<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! &#187; Makale/Söyleşi</title>
	<atom:link href="http://www.durde.org/category/makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.durde.org</link>
	<description>Ji Nîjadperestî û Neteweperestiyê re Bêje Bise! • Say Stop to Racism and Nationalism!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 21:09:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>&#8216;Hepimiz Ermeni&#8217;yiz&#8217; neden önemliydi?</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/02/hepimiz-ermeniyiz-neden-onemliydi/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/02/hepimiz-ermeniyiz-neden-onemliydi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 09:08:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5112</guid>
		<description><![CDATA[Alin Ozinian  Türkiye&#8217;de Ermeni olmak zor iştir. &#8220;Görünmez olma&#8221; eylemi, gündelik refleks ile yapılmaya başlanan bir alışkanlığa dönüşür. Yasa dışı bir örgüt üyesi gibi ikinci bir isim edinmiş olanlar çoğunluktadır. Genellenemese de, çoğu Ermeni&#8217;nin ikinci bir Türkçe ismi vardır. İsminizi telaffuzunuzdan sonra genelde karşınızdakinin gözleri kısılır, bozuk bir tat almışçasına, &#8220;Ne?&#8221; der. Tekrar ederseniz &#8220;Anlamı <a href='http://www.durde.org/2012/02/hepimiz-ermeniyiz-neden-onemliydi/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2012/02/hepimiz-ermeniyiz-neden-onemliydi/01-12/" rel="attachment wp-att-5113"><img class="alignleft size-medium wp-image-5113" title="01" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/02/01-300x167.jpg" alt="" width="300" height="167" /></a>Alin Ozinian </strong></p>
<p style="text-align: left;">Türkiye&#8217;de Ermeni olmak zor iştir.</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Görünmez olma&#8221; eylemi, gündelik refleks ile yapılmaya başlanan bir alışkanlığa dönüşür. Yasa dışı bir örgüt üyesi gibi ikinci bir isim edinmiş olanlar çoğunluktadır. Genellenemese de, çoğu Ermeni&#8217;nin ikinci bir Türkçe ismi vardır. İsminizi telaffuzunuzdan sonra genelde karşınızdakinin gözleri kısılır, bozuk bir tat almışçasına, &#8220;Ne?&#8221; der. Tekrar ederseniz &#8220;Anlamı ne?&#8221; derler genellikle memnuniyetsizlikle. &#8220;Sağduyulular&#8221;, &#8220;yabancısınız&#8221; derler nesli tükenmiş canlılara hasret bir edayla ve coşarlar, &#8220;nerden geldiniz, Türkçeyi nasıl öğrendiniz, burada mı doğdunuz, kökleriniz nereli, çok değişik isminiz var, yabancı dizilerdeki gibi&#8221;. Bazıları, sayıları az olmak ile beraber karşısındakini bu meraktan kurtarmak için ekler &#8220;Ermeni&#8217;yim&#8221;. <span id="more-5112"></span>&#8220;Hiç benzemiyorsunuz&#8221;, &#8220;50 yıl düşünsem aklıma gelmezdi&#8221;, &#8220;Ermenistan&#8217;dan mı geldiniz?&#8221; cevaplarını aldıklarında, konuyu bir an önce kapatmak için uğraşır, işlerini bitirip giderler. &#8220;Takma&#8221; isim kullanırsan sorun çıkma olasılığı azdır. Aksanın açık vermiyorsa kimse uyanmaz. Soru sormaz. Zaten aile büyükleri tarafından öğütlenen de budur. &#8220;Aman çocuğum beladan uzak dur&#8221; derler genelde nineler. Bu yüzden bazı aileler bu &#8220;renk değiştirme&#8221; operasyonunu abartıp, erkek çocuklarına modern Türk isimleri koyuyorlar artık, hatta &#8220;sağlık&#8221; için gerekli diyerek sünnet de yaptırıyorlar. &#8220;Malum askere gidecek bu çocuk, adı zaten başına bela, kendisine düşman, bir de arkadaşları anlarlarsa sünnetsiz olduğunu, sağ salim gelebilsin askerden&#8221; anlayışını zor da olsa, anlayabiliyoruz artık&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Ermenilere biraz aşina olanların tepkileri bazen daha sinir bozucu olabilir. Kendini daha çok, &#8220;modern&#8221; hatta &#8220;Kemalist&#8221; hisseden o anlaşılmaz kesimin insanları Ermeni kelimesini duyduklarında Avrupa&#8217;da kendilerinin hep yiyip içtiği ama aslında &#8220;avam&#8221; ve &#8220;muhafazakâr&#8221; Türklerin tadını hiç bilmedikleri domuz jambonları ve Fransız şarapları gibi, sizi de bildikleri için övünebilirler. &#8220;Ne güzel bizim de eskiden komşumuz varmış, sonra Amerika&#8217;ya gitmişler&#8221; ya da &#8220;biz ailece hiç ayırmayız, Ermeni, Rum fark etmez, herkes insan, sizin rakı sofralarınız güzel olurmuş&#8221; diye onaylarlar. Ermeni&#8217;yi ve Rum&#8217;u rakı masasının, Boğaz âleminin bir parçası olan tropik, çiroz ya da zeytinyağlı dolmadan ayırmayan bu modern arkadaşlar hiç düşünmezler kendilerinin &#8220;araba tamircisi Onno abisi&#8221;, &#8220;terzi Hayganuşu&#8221; ya da &#8220;komşu Mari tantiği&#8221; beraber mutlu yaşarlarken neden birden gitmişlerdir. Övündükleri Cumhuriyet tarihinde neler olduğuna dönüp bakmazlar. &#8220;Vatandaş Türkçe Konuş!&#8221; kampanyalarını, 6-7 Eylül olaylarını, Varlık Vergisi&#8217;ni bilmezler. Sizin &#8220;ayıbınızı&#8221; hoş görürler. &#8220;Ermeni misin, olsun, bana hiç fark etmez&#8221; derken nasıl bir kör kuyunun dibinde oldukları konusunda en ufak bir fikirleri yoktur. Siz de benim ülkemin vatandaşısınız derler. Bu, burası benim ülkem demektir aslında, ben ve sen olursunuz daha ilk dakikalardan, sen onun vatandaşısındır, o sana &#8220;iyi&#8221; davranmayı seçer &#8220;eşit&#8221; davranmayı değil. Uslu durursan seni sevmeyi vaat eden &#8220;onlar&#8221; vardır. Biz yoktur.</p>
<p style="text-align: left;">İşte böyle bir ruh haliyle içindeyken ne zaman aynı ülkede sizinle yaşayan komşular, iş arkadaşları, esnaf, Türk, Kürt, Çerkez demeden acınızı paylaşmaya gelir, o kalabalığa katılır, risk alır, yollarda haykırarak &#8220;Hepimiz Ermeni&#8217;yiz&#8221; &#8220;Yalnız değilsin arkadaşım!&#8221; der, insan umutlanır, güven duyar, huzur hisseder. &#8220;Hepimiz Ermeni&#8217;yiz!&#8221; demek, madem Hrant&#8217;ı sırf Ermeni kimliği nedeniyle katlettiniz, o halde hepimiz Ermeni&#8217;yiz, hadi bizi de katledin demektir. Sadece Ermeni olduğu için adam öldürüyorsan beni de listene koyabilirsin demektir. Bana Ermeni diyerek utandıracağını sanıyorsan büyük bir yanlış yapmak üzeresindir demek. Bir insanın etnik kimliğine sebep tutarak zulmedeceksen, biz de o kimliğe bürünürüz demektir.</p>
<p style="text-align: left;">Unutmamak gerekir ki, Ermenilere empati desteği veren slogan Ermeni olmayanlarca atıldı, dolayısıyla sloganı atanların Ermeni olduklarını değil, aksine Ermeni olmadıklarını gösterir. Zaten Ermeni&#8217;nin, Ermeniliğini bağırması politik bir eylem değildir. Gerçek şu ki, bu gösterilerdeki acıyı paylaşmaya can-ı gönülden hazır olanların amacı anlaşılamadığı gibi çarpıtılmaya da çalışılıyor. &#8220;Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün&#8221; dedirtecek cinsten tutumlar sayesinde bir kez daha &#8220;Türklüğün&#8221; ne kadar &#8220;kırılgan&#8221;, ne derece &#8220;olmazsa olmaz&#8221; olduğunu hatırlatmıştır bize. &#8220;Hepimiz Ermeni değiliz kardeşim&#8221; diyerek bu slogana karşı çıkanların, &#8220;bir Türk olarak Hrant cinayetine karşıyız ama bu kadarına da gerek yok&#8221; diyenlerin duruşu, &#8220;Türkiye sadece Türklerindir&#8221; tezini hatırlatmak için güzel bir demagojik tekrardır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bir hakaret olarak ‘Ermeni’</strong></p>
<p style="text-align: left;">Türkiye&#8217;de birine &#8220;Ermeni&#8221; denilerek, hakaretin büyüğünün yapıldığı sanılmaktadır. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Sabiha Gökçen&#8217;in Ermeni olabilme olasılığı çok kişiyi incitti. Onun gibi sembol olmuş bir kişinin kökeninin araştırılması milli bütünlüğü ve ulusal barışı zedeler, denildi. Sabiha Gökçen&#8217;in Ermeni kökenli olabilecek olmasının aslında onun, &#8220;Türk kadınının özgürleşmesinin sembolü&#8221; niteliğine zarar verecek olması anlatıldı bize açıkça, o da yetmedi haberi yayımlayan Hrant, hedef haline getirildi. Suçu belliydi, değerli ve akılcı bir sembolü tartışmaya açmak, milli bütünlüğü ve toplumsal barışı yıkmak, ve pek tabii Türklüğü aşağılamak. Örnekleri çoğaltmak mümkün, CHP&#8217;li Arıtman&#8217;ın Cumhurbaşkanı Gül&#8217;ün annesinin Ermeni olduğunu iddia ettiği çıkışından sonraki tutum ne yazık ki cevaptan daha göz yaşartıcı olmuştu. Bu iddia hakaret sayıldı, Köşk&#8217;ten hiç kimse &#8220;ne olur öyle bile olsa?&#8221; diyemedi, herkes genetik araştırmacılığa soyundu. O dönemlerde zaten ellerinde listeler olanlar da vardı, dosyaları alıp televizyon kanallarına çıkıyorlardı &#8220;Kafamı bozmayın, açıklarım kim Ermeni kim değil&#8221; nidalarıyla.</p>
