<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! &#187; Makale/Söyleşi</title>
	<atom:link href="http://www.durde.org/category/makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.durde.org</link>
	<description>Ji Nîjadperestî û Neteweperestiyê re Bêje Bise! • Say Stop to Racism and Nationalism!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 May 2012 13:55:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Bu başkanlık sistemi Türkiye’yi diktatörlüğe götürür</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/05/bu-baskanlik-sistemi-turkiyeyi-diktatorluge-goturur/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/05/bu-baskanlik-sistemi-turkiyeyi-diktatorluge-goturur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 13:16:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5547</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar Arşivlerimi karıştırdım. “Başkanlık sistemi tartışması” demeye dilim varmıyor zira hiçbir tartışma olmadan konu açılıyor, kapanıyor ve yeniden servis ediliyor. Bu defa da bu cin fikri gündeme getirenler tartışma kültüründen dem vuruyor. Sanki bu konuda toplumda tartışmayı sürdürebilecek asgarî bir bilgi birikimi varmış gibi. Ve sanki birkaç zamandır bu ülkeyle ilgili her konuda alınan <a href='http://www.durde.org/2012/05/bu-baskanlik-sistemi-turkiyeyi-diktatorluge-goturur/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.durde.org/2012/05/bu-baskanlik-sistemi-turkiyeyi-diktatorluge-goturur/caktar/" rel="attachment wp-att-5548"><img class="alignleft size-full wp-image-5548" title="caktar" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/05/caktar.jpg" alt="" width="196" height="257" /></a>Cengiz Aktar</strong></p>
<p>Arşivlerimi karıştırdım. “Başkanlık sistemi tartışması” demeye dilim varmıyor zira hiçbir tartışma olmadan konu açılıyor, kapanıyor ve yeniden servis ediliyor. Bu defa da bu cin fikri gündeme getirenler tartışma kültüründen dem vuruyor. Sanki bu konuda toplumda tartışmayı sürdürebilecek asgarî bir bilgi birikimi varmış gibi. Ve sanki birkaç zamandır bu ülkeyle ilgili her konuda alınan kararlar, öncesindeki tartışmalara rağmen sonunda daima Başbakan’ın iki dudağının arasından çıkmıyormuş gibi. En son, futbol şampiyonunun kupayı nerede alacağına kadar…</p>
<p>Türkiye’nin eksik demokrasisinin dahi sonu demek olacak başkanlık sistemiyle ilgili ilk girişim tam iki yıl önce Başbakan tarafından başlatıldı. İlk yazıyı Nisan 2010’da yazmış ardından dört-beş kez yinelemişim. Yeniden gündeme getirilen konuyla ilgili hiçbir yeni tartışma öğesi yok.<span id="more-5547"></span></p>
<p>Önce konunun pazarlamacılarının parlamenter sistemin miadını doldurduğu, en demokratik ve istikrarlı sistemin başkanlık sistemi olduğu iddiasına bakalım. Evet, pek çok ülkede başkanlık veya yarıbaşkanlık sistemi uygulanıyor. Türkiye’de ise aslında adı konmamış bir “çeyrek başkanlık” sistemi mevcut. Cumhurbaşkanı <strong>Gül</strong> bir parlamenter sistemde olmayacak kadar yetkiye sahip olduğunu söyler. 1982 Anayasasında cumhurbaşkanlığı yüksek yargı, üniversiteler, YÖK, RTÜK gibi hayatî kurumlara yapılan atamalarda fazlasıyla söz sahibidir ve yürütmenin bir nevî “balans ayarı”dır. <strong>Sezer</strong> döneminde bu “ayar” defalarca icra edildiydi.</p>
<p>Yaygınlığına rağmen başkanlığın demokratik anlamda iyi işlediği ve gerçek bir yönetişime dayandığı tek ülke ABD ve şimdi gittikçe Brezilya, belki ilerde Meksika. Diğerlerinin ezici çoğunluğu diktatörlük. Her uyduruk seçimde %90’lar mertebesinde oy almalarına rağmen yakın zamanda diktatörlerini def edenler: Mısır, Tunus, Yemen. Malum, sistemin daha istikrarlı olduğu savunuluyor. Hakikaten başkanlık sistemi, diktatör kovulana kadar pek istikrarlı! İstikrar arayışı paradoksal olarak demokrasinin önündeki engellerden biri konumuna gelmiş durumda.</p>
<p>Başkanlık konusunda öne çıkan istikrar garantisinin en sağlam ve sürdürülebilir olduğu sistemler buradaki iddianın aksine tekadam veya güçlü çoğunluk sistemleri değil azamî siyasî temsile dayalı denetleme ve denge sistemleri. Mükemmel bir örnek için sorunlarının hiçbirini kalıcı ve sürdürülebilir biçimde çözemeyen Türkiye’ye bakmak kâfi.</p>
<p>Dolayısıyla modeli tartışmadan önce Türkiye’de varolan sistemin neden iyi çalışmadığını anlamak gerekiyor. Parlamenter sistemin temel taşları olan temsil adaleti ve siyasî partilerin güçlenmesi konularında yıllardır adım atılmadı. Dünyanın en adaletsiz seçim barajı hâlâ duruyor. Büyük partiyi daha palazlandıran, küçüğe söz hakkı tanımayan tek turlu bir seçim sistemi var. İstisnalar dışında seçildiği bölgeyi temsil etmekten uzak bir vekil topluluğu mecliste oturuyor. Parti içi demokrasi allahlık, tek adamlara biat edilen bu sistemde yasama, el kaldırıp indiren vekillerden ibaret. Partiler sürekli kapanma tehdidi altında.</p>
<p>Hükümetin artık beğenmediği parlamenter sistemi geliştirmekte ciddî bir çabası olmamasına rağmen başkanlık sisteminin yasamanın içinde bulunduğu hazin durumu sihirli bir değnekle ıslah edeceği ve işler hale getireceği iddia ediliyor.</p>
<p><strong>Sonuçta sorun, yürütmenin yetersiz gücünde değil, bu gücün yasama, hukuk ve bölgesel yapılarla denetleme ve dengelenmesini sağlayacak demokratik bir anayasanın eksikliğinde yatıyor.  </strong></p>
<p><strong>“Her Yönüyle Başkanlık Sistemi”</strong></p>
<p>Sistemi savunanlardan bilinen yegâne çalışma <strong>Burhan Kuzu</strong>’nun 1997’de çıkmış ve geçen yıl ayaküstü elden geçirilerek yeniden çıkarılmış “<strong>Her Yönüyle Başkanlık Sistemi</strong>” kitabı. Mesela sayfa 112’de “Türkiye’nin gündemine Başkanlık modeli artık girmiştir. Gerek siyasî parti yetkililerimiz, gerekse Başbakanımız, gerekse Cumhurbaşkanımız bu rejim lehine çalışmalar başlatmıştır” cümlesinde başbakan <strong>Çiller</strong>, cumhurbaşkanı da<strong>Demirel</strong>!</p>
<p>Kuzu, kitabının hemen her yerinde denetleyici, dengeleyici bir güçlü yasamadan söz ediyor. Yukarıda belirttiğim gibi mevcut sistemde tamamen işlevsizleştirilmiş bir yasama nasıl ve neden aynı siyasetçiler tarafından güçlü hale getirilsin?</p>
<p>Ama kırılma noktası başka yerde. Birkaç gündür akademi, siyaset ve basında başkanlık sistemi bölgesel yapılarla denetlenebilir ve dengelenebilirse kabul görebileceğini düşünen var. Hâlbuki hesap kat’iyen öyle değil. Kuzu adını koyuyor: “Hemen belirtelim ki, federal ya da eyalet yapılanması başkanlık modelinin olmazsa olmazı değildir. (s.14) Bu modelde Fransız sisteminin üniter yapısıyla ABD’deki başkanın yetkileri buluşturuluyor” (s.139). Tartışmanın en temel hususlarının birinde Kuzu tartışmayı bitirdiği gibi açıkça mutlakıyeti tarif ediyor!</p>
<p>Kuzu’nun kitabı bir hususta çok değerli. Başbakan’ın hayallerini süsleyen sistemin bu denli gayriciddî bir temelde oluşamayacağının bir nevî garantisi.</p>
<p>Ama Başbakan’ın başkanlık sevdası, yazım aşamasına gelmiş yeni anayasa etrafında yapılması gereken esas tartışmayı saptırma potansiyeli taşıyor. Kanaatimce AK Parti tabanı da dâhil kamuoyunda hiçbir başarı şansı olmayan bir sistem ülkenin demokratik istikbaline daha ortada bile yokken, zarar veriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/05/bu-baskanlik-sistemi-turkiyeyi-diktatorluge-goturur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tehlikenin Farkında mısınız?</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/05/tehlikenin-farkinda-misiniz-2/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/05/tehlikenin-farkinda-misiniz-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 09:56:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5523</guid>
