“Ağustos Ayı Irkçısı” oylaması

 

Ayın Irkçısı’ seçimleri DurDe! katılımcıları ve destekçilerinin doğrudan oylarıyla gerçekleşiyor. Oylamaya katılmak için son gün 7 Eylül 2011Çarşamba. Tüm katılımcılara şimdiden teşekkür ederiz.

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi

__________________________

Aşağıdaki Ayın Irkçısı adaylarından hangisinin Ağustos Ayı Irkçısı seçilmesini istersiniz? (Adayınızı işaretledikten sonra  Yolla butonuna tıklayarak oyunuzu kullanabilirsiniz. Oyların dağılımı ve sonuçlar oylama süresinin sona ermesiyle birlikte açıklanacak)








__________________________

Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü: “Andımız eleştiri kaldırmaz”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1058351&CategoryID=77

Bingöl 100. Yıl İlköğretim Okulu’nda ‘Evrensel Dünya İnsan Hakları Günü’ nedeniyle yapılan törende kapanış konuşmasını yapan Sosyal Bilgiler öğretmeni Aksoy, “Her gün ilköğretim okullarında öğrencilere okutulan öğrenci andı da evrensel insan haklarına aykırılık teşkil ettiği halde okutulmaktadır. Şahsım olarak bu andın sizlere okutulması taraftarı değilim”, dedi.

Törende 3 öğretmenin tuttuğu tutanak sonrasında Aksoy’a maaş kesme cezası verildi. Milliyetçi-muhafazakâr kesimlerin dahi Andımız’ın kaldırılmasını tartıştığı bir dönemde bu cezayı veren Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bu uygulamasını ayın ırkçı adayları arasında ele alıyoruz.

 ***

Prof. Dr. Karaman: “Müslüman olmayan gettoya”

http://haber.gazetevatan.com/Haber/392984/1/Gundem

Prof. Dr. Karaman 7 Ağustos günü Yeni Şafak’ta yayınlanan ve çok tepki çeken “Tahammül mü hoş görmek mi?” başlıklı yazısında “Müslüman gibi yaşamayanlar için özel bölgeler yapılmasından” söz etti. Yazar “Müslüman gibi yaşamayanlarla yaşamak ancak tahammülle olur” dedikten sonra “ıslah etme, engelleme ya da ayrı mekânlar tahsis etme” gibi önerilerde bulundu. Yani kendisi gibi düşünüp davranmayanları gettolara kapatma fikrini açıkça savundu.

Bu fikirlerin ilk sahiplerini 2. Dünya Savaşı’nda gördük. Irkçı ideolojilerine uymayan herkesi gettolara kapatan Naziler bu gibi ırkçı fikirlerin en meşhur uygulayıcılarıydı. Prof. Dr. Karaman da benzer bir kafaya sahip olduğunu gösterdi.

 ***

Doç. Dr. İsmail Doğan: “Ben Türk bilim adamıyım ve derste anlattığım şeyler de Türklükle ilgili olacaktır”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1059137&CategoryID=77

Ordu İl Kültür ve Turizm Müdürü Erkan Gülderen’in “Ordu’da Osmanlı, Rum ve Ermeni mimarisinin özelliklerini yansıtan tarihi evlerden 23 tanesi ilk etap çalışmaları kapsamında aslına uygun olarak yeniden restore edilecek. Tespit ettiğimiz tarihi binalar 150 ile 200 yıllık yapılar” basın açıklaması, resmi ideologların hemen tepkisini çekti. ODÜ Türk Dili Bölüm Bşk. Doç. Dr. İsmail Doğan hiç vakit kaybetmeden karşı açıklamasını yaptı:

“Bu restore yapılırken bunun finansmanını kim sağlayacak? Ermeni diyasporası mı? Rum kaynakları mı? Yok efendim Kültür Bakanlığı veya devletimiz finanse edecek diyorsanız, ben o zaman rahatsızlık duyuyorum. Benim vergilerimle yeterince Ermeni kilisesi, Rum kilisesi tadilat edildi. Benim toprağımda, kendi yurdumda, kendi vergimle ötekileştirilemem”

Gayrimüslim yurttaşları ötekileştiren, gasp edilen mallarının restore edilmesine bile tahammülü olmayan bu zatı ayın ırkçı adayları arasında sayıyoruz.

(Konu hakkında Baskın Oran’ın mükemmel bir yazısı için bkz. http://www.durde.org/2011/08/baskin-oran-nefret-sucunun-onkosulu/)

 ***

İnternet Andıcı savcıları: “Tarihi değerlerimiz ve milliyetçilik duygularımız ön plana çıkmaktadır”

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1059702&Yazar=EZG%C4%B0+BA%C5%9EARAN&Date=12.08.2011&CategoryID=98

TSK’nın darbeye ortam hazırlamak amacıyla kara propaganda yaptığı ‘internet andıcı’ davasında savcılar ilgili internet sitelerindeki içeriklerin hükümeti devirmeye yönelik olduğunu vurguluyor. Burada bir sorun yok. Çünkü TSK ‘irtica tehdidi’ bahanesiyle her aracı kullanarak darbe yapmaya hazırlanmış.

