<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! &#187; Baskın Oran</title>
	<atom:link href="http://www.durde.org/tag/baskin-oran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.durde.org</link>
	<description>Ji Nîjadperestî û Neteweperestiyê re Bêje Bise! • Say Stop to Racism and Nationalism!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 21:09:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Atatürk milliyetçiliği: Dolu mu, boş mu?</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/10/ataturk-milliyetciligi-dolu-mu-bos-mu/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/10/ataturk-milliyetciligi-dolu-mu-bos-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2011 04:52:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4379</guid>
		<description><![CDATA[Baskın Oran Leyla Zana yazısında kralın çıplak olduğunu söyledim: “’Atatürk milliyetçiliğine bağlı’ [diyor Anayasa Md. 2]: Nedir azizim Atatürk milliyetçiliği, bilen var mı? Bundan daha içi boş ikinci bir kavram duydunuz mu ömrünüzde?” Milliyet’te bir sınıf arkadaşım, sağ olsun, 12 Ekim tarihli köşesinde yer ayırdı. “Kitabını sattı” başlığıyla dedi ki, son baskısını 1999’da yaptığı Atatürk <a href='http://www.durde.org/2011/10/ataturk-milliyetciligi-dolu-mu-bos-mu/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2011/10/ataturk-milliyetciligi-dolu-mu-bos-mu/ataturk-milliyetciligi-baskin-oran/" rel="attachment wp-att-4380"><img class="alignleft size-medium wp-image-4380" title="ataturk-milliyetciligi-baskin-oran" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/10/ataturk-milliyetciligi-baskin-oran-199x300.jpg" alt="" width="159" height="240" /></a>Baskın Oran</strong></p>
<p style="text-align: left;">Leyla Zana yazısında kralın çıplak olduğunu söyledim: “’Atatürk milliyetçiliğine bağlı’ [diyor Anayasa Md. 2]: Nedir azizim Atatürk milliyetçiliği, bilen var mı? Bundan daha içi boş ikinci bir kavram duydunuz mu ömrünüzde?” Milliyet’te bir sınıf arkadaşım, sağ olsun, 12 Ekim tarihli köşesinde yer ayırdı. “Kitabını sattı” başlığıyla dedi ki, son baskısını 1999’da yaptığı Atatürk Milliyetçiliği diye kitabı varken ve orada bu kavramı överken nasıl böyle söyler?</p>
<p style="text-align: left;">Söylerim, çünkü bu kitabı tam 30 yıl önce bitirdim. Özellikle son 15 yıl içinde öğrendiklerim, orada yazdığım kimi şeylerin yanlış olduğunu öğretti. Bu yüzden, 12 yıldır bastırmıyorum.<span id="more-4379"></span></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kitabın öyküsü</strong></p>
<p style="text-align: left;">35 yıl kadar önceydi, T. İş Bankası kültür bölümünden aradılar. Altı Ok’u yayınlayacaklarını, Milliyetçilik’i bana yazdırmak istediklerini söylediler. Fakat ilk bölümleri okuyunca, verdikleri telif avansını da yakarak, basmaktan vazgeçtiler. Atatürk’ün, Hint Müslümanlarının Kurtuluş Savaşı için yolladıkları parayla kurarak büyük hissedarı olduğu bankanın, Atatürk döneminde suiistimal anlamına gelen Aferizm’e (Banque d’Affaires) adını verdiğini de yazmıştım. Bunun üzerine, biraz daha çalışarak doçentlik tezi yaptım. Reddedildi. Allahtan, jüri raporlarından biri, yazarı hayatta, o dönemde (1982) bir askeri savcının eline geçmemişti.</p>
