Evet!

Misafir yazarlar

Ağu 252010

Baskın Oran:

Hrant Dink’i 301′den mahkum eden cümleyi doğru anlamak gerek. “Ermeni kimliğinin ‘Türk’ten kurtuluşunun yolu gayet basittir: ‘Türk’le uğraşmamak. Gayrı Ermenistan’la uğraşmak”

Türk devleti, AİHM’den gelen sorulara, Hrant’ın mezarında çırpınmasına sebep olacak, özrü kabahatinden büyük bir cevap verdi. Biraz bekleyin; kendi kendisine vurduğu bu damgayı unutturmak için çok ama çok uğraşacaktır. Bunun tahlili ayrı bir yazı konusu. Ama niçin, Hrant’ı Nazilerle bile karşılaştıran, herkesi isyan ettiren, böylesine kör parmağım gözüne bir cevap? Çünkü Bağımsız Türk Yargısı Hrant’ı bir kere “Türklüğe hakaret”ten (TCK 301/1) mahkum ettikten sonra, artık “devlet refleksi”nin eli mahkumdu: Bu mahkumiyet kararı eleştirilemezdi; onu savunmak üstüne kurgulanacaktı tüm “cevap”.

Ağu 232010

Cengiz Aktar:

Tezatlar ve tutarsızlıklar ülkesinde mesai Ramazan dolayısıyla azalmış değil. Önce geçen hafta Vatan’da Kemal Göktaş önemli bir habercilikle, Strazburg Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görülmüş olan rahmetli Hrant Dink‘in katli ile ilgili duruşmada Türkiye’nin yaptığı savunmanın tüyler ürpertici içeriğini dünya âlemin gözleri önüne serdi. Ardından Hristiyan aleminin en önemli yortularından olan 15 Ağustos Meryem Ana (Panagia) günü münasebetiyle, Trabzon Sümela Manastırı’nda seksen sekiz yıl sonra ilk kez, Yunanistan ERT televizyonundan canlı yayınlanan bir ayin yapıldı, dualar edildi. Bir yanda eski, savunmacı, dünyadan kopuk ve kendi ayağına kurşun sıkan bir Türkiye, diğer yanda mirasına sahip çıkan, özgüvenli, kozmopolit bir Türkiye. Tam bize yakışır bir çift kişilik!

Ağu 172010

Cengiz Aktar:

Kürt sorununu çözmenin püf noktalarından biri anadilde eğitimin altyapısını oluşturmak. Önceki yazılarda silah bırakma sürecinin ne kadar zahmetli olduğundan söz etmiştik. Kuzey İrlanda gibi avuçiçi kadar yerde bile onüç yıl sürmüş. Anadilde eğitim ise çok daha uzun erimli bir iş. Parametreleri belli olmadığı gibi bugün karar alınsa öğretmen bulmak ne bölgeyle sınırlı bir tedrisat ne de ülke çapında bir tedrisat için mümkün. Dolayısıyla şimdiden üzerinde düşünmeye ve planlanmaya başlanması gereken bir konu. Ve elbette tıpkı silah bırakma konusunda, ha keza adem-i merkeziyetçilik konusundaki gibi anadilde eğitim ile ilgili kamusal düzeyde bir tartışma dahi yok. Eğitim-Sen’in Haziran 2003′te gerçekleştirdiği Anadilde Eğitim Sempozyumu bildirilerini biraraya getiren iki cilt kitap ve İstanbul Kürt Enstitüsü’nün 2003′te hazırladığı Dil Hakları ve Dil Politikaları adlı çalışma dışında ise dişe dokunur bir Türkçe kaynak yok.

Tem 262010

Baskın Oran

“Yetmez, ama EVET!” Anayasayı tümden değiştirmenin imkansızlığı durumunda referanduma “evet” demek, olumlu yollar açabilir

İki tarafın da, ‘kendi meşrebine göre’ diyerek söylüyorum, “devlet”i var. Bir de sivil toplumu var ki, umut onda.   Türklerin ve Kürtlerin “devlet”leri… Türklerin devletinden alalım. İkiye ayrılıyor: Derin Devlet ve Devlet. Derin Devlet’ten bahsetmeye bile gerek yok; ne mal olduğunu fazlasıyla biliyoruz. Kendi devletinin savcı ve yargıçlarının evlerine bile “adam olsunlar” diye bomba attırdıktan sonra (“Altay Tokat Paşa olayının şimdilik öyküsü”, Radikal İki, 25.11.07), daha ne olsun, tam işte “sözün bittiği yer”.

Tem 262010

Cengiz Aktar

1966′dan bu yana dünyadaki silah harcamalarını izleyen Stokholm Barış Enstitüsü SIPRI‘nin geçen ay yayımlanan verilerine göre Türkiye yine başa güreşiyor, silah alımında dünya onuncusu. 2008′de 16 milyar civarı harcama geçen yıl 19 milyar dolara çıkmış. Bu aralar şehvet ve iştahla konuştuğumuz konu ise ‘yeni ordu’! Biz Kuzey İrlanda’daki silah bırakmanın hikâyesini tercih ettik.

