Alin Ozinian 

Türkiye’de Ermeni olmak zor iştir.

“Görünmez olma” eylemi, gündelik refleks ile yapılmaya başlanan bir alışkanlığa dönüşür. Yasa dışı bir örgüt üyesi gibi ikinci bir isim edinmiş olanlar çoğunluktadır. Genellenemese de, çoğu Ermeni’nin ikinci bir Türkçe ismi vardır. İsminizi telaffuzunuzdan sonra genelde karşınızdakinin gözleri kısılır, bozuk bir tat almışçasına, “Ne?” der. Tekrar ederseniz “Anlamı ne?” derler genellikle memnuniyetsizlikle. “Sağduyulular”, “yabancısınız” derler nesli tükenmiş canlılara hasret bir edayla ve coşarlar, “nerden geldiniz, Türkçeyi nasıl öğrendiniz, burada mı doğdunuz, kökleriniz nereli, çok değişik isminiz var, yabancı dizilerdeki gibi”. Bazıları, sayıları az olmak ile beraber karşısındakini bu meraktan kurtarmak için ekler “Ermeni’yim”. Devamını okuyun »

 

Fransız yönetmen ve aktivist Claude Lanzmann’ın  Shoah adlı 9.30 saatlik belgesel yapıtı TRT BELGESEL kanalında gösterilmeye başlandı. Filmin ilk 2 saatlik bölümü Dünya Holokost Anma Günü olan ve Auchwitz toplama kampının Sovyet Kızıl Ordu tarafından kurtarılmasının yıldönümü olan 27 Ocak’ta gösterildi. Diğer bölümler önümüzdeki dört haftanın Cuma akşamları 10.30/11.00 sularında gösterilecek

 

Cengiz Alğan

Gemi ve uçak kazaları diğer tüm taşıt araçları kazalarından daha fazla ilgi görür, daha fazla gündemde kalırlar. Bir otomobilin (üstelik) bir diğer otomobile çarpması tek başına sıradan bir haber olarak kalır ve çok kısa sürede unutulup giderken, gemi ve uçak kazalarına ilişkin çok sayıda film çekilmiş, kitap yazılmıştır. Örneğin, tarihteki en ünlü deniz kazası olan Titanik’in alt tarafı bir buz dağına çarpıp batması, aradan 100 yıl geçmesine rağmen hâlâ tartışılmakta, üzerine çok sayıda kitap yazılıp sinema filmleri çekilmektedir. Bunun nedenleri;

  1. Diğer kazaların çok sık olması ve bu haberlerin neredeyse kanıksanması,
  2. Çok büyük olmalarından dolayı çok can yakmalarıdır.

Hrant Dink cinayeti, bu açıdan bakınca, Türkiye’nin Titanik’idir. Hrant Dink cinayeti basit, adi bir cinayet değildir. Bu ‘sırrı’ herkes biliyor. Ama herkes! Cinayet davasını sonuçlandıran hâkim basına “vicdanının rahat olmadığını” söylüyor. Belki de “Bu kararı tehdit altında verdim” demek istiyor. Devamını okuyun »

 

Cengiz Aktar

Geçen hafta ‘ne tuhaf tesadüftür ki derin bir yalnızlık ifade eden Hrant Dink kararı, kalabalık bir erkânının teveccühüne mazhar olan Denktaş cenazesiyle aynı güne rastladı’ diyorduk.  Tuhaf tesadüf bu hafta da sürüyor. Pazartesi, Fransız Senatosu inkârı cezalandıran yasa teklifini kabul etti. Böylece ve Anayasa Konseyi yasayı geri çevirse de, 2015’e doğru çok kritik bir eşiğe gelindi. Aynı gün süren Kıbrıs müzakereleri bağlamında BM Genel Sekreteri adadaki tarafları New York Greentree’de topladı ve bu konuda da kritik bir eşiğe gelindi.

Türkiye’nin 19. yüzyıldan bu yana taşıdığı, Osmanlının parçalanma ve ulus-devlet inşaları döneminin husumet zihniyetiyle şekillenmiş ve bugün hâlâ aynı zihniyetle ele alınan bu iki konu önümüzde duruyorlar. Ancak her ikisinde de şu veya bu şekilde sanki yolun sonuna yaklaşıldığı görünümü hâkim.

Devamını okuyun »

 

