Evet!

Makaleler

Ağu 052010

Av. Taner KILIÇ*

Geçtiğimiz aylarda Mandela’nın Güney Afrika Cumhuriyeti’nde birden patlak verip değişik şehirlere sıçrayan ve başta Zimbabveli olmak üzere ülkedeki göçmenleri “işsizlik, suç ve barınma gibi sosyal sorunlara neden oldukları” gerekçesiyle hedef alan ve canlı olarak yakma gibi oldukça ağır şiddet saldırıları şeklinde gelişen olaylar tüm dünyanın dikkatini tekrar “nefret suçlarına” çekti. Irk ayrımcılığına dayanan Apartheid rejimi 1989 tarihinde iflas etmiş ve 28 yıl cezaevinde tutulan Mandela’nın Afrika Ulusal Kongresi (ANC) 1994 yılından itibaren ülkede ciddi iyileştirmeler gerçekleştirmiş olmasına rağmen meydana gelen bu şiddet olayları ülkede şok etkisi oluşturdu. Etnik ayrımcılık ve ırkçılık rejiminden büyük bedellerle mücadele ettikten sonra kurtulan, bundan dolayı da mesela ülkede konuşulan 11 dili resmi dil olarak benimseyebilen bir memlekette böylesi olaylar olması herkesi üzdü ve nefret suçları üzerine yeniden düşünmeye sevketti. Bir kez daha hatırladık ki, nefret suçları sadece çok ilkel ve totaliter rejimlerde değil, demokrasi ve insan hakları kültürünün göreli geliştiği zannedilen ülkelerde de ciddi bir potansiyel tehlike olarak, her an uyandırılmaya hazır olarak uykuda beklemektedir.

Tem 272010

Cengiz Alğan

“Kamuoyunda ”taş atan çocuklar” olarak bilinen çocuklarla ilgili düzenlemeler de içeren ”Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı” TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek, yasalaştı.” (Sabah, 22. 07. 2010)

Konu uzun süredir kamuoyunun gündemindeydi. Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları’nın (CIAC) iki yıllık zorlu çabaları sonuç verdi ve tam istendiği gibi olmasa da olumlu bir sonuç elde edildi. Bu aynı zamanda, demokrasi mücadelesinde sivil toplumun rolüne de önemli bir örnek. CIAC aktivistlerinin ellerine sağlık.

Tem 272010

F. Levent Şensever

Başbakan Meclis’in kürsülerinden birine çıkıp, 12 Eylül darbecilerinin yaşam haklarını gasp ettiği o gencecik yürekler için ağıt yaktı. Samimi miydi? Doğrusu ben de bu konuda kuşkuluyum. Ama bunu hiç dert etmiyorum. Zira 12 Eylül’ün Meclis’teki bir kürsüden bu şekilde teşhir edilmiş olması bile tek başına tarihi öneme sahip. Dolayısıyla bu konuda asıl mesele başbakanın samimi olup olmadığı değil, 12 Eylül darbesi ve bu zihniyetin insanlık dışı yüzünün Meclis’in bir kürsüsünden, üstelik de iktidar partisi tarafından kamuoyunun gündemine taşınmış olmasıdır.

Haz 232010

Cengiz Alğan

Bebek katili

Aklınıza kim geldi? Aynı zamanda; 30 bin kişinin katili, teröristbaşı (birleşikyazılır), “vatan haini” olmayı bile hak etmeyen düpedüz hain, bölücübaşı (ne demekse?), Türk düşmanı, sapık, terbiyesiz, kadın düşkünü, kıllı göbeğini kaşıyan: Abdullah Öcalan. Devletin resmi erkânının en yetkili ağızlarından, medyanın en çok okunan köşe yazarlarına; dava tutanaklarında karar yazdıran hâkimlerinden, kreşte başlayıp profesörlükte biten eğitim hayatımızdaki pek çok hocaya; bindiğimiz taksideki şoförden, bakkalımıza; sınıf arkadaşımızdan (üstelik de aramızın iyi olduğu), yan komşumuza kadar çok geniş kesimlerin Abdullah Öcalan hakkında kullandığı yukarıdaki sıfatlardan en akılda kalıcı olanı “bebek katili” oldu.