<p style="text-align: left;">Özellikle aslında iyi bir şey söylemek isterken ağızdan kaçan bazı düşünce fısıltıları insanı şaşırmakla kalmıyor tedirgin de ediyor. Bunlardan sonuncusu Gül&#8217;ün Dink davası için yaptığı yorumu. &#8220;Türkiye&#8217;de hukukun karşısında herkese eşit, yabancı şirketlere karşı da yabancı uyruklu insanlara da hep eşit davranmış bir ülke olduğumuzu göstermemiz lazım.&#8221; söylemine anlam vermek pek mümkün değil. Bu sözler, Başbakan Erdoğan&#8217;ın birkaç yıl önceki sözlerini destekler tarzda ne yazık ki. Erdoğan, Ermenistanlı kaçak işçiler konusunda yaptığı açıklamada &#8220;Ülkemde 170 bin Ermeni var; 70 bini benim vatandaşımdır. Ama yüz binini ülkemizde idare ediyoruz. Yarın, gerekirse bu 100 binine &#8216;Hadi siz de memleketinize&#8217; diyeceğim.&#8221; şeklinde konuşmuştu. Böylece bugün olduğu gibi 60 bin Türkiye vatandaşı o an itibarı ile Ermenistanlı kaçaklar ile aynı kefeye konmuş yani yabancı vatandaş statüsüne indirgenmişti.</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Ben Türkiyeliyim, Türkiye AB&#8217;ye üye olmalıdır, Türkiye ileriye gitmelidir ben bu yola canım pahasına baş koymuşum&#8221; diyen bir Ermeni vatandaşın, Dink&#8217;in davasını yorumlarken yabancı uyruklu vurgusu ne anlama gelir? Osmanlı&#8217;dan önce bile bu topraklarda yaşayan bir Ermeni daha kaç sene bu topraklarda yaşamalı, daha ne kadar mimar, doktor, dil bilimci yetiştirmelidir ki, bu ülkenin evladı sayılabilsin, devlet memuru, asker olabilsin? Daha kaç sene geçmelidir ki, 100 yıl sonra devlet memuriyeti için bir ışık yanan ama uzun süre sürüncemede kaldıktan sonra gerçekleşemeyen bir işe alınma hikâyesi &#8220;Ermeni devlet memuru olacak&#8221; diye manşetlerden haber yapılmasın?</p>
<p style="text-align: left;">Bakan Çelik demiş ki: &#8220;Bir insanın hunharca katledilmesinin kınanması için kimlik değiştirilmesine, hepimizin Ermeni olmasına gerek yoktur, acımızı paylaşalım, derken başka bir incinme yaratacak söylemlerden uzak duralım.&#8221; Bir sürü insanın Ermenilere yaptığı desteği kimlik değiştirmeye indirgemek çok acı. Türkiye&#8217;de okullarda her sabah Türk, Kürt, Laz, Çerkez, milyonlarca öğrenci ant içer &#8220;Türk&#8217;üm, doğruyum, çalışkanım&#8230;&#8221; diye. Koridorlarda Atatürk büstlerinin altında &#8220;Ne mutlu Türküm diyene&#8221; yazar. Eğer bu okullar Ermeni ya da Rum okuluysa, bu ant daha yüksek sesle içilmelidir, Türk olan müdür yardımcısı böyle ister genelde. O çocuklar daha çok küçük yaşta anlarlar ki eğer bu ülkede &#8220;Türküm diyemeyeceksen o zaman mutlu da olamayacaksındır&#8221; ve ne zaman birileri &#8220;hepimiz Ermeni&#8217;yiz&#8221; diye bağırır haksızlıklar karşısında, hissederler ki bir şeyler değişiyor, anlarlar ki artık Ermeni&#8217;nin de, Kürt&#8217;ün de, Çerkez&#8217;in de mutlu olabileceği bir Türkiye için şans vardır. Artık bu ülkede gerçekten seni anlayan, acını paylaşan dostların vardır ve en önemlisi birbirinizi anlamanız ve barış içinde yaşayabilmeniz için ne senin, ne de onun milliyetinizle övündüğünüz antlar içmeniz gerekmez.</p>
<p style="text-align: left;">*<em>Araştırmacı, yazar</em></p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1237227&amp;title=yorum-alin-ozinian-hepimiz-ermeniyiz-neden-onemliydi&amp;haberSayfa=0" target="_blank">Zaman</a></p>
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/02/hepimiz-ermeniyiz-neden-onemliydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Shoah Belgeseli TRT&#8217;de</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/01/shoah-belgeseli-trtde/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/01/shoah-belgeseli-trtde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2012 22:16:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5071</guid>
		<description><![CDATA[Fransız yönetmen ve aktivist Claude Lanzmann&#8217;ın  Shoah adlı 9.30 saatlik belgesel yapıtı TRT BELGESEL kanalında gösterilmeye başlandı. Filmin ilk 2 saatlik bölümü Dünya Holokost Anma Günü olan ve Auchwitz toplama kampının Sovyet Kızıl Ordu tarafından kurtarılmasının yıldönümü olan 27 Ocak&#8217;ta gösterildi. Diğer bölümler önümüzdeki dört haftanın Cuma akşamları 10.30/11.00 sularında gösterilecek]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fransız yönetmen ve aktivist Claude Lanzmann&#8217;ın  Shoah adlı 9.30 saatlik belgesel yapıtı TRT BELGESEL kanalında gösterilmeye başlandı. Filmin ilk 2 saatlik bölümü Dünya Holokost Anma Günü olan ve Auchwitz toplama kampının Sovyet Kızıl Ordu tarafından kurtarılmasının yıldönümü olan 27 Ocak&#8217;ta gösterildi. Diğer bölümler önümüzdeki dört haftanın Cuma akşamları 10.30/11.00 sularında gösterilecek</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/01/shoah-belgeseli-trtde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Titanik’i: Hrant Dink</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/01/turkiyenin-titaniki-hrant-dink/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/01/turkiyenin-titaniki-hrant-dink/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 12:28:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[1915]]></category>
		<category><![CDATA[Dink]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'nin Titanik'i]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5043</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Alğan Gemi ve uçak kazaları diğer tüm taşıt araçları kazalarından daha fazla ilgi görür, daha fazla gündemde kalırlar. Bir otomobilin (üstelik) bir diğer otomobile çarpması tek başına sıradan bir haber olarak kalır ve çok kısa sürede unutulup giderken, gemi ve uçak kazalarına ilişkin çok sayıda film çekilmiş, kitap yazılmıştır. Örneğin, tarihteki en ünlü deniz <a href='http://www.durde.org/2012/01/turkiyenin-titaniki-hrant-dink/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.durde.org/2012/01/turkiyenin-titaniki-hrant-dink/hrant/" rel="attachment wp-att-5044"><img class="alignleft size-full wp-image-5044" title="Hrant" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/01/Hrant.jpg" alt="" width="160" height="160" /></a><strong>Cengiz Alğan</strong></p>
<p><strong></strong>Gemi ve uçak kazaları diğer tüm taşıt araçları kazalarından daha fazla ilgi görür, daha fazla gündemde kalırlar. Bir otomobilin (üstelik) bir diğer otomobile çarpması tek başına sıradan bir haber olarak kalır ve çok kısa sürede unutulup giderken, gemi ve uçak kazalarına ilişkin çok sayıda film çekilmiş, kitap yazılmıştır. Örneğin, tarihteki en ünlü deniz kazası olan Titanik’in alt tarafı bir buz dağına çarpıp batması, aradan 100 yıl geçmesine rağmen hâlâ tartışılmakta, üzerine çok sayıda kitap yazılıp sinema filmleri çekilmektedir. Bunun nedenleri;</p>
<ol>
<li>Diğer kazaların çok sık olması ve bu haberlerin neredeyse kanıksanması,</li>
<li>Çok büyük olmalarından dolayı çok can yakmalarıdır.</li>
</ol>
<p>Hrant Dink cinayeti, bu açıdan bakınca, Türkiye’nin Titanik’idir. Hrant Dink cinayeti basit, adi bir cinayet değildir. Bu ‘sırrı’ <strong>herkes</strong> biliyor. Ama <strong>herkes</strong>! Cinayet davasını sonuçlandıran hâkim basına “vicdanının rahat olmadığını” söylüyor. Belki de “Bu kararı tehdit altında verdim” demek istiyor. <span id="more-5043"></span>Salıverilen yardımcı istihbarat elemanının avukatı “örgüt olduğu çok açık” diyor. Başbakan “Sarı gelin türküsünü Şişli’de sıkılan bir kurşunla susturamazsınız” diyor. Daha önce zaten cinayeti işleyenin “Ergenekon terör örgütünün Trabzon hücresi” olduğunu ama yeterli delil bulamadığını söylemiş olan dava savcısı karara itiraz ediyor. On binlerce insan Hrant Dink’in ölüm yıldönümünde, Türkiye’nin ve dünyanın çok sayıda şehrinde bir araya gelip çeşitli etkinlikler düzenliyor. Dünya basını, aradan beş yıl geçmesine rağmen, davayı ilgiyle yakından izliyor. Irkçı-milliyetçi yayın organları dahi belli zamanlarda ondan bahsetmek zorunda kalıyor. Bunu da her seferinde öfkeyle daha da bileylenmiş olarak yapıyor tabii. Ve tabii bu ‘sırrı’ en ince ayrıntısına kadar sadece bu cinayeti planlayıp uygulatanlar biliyor.</p>