		<description><![CDATA[Candaş Tolga Işık Fransa’da üçüncü parti… Macaristan’da ikinci parti… Yunanistan’da ilk 5 parti arasında&#8230; (21 milletvekiliyle ilk kez meclise girdiler!) * Anketlere göre; Hırvatistan’da en çok oy artıran parti onlar&#8230; Avusturya’da en çok oy artıran parti onlar&#8230; İsveç’te en çok oy artıran parti onlar&#8230; İsviçre’de en çok oy artıran parti onlar&#8230; * Danimarka, Hollanda ve Norveç’te önlenemez <a href='http://www.durde.org/2012/05/tehlikenin-farkinda-misiniz-2/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.durde.org/2012/05/tehlikenin-farkinda-misiniz-2/avrupada-irkcilik-2/" rel="attachment wp-att-5524"><img class="alignleft  wp-image-5524" title="Avrupa'da ırkçılık" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/05/Avrupada-ırkçılık1.jpeg" alt="" width="280" height="187" /></a><strong>Candaş Tolga Işık</strong></p>
<p>Fransa’da üçüncü parti…</p>
<div>Macaristan’da ikinci parti…</div>
<div>Yunanistan’da ilk 5 parti arasında&#8230;</div>
<div>
<div>(21 milletvekiliyle ilk kez meclise girdiler!)</div>
<div>*</div>
<div>Anketlere göre;</div>
<div>Hırvatistan’da en çok oy artıran parti onlar&#8230;</div>
<div>Avusturya’da en çok oy artıran parti onlar&#8230;</div>
<div>İsveç’te en çok oy artıran parti onlar&#8230;</div>
<div>İsviçre’de en çok oy artıran parti onlar&#8230;</div>
<div>*<span id="more-5523"></span></div>
<div>Danimarka, Hollanda ve Norveç’te önlenemez bir yükselişleri var&#8230;</div>
<div>Geçtiğimiz hafta sonu yapılan seçimler de gösterdi ki</div>
<div> insanoğlunun başına gelebilecek en büyük hastalıklardan biri</div>
<div>olan <strong>ırkçılık</strong> Avrupa’da hızla yayılıyor!</div>
<div>*</div>
<div>Burnumuzun dibindeki</div>
<div>Yunanistan’a bakın!</div>
<div>Seçimin iki galibinden biri olarak gösterilen</div>
<div><strong>Altın Şafak </strong>partisinin bayrağında Nazilerin gamalı haçı var&#8230;</div>
<div>Partinin lideri Nikos Mihaloliakos’un lakabı ‘<strong>Führer’..</strong>.</div>
<div>Yunan ‘<strong>Führer’</strong> toplantı yapacağı salonlara Nazi selamı vererek giriyor&#8230;</div>
<div>Nikos Mihaloliakos seçim zaferini kime armağan etti dersiniz?</div>
<div>Yunanistan’da yabancılara yönelik şiddet eylemlerine karışan <strong>‘siyah tişörtlü gençlere’!!!</strong></div>
<div><strong>Mihaloliakos’un</strong> başbakan olduğu bir komşu Yunanistan düşünebiliyor musunuz?</div>
<div>*</div>
<div>Geçenlerde<strong> ‘Dünyanın Sonu’</strong> diye bir yazı yazdım&#8230;</div>
<div>Aşırı sağın Avrupa’daki yükselişi filan&#8230;</div>
<div><strong>“Başbakan Kılıçdaroğlu’na ne dedi? Sütler mi bozuk,çocukların psikolojisi mi?</strong></div>
<div><strong> Acun’un programında bu gece nasıl bir geyik muhabbeti olacak?</strong></div>
<div><strong> Kenan’la Beren evlenecek mi? Vesaire&#8230;”</strong></div>
<div>Bu yoğun(!) gündemde çok da ilginizi çekmediğinin farkındayım&#8230;</div>
<div>Ama ısrarla yazmaya devam ediyorum:</div>
<div>Yaşadığımız dünya ırkçı, ayrımcı ve şiddet yanlısı politikacıların yönettiği bir gezegen haline geliyor.</div>
<div>Bu gidişle terör örgütlerine gerek kalmayacak!</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/05/tehlikenin-farkinda-misiniz-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fransa’nın seçimi</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/05/fransanin-secimi/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/05/fransanin-secimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 May 2012 12:04:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5503</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar Bu Pazar Fransa’nın seçim maratonunun ilk ayağı sonuçlanıyor. Fransızlar cumhurbaşkanını seçtikten sonra Haziran 10 ve 17’de milletvekillerini seçecekler. Sonra da artık tatile çıkarlar herhalde. Sarkozi ya daHollande seçilirse ne olurdan önce 22 Nisan’daki ilk turu ve sonuçlarını gözden geçirelim. On aday arasında kayda değer altı aday vardı. Bunlar arasında en az oy alanla başlarsak, yeşillerin adayı Eva <a href='http://www.durde.org/2012/05/fransanin-secimi/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.durde.org/2012/05/fransanin-secimi/fransa-secimler/" rel="attachment wp-att-5509"><img class="alignleft size-medium wp-image-5509" title="fransa-secimler" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/05/fransa-secimler-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a><strong>Cengiz Aktar</strong></p>
<p>Bu Pazar Fransa’nın seçim maratonunun ilk ayağı sonuçlanıyor. Fransızlar cumhurbaşkanını seçtikten sonra Haziran 10 ve 17’de milletvekillerini seçecekler. Sonra da artık tatile çıkarlar herhalde. <strong>Sarkozi</strong> ya da<strong>Hollande</strong> seçilirse ne olurdan önce 22 Nisan’daki ilk turu ve sonuçlarını gözden geçirelim. On aday arasında kayda değer altı aday vardı. Bunlar arasında en az oy alanla başlarsak, yeşillerin adayı <strong>Eva Joly</strong> epeyidir bu kadar az oy alabilen çevreci aday oldu. Akıllarda kampanyasının bariz zaafları, Yeşil hareketin Fransa’daki müzmin zayıflığı, ekonomik krizin çevre hassasiyetini ikinci plana itmesi ve Joly’nin Norveç asıllı olmasından ötürü gördüğü ahlâksız muamele kaldı. Siyasetin bir nevî karadeliği olan ‘orta’yı temsil eden <strong>François Bayrou</strong> daha önceki seçimlerde elde ettiği skoru yakalayamadı. İki arada bir derede vaatlerinin artık pek alıcısı yok.  Adaylar arasında farklı bir şey söyleyen aday ise <strong>Jean-Luc Mélenchon</strong>’du. <span id="more-5503"></span>Fransa’nın (ve Avrupa’nın) içinde bulunduğu derin güvensizlik ve korkuların karşısında çözümü sistem karşıtı bir siyasette arayan, diğer Avrupa ülkelerindeki Öfkeliler hareketlerinin bir benzerine tercüman oldu. İlk turun akşamı, üstü kapalı da olsa ikinci turda Hollande’a oy verilmesini önermesine rağmen Hollande’ın en ciddî muhalifi olmaya adaydır. Ardından %18’lik oy oranıyla altı buçuk milyon Fransızın oyunu alan <strong>Marine Le Pen</strong>. Oy patlaması tespiti doğru olmasa da Le Pen milletvekili seçimlerinde ağırlığını hissettirecektir.<strong></strong></p>
<p>Gelelim birinci ve ikinci gelen ve ikinci tura kalan iki adaya. Açıkçası her iki adaydan ülkenin içinde bulunduğu durumun vahametine ve ciddiyetine karşılık gelecek yeni bir söz işitilmedi. <strong>Yaşlı Avrupa gibi yaşlı Fransa da her şeyden korkan</strong>, <strong>çoktan melezleşmiş olmasına rağmen hâlâ safkandan dem vuran</strong> bir ülke görünümünde. Ekonomik kriz ve kimlik krizi birbirini besliyor. Seçimin ilk turu öncesinde Cezayir asıllı Fransız teröristin katliamı ortamı iyice gerdi. Her ne kadar adaylar katliamın faturasının Müslümanlara kesilmemesi gerektiğinin altını çizmiş olsalar da halkın bir kısmı bunu kafasındaki müslüman karşıtı klişeye uyarlayarak anladı.</p>
<p>İlk turun bir diğer sonucu, Sarkozi’nin ikinciliği ve muhtemel sonunun, diğer taraftan Le Pen’in ağırlığının Fransız sağının artık bir lideri olmadığını göstermesi. Bunun siyaseten bedeli ağır olacak.</p>
<p><strong>Pazartesi sabahı</strong></p>
<p>Herşeye rağmen Sarkozi’nin yeniden seçilmesi durumunda, kendisinden ikrah etmiş bir halkın beş yıl daha sultasına boyun eğeceğini beklemek abes olur. İtiraz ve itaatsizlikte üstlerine bulunmaz olan Fransızların, kendisinden nefret ettiren politikalarını ısrarla uygulamaya devam edecek olan Sarkozi’ye ve elbette tüm Fransa’ya ikinci beş yıllık dönemi zehir edeceklerinden şüphe yok. O nedenden Sarkozi’nin yeniden seçilmesi kolay değil. İş dünyasının bir kısmı Sarkozi seçilirse ülkeyi saracak sosyal patlamaları öngördüğü için Hollande’a oy verecek. Bayrou taraftarları ve orta sağın hatırı sayılır bölümü, Le Pen’in söylemini iyiden iyiye sahiplenmiş bir Sarkozi’ye karşı ‘cumhuriyetçi refleks’ ile Hollande’a oy atacak. Zaten öbür türlü aritmetik hesapla Hollande’ın seçilmesi mümkün değil. ‘Sol’ olarak sınıflandırılan oylar %50’yi bulmuyor. Çarşamba akşamı iki aday arasında yapılan düelloda Sarkozi yenilgiyi kabul etmiş hissi veriyordu.</p>
