye’de eğitim sisteminin yasal mevzuatının bir parçası olmayıp uygulamada tezahür eden bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğitimde ayrımcılık uygulamaları kimi zaman Roman çocukların etnik kimliklerini gizlemelerine neden olurken kimi zaman da çocukların okuldan soğuması ve okulu tamamıyla terk etmesiyle sonuçlanmaktadır.

Son yıllarda Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulunan Roman topluluklar arasında, Roman çocuklarının heyet raporları ile zihinsel engellilik raporları alarak engelli okullarına yönlendirildiği ve uygulamanın yaygınlaştığı görülmektedir.

Roman çocukların hâlihazırda eğitim alanında karşılaştığı aşılması güç sorunları dikkate aldığımızda, Roman çocuklara verilen bu raporların var olan sıkıntıları daha da derinleştiriyor. Sağlıklı çocuklara verilen zihinsel engelli raporlarının, Roman çocukların eğitim süreçlerinde ilerlemesine engel oluyor, emek piyasalarında karşılarına ciddi bir engel olarak çıkacak, damgalanmak suretiyle sosyal çevreleriyle entegrasyonlarının zayıflayacağı çok açıktır.

Medyada ayrımcılık

Medyanın zaman zaman Romanlara yönelik dolaşıma soktuğu ayrımcı ifadeler ve nefret söylemleri Romanlar gibi kırılgan grupların daha da dışlanmasına neden olmaktadır.

Nefret Suçları

Roman Açılımı ile birlikte toplumda görünür hale gelen Romanlar, son yıllarda nefret suçlarının ve linç girişimlerinin hedefi haline gelmiştir. 2010 yılında Manisa’nın Selendi ilçesinde, 2013 yılında Bursa’nın Osmangazi ve İznik ilçelerinde Romanlara karşı gerçekleştirilen linç girişimleri, Türkiye’de Romanlara karşı ayrımcılığın ne boyutlara ulaşabileceğinin en acı örnekleridir. Linç girişimi sonrasında Selendi’den zorla göç ettirilen Roman vatandaşlar yerleştirildikleri bölgede sosyal haklarından mahrum ve daha da yoksullaşmış olarak yaşam mücadelesi vermektedir. Türk Ceza Kanunu, nefret suçlarını içerecek şekilde değiştirilmiş ve ayrımcılık suçunun cezası arttırılmıştır. Ancak etnik kökene dayalı ayrımcılık,  Nefret Suçları’na ilişkin düzenlemeye dâhil edilmemiştir. Bu durum özellikle Romanlar gibi en dezavantajlı ve savunmasız etnik grupları doğrudan etkilemektedir. Romanlar ve diğer etnik gruplar için ayrımcılık ve nefret suçlarıyla etkin mücadele edebilecek yasal düzenlemelerin yapılması hayati önem taşıyor.

Kentsel Dönüşüm Projeleri ve Romanların Barınma Hakkı

Romanlar, son yıllarda uygulanmakta olan kentsel dönüşüm politikaları sonucunda daha derin bir yoksulluğun ve dışlanmanın içine itilmektedir.

Türkiye’de kentsel dönüşüm projeleri vatandaşların yaşamlarını iyileştirmeye yönelik ve halkla birlikte demokratik süreçler içerisinde alınan kararlar olmaktan çok uzaktır. Türkiye’de kentsel dönüşüm belli çevrelerin sermaye birikimine hizmet eden bir rantsal dönüşüm faaliyetine dönüşmüştür. Kentsel dönüşüm projeleri ne yazık ki piyasaya hizmet eden, kâr odaklı çalışan, otoriter bir kent yönetimi anlayışının ürünüdür. Küçük bir azınlığın daha çok kazanması ve varsılların daha çok rant sahibi olması amacıyla Romanların mülklerine el konulması kabul edilemez.

Kentsel dönüşüm sadece duvarları yıkmıyor. Duvarlarla birlikte Romanların yaşam alanları, kültürleri, mahalle kültürü içerisinde şekillenen insani ilişkileri ve dayanışma kurumları da tahrip ediliyor. Kentsel dönüşüm insanı, yaşamı ve kültürü yıkıyor! Bu açıdan bakıldığında kentsel dönüşüm Roman kültürünü ve dilini hedef almış bir asimilasyon projesidir.

Rant değeri büyüyen mahallelerinden uzaklaştırılıp şehirlerin dışına atılan Romanlar yalnızlaşıyor ve daha çok yoksullaşıyor. Herkesin gözü önünde yıllardır gerçekleşen bu durum vicdanları yaralayan büyük bir adaletsizliktir.

Romanlar ve Hak Mücadelesi

Tüm bu devasa sorunların karşısında Türkiye’de Roman toplumunda güçlü bir hak mücadelesinin olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Romanlar siyasi yaşamda bir özne olabilmiş değiller. Kendi kaderlerini ilgilendiren politikalarda söz sahibi olamıyorlar ve siyasi oluşumların karar verme mekanizmalarına gelemiyorlar. Romanların sorunları günlük siyasete malzeme ediliyor, populist siyasi söylemlerin ve sadaka politikalarının hedefi haline getiriliyorlar. Siyasilerin arka bahçesi olmuş durumdalar. Politikayla kurulan bu ilişki Romanları statükonun koruyucusu ve destekçisi konumuna itiyor. İktidarla kurulan ilişkide bağımsız bir sese sahip olmalarını engelliyor.

