Ekim Ayı Irkçısı

 

Ayın Irkçısı’ seçimleri DurDe! katılımcıları ve destekçilerinin doğrudan oylarıyla gerçekleşiyor. Oylamaya katılmak için son gün 7 Kasım 2011Pazartesi. Tüm katılımcılara şimdiden teşekkür ederiz.

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi

***

Ekim Ayı Irkçı adaylarını belirlerken çok zorlandık. Çünkü Van depremi sırasında medyadan, resmi yetkililere, spor programı sunucularından ‘sokaktaki vatandaşa’ kadar insanı ürküten düzeyde ve yoğunlukta bir ırkçı, etnik ayrımcı söylem çok sayıda insanın dilinde önümüze serildi. O kadar çoktu ki bunlar her birini aday göstersek başka hiçbir vakaya yer kalmayacaktı.

Neyse ki bir felaketle açığa çıkan ırkçılık illetine tepki gösterenlerin ve depremzedelerle dayanışma içine girenlerin sayısı ırkçılardan kat be kat fazla oldu. Biz de ırkçı ve etnik ayrımcı söylemi benimseyenleri tek tek aday göstermektense ortaya çıkan zihniyeti toptan teşhir etmeyi uygun bulduk. O yüzden bu ay seçimlerinizde birden fazla adaya oy kullanmanızı sağlayan bir düzenleme yaptık. İşte Ekim ayı ırkçı adaylarımız.

__________________________

Aşağıdaki Ayın Irkçısı adaylarından hangisinin Ekim Ayı Irkçısı seçilmesini istersiniz? (Adayınızı işaretledikten sonra  Yolla butonuna tıklayarak oyunuzu kullanabilirsiniz. Oyların dağılımı ve sonuçlar oylama süresinin sona ermesiyle birlikte açıklanacak)









__________________________

Van depreminde açığa çıkan ırkçı zihniyet

Yurtdışı yardımlarına kapıları kapatan milliyetçiler, BDP’li Van Belediye’sinin ortak çalışma isteğini reddeden valilik, tamamen çaresiz mültecilerin yardım isteklerini “Sıra size mi geldi?” diye geri çevirenler, “Polis taşlamak, asker taşlamak, molotof atmak için anında organize olanlar, afet anında ortalıkta görünmüyor” diyenler, TV programlarında ağızlarından köpükler saçarak benzer ifadeleri kullanan Müge Anlılar, enkaz altında ölmek üzereyken hâlâ magazinel soru sormaya çalışanlar, yardım kolilerine bayrak, küfürlü mektuplar, taş, kirli don koyanlar, “Etnik olarak güçlenmek için bu kadar doğurtmasaydınız” diyenler, sosyal medyada Kürt ölümlerini “İşte ilahi adalet!” diye sevinçle karşılayanlar…

 ***

Ermeni kadını döven taksici

DurDe Girişimi olarak basına ve kamuoyuna ilk bizim duyurduğumuz vahim bir haberi hatırlatıyoruz:

İstanbul Zincirlikuyu’da bir kadın taksiye biner. Yol tarif ettiği taksici “Şiven bozuk, Yahudi misin, Ermeni mi?” diye sorar. “Sizin kutsal kitabınız ne anlatıyor, siz kimsiniz, burada işiniz ne?”, “Sen kâfirsin, cehennemde yanacaksın” diye de ekler. Sonra da kadını yumruklayarak kaşı patlayana kadar döver, saçlarından tutup sürükleyerek sokağa atıp kaçar.

Henüz yakalanamayan bu taksici hem kadına karşı şiddet, hem dinsel ayrımcılık, hem de etnik ayrımcılık yapıyor. Bu üç ayrı suçtan yargılanması gerekiyor. Bunun için ise önce bir nefret suçları yasası çıkarılması gerekiyor.

http://www.durde.org/2011/10/ermeni-bir-kadin-hayvanca-dovuldu/#more-4304
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1066093&Date=01.11.2011&CategoryID=77

Baskın Oran’ın Radikal 2’de yayınlanan konuyla ilgili yazısı:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1066648&Date=01.11.2011&CategoryID=42

 ***

Aydın Sivil Toplum Örgütleri Platformu (ASTO): “Bayrak asmayandan alışveriş yok”

Aydın’da 115 dernek ve sendikanın oluşturduğu Aydın Sivil Toplum Örgütleri Platformu (ASTO) “terör zirvesi” düzenlemiş ve “Bayrak asmayandan alışveriş yapmıyoruz. Bayraksız araca binmiyoruz” kampanyası kararı almış. Milli Güvenlik Kurulu edasıyla ‘zirve’ düzenleyen ASTO “Çünkü bizleri birleştiren en önemli unsur Türk Bayrağıdır” diyor. Bizleri birleştiren en önemli unsur neden insan olmamız, toplumsal vicdanımız ve barış isteğimiz değil de Türk bayrağı? ASTO yönetim kurulu açıklamasında Türk bayrağı asmayan işyerlerinden alışveriş yapmayacaklarını, Türk bayrağı asmayan toplu ulaşım araçlarına da binmeyeceklerini açıklamış. Masum gibi görünen bu kampanya ırkçılık kokuyor. Daha önce de“Kürtlerden alışveriş yapmıyoruz”, “Kürt nüfus artışı durdurulsun” gibi kampanyalar düzenlendi. Bu kampanya bir yandan da bayrak asmayan kişileri teşhir etmeyi amaçlıyor ve faşizmin korporatist anlayışını çağrıştırıyor. Türkiye’nin her bir yanına devasa Türk bayrakları asıldı ama Kürt sorunu bir türlü çözüme kavuşamadı. Marifet dağa taşa bayrak dikmekte değil Kürt yurttaşların sorunlarını dinleyip anlamakta.