<p>Ama Hollande’ın seçilmesi durumunda Fransa’nın birdenbire düzeleceğini söylemek de mümkün değil. AB’nin 25 ülkesinin yeni imzaladığı Mali Antlaşma hükümetlere kamu harcamaları ve borçlanma konusunda neredeyse hiçbir marj tanımıyor. Her ne kadar Hollande sözkonusu antlaşmayı yeniden müzakere edeceğini söylemiş olsa da ekonomisi tamamen diğer AB ülkeleriyle bütünleşmiş Fransa’nın böyle bir lüksü pek yok. Bütün kıta çapında öngörülen kemer sıkma, tensikat ve artık daha azla yetinme durumunu halka izah etmek hiçbir politikacı için kolay bir iş olmayacak. Aşırı sağın kök salmasının yanında sisteme öfkeli bir solun varlığı Avrupa’nın yönetilemezliğini ve içe kapanmasını hızlandıracak nitelikler taşıyor. Bu gidişatı tersine çevirmek için derin vizyona ihtiyaç var. Hollande’ın bugünlerde dillendirdiği “<strong>Avrupa için Marşal Planı</strong>” bu amaca hizmet ediyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin mantarları</strong></p>
<p>Zengin bir floraya sahip İstanbul’da yıllardır mantar toplarım. Köylü pazarlarından civar illerde bolca çıkan mantarlardan alırım. Mantar vasıtasıyla rastgeldiğim insanların bu konudaki bilgi ve bilinç zaaflarına başında hayret ederdim. Kırsaldan daha yeni kopmuş ama doğadan nefret eden ürkütücü bir kitlesel ruh hali. Doğaya kötü davranan, tarımı lağvetmenin modernleşme olduğunu zanneden, doğal çevresiyle sıfır ilişkide, sonradan görme, kiç, beton-asfalt bağımlılığı. Batı’nın gelişmiş ve ister istemez kentleşmiş insanının doğa sevgisi ve bilgisi bütün afra tafraya rağmen burada yok. Belki birgün, hayat kalitesi son derece düşük bu sözümona kentlerde yaşamaya çalışanlar yeter deyip çevrelerine bakmayı akıl ederler. Onlara <strong>Jilber Barutçiyan</strong>’ın bu hafta çıkan, bu ülkede hazırlanmış ilk ciddî mantar kitabı “<strong>Türkiye’nin Mantarları</strong>”nı öneririm.</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/05/fransanin-secimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnkâr sonrası</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/inkar-sonrasi/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/inkar-sonrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2012 11:20:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5431</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar    Topçu çocuğun sözlerinden sonra yine ortalığa “bu ülkede ırkçılık olmaz” diyen galat-ı meşhur, ya da doğru bilinen yanlış çıktı. Telaffuzda sorun yok ama içerik galat, yani yanlış. Galat-ı meşhurların galat-ı meşru haline geldiği bir yer Türkiye. Boşuna “galat-ı meşhur lügat-ı fasihten evlâdır”, tercümesiyle “yanlış bilinen doğrusundan evlâdır” denmemiş. Hâlbuki gündelik dil ve yazı <a href='http://www.durde.org/2012/04/inkar-sonrasi/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.durde.org/2012/04/inkar-sonrasi/c-aktar/" rel="attachment wp-att-5432"><img class="alignleft  wp-image-5432" title="c.aktar" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/04/c.aktar_.jpg" alt="" width="266" height="200" /></a><strong>Cengiz Aktar   </strong><wbr></wbr></p>
<div>
<div dir="ltr">
<p>Topçu çocuğun sözlerinden sonra yine ortalığa “bu ülkede ırkçılık olmaz” diyen galat-ı meşhur, ya da doğru bilinen yanlış çıktı. Telaffuzda sorun yok ama içerik galat, yani yanlış. Galat-ı meşhurların galat-ı meşru haline geldiği bir yer Türkiye. Boşuna “galat-ı meşhur lügat-ı fasihten evlâdır”, tercümesiyle “yanlış bilinen doğrusundan evlâdır” denmemiş. Hâlbuki gündelik dil ve yazı dili buram buram ırkçı, dışlayıcı ve ayrımcı ifadelerle doluyken bu inkâr neyin nesi? Laikçi, milliyetçi ve ahlakçı tariflerin dışına düşen her vatandaş bu davranışın hedefi değil mi? Kaldı ki lumpen veya değil, toplumun içsesinin ortaya kolaylıkla döküldüğü top sahalarında bu lâflar devamlı telaffuz edilmiyor mu? Taraf’ta Gülengül Altınsay derlemiş, işte bir bölümü:<span id="more-5431"></span></p>
<p>“17 Aralık 2008’de Trabzonlu bir grup taraftar dönemin MHK Başkanı Oğuz Sarvan’a tepki olarak ‘Ermeni Oğuz’a Trabzon’da soykırım’ sloganı atmıştı. Bugün Emre’yi ırkçılıkla suçlayan Trabzon tribünleri daha üç hafta önce ‘Papazın çayırından Kanuni’nin memleketine hangi yüzle geldiniz’ sözlerini sarf etmişti. Bursa tribünlerinin Beşiktaş maçlarında tekrarladıkları ‘Ermeni köpekler, Beşiktaş’ı destekler’ bağırışları, İstanbul’daki olaylı Beşiktaş-Bursa maçı öncesinde internetten yayınladıkları ‘Bekle bizi zenci Kartal geliyoruz, bekle bizi Arap Kartal geliyoruz’ tehditleri. Tabii en fazla unutmadığımız da iki sezon önce Bursa-Diyarbakır maçında yaşadığımız olaylar. Tüm Bursalı taraftarlara dağıtılan Türk bayrakları, kocaman ‘Ne mutlu Türk’üm Diyene’ pankartı.”</p>
<p>Evde ve sokakta, etki ve tepkilerimiz İttihatçı-Kemalci millet tanımının dışında kalan herkesi, yani bu durumda bu topraklarda yaşayan aşağı yukarı her insanın kimliğini dışlamıyor mu? Hatta bazen yetmiyor, “Türk” olmayan her dünyalıyı da dışlamıyor mu? Bu davranış bozuklukları İttihatçı-Kemalci travmanın yarattığı derin kimlik bunalımının tezahürleri değil mi? Pekâlâ, inkâr ve örtbas mekanizmasının bu kadar sarih bir ırkçı dil ve ortama rağmen her defasında devreye girmesinin nedeni ne olabilir? Gerçeğin dayanılmaz ağırlığı ve vahameti olmasın sakın?</p>
<p>Salı günü yine bir 24 Nisan’dı. Bu toprakların kadim Ermeni ve Süryanî varlığını söndüren, Jöntürk hükümetinin 1915’te aldığı toplu sürgün kararının 97. yıldönümüydü. Adına ne derseniz deyin Ermeni ve Süryanilerin başına gelenler, şanlı inkâr ve örtbas tarihimizin beslendiği şahdamar olarak ruhumuzu ve şuurumuzu esir almış durumda. Her gün ve pekçok farklı konuda, evde, işte ya da sokakta tekrarlanan yaygın şizofreninin kaynağı muhtemelen bu damar. <strong>Herkesin bildiği, en azından tahmin ettiği bir gerçeğin, bir durumun yemin billâh inkârı. </strong>Ortalıkta dolaşan harikulade bir söz var: “Bu topraklarda Kürtler yaşadıklarını, Ermeniler öldüklerini kanıtlamaya uğraşır”.</p>
<p>Ama inkârın kendisi şizofrenik, iki ruhlu. Ve o ölçüde de yaşanması çok yorucu bir ruh hali. Zira inkâr edilen madem olmadı neden aksini ispat etmek ve ettirmek için bu kadar çaba sarfedilir? Dışarıdan ve artık içeriden inkâr konusunda itirazlar yükseldikçe kızılır, köpürülür? Lobicilik için paralar harcanır, kitaplar yazdırılır, Azerbaycan’dan, Türk Dünyası’ndan, bölgede “denize düşmüş” olan Başkan Obama’dan medet umulur?</p>
<p>Yaygın inkâr halinin giderek çözüldüğü kanısındayım. Onyıllardır biriken bilgiyle her akımdan, her cenahtan gençlerin sorguları bize ezberlerimizin, tabularımızın, mitlerimizin, masallarımızın, riyalarımızın şahdamarını kurutmanın vaktinin geldiğini söylüyor. Onlar şahdamarın tahribatının kendi istikballerine yöneldiğini görüyorlar. Her 24 Nisan’da 23 Nisan’ın büyümek istemeyen çocukluğundan çıkıp daha çoğalıyorlar. Nar gibi.</p>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/inkar-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başınız sağ olsun</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/basiniz-sag-olsun/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/basiniz-sag-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 13:58:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[başınız sağ olsun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5408</guid>
		<description><![CDATA[Hayko Bağdat 24 Nisan 1915’te büyük bir suç işlediler. Bir soykırım başlattılar. Sonra kanlı ellerini, sizin üzerinize silerek temizlemeye kalktılar. Köylerinizi, şehirlerinizi sırlarla doldurdular, sizi bu kötülüğe şahit yazdılar. O büyük sır duyulmasın diye, sizi hep susturdular. Şahitlik farzınızı elinizden aldılar. Duygunuzu, ruhunuzu yaraladılar, teamülünüzü bozdular, sözünüzü, sesinizi kıstılar. Komşunuzun ölüsüne üzülme hakkınızı gaspettiler. Hepinizi, <a href='http://www.durde.org/2012/04/basiniz-sag-olsun/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.durde.org/2012/04/basiniz-sag-olsun/bagdat/" rel="attachment wp-att-5410"><img class="alignleft  wp-image-5410" title="bagdat" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/04/bagdat.jpg" alt="" width="250" height="160" /></a>Hayko Bağdat</strong></p>