Cengiz Alğan

21. Yüzyıl’ın model ülkesi Türkiye’de, sokak aydınlatması bulunmayan ama dev Türk bayrakları bulunan köylere 5 Ocak’ta taziye ziyaretine gidenlerin arasındaydım. Model ülkenin ordusu savaş uçaklarıyla sivil yurttaşlarını bombalamış ve 35’ini öldürmüştü çünkü. Yılmaz Özdil gibi ırkçıların “ayda 15 bin TL kazanıyorlar” dediği, yoksulluktan kırılan köylülerin büyük acısına ve öfkesine tanıklık ettim. Yaşadıklarını ‘Batı’da’ anlatmaya söz verdim Kürt köylülerine. Bu yazıyı bu yüzden yazıyorum. Yazı da Uludere’den sonra atlatamadığım duygularım gibi biraz parça parça. Bu yüzden kusuruma bakmayın.
Bütün köy birbiriyle akraba. Herkes ailesinden birilerini kaybetmiş oluyor. Taziye için gittiğimiz köylerde erkekler bir alanda toplanıyorlar. Bizim geliş yönümüze göre ters U oluşturup bekliyorlar. Tek tek ellerini sıkıyoruz her birinin. Gençlerin çoğu elimizi öylesine sıkarken öfke kıvılcımlarıyla dolu gözlerini başka yöne çeviriyor. Belli ki köyün ileri gelenleri biz “önemlileri” zorla karşılatıyor onlara. Adetten, töreden, gelenekten. Misafire saygıdan. Ama öfkeleri yatışmıyor. Katil taraftan sayıyorlar bizi. Kürtçe bilenlerimiz “Kahrolsun Türkler” dediklerini duyuyor. Hep birlikte utanıyoruz. ‘Beni o gençlerin gözünde kendi katliamlarının parçası haline getirenlere lanet gelsin’ diyorum içimden. Devamını okuyun »

 

Cengiz Aktar

İnsanlık tarihi savaş tarihidir de. Varolduğundan bu yana savaşan bu mahlûk zamanla savaşın hukukunu da yazmış. Zira sanayileşmeyle silahların gücü artınca telefat muazzam boyutlara ulaşmış.

Modern savaş hukukunun kurucularından İsviçreli Henri Dunant 1857’de Avusturya-Macaristan ile Fransa İmparatorlukları arasında bugünkü İtalya’nın Lombardiya bölgesinde Solferino köyü yakınlarında 200.000’den fazla askerin çarpışmasını izler ve diğer gönüllülerle feci durumdaki yaralılara yardım eder. Savaşta gördükleri Cenevre Sözleşmeleri ile Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi’ne kadar giden süreci başlatmasına neden olur. Arkadaşlarıyla, tarafsız bir şekilde savaşta insanlara yardım sunabilecek eğitimli gönüllü grupların oluşturulması önerisini getirir. 1864’te Uluslararası Kızılhaç Komitesi kurulur. Kızılay’ın atası olan “Mecruhin ve Mardayı Askeriyeye İmdat ve Muavenet Cemiyeti” yani “Hasta ve Yaralı Askerlere Yardım Derneği” de dört yıl sonra kurulur. Dünyada ilk Kızılay bayrağı 93 Harbi’nde kullanılır. Devamını okuyun »

 

 

Hrant Dink davasının 24. duruşması 10 Ocak Salı günü Beşiktaş Adliyesi’nde görülecek. Hrant’ın Arkadaşları, sabah saat 10:00′da yine aynı yerde, İskele Meydanı’nda toplanarak adalet isteyecek. Hrant’ın Arkadaşları’nın çağrısı şöyle:

24. DURUŞMA! AYNI YERDEYİZ!

Hrant Dink’in katledilişinin üzerinden 5 yıl geçti. 24. kez sahnelenen temsilde bir arpa boyu yol katedilemedi. Biz yine bu davanın tanığıyız, takipçisiyiz, inadına nöbetçisiyiz. Tehdit eden de, işaret eden de, pusu kurup tetik çektiren de, çeken de, bütün suç ortakları tek tek yargı karşısına çıkana dek bu dava bizim için bitmeyecek!

Adalet nöbetimizi tutmak, davamıza sahip çıkmak, “bu dava böyle bitmez” demek için, 10 OCAK SALI, sabah saat 10.00′da, aynı yerde, biraraya geliyoruz!

HRANT İÇİN ADALET İÇİN!

Hrant’ın Arkadaşları

 

Cengiz Aktar

Fransa’dan başlayalım. Yasa girişiminin farzedilen siyasì ve ahlakì amaçlara hizmet ettiğini söylemek mümkün değil. Sarkozi’nin yeniden seçilme paniğiyle gündeme getirilen tasarının siyasì meyveleri, 22 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sosyalistlerin adayı Hollande’ın tasarının ruhunu destekliyor olmasıyla başından itibaren akamete uğramıştı. Devamını okuyun »

 
Taner Akçam
“Bu bir son değildir”, demiş Winston Churchill; “hatta sonun başlangıcı da değildir”, diye devam etmiş ve “belki başlangıcın sonudur”, diye tamamlamış cümlesini.

Türkiye, Başbakanın Dersim konuşmasıyla, tarihinin “başlangıç döneminin sonuna” geldiğini, ya da “yeni bir başlangıcın” başında olduğunu ilan etti. Osmanlı ve Cumhuriyetimizin büyük altüst oluşu olarak tanımlanabilecek devasa bir sürecin sonuna geldik. Süreci 1912-3 Balkan yenilgisinin kesinlik kazanması ile başlatmakta fayda var. 1913 bahar ve yaz ayları ile başlayan ve1914’de, Ege ve Trakya sahillerinden Rumların katliam dahil, köylerinden zorla boşaltılarak Yunanistan’a sürülmesiyle sistemli bir hal alan ve 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesi ile noktalanan bir süreç bu. Devamını okuyun »

© 2010 Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! Girişimi © Web sitesindeki içerik, kaynak gösterilerek kullanılabilir. Suffusion theme by Sayontan Sinha