<p>Başta bütün Türkiyeliler, hepimiz birden ‘bu işte bir bit yeniği’ olduğunu seziyoruz. Çünkü bunun her gün işlenen ve ancak üçüncü sayfa haberi olabilen sıradan cinayetlerden olmadığını anlıyoruz. Televizyonlar günlerce Hrant Dink haberleri ve tartışma programlarıyla doluyor. Ölüm yıldönümü anmaları bazı büyük kanallar tarafından canlı yayınlanıyor. Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’ına, ana muhalefet liderinden mahkeme başkanına kadar bütün ‘büyüklerimiz’ açıklama yapmak zorunda kalıyor. Çünkü bu kanıksanan o haberlerden değil. 1970 ve 80’li yıllardaki ASALA eylemleri dışında 1915’ten beri, neredeyse bir asırdır Ermenileri tartışmamıza gerek kalmamıştı çünkü. Şimdi durduk yere bir Ermeni’nin öldürülmesi de neyin nesiydi?</p>
<p>Çok büyük bir nüfus bu cinayete en azından ‘anlam’ veremedi. Ama bu konuda düşünmek zorunda kaldı. Hâlâ da düşünüyor. (Neyse ki büyük çoğunluk cinayeti haklı bulan ve hatta savunan nüfus karşısında gerçekten büyük bir çoğunluk). Irkçı da olsa, komünist de olsa, şeriatçı da olsa, sosyal demokrat da olsa, feminist de olsa, ulusalcı da olsa, bunların hiçbirinden olmasa da herkes, hepimiz, beş yıldır Hrant Dink ile ilgili konular konuşuyoruz. Hakkında şimdiden çok sayıda kitap yazıldı, belgeseller yapıldı. Adına vakıf kurup ödül bile düzenlendi. Daha çok şey de yapılacak. Google’da hrant dink diye arama yaptığınızda 3 milyon 120 bin sonuç çıkıyor. Sadece hrant yazdığınızda bu sayı 13 milyon 200 bine çıkıyor.</p>
<p>Çok büyük olmalarına gelince, Hrant Dink her anlamda çok büyüktür. Bir kere bir arada yaşama talebindeki inatçılığıyla çok büyük lokmadır, kolay yutulmaz. İkincisi soyu kırılmış ve hasbel kader hayatta kalmış Ermenilerin bugünkü kuşağının önemli bir bölümünün sesidir. Gerçekten sesidir. Çünkü seslerinin çıkmasına bir asırdır izin verilmemektedir ve o çıkıp bir ‘Ermeni gazetesi’ yayınlamaktadır. 1996 yılında AGOS’u yayın hayatına soktuğunda kalan Ermeni nüfus içinde önemli bir kesim bu gazetenin yayınlanmasından ‘gurur duymuş’ ve desteklemiştir. Gazetenin bugünkü tirajı 5-6 bin civarlarında dolaşmaktadır. Dört kişilik bir ailenin evine alındığını varsayarsak 20 ila 30 bin kişinin bu gazeteyi okuduğunu düşünebiliriz. Yani kalan Ermeni nüfus içindeki yarıya yakın nüfus bu gazeteyi okuyor. O öldürüldüğünde 11, şimdi 16 yıldır. Sağlam bir ekip AGOS gazetesini, Hrant Dink’in çizgisini geliştirerek, hiç aksatmadan yayınlıyor. Çok zaman da ‘büyük basın’da yer almayan haberlere imza atıyorlar. Böyle bir sesin susturulması kolay iş değil.</p>
<p>Ve asıl önemlisi, bu cinayet hiç umulmadığı kadar çok sayıda kişinin canını yakıyor. Beş yıl sonra, gazetelerin verdiği rakamla 50 bin kişinin katıldığı anma mitingleri, yanan canların henüz soğumadığını kanıtlıyor.</p>
<p>Hrant Dink Türkiye’de devletin karşısına alıp Ermeni meselesinin hakkınca nasıl çözüleceğini konuşabileceği belki de yegâne insandı. Zaten bizde sorunların asıl muhatapları, yani kırıp parçalamaya çalıştığımız kapıların anahtarları ya imha ediliyor ya da tecrit. Konuşulabilir insan kalması bile bu meseleyle ilgili çok yakından maddi kaygıları olan kesimi rahatsız ediyor. ‘Devletin sahipleri’ bir devlet organizasyonu dâhil olmaksızın gerçekleşemeyecek bu cinayet davasında sıradan bir yardımcı istihbarat görevlisini bile kimseye yem etmiyor. Bizdeki haliyle devlet denen mekanizma tehlike karşısında kendi içine kıvrılıp zehirli oklarını kabartan bir kirpiye dönüşüyor. Bu cinayet davasında adları çok konuşulan Celalettin Cerrah, Muammer Güler, Ramazan Akyürek gibi isimler de bu okların en parlak ve sivrileri olmaklıklarıyla ödüllendiriliyorlar.</p>
<p>Burada, hükümette olan ve dönemindeki tüm uygulamalardan sorumlu AKP’nin boynuna borç olan işi en iyi bir Afrika atasözü özetliyor. “Leoparın kuyruğunu tutmayacaksın. Tuttuysan da bırakmayacaksın”. Nefesinin nereye kadar yeteceğini iyi hesaplamadıysan, yenilirsin. Ama tuttuğun kuyruğu bırakırsan gıda olarak yenilirsin. Kimse de seni hatırlamaz bile. Kuyruğu tuttuğun sürece leoparı yenme şansın var.</p>
<p><strong>20 Ocak 2012</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/01/turkiyenin-titaniki-hrant-dink/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Millî davaları bitirebilmek</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/01/milli-davalari-bitirebilmek/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/01/milli-davalari-bitirebilmek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 11:26:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Aktar]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5012</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar Geçen hafta ‘ne tuhaf tesadüftür ki derin bir yalnızlık ifade eden Hrant Dink kararı, kalabalık bir erkânının teveccühüne mazhar olan Denktaş cenazesiyle aynı güne rastladı’ diyorduk.  Tuhaf tesadüf bu hafta da sürüyor. Pazartesi, Fransız Senatosu inkârı cezalandıran yasa teklifini kabul etti. Böylece ve Anayasa Konseyi yasayı geri çevirse de, 2015’e doğru çok kritik bir eşiğe gelindi. <a href='http://www.durde.org/2012/01/milli-davalari-bitirebilmek/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cengiz Aktar</strong><a href="http://www.durde.org/2012/01/milli-davalari-bitirebilmek/cengiz-aktar-2/" rel="attachment wp-att-5013"><img class="alignleft size-full wp-image-5013" title="Cengiz Aktar" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/01/Cengiz-Aktar.jpg" alt="" width="160" height="120" /></a></p>
<p>Geçen hafta ‘ne tuhaf tesadüftür ki derin bir yalnızlık ifade eden <strong>Hrant Dink</strong> kararı, kalabalık bir erkânının teveccühüne mazhar olan Denktaş cenazesiyle aynı güne rastladı’ diyorduk.  Tuhaf tesadüf bu hafta da sürüyor. Pazartesi, Fransız Senatosu inkârı cezalandıran yasa teklifini kabul etti. Böylece ve Anayasa Konseyi yasayı geri çevirse de, 2015’e doğru çok kritik bir eşiğe gelindi. Aynı gün süren Kıbrıs müzakereleri bağlamında BM Genel Sekreteri adadaki tarafları New York Greentree’de topladı ve bu konuda da kritik bir eşiğe gelindi.</p>
<p>Türkiye’nin 19. yüzyıldan bu yana taşıdığı, Osmanlının parçalanma ve ulus-devlet inşaları döneminin husumet zihniyetiyle şekillenmiş ve bugün hâlâ aynı zihniyetle ele alınan bu iki konu önümüzde duruyorlar. Ancak her ikisinde de şu veya bu şekilde sanki yolun sonuna yaklaşıldığı görünümü hâkim.</p>
<p><span id="more-5012"></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Greentree II</strong>’den sonuç çıkmasa da iyimser senaryo, bu baharda toplanması muhtemel çoktaraflı konferanstan bir çözüm çıkacağı yönünde. Çözümün Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB dönem başkanlığını devralacağı 1 Temmuz 2012 itibariyle gerçekleşmemesi halinde güneyde Şubat 2013’te yapılacak başkanlık seçimi sonrasına kalacağı ama er veya geç sorunun çözüleceği öngörülüyor. Kötümser senaryo bunun tam aksi: Çözümün, yani iki bölgeli, iki toplumlu yeni federe devletin kurulmasının 2013 sonrasında da gerçekleşmeyeceği.</p>
<p>Bugün güneyin içinde bulunduğu zor durum, Yunanistan’ın yaşadığı kaos, Kıbrıslıtürklerin aktörleşmesi ve Ankara’ya kafa tutması, şanlı özgüvene rağmen Kıbrıs sorunun pekçok yerde Türkiye’nin önünü tıkamaya devam etmesi, güney karasularında bulunan gaz ve petrol yatakları ve artık belki uluslararası camianın bu sorundan bezmesi, tüm bu olumsuz veya olumlu etkenler çözüme işaret ediyor.</p>