http://www.egehavadis.com/haber/bayrak-asmayandan-alisveris-yok-1198.html

 ***

Trabzonspor Asbaşkanı Nevzat Şakar : “O arkadaşlar bir avuç azınlık”

Yine futbol, yine ırkçılık. Moskova’da oynanan Trabzonspor-CSKA maçı sırasında bir grup Fenerbahçe taraftarı CSKA takımına desteklerini göstermek üzere takımın renklerini taşıyan kaşkollar takmışlar. Bu durum Trabzonspor’un asbaşkanı Şakar’ın ‘kanına’ dokunmuş ve şöyle demiş: “O arkadaşlar bir avuç azınlık. Ben onların Türk kanı taşıdıklarını da düşünmüyorum”. Basit bir futbol maçından etnik köken tespitine varan bu zihniyet futbolun tüm alanlarından temizlenmedikçe sahalarda her fırsatta ırkçılık yapanlara daha çok rastlayacağız. Asbaşkan Nevzat Şakar’ı Ayın Irkçısı seçmenlerimizin insafına havale ediyoruz.

http://www.aksam.com.tr/agir-tahrik–74547h.html

 ***

Türk Solu dergisi: “İşte özlenen fotoğraf”

Ekim ayı ortalarında bazı gazetelerde korkunç bir fotoğraf yayınlandı. Ayaklarına kalın ipler bağlanmış halde “Vatan bir bütündür parçalanamaz” yazılı bir duvarın dibinde kanlar içinde yerde yatan iki PKK militanını gösteriyordu fotoğraf. PKK, terör, savaş vb bir tarafa bırakılırsa ortada yatan iki insan bedeniydi ve bakanı ürpertmesi beklenirdi. Ama Türk Soludergisi bu manzaraya şu sözlerle yaklaşıyordu: “Keşke hergün 2 değil 200 terörist aynı şekilde yakalanıp aynı şekilde bacağından sürüklenip Atatürk büstünün önünde halka sergilense. Teröristlere bu ülkeyi parçalamanın imkansız olduğu ama kendilerinin parçalanmasının son derece basit olduğu gösterilebilse.” Bütün bildikleri kan edebiyatı olan bu dergi ırkçılığın en önemli kalelerinden biri haline geldi. Neredeyse tüm yayınları bu türden yaklaşımlarla dolu.

http://www.turksolu.org/340/basyazi340.htm

 ***

CHP’li belediye başkanı Ali Başkaraağaç

Ankara Ayaş’ta inşa edilen F Tipi cezaevi, Bakanlar Kurulu kararı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Daire Başkanlığı’na tahsis edildi. Daha sonra da Ayaş F Tipi cezaevinin sığınmacı kampı olmasına karar verildi. Savaş, kıtlık, işsizlik, ölüm tehlikesi gibi nedenlerle ülkelerini terk edip çok ağır koşullarda yabancı memleketlerde yaşamaya mecbur kalan mülteci ve sığınmacıların gittikleri ülkelerde yaşadıkları zorlukları basında sık sık izliyoruz. Son olarak da Van depreminde kendilerine içme suyu bile verilmeyen mültecilerin durumunda gördük. Anlaşılan ‘sosyal demokrat’ CHP’li başkanın ya bunlardan haberi yok ya da sosyal demokrasiden. Cezaevinden vazgeçilip sığınmacıların barınabileceği bir kampa bile tahammül edemiyor.

http://www.dha.com.tr/chpli-baskan-aclik-grevinde_222236.html

 ***

İnsan kaçakçıları

İstanbul Sultanbeyli’de bir gecekonduda çıkan yangından sonra eve giren itfaiye 7 kişinin cesediyle karşılaştı. Gecekondunun banyosuna sığınmış halde ölü bulunan 7 kişinin mülteciler olduğu ve dumandan boğuldukları anlaşıldı. Mülteciler yanarak değil boğularak ölmüştü. Çünkü içeriye bir miktar yiyecek bırakıldıktan sonra kapı üzerlerine kilitlenip gidilmişti.

İnsanların birazcık daha iyi ve güvenli bir yaşam umutlarını ellerindeki son kuruşa kadar alarak sömüren insan kaçakçıları her yıl on binlerce insanın konteynırlarda havasızlıktan, denizlerde, sınır geçişlerinde nehirlerde boğularak veya bu haberdeki gibi izbeliklerde ölmesine yol açıyor.

http://www.dha.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=218816