<p style="text-align: left;">12 Eylül biraz tavsayınca, 88’de bastırabildim. Önde gelen Kemalistlerden, Allah gani gani rahmet eylesin, Ord. Prof. H. V. Velidedeoğlu’nun övgüsüne de mazhar oldu: “Şimdiye değin Türkiye’de Atatürk üzerine objektiflik doğrultusunda yazılmış belki de ilk kitaptır bu.”</p>
<p style="text-align: left;">Bendeniz bu arada uyanmalara başlıyorum. Çünkü yeni doçentlik tezim Batı Trakya Sorunu’nu 86’da yayınladıktan sonra öğreniyorum ki, bizde de Rumlara ve bütün gayrimüslimlere ibadullah baskı yapılmış, yapılmakta. Baştan yazacak zamanı bulana dek (terziler zor işi, yani eski ceketi bozup yeniden dikmeyi sevmezler), çok talep olduğu halde baskıları 99’da durdurdum. Sanırım 2012 sonunda, ona girişeceğim. Şimdi gelelim bu kavramın boşluğu meselesine.</p>
<p style="text-align: left;">O dönemde uğrunda epey zulüm yapılmış olmasına rağmen (aşağıda geleceğim buna) 1920 ve 30’larda boş falan değildi. Çünkü kitapta anlattığım üç hedefin/işlevin üçü de gerekli ve anlamlıydı: 1) Bağımsızlık: İşgal vardı, 2) Batılılaşma: Muasır medeniyet yarı-feodal imparatorluğu uygarlaştırmak için şarttı, 3) Olumlu bir kimlik oluşturmak: Hem Batı hem de Osmanlı tarafından aşağılanmış Türk’ü rehabilite etmek lazımdı. Bugüne bakalım:</p>
<p style="text-align: left;">1) Kemalistler “tam bağımsızlık” istiyorlar. Olur tabii de, ama Enver Hoca’nın Arnavutluk’u gibi olur. En Kemalist TSK’nın OYAK Holding’i niye Fransız arabası üretiyor, niye sigorta şirketini Fransız AXA’ya, bankası OyakBank’ı Hollandalı ING Bank’a satıyor?</p>
<p style="text-align: left;">2) Atatürk o gün mevcut olan Batı’yı aldı. Yani, faşist demeyeceksek, monist (çoğulcu düşmanı) B. Avrupa’yı. Şimdi “İslamcı” AKP kiliseleri restore ettirirken, Kemalistler plüralist (çoğulcu) AB’ye “emperyalist” diye düşman. 1930’larda alınan Batı emperyalist değildi herhalde? “Din elden gidiyor” diyen R. Ecevit’ten (Sabah, 03.01.2005) Genelkurmay’ın seminerlerine kadar misyoner düşmanlığı bugün Kemalizm’in şiarı.</p>
<p style="text-align: left;">3) Olumlu Kimlik: “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” dedi. “… Olana/Doğana” dememesi o devir için büyük aşamaydı. Ama Temmuz 1923’te bile kullandığı terimi kullanarak “… Türkiyeliyim Diyene” dese herkesi kucaklayacak, gayrimüslimleri ve Kürtleri dışlamayacaktı. Fakat devir, 1930’lar Avrupası devri idi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Keşke boş olsaydı…</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bu durumda “Atatürk milliyetçiliği”nin içi bugün dolu mu boş mu, siz söyleyin. Bence, durum daha da vahim: Atatürk zamanında da boş olsaydı keşke. Çünkü Atatürk milliyetçiliği adına fazlasıyla tatsız işler yapıldı, benim ancak son 15 yılda öğrendiğim. 1937-38 Dersim katliamları başta olmak üzere Kürtlere yapılanları ve dindarlara baskıları bir kenara bıraksak ve sadece avuç kadar kalmış gayrimüslimlere baksak yeter.</p>
<p style="text-align: left;">1924’te Rum avukatların yüzde 75’i, Ermenilerin yüzde 73’ü “mesleğe devam edemez” ilan edildi. Aynı yıl Rum Patrikhanesi Konya’dan getirtilen Karamanlı Rumlara işgal ettirildi. 1920 ve 30’larda “Vatandaş Türkçe Konuş” diye sokakta konuşmaları haram edildi. 1925’te İstanbul il sınırları dışına çıkmaları izne bağlandı. 1927’de İmroz ve Bozcaada’daki Rum okullarında Rumca tedrisat yasaklandı. 1934’te Trakya’daki Yahudiler CHP il örgütlerince düzenlenen saldırılar sonucu ev ve işyerlerini terk edip kaçtılar. Şubat 1937’de azınlık okullarında “Türk asıllı ve TC vatandaşı müdür başyardımcısı” uygulaması başladı. 1940’ların sonuna kadar Avrupa’ya öğrenci olarak gitmek, özellikle de askeri okullara girmek için şart, duruma göre “Türk olmak”, “Türk soyundan olmak”, “Türk ırkından olmak” idi.</p>