<p>24 Nisan 1915’te büyük bir suç işlediler.</p>
<p>Bir soykırım başlattılar.</p>
<p>Sonra kanlı ellerini, sizin üzerinize silerek temizlemeye kalktılar.</p>
<p>Köylerinizi, şehirlerinizi sırlarla doldurdular, sizi bu kötülüğe şahit yazdılar.</p>
<p>O büyük sır duyulmasın diye, sizi hep susturdular.</p>
<p>Şahitlik farzınızı elinizden aldılar.<span id="more-5408"></span></p>
<p>Duygunuzu, ruhunuzu yaraladılar, teamülünüzü bozdular, sözünüzü, sesinizi kıstılar.</p>
<p>Komşunuzun ölüsüne üzülme hakkınızı gaspettiler.</p>
<p>Hepinizi, mezarsız ölülerin, gaipten gelen uğultulu sesleriyle dolu bir coğrafyaya hapsettiler.</p>
<p>İçinizi korkularla doldurdular.</p>
<p>“Türk” ve “Soykırım” kelimelerinin yan yana koyulmasına sebep oldular, dünya alem sofralarının mezesi yaptılar, itibarınızla oynattılar.</p>
<p>Size susmayı öğretebildiler diye yeni sırlar doldurdular evlerinize.</p>
<p>Çocuklarınızın üzerine havan topu düştü.</p>
<p>Yaşından çok mermi saplandı vücutlarına.</p>
<p>Yeni toplu mezarlar kazdılar.</p>
<p>İşkencehanelerle, faili meçhullerle, darbelerle, diri diri yakarak çullandılar üstünüze.</p>
<p>Soykırımın kirini, kanını, gözyaşlarını, çocuklarınızın sırtına yüklediler.</p>
<p>En çok da, mağdura kızmayı öğrettiler onlara.</p>
<p>Kilitli vicdanlar bıraktılar geriye.</p>
<p>4 Nisan 1915’te büyük bir suç işlediler.</p>
<p>Bedelini ortalık yerde bıraktılar.</p>
<p>Kaybınız büyüktür, başınız sağolsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/basiniz-sag-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Askerî zihniyetle topyekûn hesaplaşma vakti</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/askeri-zihniyetle-topyekun-hesaplasma-vakti/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/askeri-zihniyetle-topyekun-hesaplasma-vakti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 11:02:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5406</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar 4 Nisan’da başlayan Evren-Şahinkaya davasının ardından gelen 28 Şubat darbe soruşturması ve mecliste kurulan 12 Mart ile 27 Mayıs darbeleri araştırma komisyonu sayesinde 27 Nisan muhtırası dışındaki tüm darbelere el atılmış durumda. Onyıllardır adalet bekleyen mağdurları için, darbelerin karanlıklarında kaybolmuşların yakınları için ayrı yerleri var bu davaların. Darbe hiyerarşisi yapmaksızın, 12 Eylül’ün yoğun <a href='http://www.durde.org/2012/04/askeri-zihniyetle-topyekun-hesaplasma-vakti/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cengiz Aktar</strong></p>
<p>4 Nisan’da başlayan Evren-Şahinkaya davasının ardından gelen 28 Şubat darbe soruşturması ve mecliste kurulan 12 Mart ile 27 Mayıs darbeleri araştırma komisyonu sayesinde 27 Nisan muhtırası dışındaki tüm darbelere el atılmış durumda. Onyıllardır adalet bekleyen mağdurları için, darbelerin karanlıklarında kaybolmuşların yakınları için ayrı yerleri var bu davaların.</p>
<p>Darbe hiyerarşisi yapmaksızın, 12 Eylül’ün yoğun askerî darbe tarihinin dönüm ve doruk noktası, bir nevî paradigması niteliğinde olduğu açık. Dava, bu darbeyle kurulan yapının kuşatmasından azat edilmenin, ülkenin üzerine geçirilen deli gömleğinden kurtulmanın, kalıcı askersizleşmenin kapısını aralıyor. Açıkçası, darbecilerin kendilerini aklamak üzere anayasalarına yerleştirdikleri geçici 15. maddeyi kaldırılarak bu davayı mümkün kılan 12 Eylül 2010 referandumdan “evet” çıkmasının değeri şimdi idrak ediliyor. Referandum tartışmalarında bu noktayı ısrarla görmezden gelenler bugün müdahil.<span id="more-5406"></span></p>
<p>Türkiye darbecisiyle hesaplaşma konusunda daha toy. Tek parti dönemi sonrasında darbeye yeltenenlerle toplum değil, muktedirler hesaplaşmıştı. Mesele askeriyenin siyasetteki meşruiyeti değil, darbelerin zamanlaması, üslubu ve küstahlık boyutlarıydı. Nitekim adlî süreçler sonucunda verilen cezalar hiçbir şekilde o meşruiyeti hedef almadığından darbe âdetinin önü alınamadı. Bugün de, bir anlamda benzer riskler mevcut.</p>
<p><strong>Üç koşut süreç</strong></p>
<p>Birbiriyle bağlantılı üç askersizleşme çalışması söz konusu olan. İlki adlî süreç:  Askeriyenin siyasete müdahale geleneğiyle hesaplaşma ve mağdurlara adalet ki başlayan ve süren davalar bu ihtiyaca karşılık geliyor. İkincisi bu konumun temellerini oluşturan askerî özerkliklerle mücadele ve özerkliklerin ilgası ki bu konuda kurumsal hukukî çerçevenin varlığından söz etmek daha mümkün değil. Üçüncüsü İttihat Terakki döneminden bu yana toplum, siyaset ve hukukun dokularına işlemiş olan askerî zihniyetten arınma ki bu uzun soluklu sosyolojik ve politik bir süreç.</p>
<p>Önümüzdeki risk adlî süreç yani süren mahkemelerin diğer iki askersizleşme mesaisini perdelemesi ve böylece askersizleşmenin akamete uğraması. <strong>Diğer bir deyişle darbecileri ve darbeci çıraklarını yargılamanın askersizleşme sanılması.</strong> Bu yanılgıyı bertaraf etmenin anahtarı toplumsal hassasiyet kadar siyasî iradedir.</p>
<p>Bugün hâlâ, askeriyenin siyasete müdahalesinin temellerini oluşturan malî ve hukukî özerkliğinin ilgasına yönelik reformlar beklemede. Mali özerklik açısından, Sayıştay Yasası’nda askerî ihale, mekân, mal ve harcamalar denetim kapsamında yer alıyor ama ülke güvenliği gerekçesiyle denetim raporları gizli. Hazırlanacak raporlara ilişkin düzenlemelerin nasıl olacağı Genelkurmay, Savunma, İçişleri ve Sayıştay’ın görüşleri doğrultusunda Bakanlar Kurulu’nca çıkarılacak yönetmelikle belirlendi. Benzer gizlilik ilkesi başka ülkelerde de var ancak silâh projeleriyle ilgili, harcamalarla değil. Ve genelkurmayın, kendi malî denetiminin denetleyicisi olduğu bir model, hiçbir demokratik ülkede yok.</p>
<p>Askeriyenin hukukî özerkliği de çetrefilli. Seçilmiş iktidarlar karşısındaki kadim statüsünden kaynaklanan yıllar boyunca kemikleşmiş ayrı bir hukuk sistemi var. Yani paralel hukuk! Misalen hükümet 12 Eylül 2010 referandumuyla yapılan anayasa değişikliği uyarınca darbe yapanların adlî yargıda yargılanmalarının yolunu açtı ancak darbe dışında siyaset yapmaya devam eden askerin adlî yargıda yargılanmasının yolu hâlâ kapalı. Anayasanın 145. maddesi uyarınca askerî mahalde işlenen ve Ceza Yasası kapsamında, anayasal düzen, parlamento ve hükümete karşı işlenen darbe suçları, süregelen mahkemelerde görüldüğü gibi artık adlî yargıda. Ama askerî beyanlar daha bu kapsamda değil. Seçilmiş otorite, darbe dışında kalan vesayetçi tasarruflara dokunamaz halde. Bunun veciz örneğini anadilde eğitim konusunda fikir serdeden Genelkurmay Başkanı’nın beyanıyla gördük.</p>
<p>Özerkliğin anası ise, ordunun tasarrufuna bırakılmış iç ve dış “rezerv alanlar” dolaylı otonom adacıklardır. PKK ile mücadele, Ege kıta sahanlığı ve Kıbrıs sorunları seçilmişlerce ya da İç Hizmet Kanunu uyarınca askeriyeye ihale edilmiştir. Demokratik bir ülkede askerî konularda sonsöz siyasetin olmalıdır.</p>
<p><strong>Asker-sonrası bir toplum için</strong></p>
<p>Süregelen darbe dava ve soruşturmalarının askerî zihniyetin sorgulanmasının önünü açabilmesi ve askersizleşmeyi kalıcı hale getirebilmesi için uzun erimli hukukî, siyasî ve idarî kararlara ihtiyaç var.</p>
<p>Adlî süreçte, yargılamanın yanında adalet-hakikat-tazminat-iade-i itibar mekanizmalarının hayat geçirilmesi şart.</p>
<p>Askerî vesayet babında, yeni bir anayasa ve yasalarda “mıntıka temizliği” sayesinde son otuz iki yıldır ülkeyi zapt-u rapt altına alan askerî mühendisliğin altyapısını kazımak ve askeriyenin özerk alanlarını ilga etmek gerekiyor.</p>
<p>Askerî politikada, iç ve dış savaşları sonlandırmak, askerî eğitim müfredatını baştan yazmak, savunma sanayindeki şehveti dindirmek, vicdanî red yapısını kurmak ve askerî konularda sivil uzmanlık oluşturmak lâzım.</p>