Roman sivil toplum alanına baktığımızda ise nicelik anlamında bir yoğunluk varken nitelikli katılımın olmadığı görüyoruz. 200’den fazla dernek ve federasyon arasında insan hakları temelinde savunuculuk yapan ve hak mücadelesi veren STK sayısı çok az.

Ne yazık ki Romanlar söz konusu olduğunda Türkiye’nin demokratik sivil toplumunda da derin bir sessizlik ve ilgisizlikle karşılaşıyoruz.

Durde ve Roman Hakları

EGAM tarafından geliştirilen “Roma Pride” konsepti ile 2011 yılından beri Avrupa’nın birçok ülkesindeki ırkçılık karşıtı örgütler her yıl Ekim ayında Romanların maruz kaldığı ayrımcılık ve ırkçılığa karşı çıkmak üzere eşzamanlı olarak çeşitli etkinlikler düzenlemekteler. Roma Pride Avrupa çapında gerçekleşen bu politik ve kültürel seferberliğe verilen addır. Roma Pride tüm Avrupa’da Romanların eşit haklara ulaşımı ve toplum içerisinde saygın bir yere kavuşması için yapılan bir çağrıdır.

Roma Pride etkinlikleri Türkiye’de 2011 yılından bu yana Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Durde Platformu tarafından çeşitli Roman örgütlerin desteğiyle gerçekleştirilmektedir. 2013 yılından bu yana ise Roma Pride Durde ve Sıfır Ayrımcılık Derneği iş birliği ile daha geniş bir katılım ve etki alanına sahip etkinliklerle gerçekleştirilmektedir.

Bu yıl Romanlarla Dayanışma Etkinliklerini 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde paneller, belgesel gösterimleri, sokak etkinliklerinden oluşan bir programla gerçekleştirilmiştir. Bunları yaparken 15 Roman örgütünün desteğini alınmıştır.

İnsan hakları aktivistleriyle Roman aktivistleri Romanlara yönelik ayrımcılık ve hak ihlalleri etrafında bir araya getirmek temel motivasyon kaynağımız olmuştur.

Sokak eylemliliği hak arama mücadelesinin önemli araçlarından biri olmasına rağmen Türkiye’de Romanların sokak eylemliliğine uzak durduğu görülmektedir. Bu yılki Roma Pride faaliyetleri ile daha fazla Roman aktivist taleplerini kamuoyuna duyurmak üzere politik bir eylemliliğin parçası olarak sokağa çıkabilmiştir.

Hak arama mücadelesindeki Roman aktivistler ile insan hakları ve ırkçılık karşıtı aktivistleri ortak bir amaç etrafında işbirliği ve dayanışma yapmak üzere biraraya getirebilmek mümkün olmuştur.

Türkiye’deki Romanların gündemine Romanların yaşadığı ayrımcılık ve sosyal dışlanmanın  ulusal sınırların ötesinde tüm Avrupalı Romanların ortak sorunu olduğu düşüncesi girmeye başlamış ve bu minvalde Romanlar arasında uluslararası dayanışmanın tesisine yönelik zaman içerisinde geliştirilebilecek bir duyarlılığın nüveleri küçük ve yavaş adımlarla da olsa oluşturulmaya çalışılmıştır.

Roman Holokostu Anması

1933 ve 1945 yılları arasında on binlerce Avrupalı Roman (Roma ve Sinti), Nazi zulmünün kurbanı oldu. Uzun yıllardır maruz kaldıkları ön yargıların yanı sıra, Romanlar, Nazi rejimi tarafından “üstün Aryan ırkının” biyolojik saflığına ve gücüne bir tehdit oluşturan “asosyal” ve “aşağı ırk” olarak görüldü. İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler ve işbirlikçileri on binlerce Romanı kadın, çocuk, yaşlı demeden katletti. Naziler tarafından öldürülen Romanların sayısının 500 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Auschwitz-Birkenau ölüm kampında Romanların tutulduğu bölümün (“Gypsy Camp”) kapatıldığı tarih olan 2 Ağustos, Dünya Roman Soykırımı’nı Anma Günü olarak kabul edilmektedir.

Türkiye’de  Roman Soykırımı kurbanları ilk defa  bir açık hava etkinliğiyle  2 Ağustos 2014 tarihinde uluslararası bir eylemliliğin parçası olarak Roman ve Roman olmayan insan hakları aktivistleriyle birlikte anıldı.

Bunun dışında düzenli olarak Romanlara ilişkin haberleri ve bilgileri paylaştığımız “Durde-Romanlar” adında bir facebook sayfamız da bulunuyor.

Roman toplumuyla dayanışmak; devlet ve piyasa güçleri arasında sıkışıp kalmış, yoksullaşmış ve dışlanmış Roman toplumuna yalnız olmadığını hissettirmek; onlara yol göstermek ve onlar için kurtarıcılık yapmak değil onlarla birlikte mücadele etmek ve mücadeleyi ortaklaştırmak; yaşadıkları ayrımcılığı, dışlanmayı, ırkçılığı ve her türlü hak ihlalini görünür kılmak Türkiye’de ayrımcılık karşıtı mücadele eden örgütlerin ihmal edemeyeceği çok önemli bir görev olarak önümüzde duruyor.