<p style="text-align: left;">Atatürk milliyetçiliğinin bu uygulamaları Atatürk öldükten sonra da devam etti. “Yerli Malı Kullan” kampanyaları 1950’lerde “Türk Olmayanlardan Alışveriş Etmeyin”e dönüştü. 1941’de Trakya ve İstanbul’daki 18-45 yaş arası gayrimüslimler Amele Taburları’na yollandı. 1942’deki Varlık Vergisi’nin bu insanları iflas ettirmesini, 6-7 Eylül 1955’teki pogrom tamamladı. 71’de Heybeliada Rum Ruhban Okulu kapatıldı. 93’te Ermeni okullarında Ermenice yasaklandı. İsterseniz artık durayım çünkü mezalim bitmediyse de yerim bitti. 1936 Beyannamesi uygulamasını ve gerisini İstanbul Ansiklopedisi’nde yazdığım “Azınlıklar” maddesinden okuyunuz. Atatürk milliyetçiliği ırkçı mıydı bilemem ama, vicdanınız elveriyorsa, ırk ve din ayrımcısı değildi, deyiniz.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kimler fikir değiştirmez?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bir okuru, Milliyet’teki sınıf arkadaşıma mektup yollamış, bana da gönderdi. Sınıf arkadaşım demiş ki: “Demek ki muhterem 54 yaşına kadar uyanamadı.” Kendisi kadar hızlı uyanamadığım için çok özür dilerim, vallahi uyanamadım. Okuru da cevap vermiş: “Fransızcada bir laf vardır, sadece embesiller [gerizekalılar] fikir değiştirmezler.” Ne ilave edeyim ki? Kemalistler M. Kemal’i rezil rüsva ettiler. Kemalizm’i öyle bir din haline soktular ki kitabı Nutuk, kıblesi Ankara, kâbesi Anıtkabir, yatırı ilkokul Atatürk köşeleri, Kelime-i Şahadet’i andımız. Peygamberinin de hadis-i sahihleri ve gayri sahihleri var.</p>
<p style="text-align: left;">Diğer adı Ulusalcılık olan bu Atatürk milliyetçiliğinin bugün iki işlevi kaldı: 1) Asker ve sivil bürokratların ayrıcalıklarını, bazen de suçlarını savunmak, 2) 2000’lerin muasır medeniyetini almayı engellemek. Kimi sınıf arkadaşlarım bunlarla övünüyor, bendeniz “döneklik”le övünüyorum. Mesele bu kadar basittir.</p>
<p style="text-align: left;">Not: PKK bu saldırılarla, Kürtlerin haklarını savunmamızı çok güçleştiriyor. Mahsus mu yapıyor?</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">Kaynak: <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;ArticleID=1067348&amp;Date=25.10.2011&amp;CategoryID=42" target="_blank">Radikal2</a></p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/10/ataturk-milliyetciligi-dolu-mu-bos-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gayrimüslim haklarında büyük adım, fakat&#8230;</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/09/gayrimuslim-haklarinda-buyuk-adim-fakat/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/09/gayrimuslim-haklarinda-buyuk-adim-fakat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2011 05:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Azınlık hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4009</guid>