<p>Askersizleşme ve asker-sonrası demokratik topluma vasıl olmak meşakkatli iş, sadece darbeci yargılamak veya öç almakla erişilecek bir mertebe değil.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/askeri-zihniyetle-topyekun-hesaplasma-vakti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>24 Nisan anma programı</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/24-nisan-anma-programi/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/24-nisan-anma-programi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 10:55:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[24 Nisan anma programı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5374</guid>
		<description><![CDATA[24 Nisan anma etkinlikleri İstanbul # 18 Nisan, Salı, 17:00, Boğaziçi Üniversitesi Belgesel gösterimi. Yönetmen: Erhan Arık “Erhan Arık’tan Horovel Hikayeleri” # 23 Nisan, Pazartesi, 17:00, Taksim Hill Otel Forum: “24 Nisan&#8217;da ne olmuştu, 19 Ocak&#8217;ta ne oldu?” Ferhat Kentel (Moderator), Hayko Bağdat (Yazar ve aktivist), Garo Paylan (Hrant&#8217;ın Arkadaşları), Ümit Kıvanç (Taraf yazarı), Kemal Gökhan <a href='http://www.durde.org/2012/04/24-nisan-anma-programi/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>24 Nisan anma etkinlikleri</strong></p>
<p><strong>İstanbul</strong></p>
<p># 18 Nisan, Salı, 17:00, Boğaziçi Üniversitesi</p>
<p>Belgesel gösterimi. Yönetmen: <strong>Erhan Arık</strong></p>
<p><strong>“Erhan Arık’tan Horovel Hikayeleri”</strong></p>
<p># 23 Nisan, Pazartesi, 17:00, Taksim Hill Otel</p>
<p><strong>Forum: </strong><strong>“24 Nisan&#8217;da ne olmuştu, 19 Ocak&#8217;ta ne oldu?”</strong><strong></strong></p>
<p>Ferhat Kentel (Moderator), Hayko Bağdat (Yazar ve aktivist), Garo Paylan (Hrant&#8217;ın Arkadaşları), Ümit Kıvanç (Taraf yazarı), Kemal Gökhan Gürses, Aydın Engin (T24 yazarı), Prof Dr. Taner Akçam (Clark Üniversitesi öğretim üyesi), Cengiz Alğan (DurDe sözcüsü)</p>
<p># 24 Nisan, 19:15, Taksim Meydanı (Anma)<span id="more-5374"></span></p>
<p><strong>Ankara</strong></p>
<p># 24 Nisan, 19:15, Sakarya Meydanı (Anma)</p>
<p><strong>İzmir</strong></p>
<p># 20 Nisan, Cuma, 18:30</p>
<p><strong>HOROVEL</strong>: Fotoğraf ve multimedya belgeseli</p>
<p>Yönetmen: <strong>Erhan Arık</strong></p>
<p>Karakedi Kültür Merkezi, Kıbrıs Şehitleri Caddesi 1462 sok. no: 20/1</p>
<p>(ZMO Sokağı, Cafe Cookie üstü)</p>
<p># 24 Nisan, Salı, 18:30 (Anma)</p>
<p>Kıbrıs Şehitleri Caddesi, Sevinç Pastanesi önü,</p>
<p>(Talatpaşa Bulvarı ile kesişme noktasında)</p>
<p># 24 Nisan, Salı, 19:30</p>
<p>Panel: <strong>“24 Nisan, Ermeniler, İzmir”</strong></p>
<p>Tepekule Kongre Merkezi, Akdeniz Salonu, Bayraklı</p>
<p><strong>Bodrum</strong></p>
<p># 24 Nisan, Salı, 11:00 (Anma)</p>
<p>Belediye Meydanı</p>
<p># 25 Nisan, Çarşamba, 17:30</p>
<p>Konferans: <strong>1915&#8242;e bir bakış</strong></p>
<p><strong>Zakar Midanoğlu</strong></p>
<p>Nurol Kültür Merkezi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/24-nisan-anma-programi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suriyeli ilticacılar ve iltica politikasının gidişatı</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/suriyeli-ilticacilar-ve-iltica-politikasinin-gidisati/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/suriyeli-ilticacilar-ve-iltica-politikasinin-gidisati/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 10:16:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Aktar]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli ilticacılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5358</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar Canlılar keyiften göç etmez, mecburiyetten eder. Zorunlu göç ve iltica durumu ise insanın içine düştüğü en beter durumdur. Mülteciler, yeri yurdu dahi olmadığından yoksuldan da yoksul, sadece toplu halde denizde boğulduklarında veya kamyon kasalarında nefessiz kalıp telef olduklarında haber olan lânetlilerdir. Mülteciler kendi devletlerinden gördükleri kötü muameleye boyun eğmediklerinden, gitmek zorunda kaldıkları yabancı <a href='http://www.durde.org/2012/04/suriyeli-ilticacilar-ve-iltica-politikasinin-gidisati/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: small;"><a href="http://www.durde.org/2012/04/suriyeli-ilticacilar-ve-iltica-politikasinin-gidisati/cengiz-aktar1/" rel="attachment wp-att-5360"><img class="alignleft  wp-image-5360" title="cengiz aktar1" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/04/cengiz-aktar1.jpeg" alt="" width="210" height="284" /></a></span></p>
<p><strong>Cengiz Aktar</strong></p>
<p>Canlılar keyiften göç etmez, mecburiyetten eder. Zorunlu göç ve iltica durumu ise insanın içine düştüğü en beter durumdur. Mülteciler, yeri yurdu dahi olmadığından yoksuldan da yoksul, sadece toplu halde denizde boğulduklarında veya kamyon kasalarında nefessiz kalıp telef olduklarında haber olan lânetlilerdir. Mülteciler kendi devletlerinden gördükleri kötü muameleye boyun eğmediklerinden, gitmek zorunda kaldıkları yabancı diyarlarda suç işlemiş muamelesi görürler. Onlara daima şüpheyle bakılır. Bu, iltica edilen bütün ülkelerin yönetimleri için geçerlidir. <!--[if gte vml 1]><v:shapetype<br />
id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" o:spt="75" o:preferrelative="t"<br />
path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"><br />
<v:stroke joinstyle="miter"/><br />
<v:formulas><br />
<v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"/><br />
<v:f eqn="sum @0 1 0"/><br />
<v:f eqn="sum 0 0 @1"/><br />
<v:f eqn="prod @2 1 2"/><br />
<v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"/><br />
<v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"/><br />
<v:f eqn="sum @0 0 1"/><br />
<v:f eqn="prod @6 1 2"/><br />
<v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"/><br />
<v:f eqn="sum @8 21600 0"/><br />
<v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"/><br />
<v:f eqn="sum @10 21600 0"/><br />
</v:formulas><br />
<v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect"/><br />
<o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"/><br />
</v:shapetype><v:shape id="Resim_x0020_1" o:spid="_x0000_i1025" type="#_x0000_t75"<br />
alt="http://www.durde.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif"<br />
style='width:.6pt;height:.6pt;visibility:visible;mso-wrap-style:square'><br />
<v:imagedata src="file:///C:\Users\Lewox\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01\clip_image001.gif"<br />
o:title="trans"/><br />
</v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:\Users\Lewox\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01\clip_image001.gif" alt="http://www.durde.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" width="1" height="1" /><span id="more-5358"></span><!--[endif]--></p>
<p>Türkiye hem mülteci vermesine hem de almasına rağmen senelerdir bu konuda makul bir hukukî altyapıyı oluşturamadı. Tarafı olduğu 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne şehir devleti Monako ve Madagaskar adasıyla birlikte coğrafî çekince koymuş olan 3 ülkeden biridir. Çekince, Avrupa’dan gelenlerin dışında kimsenin Türkiye’de mülteci statüsüne sahip olamayacağı anlamını taşır. Sorunlar yumağı bir coğrafyada bulunmamız bu çekinceye rağmen mülteci akımını hiç engellemedi ama idarenin tavrını değiştirmesine de önayak olamadı. Irak’ta Halepçe katliamı sonrasında ve son Irak istilasıyla Türkiye’ye sığınmaya çalışanlara yapılan engelleme bunun en veciz örneğidir. Özal dönemindeki Halepçe sonrası Kürt mülteciler sınırda sersefil tutulup geri yollandılar, Irak istilasından kaçan Sünni Müslümanların sığınması ise büyük ölçüde engellendi.</p>
<p>Bugün ise bütün engellere rağmen 52 vilâyete yayılmış mecburî ikamet merkezlerinde ‘Avrupalı olmayan’ toplam 25.000 ‘şartlı mülteci’ bulunuyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (MYK) kendilerini üçüncü bir ülkeye gönderme şartını yerine getirene kadar merkezlerde kötü koşullarda hayata tutunmaya çalışıyorlar. Üçüncü dünya ile dayanışma konusunda epey iddialı olan Türkiye’nin üzerinde iyi düşünmesi gereken bir çelişki bu!</p>