Ancak sitelerin içeriğinde Ermeni ve Rumlara yönelik yayınlar savcılığın ilgisini çekmiyor. Söz konusu bu iki halk olduğunda savcılık onlara karşı yayın yapılmasını yine bildik “milli hassasiyetler” başlığı altına alıveriyor. Şöyle deniyor iddianamede:

“Ermeni soykırım iddialarını ve Yunanistan ilişkilerini her Türk vatandaşının milli hassasiyet ile değerlendirdiği bilinen bir gerçektir. Söz konusu hususlar gündeme geldiğinde genel olarak tarihi değerlerimiz ve milliyetçilik duygularımız ön plana çıkmaktadır”

Yani halkı hükümete karşı kışkırtırsan sorun var, Ermeni ve Rumlara karşı kışkırtırsan bu tarihi değer ve milli hassasiyettir. Ne bildik bir söylem değil mi?

 ***

Prof. Dr. Kaya Tuncer Çağlayan: “Sanki görülmez bir el Türkiye’de Hristiyan kültürünü tekrar yeşertmek için canla başla gayret etmektedir”

http://www.haber3.com/samsunda-kilise-onarimina-tepkiler-989504h.htm

Türkiye’de aslında gayrimüslimlere ait olup da sahipsiz kalmış mülklerin (örneğin kiliselerin) restorasyonu, kullanıma açmak için değil genellikle ‘kültür ve turizme katkı’ amacıyla yapılır. Yani “tamamen duygusal” nedenlerle. Ancak bu bile ırkçı-milliyetçilerin öfkesini kabartıyor.

Türk Ocakları Samsun Şube Başkanı Prof. Dr. Kaya Tuncer Çağlayan, “Sanki görülmez bir el Türkiye’de Hristiyan kültürünü tekrar yeşertmek için canla başla gayret etmektedir. Geçtiğimiz hafta İl Genel Meclisi’nin aldığı bir kararla Samsun’un da bu kervana dâhil edilmek üzere olduğunu üzülerek öğrendik. Türk İslam idaresine gireli bin yıl olmuş olan Anadolu’da yaşayan Hristiyan topluluklar bugün artık yaşamamaktadır. Milli Mücadele sonunda Anadolu, sadece Türk yurdu olarak teyit edilmemiş aynı zamanda İslamlaşmıştır” diyerek restorasyona karşı çıkıyor.

Bu tür hedef göstermelerin Hıristiyan yurttaşlarımızı boğazları kesilerek ölüme götürdüğünün en son örneğini Malatya Zirve Yayınevi vakasında yaşadık. Anlaşılan bu kafalar gayrimüslim kanı içmeye doyamıyor.

 ***

Yeni Şafak gazetesi: “Katil sizsiniz”

http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=18.08.2011&i=336201

Çukurca’da 11 askerin öldüğü çatışma sonrası Yeni Şafak gazetesinin manşeti buydu. Manşetle birlikte verilen fotoğrafta dört BDP milletvekili bir masada oturuyor. Gazete haberciliğin ötesine geçerek polis, savcı ve hâkim pozisyonlarını benimsemiş görünüyor. Suçluları ilan edip bir de fotoğraflarını yayınlayarak Kürt düşmanlığını körüklüyor. Yasal siyasal zeminde mücadele etmek üzere kurulmuş, seçimlere girmesinde sakınca görülmemiş, 3 milyon oy alıp parlamentoya 36 milletvekili seçtirmiş bir partinin milletvekilleri için kullanılan bu ifadeler bu insanları açık hedef haline getiriyor. Yapılan ‘haber’de kullanılan dil de manşetin altını dolduruyor. BDP’liler için şöyle ifadeler kullanılmış:

“Tek sermayesi ‘terör’ olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)”, “PKK’nın dağ kadrosuna büyük şehirlerden eleman devşirmek gençlik kolları teşkilatlarını seferber eden, sivilleri hedef alan canlı bombaları şehit ilan eden, hiçbir sosyal meselesine ilgi duymadığı Kürt vatandaşlara zorla terörist yası tutturan BDP, örgüte verdiği doğrudan destekle katliamların ortağı oldu”, “BDP, politik tavrını sadece ‘terör’ ve ‘terör örgütü PKK’ üzerinden şekillendirdi”, “Terörü yücelten söylemi siyasete sokan BDP”…

Bundan daha ‘iyi’ hedef gösterme az bulunur gerçekten.