<p>Çözümle birlikte Türkiye’nin AB müzakerelerinin öndeki önemli bir engelin kalkacağı ve AB üyeliğinin yeniden gündemin üst sıralarına geleceği açık. Elbette bunun iç politikaya ve asıl Kürt çatışmasının çözümüne etkisi de olacak. Eşzamanlı olarak Türkiye’nin Yunanistan ile ilişkilerinin normalleşmesi ve karşılıklı kuvvet indirimi gündeme gelecek. Kıbrıslı Türklerin Türkiye ile olan sorunları, tüm Kıbrıslılar artık AB vatandaşı olacağından daha kolay çözülebilecek. Adada yeni devletle birlikte asker dönecek ve bunun Türkiye’deki askersizleşme sürecine büyük katkısı olacak. Ergenekon zihniyet ve faaliyetinin uçbeyliği olan KKTC’nin normalleşmesinin Türkiye ve adanın kuzeyinin demokratikleşme süreçlerine katkı yapması kuşkusuz. Daha geniş bir perspektifte, bir yangın yerini andıran ve bilinmezlerle dolu doğu Akdeniz bölgesinde Kıbrıs’ın normalleşmesiyle birlikte bir umut ışığı doğacak.</p>
<p>Hatırlatalım: Uluslararası veya herhangi bir müzakere bir tarafın yüzde yüz kazandığı diğerinin yüzde yüz kaybettiği süreçler değildir. Ve <strong>en kalıcı anlaşmalar tarafların masadan eşit derecede gayrimemnun ayrıldıkları anlaşmalardır.</strong> Umalım ki artık Kıbrıs Türkiye’nin, Yunanistan’ın, bölgenin ve dünyanın gündeminden kalıcı bir şekilde düşer.</p>
<p><strong>Ermeni meselesi buranın meselesi</strong></p>
<p>Gelelim inkârı cezalandıran teklifin yarattığı zihinsel kaosa. 19. yüzyıl sonundan itibaren Anadolu’daki gayrimüslimlerin başlarına gelenler ve varlıklarının Anadolu coğrafyasından neredeyse tamamen silinmesi Fransa’dan önce Türkiye’nin meselesidir, ya da öyle olmalıdır. Yaşanan felâketlerin üzerleri, vuku buldukları tarihten bu yana örtüldüğü ve eğitim sistemi tamamen reddiyeci bir temele oturtulduğu içindir ki olan bitenler buradan başka her yerde konuşulur hale geldi. Ermenilerin yaşadıkları üzerine yurtdışında yayımlanmış 26.000 civarı çalışma varken Türkiye’de bu sayı yüzü geçmez. Öyle olunca da Türkiye’deki resmî tezin uluslararası kamuoyunun gözünde başka bir gezegen kaynaklı olduğu izlenimine şaşırmamak gerekiyor. Türkiye’nin bugüne kadar izlemeye çalıştığı <strong>lobi-ikna-tehdit-yaptırım</strong> üzerine kurulu tepkisel stratejisi Frenk yasasıyla bir kez daha çöktü. Artık, yeni bir Ermenistan politikası da dâhil olmak üzere gerçekten başka bir akıl gerekiyor.</p>
<p>Başta Dışişleri Bakanı <strong>Davutoğlu</strong> olmak üzere hükümet yetkilileri Türkiye’nin artık inisiyatif alan, daima bir adım önde olan ve sadece bölgesiyle değil her yerde çözüm odaklı bir ülke haline geldiğini söylerler. Baş ağrıtan ‘millî davalarda’ da inisiyatif Türkiye’de olmalı. Hükümet isterse kendini aşarak içeride ve dışarıda kronikleşmiş sorunlara kolayca çözüm bulabilir, millî davaları bitirip helalleşerek huzur ve barışa katkıda bulunabilir. Hrant’ın davası bu yolda atılabilecek ilk adımdır. Unutulmasın ki ‘millî davalar’ AK Parti’nin ürettiği sorunlar değil, istisnasız ve külliyen ona miras kalan sorunlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: x-small;"><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/01/milli-davalari-bitirebilmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oy dere, Uludere</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/01/oy-dere-uludere/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/01/oy-dere-uludere/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 14:43:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4881</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Alğan 21. Yüzyıl’ın model ülkesi Türkiye’de, sokak aydınlatması bulunmayan ama dev Türk bayrakları bulunan köylere 5 Ocak’ta taziye ziyaretine gidenlerin arasındaydım. Model ülkenin ordusu savaş uçaklarıyla sivil yurttaşlarını bombalamış ve 35’ini öldürmüştü çünkü. Yılmaz Özdil gibi ırkçıların “ayda 15 bin TL kazanıyorlar” dediği, yoksulluktan kırılan köylülerin büyük acısına ve öfkesine tanıklık ettim. Yaşadıklarını ‘Batı’da’ <a href='http://www.durde.org/2012/01/oy-dere-uludere/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.durde.org/2011/12/edi-bese-kirli-ellerinizi-kurtlerin-uzerinden-cekin-artik/uludere-3/" rel="attachment wp-att-4773"><img class="alignleft size-medium wp-image-4773" title="Uludere" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/12/Uludere2-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>Cengiz Alğan</strong></p>
<p>21. Yüzyıl’ın model ülkesi Türkiye’de, sokak aydınlatması bulunmayan ama dev Türk bayrakları bulunan köylere 5 Ocak’ta taziye ziyaretine gidenlerin arasındaydım. Model ülkenin ordusu savaş uçaklarıyla sivil yurttaşlarını bombalamış ve 35’ini öldürmüştü çünkü. Yılmaz Özdil gibi ırkçıların “ayda 15 bin TL kazanıyorlar” dediği, yoksulluktan kırılan köylülerin büyük acısına ve öfkesine tanıklık ettim. Yaşadıklarını ‘Batı’da’ anlatmaya söz verdim Kürt köylülerine. Bu yazıyı bu yüzden yazıyorum. Yazı da Uludere’den sonra atlatamadığım duygularım gibi biraz parça parça. Bu yüzden kusuruma bakmayın.<br />
Bütün köy birbiriyle akraba. Herkes ailesinden birilerini kaybetmiş oluyor. Taziye için gittiğimiz köylerde erkekler bir alanda toplanıyorlar. Bizim geliş yönümüze göre ters U oluşturup bekliyorlar. Tek tek ellerini sıkıyoruz her birinin. Gençlerin çoğu elimizi öylesine sıkarken öfke kıvılcımlarıyla dolu gözlerini başka yöne çeviriyor. Belli ki köyün ileri gelenleri biz &#8220;önemlileri&#8221; zorla karşılatıyor onlara. Adetten, töreden, gelenekten. Misafire saygıdan. Ama öfkeleri yatışmıyor. Katil taraftan sayıyorlar bizi. Kürtçe bilenlerimiz &#8220;Kahrolsun Türkler&#8221; dediklerini duyuyor. Hep birlikte utanıyoruz. ‘Beni o gençlerin gözünde kendi katliamlarının parçası haline getirenlere lanet gelsin’ diyorum içimden.<span id="more-4881"></span><br />
Kürt dilinin yasaklanmamış olmasını ilk kez bu kadar yakıcı olarak istedim Uludere&#8217;de. Taziyeye gittim ama kardeşiz dediğim insanlara Kürtçe &#8220;başın sağolsun&#8221; bile diyemedim. Yüzü acıdan çarpılmış babalar, dedeler elimi sıkıp Kürtçe bir şeyler söylerken, utançtan yerin dibine girdim. İnsan kardeşinin dilinden anlamaz mı? Anlamıyorsa kardeşi ona kardeş der mi?<br />
Beşir Atalay köylüleri ziyaret ettiğini söyleyip şov yaptı ya; sadece bir eve, o da tepelerdeki alayın bitişiğindeki güvenli bir korucu evine gitmiş oysa. Yas tutan köylüler &#8220;devlet büyükleri&#8221;nin geldiğini bile görmemişler. Korucunun evine gittiğini de TV&#8217;den görmüşler. “CHP bile geldi, devlet gelmedi” diyorlar. O korucu taziye sırasında köy meydanına gelip herkesin ortasında bütün köyden mikrofonla özür diledi.<br />
Aynı meydanda gencecik bir kız &#8220;Sadece abim için bekliyordum, bundan sonra dağa çıkmak için neyi bekleyeyim?&#8221; diyerek ağladı. Birinin de ölen abisi nişanlıymış. Ev yapacakmış hep beraber oturmak için. &#8220;Şimdi evi kim yapacak? Evsiz kaldık&#8221; diye ağladı bir başka genç kız. Yüzü tamamen yanık bir genç vardı. Katliamda ölen iki abisi onu ameliyat ettirmek için para biriktiriyormuş.<br />
Herkesin ortak noktası özür. &#8220;Adam gibi bir özür dilemeden kimse gelmesin buraya&#8221; diyorlar. Taziye alanının girişine 38 Dersim ile bu katliamı yan yana gösteren bir pankart asmışlar. Ölenlerin fotoğrafları var. Kaymakam efendi gelince ilk işi &#8220;Kaldırın bu pankartları falan!&#8221; diye üstten konuşmak olmuş. Öfkeli gençler artık dayanamamış. Canını da gerçekten köyün büyükleri kurtarmış. TV&#8217;den atıp tutanlar gidip baksınlar, dinlesinler bir kere.<br />
Orada devlet derme çatma okullar ile yeri göğü sarmış askerden ibaret. Kafanızı ne zaman göğe kaldırsanız istisnasız ya jet ya helikopter geçiyor. Devlet yok ama Uludere ile Roboski arası bir tepeye dikilmiş devasa &#8216;kutsal bayrağı&#8217;, döktüğü kanların simgesi gibi tepelerinde dalgalanıyor. Ama işte yol yapmadığın yere dev bayraklar dikmekle devlet olunmuyor. 4.800 insanın yaşadığı yere bir elektrik direği dikmemişsin ama tepelerine koskoca bir alay dikmişsin. Bütün tepelere askeri noktalar yerleştirmiş, dağı taşı bayrağa boyamışsın. Sence o insanların devletten beklentisi bunlar mı gerçekten? Bir insan Kürt olduğu ve sadece Kürt olduğu için bu kadar aşağılanır mı?</p>