<p>Yakın zamanda İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı ‘<strong>Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı Taslağı</strong>’ yabancılar ile ilticacıların hukuki konumlarını tarif eden ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü altında kurumsal kapasiteyi güçlendirecek üç yasadan oluşan paket Başbakanlığa sevkedildi. Taslakla, hâlihazırdaki yetersiz hukuki çerçevenin içi dolduruluyor, göçmen veya mültecinin tüzel kişiliğini tanımlayan bir takım iyileştirmeler getiriliyor. Aynı zamanda bir AB uyum taahhüdü olan bu yasalar ne yazık ki kabul görmüş mevzuat ile uyumsuz. Yukarıda adı edilen çekince kalkmadıkça Türkiye’nin hukuken sağlam ve insanî kaygılara cevap verecek çapta bir mevzuata sahip olması mümkün değil.</p>
<p><strong>Suriye’den ilticanın idaresinde ipin ucu kaçmak üzere</strong></p>
<p>29 Nisan 2011’de başlayan Suriyeli mülteci akımında uygulanan ‘açık sınır’ kararı, vize şartı olmamasının da sağladığı avantajla birlikte Avrupalı olmayan mültecilere yapılan uygulamaya istisna oluşturuyorsa da mültecilerin kabul ve hayatlarını idame ettirmeleri konusunda sorunlar büyüyor. Bu hafta itibariyle 18.000 Suriyeli Türkiye’de. Lübnan’da 16.000 Ürdün’de 6.000 Suriyeli mülteci var. Geçen Cuma 84 milyon dolarlık bir insanî yardım çağrısında bulunan MYK yaz sonunda üç ülkede toplamın 100.000’i bulacağını hesaplıyor. Suriyeliler Türkiye’de 8 çadırkent ve Kilis’teki konteyner kentte ‘misafir’ ediliyorlar. Sorunlar da tam burada başlıyor.</p>
<p>Bir defa iltica lûgatçesi ve hukukunda ‘misafir’ diye bir kavram yok. Hukuki temelden yoksun bu statü her türlü keyfi ve şeffaf olmayan uygulamaya kapı açar. Nitekim Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Mültecilerle Dayanışma Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nden oluşan <strong>Mülteci Hakları Koordinasyonu</strong> Antakya çadır kentlerindeki hukuk zaaflarına sürekli dikkat çekiyor. Ağustos 2011’de Antakya’da para karşılığı iki Suriyeli mülteci subayı Suriye yetkililerine satan memurlar geçende nihayet tutuklandılar. Subaylar Suriye İnsan Hakları Birliği’nden verilen bilgiye göre kurşuna dizilmişler.</p>
<p>Mültecilerin suçluymuş gibi telörgüler arkasındaki fotoğraflarını hep basında görüyoruz. Bu, olması gereken muamele değil. Kuş uçurtulmayan çadırkentlere hiçbir yabancı heyet veya gazeteci alınmaması da normal değil. Bırakın yabancı heyetleri BM’nin uzman mülteci kuruluşu MYK dahi çadırkentlere adım atamıyor.</p>
<p>Tecrit, şeffaflığı zedeler, istismar riskini artırır. Kaldı ki ulusal basını ve uluslararası camiayı Suriyeli mültecilerle irtibata geçmekten alıkoymak, Suriye konusunda gereken uluslararası kamuoyu farkındalığından kendini mahrum etmektir. Kamu diplomasisi ustalarına duyurulur.</p>
<p>Diğer taraftan hükümetin mültecilerin bakımı için uluslararası camiadan destek almayı reddetme inadı, olağanüstü durumlarla başetme kapasitesinin sınırlarını hatırlarsak, gayet risklidir.</p>
<p>Son olarak, uluslararası kabul görmüş uygulamada mülteciler, kaçtıkları ülkenin ordusunun intikam alma riski dolayısıyla sınır bölgelerinde yerleştirilmez. Tam Lübnan’da Pazartesi cereyan eden olaydaki gibi!</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/suriyeli-ilticacilar-ve-iltica-politikasinin-gidisati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özerklik ve anadille yaşamak</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/ozerklik-ve-anadille-yasamak/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/ozerklik-ve-anadille-yasamak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Apr 2012 14:06:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Anadil - Resmi dil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5266</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Ümit Kardaş 9-11 Mart 2012 tarihleri arasında Abant&#8217;ta yapılan &#8220;Yeni Anayasanın Çerçevesi&#8221; konulu toplantının oturumlarından birinde, &#8220;Üniter devlet ve özerklik&#8221; konusu tartışıldı. Cengiz Aktar dışındaki katılımcıların konuşmalarından adem-i merkeziyet kavramının, belediye örgütlenmesi ve hizmeti olarak algılandığını, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden de belediyelerin yetkilerinin artırılmasının anlaşıldığını saptadım. Kimsenin belediyeler ile merkez arasındaki büyük boşluktan, bölgesel yönetim <a href='http://www.durde.org/2012/04/ozerklik-ve-anadille-yasamak/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2012/04/ozerklik-ve-anadille-yasamak/kitap/" rel="attachment wp-att-5267"><img class="alignleft size-medium wp-image-5267" title="kitap" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/04/kitap-300x166.jpg" alt="" width="300" height="166" /></a>Dr. Ümit Kardaş</strong></p>
<p style="text-align: left;">9-11 Mart 2012 tarihleri arasında Abant&#8217;ta yapılan &#8220;Yeni Anayasanın Çerçevesi&#8221; konulu toplantının oturumlarından birinde, &#8220;Üniter devlet ve özerklik&#8221; konusu tartışıldı.</p>
<p style="text-align: left;">Cengiz Aktar dışındaki katılımcıların konuşmalarından adem-i merkeziyet kavramının, belediye örgütlenmesi ve hizmeti olarak algılandığını, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden de belediyelerin yetkilerinin artırılmasının anlaşıldığını saptadım. Kimsenin belediyeler ile merkez arasındaki büyük boşluktan, bölgesel yönetim boşluğundan haberi bulunmamaktaydı. Oysa Türkiye&#8217;nin asıl sorunu merkezdeki aşırı, denetlenemez yetki terakümüdür. Bu ise rejimi ister istemez otoriter kılmaktadır. Gerçek bir demokrasinin yolunun açılmasının ancak bölgelere yetki devriyle, bölgeye ilişkin kararların bölgelerdeki parlamentolar tarafından alınmasıyla ve bunun sonucu bireyin demokrasi kültürü içinde yetişmesiyle doğrudan bağlantılı olduğu açıktır.<span id="more-5266"></span></p>
<p style="text-align: left;">Üniter devlet olan bölgesel devletlerde de siyasal iktidar tektir. Siyasal planda birliği sağlama amacı tüm bölgesel devletler için temel olup, devlet olmanın hedefinde bu vardır. Ancak siyasi birlik çok değişik tekniklerle sağlanmıştır. Tüm bölgesel devletlerin anayasalarında devletin tekliği ve bölünmezliği belirtilmiştir. Mesela, federal devletlerde de siyasal iktidar tek olduğu için bu tip devletler uluslararası alanda tek devlet olarak kabul edilmektedirler. Federasyonlarda da federal devlet güçlü mali olanakları olan ve ordusu bulunan tek siyasal otoritedir. Federal Almanya (Land&#8217;lar; daha çok yürütmede federalizm söz konusu), Kanada (Eyaletler), İsviçre (Kantonlar), Avusturya (Land&#8217;lar), Belçika (Bölgeler), ABD, Hindistan ve Avustralya (federe devlet) federal modele örnektirler.</p>
<p style="text-align: left;">Bölgesel devletlerden İspanya&#8217;da 1978 Anayasası ile geniş bir toplumsal mutabakat sağlamaya dayalı özerklikler tanınmıştır. Anayasanın girişinde bütün İspanyolların ve İspanya halklarının insan haklarını, kültürlerini, geleneklerini ve dillerini koruma amaç edinilmiştir. Anayasanın 2. maddesinde ulusal birlik ve ülkenin bölünmezliği belirtildikten sonra bölge ve milliyetlerin özerklik hakkı tanınmış ve aralarındaki dayanışma ve işbirliği garanti edilmiştir. İspanya&#8217;da 17 özerk bölge ve iki özerk kent bulunmaktadır. Anayasa milliyetlere de özerklik tanımaktadır (Katalonya, Bask ülkesi, Galisya). İspanya&#8217;da özerk topluluklar Almanya&#8217;nın federe devletlerinden daha geniş bir yasama yetkisine sahiptirler. Yine İspanyol Anayasası ifade özgürlüğü alanını genişleterek ayrılıkçılığı savunan parti ve derneklerin kurulmasına imkân tanımıştır. İspanyol Anayasası&#8217;na göre ortak tarihsel, kültürel ve ekonomik özelliklere sahip, komşu iller, adalar ve tarihsel bölgesel varlığı olan iller özerk topluluk oluşturabilirler. Her bölgenin parlamentosu ve hükümeti bulunmaktadır. Ancak yargı birliği ilkesi uyarınca bölgelere yargı