Haz 202010

Milliyetçilik bir tür çocukluk hastalığıdır bence. İlacı toplumun ve bireyin olgunlaşmasıdır. Bu hastalığın belirli derecelerine belirli bazı isimler verilir: ulusalcılık, vatanseverlik, yurtseverlik, (bizde bir de) Atatürk milliyetçiliği gibi… En güçlü ve kalabalık ve dolayısıyla azgın milliyetin sahibi insan grubunun saldırgan milliyetçiliği, diğer başka milliyetçilikleri neredeyse doğa yasası gereği tetikleyeceğine göre, ilk durdurulması gereken de bu en güçlü milliyetçiliktir. Yani egemen milliyetçilik. Bünyeye daha fazla yerleşmesine izin vermeden bir an önce müdahale edilmesi gereken asıl hastalık odur. O yayıldıkça o güne dek uyanmamış çeşitli milliyetçilikler de baş göstermeye başlar. Her yeri milliyetçilik kaplar. Akıllı bir milliyetçi (sayıları azdır) işi buraya vardırmaz mesela.

Haz 132010

19 Mayıs 1919 ile 15 Ekim 1927 tarihleri arasında geçen bağımsızlık savaşı ve cumhuriyet dönemi inkılâplarında yaşanan somut olayları anlattığı, Nutuk adıyla kitaplaştırılan konuşmasını Mustafa Kemal bu sözlerle tamamlar. Günler süren konuşmanın sonunda Mustafa Kemal ‘Türk bağımsızlığını ve cumhuriyeti koruma ve kollama’ görevini Türk gençliğine emanet etmiştir. Gençliğin bu zorlu mücadelede ihtiyaç duyacağı gücün bulunduğu sihirli sandığın yerini de tarif etmiştir: damarlar. Bu sihirli sandığın içindeki hazine de bilinmektedir: Türk’ün asil kanı.  

Bu yazının ‘derdi’ anılan dönemin sorunları ve bu sorunlarla baş etmede izlenen yol ve yöntemin tartışılması değildir. Yalnızca, var olan sistemden memnun olmayanların izleyecekleri mücadele rotasını çizerken, Mustafa Kemal’in verdiği referansların günümüz dünyasında ne derece geçerli olduğunu tartışmaya açmaktır.

May 112010

Nefret suçlarının, özellikle mağdur bireyler ve bu bireylerle ortak karakteristik özelliklere sahip daha geniş kesimler üzerinde yaratacağı etki, herhangi bir önyargı saikiyle işlenmeyen suçlara göre çok daha fazla olabilmektedir. Söz konusu olan bu daha derin etki, nefret suçlarının herhangi bir önyargı saiki olmadan işlenecek benzeri suçlardan ayrı olarak ele alınmasını gerekli kıldığı için kilit bir öneme sahiptir.

May 102010

Nefret söyleminin temelinde önyargılar, ırkçılık, yabancı korkusu veya düşmanlığı, taraf tutma, ayrımcılık, cinsiyetçilik, homofobi, vb. yatar. Kültürel kimlikler ve grup özellikleri gibi unsurlar nefret söyleminin kullanılmasını etkiler; yükselen milliyetçilik ve farklı olana tahammülsüzlük gibi koşullarda, nefret dili yükselir ve etkisini arttırır.

May 102010

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), nefret suçunu şöyle tanımlamaktadır:Mağdurun, mülkün ya da işlenen bir suçun hedefinin, gerçek veya hissedilen ırk, ulusal ya da etnik köken, dil, renk, din, cinsiyet, yaş, zihinsel ya da fiziksel engellilik, cinsel yönelim veya diğer benzer faktörlere dayalı olarak benzer özellikler taşıyan bir grupla gerçek ya da öyle algılanan bağı, bağlılığı, aidiyeti, desteği ya da üyeliği nedeniyle seçildiği, kişilere veya mala karşı suçları da kapsayacak şekilde işlenen her türlü suçtur.[1]

Mar 262010

Pınar Öğünç

Birçok suçun temelinde dostane sayamayacağımız duyguların yattığı kesin, fakat nefret suçu başka bir tür. Fiziki şiddet içersin ya da içermesin, bir diğerine verilen zarardan söz ediyoruz. Gerekçe ise sadece kurban konumundakinin etnik, dinsel, cinsel aidiyeti. Bazen yaşı, bazen zengin ya da yoksul sıfatlarıyla toplumsal statüsü, bazen engelli olup olmayışı. Tek başına ırkçılık değil, tek başına ayrımcılık değil; ortada bir suç var, motivasyon olarak bariz bir nefret var. Bir insanı sadece Ermeni yahut sadece Hıristiyan olduğu için öldürmek… Sadece travesti diye saldırmak… Ten rengi yüzünden malına zarar vermek.

© 2010 Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! Irkçılığın ve milliyetçiliğin olmadığı bir dünya mümkün! Suffusion WordPress theme by Sayontan Sinha