<p>Mezarlık alanları olmadığı için küçük bir tepeye 5-6 yıl önce küçük bir mezarlık yapmışlar. Orasının artık 4 kat fazla yatanı var. Ölen kardeşleri yanyana mezarlara yatırmışlar. Okul çocuklarının mezarlarına yarısı bitmiş kalemlerinden koymuş kardeşleri. Defter koymuşlar. Mezarların taşları etraftan toplanan kaya parçaları, briketler. Mezar oldukları ancak üstüne bırakılmış çiçeklerden anlaşılıyor. Bu insanlar mı ayda 15 bin kazanıp, katırlara viski içiriyor Yozdil!<br />
Köyün korucularını da gördüm. Hem silahları hem başları öne eğik geçiyorlardı yaslı akrabalarının ezen bakışları arasından. Hadi bundan sonra korut bakalım koruculara kutsal devletini. Saat 4&#8242;te hava kararıyor. Aydınlatacak tek elektrik direği yok. Ama bütün köyü kalkındırmaya yetecek askeri araç, malzeme var. Tek eğlence yeri var: 4.800 kişiye bir halı saha. Onu da taziye çadırına çevirmişler bu katliamda. Bravo devlet!<br />
Yozdil gibiler bir de getirdiği kaçağın ne kadarını oradaki askere vermek zorunda kaldıklarını sorsun o köylülere. Kutsal askerlerinin köylülerin üç kuruşluk sigarasına neden el koyduğunu da gidip alay komutanına sorsunlar mesela. Ben köylülere sordum nedenini. Kahraman Türk askeri ölülere yakılan çığlık gibi ağıtları oturduğu tepeden o çocuklardan haraç diye aldığı sigaraları tüttürerek izledi. Bakan efendiler köyden çıplak gözle görülen alaya helikopterle geldi, korucu evine gidip şov yaptı. Ama zahmet edip tepeden aşağıda ağıt yakan analara bir başın sağolsun demeye bile inmedi. Geldiği gibi tepeden bakarak gitti.<br />
Orada insanların dilleri lal olmuş. Hiç tanımadığı bizlerin etrafını sarıp hep bir ağızdan dert anlatmaya çalışıyorlar. Belki yaralarına bir çare olur diye değil. Belki seslerini başkaları da duyar diye. O kadar uzaklar ki bu dünyadan. Başka gezegende gibiler. O kadar kenara itilmişler. Mesela beni nereden tanıyacak da çare diye sarılıp olan biteni anlatacak? Derdine derman olacağımdan mı? Yok. Sadece başına gelenin duyulmasını istediğinden. Bilinsin istiyor. Acısının üstüne bir de TV&#8217;den yalan dolan duyduğunda, öfkesi büyüyor. Zaten insan yerine konulmuyor, bari gerçek anlatılsın istiyor. Çıplak gerçek.<br />
Dindar değilim. Dua bilmiyorum. Ama her köyde bir meydancıkta sıraya dizilen 70-80 insanın elini sıktıktan sonra, bir yaşlı çıkıp Kürtçe bizlerden bahsedip (aydın, sanatçı vb kelimeleri Türkçe söylüyorlar; oradan anlıyoruz ancak bizden söz edildiğini) sonunda “El-Fatiha” dediğinde ellerimi açtım. Dua için değil onların acısını nasıl paylaşacağımı bilemediğim için. Bilseydim bildiğim bütün duaları da okurdum. O insanların sesleri duyulmuyor. Bu taraftaki ırkçıların gürültüsü bastırıyor seslerini. Kulağımıza kadar gelse bile sesleri ne dediklerini anlamıyoruz. Dillerini bilmiyoruz ki. Ama onlar bizimkini biliyor. TV&#8217;den duyduklarında anlıyorlar ne dediğimizi. Ve biz onlara hep hain, terörist, bölücü, kuyruklu, cahil, kıro… diyoruz.<br />
Beni her sene adını bile duymadığım köylerde yaptığı katliamların taziyesine gitmek zorunda bırakan böyle devlet olmaz olsun. Bu devlet beni Ceylanların mezarından toprak alıp oğlum için diktiğim ağacın dibine dökmeye zorluyor. Bu devlet beni öldürdüğü 35 gencin ailesinin önünde boynu bükük bırakıyor. Bu devlet beni evimden binlerce kilometre uzakta, adını bile duymadığım köylerde kendi günahlarının kefaretini ödemeye zorluyor. Üstelik bunu yeni de yapmıyor. 1915&#8242;te Ermenilerin soyunu kırıyor, ben özür diliyorum. Rumları sürüyor, Kürtleri her gün katlediyor ben özür diliyorum. Karakolunda kadınları polislerine dövdürüyor, &#8220;konsomatris&#8221; diyor, ben utanıyorum erkek oluşumdan. Hıristiyanları kiliselerinde basıp öldürenleri, yayınevinde basıp jiletle, bıçakla işkence edip katledenleri yetiştiriyor, hesabı yine bana. Sonra &#8220;neden özür diledin, niye üzüldün?&#8221; diye yine bana saldırıyor.<br />
Ben size bir şey diyeyim mi: &#8220;Bağımsız Kürdistan&#8221; bile kurulsa Kürt sorunu çözülmeyecek. Türkiye&#8217;nin batısına zorla veya zorunlulukla dağılmış olan Kürtler&#8217;in hafızası gördüğü ağır zulmü unutamayacak çünkü. Bunu Uludere&#8217;de taziyeciler geçerken bile öfkeyle &#8220;Kürdistan TC&#8217;ye mezar olacak&#8221; sloganı atan 12-13 yaş çocukların gözlerinde görebilirsiniz. O köylerden sayısız çocuk dağa çıkacak ve devlet yine ‘kandırılmış çocuklar’dan söz edecek. &#8220;Zaten dağda yaşıyoruz, zaten bombalanıyoruz. Ha burada ha orada.&#8221; diyen genç haksız mı?<br />
Barış ellerimizin arasından kayıp gidiyor. Sorun şimdi çözülse bile &#8220;Katil Türk&#8221; imajı kafasına kazınmış çocukların travması yıllar sürecek. Adım gibi eminim: Uludere&#8217;de orta yaş ve üzeri büyükleri biz gittiğimizde köyde olmasaydı yaklaşamazdık bile oralara. &#8220;Başın sağolsun&#8221; diye elimi uzattığımda öyle bir kinle çeviriyordu ki gençler yüzlerini ve elimi öyle gönülsüz &#8216;sıkıyorlardı’ ki aramızda bir bağ kalmamış mı hiç mi olmamış emin olamıyordum. Tek avuntu çoğunluğun böyle olmaması. Ama böyle olanların oranı hiç de az değil. Kürtler Türklere baştan beri gördükleri düşmanlık kadar büyük bir düşmanlık göstermediler hiç. Ama artık durum değişiyor. Haberiniz ola devletlûlar.<br />
Genç kuşağın belli bir kısmı doğrudan &#8216;Türk&#8217;e saldırmıyorsa bu &#8216;Türk&#8217;ü kardeş gördüğünden değil, dua edin ki halkların kardeş olduğuna, zulmü devletin uyguladığına inanan büyükleri hâlâ onu frenleyebildiğinden. Önemli bir genç nüfus önceden kendisine devletin düşman olduğunu düşünürken şimdi doğrudan &#8216;Türk&#8217;ün düşman olduğunu düşünüyor. Artık kendisini Türkiyeli olarak da görmüyor.<br />
Hâlâ kardeşlik edebiyatına sarılanlar, bilin ki o türden kardeşliğin miadı doldu dolacak. Madem kardeşinizdir Kürtler, kardeşinizi katleden devletin yakasına yapışın. &#8220;Ne yaptın kardeşime?&#8221; diye sorun. Uludere&#8217;de kardeşler soruyor: &#8220;Ne yaptınız benim kardeşime?&#8221; diye. Aynı samimiyetle, aynı hislerle sorabilir misiniz? Cevabınız evetse, belki kardeşlik fikrine yeniden inandırmaya başlayabilirsiniz Kürtleri. Değilse unutun gitsin. Kapatalım bu defteri. Hiç değilse komşu, arkadaş kalalım. Yıllar sonra &#8220;Oy dere Uludere&#8221; diye ağıt yakmak yerine bugün sorumluların yakasına yapışın.<br />
Her sabah elini yüzünü Kürt kanıyla yıkayan bu devlet aygıtı baştan sona dönüştürülüp demokratikleştirilmedikçe halkların kardeşliği devletin kalleşliğine yenik düşecek. Yiğitse Başbakan artık bir adım atar, toplar Bakanlar Kurulu&#8217;nu, gider Uludere köylülerinden Kürtçe özür diler. Yoksa o köylülerin hepsinin elleri yakanızda, bilesiniz. Ölülerin de dirilerin de.</p>
<p>8 Ocak 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/01/oy-dere-uludere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Savaş hukuku</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/01/savas-hukuku/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/01/savas-hukuku/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 12:37:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[savaş hukuku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4879</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar İnsanlık tarihi savaş tarihidir de. Varolduğundan bu yana savaşan bu mahlûk zamanla savaşın hukukunu da yazmış. Zira sanayileşmeyle silahların gücü artınca telefat muazzam boyutlara ulaşmış. Modern savaş hukukunun kurucularından İsviçreli Henri Dunant 1857’de Avusturya-Macaristan ile Fransa İmparatorlukları arasında bugünkü İtalya’nın Lombardiya bölgesinde Solferino köyü yakınlarında 200.000’den fazla askerin çarpışmasını izler ve diğer gönüllülerle feci durumdaki <a href='http://www.durde.org/2012/01/savas-hukuku/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cengiz Aktar</strong></p>
<p>İnsanlık tarihi savaş tarihidir de. Varolduğundan bu yana savaşan bu mahlûk zamanla savaşın hukukunu da yazmış. Zira sanayileşmeyle silahların gücü artınca telefat muazzam boyutlara ulaşmış.</p>
<div>
<div dir="ltr">