yetkisi tanınmamıştır. Özerk bölgelerin İspanyolca dışında ikinci resmi dili olabileceği kabul edilmiştir. Aranca, Baskça, Galisyaca, Katalanca gibi. İtalyan Anayasası da 5. maddede tek ve bölünmez cumhuriyetin yerel özerklikleri tanıdığını ve gerçekleştirilmelerini kolaylaştıracağını belirtir. İtalya&#8217;da 20 bölgeden 5&#8242;i özerk bölgedir. Aosta Vadisi, Sardinya, Sicilya, Firuli-Venezia Giulia, Trentino-Alto Adige. Aosta Vadisi&#8217;nin resmi dili İtalyanca ve Fransızca olup bölgede ayrıca Arpitanca dili kullanılır. Trentino-Alto Adige&#8217;de resmi dil İtalyanca, Ladince ve Almancadır. Sicilya&#8217;da Arapça, Latince ve İtalyanca resmi dildir. Firuli-Venezia Giulia&#8217;da İtalyanca ve Slovence resmi dildir. Sardinya&#8217;da 5 resmi dil vardır. İtalyanca, Sardinyaca, Fransızca, Piedmontçe, Oksitanca. İtalyan dili cumhuriyetin resmi dili olarak kabul edilmiş ancak 6. maddede dil açısından mevcut azınlıkların özel önlemlerle korunacağı garantisi verilmiş ve bölgelerde birden çok resmi dil kullanımına imkân verilerek anadile eğitimin ötesinde Avrupa kriterlerine göre anadille yaşama özgürlüğü sağlanmıştır. İtalya&#8217;da da her bölgenin parlamentosu ve hükümeti bulunmaktadır. Her iki devlet de üniter devlettir. Bu bölgelerin anlamı belirli bir coğrafya parçasında yaşayan ulus-altı bir halkın siyasal varlığının ve yaşadığı coğrafi sınırların tanınması ve bir kısım siyasi ve idari yetkilerin bu bölgeye aktarılmasıdır. Her iki ülkenin anayasası da bölgelere mali özerklik tanımaktadır. Ayrıca bölgelere kolluk gücü kurma yetkisi de verilmiştir. Anayasa özerk bölgeleri kentleşme, konut planlaması, bölgesel ulaşım, tarım, ormancılık, balıkçılık, bölgesel ekonomik kalkınma, yerel fuarlar, sağlık konularında yetkili kılmıştır. Savunma, ordu, yargı, dış politika, vatandaşlık, gümrük rejimi, devlet maliyesi, sosyal güvenlik, öğretime ilişkin temel normlar gibi konularda merkezi devlet yetkilidir. Bunun dışında devletin özerk bölgeler üzerinde yargı denetimi dışında da denetim yöntemleri bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>BÖLGESEL DEVLET MODELLERİ</strong></p>
<p style="text-align: left;">Özerklik sadece farklılıkların yarattığı çatışma ve gerilimlerin yönetilmesinde barış içinde birlikte yaşamayı sağlayan bir seçenek sunmaktadır. Portekiz&#8217;de Asor ve Madere takımadaları için geçerli olan &#8220;tarihsel özerklik istemleri üzerine kurulu olan siyasal özerkliktir&#8221;. Yunanistan&#8217;da dinsel birim olan keşişler özerk bölgesi Mont Atos (Aynoroz Yarımadası) kendi kendini idare etme hakkına dayalı ayrıcalıklı bir statüye sahiptir. Güney Afrika&#8217;da 9 özerk bölgenin parlamentosu ve yürütme organı bulunmaktadır (tarım, eğitim, sağlık, konut, ulaşım, polis, turizm, çevre konularında ve belediye kurmada yetkili). Ayrıca yasama, yürütme ve yargı başkenti olmak üzere üç başkente ve 11 resmi dile sahip. Bolivya 9 özerk bölgeyle, İspanyolca dâhil 36 resmi dile sahip. Birleşik Krallık&#8217;a bağlı Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda&#8217;da parlamento, hükümet ve başbakan bulunmaktadır. Birleşik Krallık&#8217;ta resmi dil bulunmamakta, fiili olarak İngilizce ve Gal dili kullanılmaktadır. Fransa&#8217;da Korsika özel statülü bölge olup, parlamentosu bulunmaktadır. Alsace Moseller bölgesinde ise çok hukukluluk söz konusu olup, Alman kanunları uygulanmaktadır. Hindistan&#8217;da Hintçe ve İngilizce resmi dil olarak kabul edilmiştir. Yeni Zelanda&#8217;da nüfusun yüzde 5&#8242;inden az insan konuşmasına rağmen Maori dili de resmi dil olarak kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: left;">Bölgesel devletlerin tarihsel örnekleri çokuluslu imparatorluklardaki özerk memleket örnekleridir. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndaki ayrıcalıklı eyaletler (Hicaz, Tripoli, Aynoroz Yarımadası) bugünün bölgesel devletlerindeki düzenlemelere benzerlik gösterir. Osmanlı&#8217;da dinsel topluluk sistemi, kişi yönünden yerinden yönetim örnekleri de (Kürt Emirlikleri, Özerk Kürt Sancakları) vardır. Osmanlı İmparatorluğu, bölgesel devlete örnektir. Osmanlı&#8217;da 1876 Anayasası&#8217;nda devletin tekliği ve bölünmezliği belirtilmiş iken yukarıda değinilen istisnalar ve bölgesel devlet olma özelliği korunmuştur. 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu&#8217;nun getirdiği sistemde de merkeziyet usulü istisnai, yerinden yönetim ise geneldir. Yerinden yönetimin kurum ve araçları seçimlerle oluşan organlar ve icraî karar alabilme yetkileri ve özerkliktir. Nahiye yönetiminin bile iktisadi, mali ve hatta yargısal yetkilerle donanması ve seçimle oluşması özerkliğin boyutlarını gösterir. 1924 Anayasası ile tekrar merkeziyetçiliğe dönülmüştür. Cumhuriyet yönetimi, saf ve katıksız bir üniter devlet düzenlemesi getirmiştir. Bölgesel devletlerde yerel özgürlükler yerel öğeyle birlikte, milliyete bağlılık gibi öznel öğelerle de tanımlanmaktadır. Tüm bölgesel devletlerin anayasalarında devletin tekliği ve bölünmezliği belirtilmiş, diğer taraftan da siyasal bölgelerin varlığı tanınmıştır. İspanya&#8217;da ulus milliyetleri barındırır, İtalya&#8217;da Sicilya parlamentosunun yasama yetkisi ulusal birliğe engel değildir. Avrupa devletlerinde bölgesel farklılıkların hukuki plana yansımasının en geniş ölçüde önlendiği ülke Fransa&#8217;dır. Ancak Fransa&#8217;da da bölgelerin bölgesel kimliği bulunmaktadır. Korsika&#8217;nın kendine özgü özel statüsü ve parlamentosu vardır. Ayrıca kültürel özerklik idari bölgeselleşme üzerinden sağlanmıştır. Korsika&#8217;da bölgesel diller öğretim sisteminde yer almıştır.</p>
<p style="text-align: left;">Yukarıda belirttiğimiz modelleri ve özellikle tarihsel süreci, deneyimleri ve ülke coğrafyasının özelliklerini, bölge ekonomilerini göz önüne alarak ülke coğrafyasında yaşayan tüm insanların barış ve huzurunu sağlayacak bir modeli yaratmak kaçınılmazdır. Kürt sorununun da demokratik yaklaşımlarla çözülmesi merkezin bölgelere yetki devrini gerektirmektedir. Mesele çoğu insanın algıladığından farklı olarak belediyelerin güçlendirilmesinden daha önemli ve daha farklı bir çözümü işaret etmektedir. İşte bu noktada Kürt sorununun çözümü yeni bir sentezi gerektirdiğinden geniş bir toplumsal katılımla yeni bir anayasa yapmadan Türkiye&#8217;nin barışa ve huzura kavuşması imkânsızdır. Demokratik, sivil ve özgürlükçü bir felsefeye dayanması gereken bu anayasa erkler arası ilişkileri yeniden düzenlerken, bölgesel özerklikleri hangi anlamda tanıyacağını, yetkilerin merkezle bölgeler arasında nasıl paylaşılacağını da gösterecektir. Belediyeler ile merkez arasındaki boşluğu yetkili bölgeler dolduracak, demokrasi bölgelerde bireyi yaratacaktır. Avrupa, bu nedenle Bölgeler Avrupası olarak adlandırılır. Türkiye merkezde topladığı yetkiler ve rant dağıtma tekeli nedeniyle demokrasiye evrilememekte giderek otoriterleşmektedir. Hükümetin söz konusu meseleye ifade özgürlüğünün sınırlarının genişletildiği bir ortamda tüm boyutlarıyla yaklaşılacağını ve her türlü çözüm modelinin tartışılabileceğini açıkça belirtmesi zorunludur. Ayrıca bugüne kadar 24 ülke tarafından imzalanan Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı&#8217;nı Türkiye imzalamamıştır. Bu şart anadille yaşamanın tüm boyutlarını ortaya koymuştur. Anadille eğitim, anadille mahkemede savunma, anadille idareye başvuru yapma, anadille kültür ve sanat üretme, anadille ekonomik faaliyette bulunma. Bunun anlamı ikinci bir resmi dilin bölgesel olarak tanınmasıdır. Bölgesel özerklik ve bölgede anadille yaşamak iç içe geçmiş ve birbirinden ayrılmaz iki kavrama işaret etmektedir. Özetle, Türkiye, bu meseleyi yeni bir anayasa inşası süreci içinde çözebilme başarısını gösterir ve üniter devlet içinde bölgesel devleti yaratabilirse bölünme korkusundan kurtularak siyasi birliğini güçlendirir ve tekçi anlayıştan, çoklu anlayışa, otoriter bir rejimden demokrasiye, kuldan bireye geçerek sivilleşebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/ozerklik-ve-anadille-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar… Kadınlarımız..</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/03/kadinlar-kadinlarimiz/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/03/kadinlar-kadinlarimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2012 12:37:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Maya Arakon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5257</guid>