Haz 132010

Batı’da algılandığı gibi AK parti hükümeti Türkiye’nin yüzünü doğuya çevirmiyor, biz zaten doğudayız. Müslümanlaşmıyoruz da, zaten çoğumuz Müslüman. Çok oyunculu dünyada Türkiye’nin Filistin meselesiyle en üst düzeyde ilgilenmesi önemli. Eskiden böyle değildi. Ama meseleyi doğru okumak da önemli. Mesela Filistinliler Doğu Kudüs nüfusunun %60′ını oluşturuyor. Buna rağmen İsrail hükümeti Filistinlilere Doğu Kudüs toprağının sadece %12’si oranında bina izni veriyor. Sonuçta Doğu Kudüs’te yaşayan takriben 60.000 Filistinli İsrail hükümeti tarafından gayrikanunî ilân edilmiş evlerde yaşıyor. Yıllardır süren bu sorun Netanyahu hükümetinin işbaşına gelmesiyle ayyuka çıktı. Mahmud Abbas yönetiminin şiddetle karşı olduğu bu emri vaki, arabuluculuk çalışmalarına zarar veriyor ve Obama idaresi ile AB’nin İsrail’le olan ilişkilerini sarsıyor.

Haz 112010

Bir nebze sakinleşip bu hercümerç sonrasında ‘ne elde edildi’ diye baktığımızda dışarıda İsrail’in Gazze ablukasının dayanılmazlığından hareketle uluslararası camianın meseleyi gündeme aldığını, Mısır’ın Gazze sınırındaki Refah kapısını açtığını, İsrail’in de ambargoyu hafiflettiğini görüyoruz. Sorular şunlar: Türkiye boyunda bir ülkenin bu sonucun ortaya çıkmasına önayak olması için dokuz kişinin can vermesi, ortalığın birbirine girmesi ve Batı ile ilişkilerin iyice gerilmesi mi gerekiyordu? İsrail’in ‘cezalandırılması’na gelince, Ocak 2009′da Gazze’de yüzlerce sivili gözünü kırpmadan öldüren İsrail ne kadar cezalandırıldıysa bu sefer de o kadar cezalandırılacak. Bizim için milad olan bir takım gelişmeler elalem için maalesef adi vaka. Bazı yorumcuların İsrail’de beklediği hükümet değişikliği ise, gelecek olanın gideni aratacağı bir hükümet olabilir. Arap dünyasının yeni Nasır’ı olmaya gelince, bilançosuna bakınca Nasır olmanın pek de özenilecek birşey olmadığını görmek mümkün.

Haz 102010

Cengiz Aktar

İsrail hükümetinin sorumluluğunda yapılan katliam zaten ziyadesiyle vahim. Üstüne üstlük Türkiye konuyu Filistinlilerden de çok konuşur oldu. Mesele Filistin-Gazze-Hamas-İslamî dayanışma boyutundan yine milliyetçi patlama ve gayrimüslim düşmanlığı boyutuna savruldu. Yetkililerin keskin dili öfkeyi katlıyor. Türkiye bir yanda uluslararası platformlarda yapılan girişimlerle adalet talebinde bulunuyor diğer yanda cezayı kendisi kesme hesabı yapıyor. Bu gidişat fevkalade tehlikeli zira uluslararası adalet taleplerinin öfkeyi dindirmeye yetmeyeceği açık.

Haz 032010

Yasemin İnceoğlu

Baskı araçlarından biri olan ‘dil’in kullanıcıları örtük ya da açık bir biçimde kendi ideolojilerine koşut olduğunu düşündükleri veya etkilendikleri değerleri içeren söylemlere göndermeler yaparlar. Eskiden manşetlerde gördüğümüz ‘Pis Çingene’, ‘Korkak Yahudi’, hatta geçmişte bir bakanın çekinmeden söylediği ‘Ermeni Dölü’ türünden sözcüklerin artık günümüzde sayfa/satır aralarına veya köşe yazılarına kaydığına tanık oluyoruz.

Nis 052010

Cengiz Aktar

Epeyidir bölgenin Kürt yöneticileri yeni kuşaklarla olan kopukluğa dikkat çekiyorlar. İşsiz, hedefsiz ve istikbalsiz genç Kürtlerin Kürt siyasî hareketi ve yapılarından bağımsız hareket etmeye başladıklarını ve eğer normalleşme gecikirse bu kitlelerin her türlü kontrol dışında kalmalarının barış açısından tehlikesini dile getiriyorlar. Ama bu illâki dağa çıkmak da değil. Irak’ın işgali sonrasında ülkenin kuzeyinde ‘oluşum’, ‘fiilî durum’ diye adlandırılan resmî adıyla ‘Kürdistan Bölgesel Yönetimi’  altındaki bölgenin çekim alanı olacağını taa o vakit dile getirmiştik. Irak normalleştikçe, Türkiye de bir türlü normalleşemedikçe sınırın kuzeyi ile güneyi arasındaki fark güneyin lehine artıyor. Diyarbakır’da açlık sınırı altında yaşayan yarım milyon insana mukabil güneyde bolluk bereket var. Üstelik güneydeki kalkınmanın aktörleri genellikle Türkiyeliler. İşte 90 kuşağının önünde, üniversite eğitimi da dâhil böyle bir istikbal seçeneği var.

© 2010 Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! Irkçılığın ve milliyetçiliğin olmadığı bir dünya mümkün! Suffusion WordPress theme by Sayontan Sinha