<p>Modern savaş hukukunun kurucularından İsviçreli <strong>Henri Dunant</strong> 1857’de Avusturya-Macaristan ile Fransa İmparatorlukları arasında bugünkü İtalya’nın Lombardiya bölgesinde Solferino köyü yakınlarında 200.000’den fazla askerin çarpışmasını izler ve diğer gönüllülerle feci durumdaki yaralılara yardım eder. Savaşta gördükleri Cenevre Sözleşmeleri ile Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi’ne kadar giden süreci başlatmasına neden olur. Arkadaşlarıyla, tarafsız bir şekilde savaşta insanlara yardım sunabilecek eğitimli gönüllü grupların oluşturulması önerisini getirir. 1864’te Uluslararası Kızılhaç Komitesi kurulur. Kızılay’ın atası olan “Mecruhin ve Mardayı Askeriyeye İmdat ve Muavenet Cemiyeti” yani “Hasta ve Yaralı Askerlere Yardım Derneği” de dört yıl sonra kurulur. Dünyada ilk Kızılay bayrağı 93 Harbi’nde kullanılır.<span id="more-4879"></span></p>
<p>Kızılhaç uhdesindeki l864, l906, l929 ve l949 tarihli dört Cenevre Sözleşmesi savaş hukukunun birincil kaynaklarıdır. Bunlar arasında bugün bizi ilgilendiren, <strong>Savaş Zamanında Sivil Kişilerin Korunması</strong>kurallarını belirleyen 4. Sözleşme. Sözleşmeler ülkemizde 10 Şubat 1954’te yürürlüğe girmiş.</p>
<p><strong>Savaşta sivillerin korunması</strong></p>
<p>Uludere Katliamı, savaş hukukundan ne denli bihaber olduğumuzu faş ediyor. Her önümüze gelene terörist demekten savaşın ve savaş hukukunun anlamını unuttuk. Adı edilen sözleşmenin 3.maddesi açık: “Sözleşme taraflarından birinin toprağında çıkacak fakat uluslararası mahiyette olmayan silâhlı bir ihtilâf durumunda ihtilâf halinde bulunan taraf aşağıdaki hükümleri asgarî olarak uygulamakla yükümlüdür:</p>
<p>1) Çatışmaya doğrudan katılmayan kişiler, silâh bırakmış olan askerler, hastalık, yaralanma, tutuklanma veya herhangi başka bir nedenle savaş dışı kalmış kişiler ırk, renk, din, iman, cinsiyet, doğum, servet veya herhangi başka bir kıstasa dayanan fark gözetilmeden insanî muamele göreceklerdir. Zikredilen kişilere karşı ne zaman ve nerede olursa olsun, şu uygulamalarda bulunmak yasaktır: Hayata ve beden bütünlüğüne kasıt, katil, sakat bırakma, zalimane muamele, işkence, eziyet; Rehin almak; Kişilerin haysiyetine tecavüz, yüzkızartıcı ve alçaltıcı muamele; Yasal bir mahkeme tarafından ve medenî milletlerce gerekli addedilen adlî teminat altında verilmiş hükümlere dayanmayan mahkûmiyet ve infaz.<br />
2) Yaralı ve hastalar toplanıp tedavi edileceklerdir. Uluslararası Kızılhaç Komitesi gibi tarafsız bir insanî kuruluş anlaşmazlığın taraflarına hizmetlerini sunabilir. Diğer taraftan anlaşmazlığın tarafları özel anlaşmalar yoluyla bu sözleşme hükümlerinin tamamı veya bir kısmını yürürlüğe koyabilirler. Bu hükümlerin uygulanmasının, anlaşmazlığın taraflarının hukukî statüsü üzerinde etkisi olmayacaktır.”<br />
<strong>İslam savaş hukuku</strong></p>
<p>İslam’ın yasakladığı fiillerse:</p>
<p>a) İşkence. Öldürülecek olan kimseye dahi işkence edilemez; zulüm ve işkence bütün çeşitleriyle yasaktır.<br />
b) Savaşçı olmayanların öldürülmesi. Savaşçı, fizik bakımından savaşabilecek kimselerdir. Bunların dışında kalanlar kasten ve doğrudan öldürülemez. Bu cümleden olarak kadınlar, çocuklar, savaşçı sahiplerine hizmet için gelmiş köleler, körler, dünyadan el etek çekmiş din adamları, akıl hastaları, yaşlılar, hastalar, kötürümler vb. öldürülmez.<br />
c) İnsan ve hayvanların uzuvlarının kesilmesi.<br />
d) Verilmiş söze ve yapılmış andlaşmaya aykırı hareket.<br />
e) Savaş zarureti bulunmadıkça zirai mahsullerin, orman ve ağaçların yakılması.<br />
f) Namus ve şerefe tecavüz, zina ve gayr-i meşru münasebetler. Düşman kadınlarının ırzına geçen sivil ve askerler zina suçu işlemiş olur ve bunun cezasını çekerler.<br />
g) Düşmandan alınan rehineleri öldürmek. Bunlar misilleme yoluyla dahi öldürülemez.<br />
h) Ölülerin başını veya uzuvlarını kesip teşhir etmek.<br />
ı) Katliam. Hz. Peygamber ve raşid halifeler zamanlarında savaştan sonra esirler veya zaptolunan yerlerin ahalisi için katliam emri verildiğine dair bir tek örnek dahi yoktur. Mekke fethini müteakip Rasulullah (s.a.v.) bazı harb suçluları ve hainler dışında kalan düşmanlarını affetmiştir.<br />
i) Kesin bir meşru müdafaa söz konusu olmadıkça akrabayı öldürmek. Akraba düşman saflarında olsa dahi öldürülmez.<br />
j) Çiftçi, tacir, esnaf, işadamı gibi fiilen harbe iştirak etmemiş, savaş ile ilgili olmayan kimseleri öldürmek.<br />
k) Harb esirlerini rehine almak, kalkan yapmak, onların arkasında düşmana doğru ilerlemek.<br />
l) Zehirli ok kullanmak. (<a href="http://www.islamustundur.com/" target="_blank">www.islamustundur.com</a>)<br />
Gaddarlığın sınırları böyle, bir de <strong>isyan hukuku</strong> var. Kızılhaç Örgütü websitesinde (<a href="http://www.icrc.org/" target="_blank"><span style="color: #0000ff;">www.icrc.org</span></a>) isyan durumuyla ilgili 29 uluslararası metin var. İslamî bir katkı için ise İslamabad Uluslararası İslamî Üniversitesi’nden <strong>Sadia Tabassum</strong>’un İslam’da isyan hukukunu irdeleyen “Combatants, not bandits: the status of rebels in Islamic law” (<strong>Muharip, eşkıya değil: Asilerin İslam Hukuku’ndaki yeri</strong>) başlıklı kapsamlı makalesini özellikle tavsiye ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/01/savas-hukuku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19 Ocak 2012 Çağrı videosu</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/01/19-ocak-2012-cagri-videosu/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/01/19-ocak-2012-cagri-videosu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 14:35:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4835</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="560" height="315" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/TwiRqxWVVRQ?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="560" height="315" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/TwiRqxWVVRQ?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/01/19-ocak-2012-cagri-videosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hrant için adalet için: 24&#8242;üncü duruşma, aynı yerdeyiz!</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/01/hrant-icin-adalet-icin-24uncu-durusma-ayni-yerdeyiz/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/01/hrant-icin-adalet-icin-24uncu-durusma-ayni-yerdeyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 08:08:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4819</guid>
		<description><![CDATA[Hrant Dink davasının 24. duruşması 10 Ocak Salı günü Beşiktaş Adliyesi&#8217;nde görülecek. Hrant&#8217;ın Arkadaşları, sabah saat 10:00&#8242;da yine aynı yerde, İskele Meydanı&#8217;nda toplanarak adalet isteyecek. Hrant&#8217;ın Arkadaşları&#8217;nın çağrısı şöyle: 24. DURUŞMA! AYNI YERDEYİZ! Hrant Dink&#8217;in katledilişinin üzerinden 5 yıl geçti. 24. kez sahnelenen temsilde bir arpa boyu yol katedilemedi. Biz yine bu davanın tanığıyız, takipçisiyiz, inadına nöbetçisiyiz. <a href='http://www.durde.org/2012/01/hrant-icin-adalet-icin-24uncu-durusma-ayni-yerdeyiz/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2012/01/hrant-icin-adalet-icin-24uncu-durusma-ayni-yerdeyiz/hrant-dink-durusma/" rel="attachment wp-att-4820"><img class="alignleft size-full wp-image-4820" title="hrant-dink-durusma" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/01/hrant-dink-durusma.jpg" alt="" width="180" height="129" /></a>Hrant Dink davasının 24. duruşması 10 Ocak Salı günü Beşiktaş Adliyesi&#8217;nde görülecek. Hrant&#8217;ın Arkadaşları, sabah saat 10:00&#8242;da yine aynı yerde, İskele Meydanı&#8217;nda toplanarak adalet isteyecek. Hrant&#8217;ın Arkadaşları&#8217;nın çağrısı şöyle:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>24. DURUŞMA! AYNI YERDEYİZ!</strong></p>
<p style="text-align: left;">Hrant Dink&#8217;in katledilişinin üzerinden 5 yıl geçti. 24. kez sahnelenen temsilde bir arpa boyu yol katedilemedi. Biz yine bu davanın tanığıyız, takipçisiyiz, inadına nöbetçisiyiz. Tehdit eden de, işaret eden de, pusu kurup tetik çektiren de, çeken de, bütün suç ortakları tek tek yargı karşısına çıkana dek bu dava bizim için bitmeyecek!</p>