		<description><![CDATA[Maya Arakon Dün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ydü. Olur olmaz her yerden bir sürü kutlama mesajı geldi, sanki kadınlara ve kadın haklarına çok önem veren bir ülkeymişiz gibi resmi ağızlardan günün anlam ve önemini belirten hamasi sözler döküldü. Kadını göstermelik olarak el üstünde tutan bu gizli maço zihniyete, iki kadının hikâyesini anlatmak istiyorum bugün. Aslında <a href='http://www.durde.org/2012/03/kadinlar-kadinlarimiz/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.durde.org/2012/03/kadinlar-kadinlarimiz/maya-arakon/" rel="attachment wp-att-5258"><img class="alignleft size-full wp-image-5258" title="Maya Arakon" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/03/Maya-Arakon.jpg" alt="" width="259" height="194" /></a>Maya Arakon</strong></p>
<p>Dün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ydü. Olur olmaz her yerden bir sürü kutlama mesajı geldi, sanki kadınlara ve kadın haklarına çok önem veren bir ülkeymişiz gibi resmi ağızlardan günün anlam ve önemini belirten hamasi sözler döküldü. Kadını göstermelik olarak el üstünde tutan bu gizli maço zihniyete, iki kadının hikâyesini anlatmak istiyorum bugün.</p>
<p>Aslında Türkiyeli binlerce kadının hikâyesini anlatmak istiyorum bu bıyıklı devlet erkânı ve bürokrasi tacirlerine, ama gelin görün ki yerim kısıtlı. Yoksa sabrım bitmez, Uludere’de evlatlarını Devlet katliamında kaybeden, Pozantı’da çocukları taciz ve tecavüze uğramış anaları, son 40 yılda oğullarını bu kirli savaşa kurban vermiş bağrı yanık asker analarını, kızları töre ya da öfkeli koca cinayetinde öldürülmüş mağdur anaları, her askeri operasyonda dağdaki evladının ölüm haberini alacak diye kalbi kuş gibi çırpınan gerilla analarını, sadece geçtiğimiz Şubat ayında öldürülen 24 masum kadının analarını… Anaları, çileli kadınlarımızı anlatmak için ne sözüm biter, ne de sabrım!<span id="more-5257"></span></p>
<p>Ama bugün başka iki kadını anlatacağım. Haksız yere adaletin pençesinde yıllardır kıvrandırılan, özgürlükleri hoyrat bir siyasi hesapla ellerinden alınmış iki güzel, iki değerli kadını anlatacağım.</p>
<p>Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın adını duymuşsunuzdur. Hani 128 gündür Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’nde tutulan, iddianame henüz yazılmadığı için tutuklamaya gerekçe yapılan dayanakların henüz bilinemediği, Marmara Üniversitesi Siyaset bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi olan hocaların hocası.</p>
<p>Tutuklanmasına gerekçe BDP Siyaset Akademisi’nde ders vermesiydi, ancak tutuklandıktan sonra ne bizzat İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “1980 öncesi komünizan faaliyetlerde” olduğunu söylemesi kaldı, ne eşinin Yahudi, ne de eski eniştesinin Doğu Perinçek olduğu. Bunca zaman böğürlerde saklanmış bütün intikam naraları bir anda dökülüverdi Büşra Ersanlı’nın üstüne. Sanki eşinin Yahudi olması ya da eski eniştesinin kimliği onu suçlu kılmaya yetmeliymiş gibi!</p>
<p>Delil ve suçlamanın ne olduğu bilinmiyor, şiddet karşıtı bir öğretim üyesi nasıl “terör suçlusu” ilan edilebildi bilinmiyor, suçu ispatlanmadığı halde nasıl hükümet yetkililerinin çıkıp da kendisi hakkında yekten “terörist”mişcesine bahsedebildiği bilinmiyor, bunun “adil yargılanmayı etkilemek” suçu olması gerekirken nasıl olup da bu yetkililer hakkında hiçbir işlem yapılmadığı ise hiç bilinmiyor!</p>
<p>Bizzat bu ülkenin İçişleri Bakanı Büşra Ersanlı’nın geçmişine gönderme yaparak “aslında o bir potansiyel suçluydu” dercesine işlemekte olan yargı sürecine bal gibi müdahil olduğunda kimse sesini çıkarmıyor! Ancak İçişleri Bakanı’nın muhtemelen bilmediği bir gerçek var: Bugün “terörist” yaftasıyla hapse atılan Büşra Ersanlı, öncelikli kimliği akademisyenlik olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından Beykent Üniversitesi’nde ders vermek için bizzat davet edilmiş bir öğretim üyesidir.</p>
<p>Büşra Ersanlı “2 yarıyıl Beykent’te sadece Ahmet Hoca’ya duyduğu sevgi ve saygı nedeniyle ders verdiğini” ifade ediyor T24’e verdiği röportajda. Buyrun bakalım! “Bir terör suçlusuyla yakın ilişkili” bu durum İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in nezdinde Sayın Dışişleri Bakanını da “teröre yataklık” suçlusu yapar mı acaba?</p>
<p>Bugün size anlatacağım ikinci kadın bu toprakların yetiştirmiş olduğu en iyi sosyologlardan ve yüreği en güzel insanlardan biri: Pınar Selek. Hani 14 yıldır Devletin adalet mekanizmasının, kendisine her türlü işkenceyi yapmaktan vazgeçmediği yazar ve araştırmacı. Pınar Selek’e destek için kurulan “Hâlâ Tanığız Platformu” dün bir açıklama yayınladı. Kısaca şöyle diyorlar:</p>
<p><em>Sosyolog-yazar Pınar Selek’in üç kez beraat ettiği Mısır Çarşısı davası ile birleşen diğer davalardaki usul eksikliklerinin tamamlanmasına ilişkin yargılama, 7 Mart 2012 Çarşamba günü Beşiktaş Özel Yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nde görüldü. Pınar Selek, Mısır Çarşısı ile ilgili davada 3 kez beraat etmiş olmasına karşın savcılığın halen bu aşamada yeni mütalaa vererek ağırlaştırılmış müebbet hapis istemesi büyük şaşkınlık yarattı. “Yok hükmünde”ki bu mütalaa sonrası diğer sanıklarla ilgili ifade ve savunmaların tamamlanması için duruşma 1 Ağustos 2012 tarihine ertelendi.</em></p>
<p><em>3. Beraat kararı sonrası artık Yargıtay Ceza Kurulunda görüşülecek olan Mısır Çarşısı dosyası ile ilgili mütalaa verilmesi hukuksuzluğun devam ettiğinin önemli bir göstergesi oldu. Oysaki Mısır Çarşısı davasında Pınar Selek hakkında verilen beraat kararında mahkeme daha önce direnme kararı verdiği için, zaten karara çıkmış olan ve mahkemenin el çekmiş olduğu bu dosyada savcılığın mütalaa vermesi hukuken mümkün değildir. Bu anlamda savcılığın verdiği mütalaa yok hükmündedir.</em></p>
<p>Görüyorsunuz değil mi? Tam üç kez beraat etmiş bir barış gönüllüsü için savcı hukuka tamamen aykırı şekilde “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezası isteyebiliyor. Delil yok, üç kez beraat var ama Savcı ısrarlı, illa ki Pınar Selek’i hapse attıracak. Neden peki? Çünkü Türkiye’de davalar artık hukuki değil siyasi! Çünkü Başbakan’ın temenni ettiği “kinine sahip çıkan gençlik” çoktan yetişmiş ve hukuk mekanizmasını ele geçirmiş. Devletin bekasına tehdit olarak algılanan insanlar sırf siyasi duruşları ve ideolojik aidiyetleri sebebiyle hukuk dışı yollarla, bizzat adalet dağıtması gerekenlerce saf dışı bırakılıyor.</p>
<p>“Bunca hukuksuzluk göz göre göre nasıl olabiliyor peki?” derseniz, burası Türkiye, kanun çok ama adalet yok, derim size. Büşra Ersanlı ve Pınar Selek cesur siyasi duruşlarının bedelini ödüyor yıllardır. “Ellerinin hamuruyla erkek işine” karışmalarının, memleketin sorunlarını kendine dert bellemelerinin, barış için çalışmalarının bedelini ödüyor. En kötüsü de bu galiba; barış için yıllarını vermiş, her türlü şiddete karşı kendini siper etmişken “terör suçlusu” ilan edilmek…</p>
<p>Dövülen, öldüren, evlattan dahi sayılmayan, başlık parası için sevmediği adamlara satılıp çocuk gelin olan, tecavüz edilen, metalaştırılan, hapse tıkılan.. “Sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” kadınlarımız…</p>
<p>Onlardan sadece ikisinin hikâyesini anlattım bugün size…</p>
<p>Kaynak: <a href="http://t24.com.tr/">http://t24.com.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/03/kadinlar-kadinlarimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

