Kitap - Yayın
Nefret suçlarının, özellikle mağdur bireyler ve bu bireylerle ortak karakteristik özelliklere sahip daha geniş kesimler üzerinde yaratacağı etki, herhangi bir önyargı saikiyle işlenmeyen suçlara göre çok daha fazla olabilmektedir. Söz konusu olan bu daha derin etki, nefret suçlarının herhangi bir önyargı saiki olmadan işlenecek benzeri suçlardan ayrı olarak ele alınmasını gerekli kıldığı için kilit bir öneme sahiptir.
Nefret söyleminin temelinde önyargılar, ırkçılık, yabancı korkusu veya düşmanlığı, taraf tutma, ayrımcılık, cinsiyetçilik, homofobi, vb. yatar. Kültürel kimlikler ve grup özellikleri gibi unsurlar nefret söyleminin kullanılmasını etkiler; yükselen milliyetçilik ve farklı olana tahammülsüzlük gibi koşullarda, nefret dili yükselir ve etkisini arttırır.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), nefret suçunu şöyle tanımlamaktadır:Mağdurun, mülkün ya da işlenen bir suçun hedefinin, gerçek veya hissedilen ırk, ulusal ya da etnik köken, dil, renk, din, cinsiyet, yaş, zihinsel ya da fiziksel engellilik, cinsel yönelim veya diğer benzer faktörlere dayalı olarak benzer özellikler taşıyan bir grupla gerçek ya da öyle algılanan bağı, bağlılığı, aidiyeti, desteği ya da üyeliği nedeniyle seçildiği, kişilere veya mala karşı suçları da kapsayacak şekilde işlenen her türlü suçtur.[1]
- Giriş
- Nefret suçu ve nefret söylemi nedir? Niçin önemlidir?
- Nefret suçları diğer suçlardan niçin farklıdır?
- Nefret suçları teriminin ortaya çıkışı
- Uluslararası hukukta nefret suçları
Anadolu’daki kadim topraklarındaki mutlu günlerinden başlayıp çeşitli zorluklardan geçerek 1961 yılında Makedonya’da noktalanan Klimis Aşıkoğlu’nun (Kilaman) özyaşam öyküsü[1], uzun bir tarihsel dönemin görgü tanığının birinci elden anlatımı olarak önemli bir belgeseldir.