<p style="text-align: left;">Adalet nöbetimizi tutmak, davamıza sahip çıkmak, &#8220;bu dava böyle bitmez&#8221; demek için, 10 OCAK SALI, sabah saat 10.00&#8242;da, aynı yerde, biraraya geliyoruz!</p>
<p style="text-align: left;"><strong>HRANT İÇİN ADALET İÇİN!</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong><strong>Hrant&#8217;ın Arkadaşları</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/01/hrant-icin-adalet-icin-24uncu-durusma-ayni-yerdeyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Boyer Yasası’ sonrası bilanço</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2011 08:57:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4759</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar Fransa’dan başlayalım. Yasa girişiminin farzedilen siyasì ve ahlakì amaçlara hizmet ettiğini söylemek mümkün değil. Sarkozi’nin yeniden seçilme paniğiyle gündeme getirilen tasarının siyasì meyveleri, 22 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sosyalistlerin adayı Hollande’ın tasarının ruhunu destekliyor olmasıyla başından itibaren akamete uğramıştı. Keza bu çeşit yasa tasarılarıyla Ermeni asıllı Fransızların oylarına talip olmak, o seçmenlerin Amerikan <a href='http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/ermeni-soykirimi/" rel="attachment wp-att-4760"><img class="alignleft size-full wp-image-4760" title="ermeni-soykirimi" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/12/ermeni-soykirimi.jpg" alt="" width="243" height="207" /></a><strong>Cengiz Aktar</strong></p>
<p>Fransa’dan başlayalım. Yasa girişiminin farzedilen siyasì ve ahlakì amaçlara hizmet ettiğini söylemek mümkün değil. Sarkozi’nin yeniden seçilme paniğiyle gündeme getirilen tasarının siyasì meyveleri, 22 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sosyalistlerin adayı Hollande’ın tasarının ruhunu destekliyor olmasıyla başından itibaren akamete uğramıştı.<span id="more-4759"></span></p>
<p>Keza bu çeşit yasa tasarılarıyla Ermeni asıllı Fransızların oylarına talip olmak, o seçmenlerin Amerikan tarzı kitlesel ya da cemaatçi bir ‘Ermeni oyu’ uyarınca hareket eden bir seçmen kitlesi olduğunu varsaymaktır. Fransa toplumun kaymak tabakasına mensup olan Ermeni asıllı Fransızların ezici çoğunluğu oylarını cemaatçi saiklerle değil toplumsal tercihlerle verirler. Şu veya bu partinin istismarına açık değildirler.</p>
<p>Üçüncü nokta Sarkozi idaresinin yasama sürecindeki siyasì beceriksizliğiyle ilgili. Yeni yasanın temelini oluşturan 28 Kasım 2008 tarihli AB Çerçeve Kararı, çok daha kapsamlı, misâlen Fransa’nın kabul etmekte zorlandığı Ruanda’daki Tutsi Soykırımı’nı da kapsayan bir yasaydı. Yasanın son halinin sadece Ermeni Soykırımı’nın inkârıyla sınırlı bırakılması yasa koyucunun çifte standardına delâlet ediyor ve ciddiyetini zedeliyor.</p>
<p>Bizim tarafa dönersek, Fransız Millì Meclisi’nde Perşembe günü yapılan oylama bir dizi gerçeği getirip önümüze koydu. İlkin devletin meseleye bakışını belirleyen savunmacı yaklaşımın bir işe yaramadığı ve bu yaklaşımın temelini oluşturan lobicilik, ikna ve tehditten oluşan bütün taktik ve stratejinin iflas ettiğini görüyoruz.</p>
<p>İkincisi, bununla bağlantılı olarak, soykırımın yüzüncü yılı 2015’e yaklaşırken bu topraklarda Ermenilerin ve diğer gayrimüslim unsurların başına gelenler konusunda devletin yazdığı tarihin gözden geçirilmesi gerekiyor. Türkiye’yi iyi bilen ABD’nin eski Ankara sefiri Morton Abramowitz bir defasında Temsilciler Meclisi tasarısına karşı lobi yapmaya giden Türk milletvekillerine ‘ABD’deki tarih savaşını çoktan kaybettiniz’ derken devletin neredeyse başka bir gezegende yaşadığı intibasını uyandıran inkârcı tutumunun ABD’de veya başka bir yerde herhangi bir kıymet-i harbiyesi olmadığını imâ etmişti.</p>
<p>Üçüncüsü, Türkiye’de aşağı yukarı 10 yıldır gayet sağlıklı bir hatırlama süreci yaşanıyor. Uluslaşma uyarınca varlıkları neredeyse tamamen silinen Ermeniler ve Süryaniler, yollanan ve yok edilen Rumlar, varlıkları yoksayılan Kürtler, Aleviler, kamusal alandaki varlıkları gayrimeşrulaştırılan müslümanlar, hâsıl-ı kelâm bu topraklarda yaşayanların neredeyse tamamı ile ilgili kültürel, akademik, dinsel, kamusal ve bireysel hafıza ve bilgi artık geri geliyor. Sivil girişimlerin eseri olan bu çalışmaların önünün açılması ve sürecin kesintisiz devam etmesi ülkenin demokratik geleceği açısından hayatì önem taşıyor.</p>
<p>Dördüncüsü, ne Fransız Millì Meclisi’nde alınan karar ne bu karara verilen hissì tepkiler bu hafıza çalışmasını kolaylaştıracak nitelikte. Milliyetçi damar ve inkârcı dogma kararla birlikte şahlanmış durumda. Hükümetin epeyidir muzdarip olduğu aşırı özgüvenin verilen tepkileri çok daha ciddì ve sonuçta her bakımdan kritik olabilecek boyutlara taşıma potansiyeli var. Yasa tasarısı Ocak ayında Fransız Senatosu’nda kabul edilip yasalaştıktan sonra devreye sokulacağı anlaşılan ek tedbirleri bu çerçevede okumak lâzım.</p>
<p>Yasa tasarısına ifade özgürlüğü penceresinden baktığımızda her iki ülkede de tartışmanın büyük ölçüde saptığını söylemek mümkün. Türkiye’de, kaba inkârın dışındaki en temel itiraz ifade özgürlüğü temelindeydi. İfade özgürlüğüne son dönemde ciddì darbeler indiren, yazar, siyasetçi, öğrenci, akademisyen, gazeteci, vicdan-i retçi çevreci binlerce vatandaşın olur olmaz nedenlerden hapiste olduğu Türkiye’nin, Fransa’da ifade özgürlüğünden dem vurması pek inandırıcı değildi. Yasa tasarısının özünü oluşturan konuda ise, fiilen ‘Ermeni Soykırımı’ demek her ne kadar tabu olmaktan çıktıysa da hukuken ‘Ermeni Soykırımı’nı kabul etmek Türkiye’de mümkün değil. Buna mukabil Fransa’daki yasa tasarısında da ‘Ermeni Soykırımı’nı reddetmek mümkün değil! Ama örneğin peygamber karikatürlerinde olduğu gibi İslâm dinini yasa tasarısındaki ifadeyle söylersek ‘aşırı bir şekilde küçümseyip’ ceza almamak mümkün.</p>
<p>Dokunulmaz kutsalların ifade özgürlüğü kapsamında olmaması ahlaken ve vicdanen anlaşılabilir ama seçici olmamak kaydıyla.</p>
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1913-2007 Büyük Deprem ya da Yeni Bir Başlangıç</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2011 06:11:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4722</guid>
		<description><![CDATA[Taner Akçam “Bu bir son değildir”, demiş Winston Churchill; “hatta sonun başlangıcı da değildir”, diye devam etmiş ve “belki başlangıcın sonudur”, diye tamamlamış cümlesini. Türkiye, Başbakanın Dersim konuşmasıyla, tarihinin “başlangıç döneminin sonuna” geldiğini, ya da “yeni bir başlangıcın” başında olduğunu ilan etti. Osmanlı ve Cumhuriyetimizin büyük altüst oluşu olarak tanımlanabilecek devasa bir sürecin sonuna geldik. <a href='http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: left;"><strong><strong><a href="http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/1915-ermeni-soykirimi/" rel="attachment wp-att-4723"><img class="alignleft  wp-image-4723" title="1915-ermeni-soykirimi" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/12/1915-ermeni-soykirimi.jpg" alt="" width="267" height="197" /></a></strong></strong><strong>Taner Akçam</strong></div>
<div style="text-align: left;"></div>
<div style="text-align: left;">“Bu bir son değildir”, demiş Winston Churchill; “hatta sonun başlangıcı da değildir”, diye devam etmiş ve “belki başlangıcın sonudur”, diye tamamlamış cümlesini.</div>
<div style="text-align: left;">
<p>Türkiye, Başbakanın Dersim konuşmasıyla, tarihinin “başlangıç döneminin sonuna” geldiğini, ya da “yeni bir başlangıcın” başında olduğunu ilan etti. Osmanlı ve Cumhuriyetimizin büyük altüst oluşu olarak tanımlanabilecek devasa bir sürecin sonuna geldik. Süreci 1912-3 Balkan yenilgisinin kesinlik kazanması ile başlatmakta fayda var. 1913 bahar ve yaz ayları ile başlayan ve1914’de, Ege ve Trakya sahillerinden Rumların katliam dahil, köylerinden zorla boşaltılarak Yunanistan’a sürülmesiyle sistemli bir hal alan ve 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesi ile noktalanan bir süreç bu.<span id="more-4722"></span></p>