		<description><![CDATA[Baskın Oran AKP hükümetini gayrimüslim Türkiyeliler (GM’ler) açısından tebrik ederim. Onun iktidarında, bu insanlara ulus-devletin 1920’lerden beri yapageldiği mezalim epey azaldı. Son Kanun Hükmünde Kararname (KHK) bunun son örneği. Fakaaat, yine hemen söyleyeyim ki, bu öyle katiyen “Tek maddelik devrim” falan değil. Aşağıda maddeyi vereceğim ve sorunlu yerlerini “Sorun-1, 2, 3” vs. diye işaret ederek bilahare <a href='http://www.durde.org/2011/09/gayrimuslim-haklarinda-buyuk-adim-fakat/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2011/09/gayrimuslim-haklarinda-buyuk-adim-fakat/azinlik-vakiflari/" rel="attachment wp-att-4010"><img class="alignleft size-full wp-image-4010" title="azinlik-vakiflari" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/azinlik-vakiflari.jpeg" alt="" width="224" height="150" /></a>Baskın Oran</strong></p>
<p style="text-align: left;">AKP hükümetini gayrimüslim Türkiyeliler (GM’ler) açısından tebrik ederim. Onun iktidarında, bu insanlara ulus-devletin 1920’lerden beri yapageldiği mezalim epey azaldı. Son Kanun Hükmünde Kararname (KHK) bunun son örneği. Fakaaat, yine hemen söyleyeyim ki, bu öyle katiyen “Tek maddelik devrim” falan değil. Aşağıda maddeyi vereceğim ve sorunlu yerlerini “Sorun-1, 2, 3” vs. diye işaret ederek bilahare izah edeceğim. <span id="more-4009"></span><br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Madde metni </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong>&#8220;Geçici Madde 11: Cemaat vakıflarının a) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup malik hanesi açık olan taşınmazları, b) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle [Sorun 1] Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM), belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları [Sorun 2], c) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup [Sorun 3] kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri [Sorun 4], tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on iki ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclis’in (VGM Meclisi) olumlu kararından sonra [Sorun 5], ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilir [Sorun 6].<br />
Cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle [Sorun 7] Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Gelelim sorunlara </strong></p>
<p style="text-align: left;">Sorun 1: Bir defa, “kamulaştırma”lar dışarıda bırakılamaz. Çünkü bunlar bir tür gasp biçiminde yapılmışlardır. Kamu ihtiyacı vs. katiyen gözetilmemiş, el konulmuş, sonra da kamulaştırma amacı dışında kamuya ve özele peşkeş çekilmiştir. Ör. Pangaltı Ermeni Mezarlığı (Surp Agop) üzerinde bugün TRT binası, Askeri Müze, Divan ve Hilton otelleri vs. yükseliyor. Bu mezarlık 1934’te mahkeme kararıyla belediyeye geçtiğinden, bir mal listesi olan 36 Beyannamesi’nde de yoktur ve bu maddeden yararlanamaz. İkincisi, “satış” dışarıda bırakılamaz, çünkü devlet bağırta bağırta el koyup eski malike bedavadan iade etmiş, o da yeniden satmıştır. Bunlar tescil falan edilmeyecektir.<br />
Sorun 2: 36’da bulunan, ama mazbut (VGM’nin el koyduğu) bir vakıf adına tescil edilmiş mallar da bundan yararlanamaz, çünkü VGM Meclisi, “VGM değil, vakıf adına kayıtlıdır” diyecektir. Bunun engellenmesi için, tam buraya “…ve mazbut vakıflar adına kayıtlı bulunanlar” ibaresinin eklenmesi gerekirdi.<br />