<p>1912-2007 arasını büyük bir depreme de benzetebiliriz. Depremin en tepe noktasını, 1912-1924 arasında, Anadolu Hristiyanlarının imha edilmesi ve Anadolu dışına sürülmesi oluşturur. Zorunlu Rum sürgünü ile başlayan bu dönem, savaş yıllarında bir milyonun üzerinde Ermeni ve yüz binlerce Süryani’nin imha edilmesi ile devam eder. Sürecin son büyük imha dalgası, 1921 yazında Pontus Rumlarının soykırıma yakın tarzda katledilmeleri, 1922 İzmir yangını ve 1924 zorunlu Nüfus Mübadelesidir. Cumhuriyet döneminde yaşanan 1934 Trakya olayları, 1942 Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül, Hristiyan (ve ilave olarak Yahudilere) yönelik bastırma, sindirme ve sürme siyasetinin son artçı dalgaları gibidirler. Bu artçı dalgalardan sonra, nüfusunun %98’i Müslüman olan bir ülke olmakla övünür olmaya başlamıştık.</p>
<p>Deprem, kökleri daha öncelere gitmekle birlikte, Cumhuriyet döneminde Sünni-Türk olmayan unsurları sardı. Dersim bu dalganın en tepe noktasıdır. İlk defa Hristiyan olmayan ve Kızılbaşlığı ile övünen bir etnik-din topluluğu sistemli bir imhaya tabi tutuldu. Onlara yapılan, her bakımdan 1912-1924 döneminde Hristiyanlara yapılanlara benziyordu. Üstelik imha edilmelerinde, 1915 soykırımında Ermenileri korumuş olmalarının da önemli bir payı olduğu söylenir. 1970’li yılların Çorum ve Maraş Alevi katliamları, 1980 darbesi ve 1990’ların Kürtlere yönelik faili meçhulleri, Cumhuriyet döneminin büyüklü küçüklü diğer depremleri gibidir.</p>
<p>2007’de Hrant’ın katledilmesiyle artık bu büyük deprem sürecinin sona erdiğini düşünüyorum. Hrant’ın ölüm tarihi elbette sembolik ve Müslüman-Türk çoğunluğun veya onların adına hareket ettiklerini iddia eden çevrelerin “bir ulus-devlet” oluşturabilmek için kendisi gibi olmayanları ezmeye ve susturmaya çalıştıkları bir dönemin bitişini sembolize ediyor. Hrant ile birlikte artık Müslüman-Türk çoğunluk, kendileri adına tüm bu politikaları hayata geçiren önderleri ile aralarına mesafe koymaya başlayarak, geçmişine bakmaya ve yıkımın devasa boyutunu fark ederek, eksikgedik bir şeyleri yeniden olumlu olarak inşa etmeye çalışıyor.</p>
<p>“Olumlu inşa”nın başlamış olmasının ana nedenlerinden birisi, 1912-3 ile başlayan “büyük deprem” sürecinin baş aktörleri olan sivilasker bürokratların, AKP’nin iş başına gelmesi ile birlikte, büyük darbe yiyerek güç kaybetmeleridir. Ergenekon, Balyoz ve faili meçhul tutukluları, bu geçmiş deprem ve yıkımların sembolik sorumlu ve temsilcileridir. Türkiye, Müslüman- Türk çoğunluktaki açık tercih değişiklikleri nedeniyle, bu çevreleri hapse atmıştır. Bu tercih deği?ikliğine bağlı, Türkiye’nin yönetici eliti de değişmeye başlamıştır. Geçmişle yüzleşmenin başlamasını sağlayan bu yönetici elit deği?iklikliğidir ve AKP’nin bu yüzleşmede başı çekiyor olması tesadüf değildir.</p>
<p>Dersim ile başlayan bu tartışmanın orada kalmayacağını, tüm bir 1912-2007 dönemini kapsayacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Hele hele, 1915 Ermeni soykırımının 100. yüzyılı olan 2015’e doğru devrilirken, başta bu konu olmak üzere, Hristiyanlara yönelik işlenmiş büyük cinayetlerin, artan bir biçimde devreye girip tartışılacağından kimsenin kuşkusu olmasın.</p>
<p>Her toplum için, tarihte yaşanmış büyük katliamlar üzerine konuşmanın yıkıcı bir etkisi vardır. Farklı gruplara yönelik kin ve nefretin körüklenmesi biçiminde de yaşanır bu süreçler. Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasında “Ermeni diasporası” kelimesinin bir küfür olarak kullanılmasıyla küçük bir örneği sergilendi bu “yıkıcılığın”. Önümüzdeki aylarda, bu “yıkıcılığın” daha geniş grup ve çevreleri kapsayarak artabileceğini söyleyebilirim.</p>
<p>Bu bağlamda, madalyonun diğer yüzüne de dikkat çekmek isterim. Eskiyle hesaplaşmak, 1912-2007 arasında inşa edilmiş “Türk- Müslüman” kimliği ile yüzleşmek biçiminde de olmak zorundadır; adı konmasa bile şu anda da zaten böyle olmakta. Çünkü, ister kabul edelim ister etmeyelim, geçmişte bu cinayetleri işleyenler, cinayetlerini “Türklük ve Müslümanlık” adına işlediler.</p>
<p>Bu hesaplaşmanın negatif bir sonucu, “Türk ve Müslüman” çoğunluğun tartışmayı, kendisinin suçlanması ve kendisine saldırı olarak algılaması olasılığıdır. Karşılıklı kin ve nefreti tetikleyebilecek bu duygu, toplumun zaten zayıf olan kumaşının daha da çok yırtılmasına yol açabilir. Unutmayalım ki, tarih üzerine konuşmayı, “yara kaşımak”, “kavga etmek” olarak anlayan bir kültürden geliyoruz.</p>
<p>Konuyu karmaşık kılan, “Türklük ve Müslümanlık” adına tüm bu depremlerin yaşanmasına yol açan Asker-Bürokratik elitin, özellikle tüm bir Cumhuriyet tarihi boyunca, Müslüman çevreleri de hedef almış olduğu gerçeğidir. “Şeriat ve gericiliği” temsil ettiği ilan edilen Müslümanlar çeşitli baskı ve eziyetlere maruz kaldılar. Kendisini aslında mazlum ve ezilmiş hissedenlerin, katliam ve sürgünler kendi adlarına işlendiği için, diğerleri tarafından “fail” sayılmaları ciddi bir gerilime ve negatif enerji artışına yol açabilir.</p>
<p>Eğer tarihle yüzleşmenin ve Müslüman-Türk kimliği ile hesaplaşmanın yıkıcı olmasını istemiyorsak, yapıcı bir dil bulabilmek zorundayız. Bunun en birinci yolu, Müslüman-Türk kimliğini “ötekine düşmanlık” ekseninde değil, bir başka eksende yeniden tanımlayabilmektir. Söylemeye gerek yok ki, bu toplum gene, çoğunluk olan Müslüman-Türk kimliği ekseninde, ve ancak onun yeniden tanımlanmasıyla kurulabilecektir. Eğer yeni bir “Türkiyelilik” kimliğinden söz edeceksek, onun ana gövdesini Müslüman-Türklerin oluşturacaklardır.</p>
<p>O halde, Müslüman-Türk çoğunluk olarak çok önemli bir görevle karşı karşıyayız. Bizler, bugünkü kimliğimizin tanımlanmasında önemli bir yer işgal eden ve ama geçmişte aslında bu kimliği kirletmeye çalışmış ve lekelemiş olanların elinden almak zorundayız. Müslüman-Türk kimliğinin üzerinde yükseldiği ve yükseleceği bir ba?ka zemini yeniden tanımlamak zorundayız. Kuşkumuz olmasın, bizim üzerinde yükseleceğimiz başka bir tarihimiz vardır. Geçmişte, Ermenileri, Rumları koruyan, Dersimlilere sahip çıkan onurlu ve vicdan sahibi Müslüman-Türkler daima var oldular ve onlar bize, yeni kimliğimizin hangi zemin üzerinde yükselmesi gerektiğinin ışığını sunmaktadırlar.</p>
<p>Müslüman-Türk kimliğinin kültürel kodlarının yeniden tanımlanması anlamına da gelen bu çaba, aslında tüm bir toplum açısından da bir zemin kayması anlamına gelir. Tüm bir toplumun, üzerinde kendisini yeniden tanımlayacağı bir alan-kaymasından söz ediyorum. Yani, sağcı-solcu; milliyetçi-enternasyonalist; İslamcı- Alevi-laik veya Türk-Kürt gibi, bugün mevcut etnik-kültürel veya siyasi kimliklerin fay hatları ve çatışma noktaları esas alınarak çözülebilecek bir sorunla karşı karşıya değiliz.</p>
<p>Tüm bir toplumun üzerinde yükseldiği, milliyetçisi de dahil, herkesin kendisini yeniden ifade edebileceği ve tanımlayabileceği yeni bir alan, yeni bir zemin yaratmak gerekiyor. Başbakan Erdoğan’ın geçmişle yüzleşme konusunda belki de ana hatası da burada. O yüzleşmenin bütünlüklü ve yeni bir toplum kurucu boyutunu yeterince görmüyor ve CHP ile hesaplaşma oyununun küçük bir parçası olarak ele alıyor. Bu haliyle yıkıcı olabilir.</p>
<p>Başbakan ve AKP, 1937-38 Dersim katliamını CHP’nin üstüne yıkarak işin içinden çıkma stratejisini bir kenara bırakmak zorunda. Onlara düşen görev, Hükümet olarak, devlet adına Dersimlilerden resmen özür dileyerek toplumun geçmişiyle bir bütün olarak yüzleşmesinin önünü açmalarıdır. Çünkü ne 1938 Dersim ile sınırlı olan, ne de AKP-CHP fay attı ekseninde açıklanamayacak, toplum olarak, 1912-2007 döneminin tümünü kapsayan devasa bir hesaplaşma sorunu ile karşı karşıyayız. Bu da herkesin kendisini yeniden tanımlayacağı yeni bir zeminin inşası ile yaratılabilir. Peki bu zemin nedir? O da bir başka yazının konusudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Taner Akçam<br />
Clark Üniversitesi<br />
takcam@clarku.edu</p>
<p>Kaynak: <a href="http://taraf.com.tr/haber/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic.htm" target="_blank">Taraf</a></p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