Sorun 3: “36 Beyannamesi’nde kayıtlı” ibaresi çok sorunlu, çünkü yukarıda geçen muazzam Pangaltı Mezarlığı 36’da kayıtlı falan değildir. Kayıtlı olmayan mallar için bu KHK çözüm getirmiyor.<br />
Sorun 4: Mezarlıklar bazen “mal” kategorisinde mütalaa edilmemiş, vakıflarca kayda geçirilmemiştir. Bu kayıtsız mezarlıklar için de bu KHK’da çözüm yoktur. Kaldı ki, Lozan md. 42/3 şöyledir: “Türk hükümeti, gayrimüslim mezarlıklarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir.” 36’ya kayıtlı olsa da olmasa da, Lozan varken mezarlıkların zaten kılına dokunulamaz.<br />
Sorun 5: Tescil için VGM Meclisi’nin devreden çıkartılması gerekir. Meclis’teki GM temsilcisi Laki Vingas, Meclis’in olumlu yönde gittiği kanısında. Fakat Yunanistan’la bir anlaşmazlık çıktığını düşünün, bu Meclis derhal terslenebilir. Kaldı ki, yakın geçmişteki performansı tam bir felaket idi.<br />
Sorun 6: Görüştüğüm tecrübeli avukat Setrak Davuthan, tapu sicil müdürlüklerinin tescil için bir süredir sorun çıkarmadıklarını, yasa dışında ayrıca mahkeme kararı aramadan tescil yaptıklarını söylüyor. Bu, çok önemli bir gelişme. Fakat yarının ne olacağı bilinmez. Şimdi AB başkanlığında sıra Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’ne geldi, onun kimi taşkınlıkları Türkiye’deki havayı derhal değiştirebilir. Kaldı ki, tapu müdürlükleri daha düne kadar yasa falan dinlemiyor, malik değişikliği için ayrıca mahkeme kararı istiyorlardı.<br />
Sorun 7: Bu “Mal edinememe gerekçesi” terimi çok sorunludur, çünkü şu durumlara çözüm getirmez: a) Mahkeme kararıyla eski malik adına kaydedilmiş mallar. Ör. canım ciğerim Hrant’ın yetiştiği Tuzla Kampı’na el konulunca devlet orayı eski malikine parasız iade etti, o kişi de yeniden sattı. Geçmiş olsun! b) Malın iade edildiği eski malikin “gaip” olması (kaybolması) durumunda kayyuma devredilen ve 10 yıl sonra da devlete geçen mallar. Geçmiş olsun! c) Mahkemece vasiyetin iptali sonucu vakfın elinden alınan mallar. Burada KHK çok muğlak ve yetersiz. Bazı durumlarda, vasiyet sonucu vakfa tescil edilen bir mala devlet dava açmakta ve “eski kaydın ihyası”nı (yani, vasiyet edene geri verilmesini) istemektedir. Mahkeme bu yönde karar alırsa, mal eski malike geri döner. Bu durumda tazminat hayal olabilir. d) Kurumun tüzel kişiliği olmadığı gerekçesiyle el konulan mallar. Ör. Katolik ve Süryani vakıf malları. Fener Patrikhanesi’ne ait olan ama Fener’in tüzel kişiliği olmadığı için bir vakfa yazılı olup da el konulan Büyükada Rum Erkek Yetimhanesi ancak AİHM kararıyla geri alınabilmiştir.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Esas sorun, kanunda </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong>KHK’yla getirilen bu Geçici Madde 11, 2008’de çıkarılan esas yasanın (no. 5737) sakatlıklarını düzeltebilmekten çok uzaktır.<br />
a) Md. 5/1 “Yeni vakıflar Medeni Kanun (MK) hükümlerine göre kurulur” diyerek GM’lerin yeni cemaat vakfı kurmasını engelliyor, çünkü MK md. 101/4 şöyle: “Belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek için vakıf kurulamaz.” b) Md. 7/2, mazbut vakıflara yönetici seçimini yasaklıyor. Bugüne kadarki uygulama: VGM önce vakıf seçimlerini engelledi, sonra da seçim yapılmıyor diye vakfı mazbut ilan etti (el koydu).<br />
c) Md. 25/1, uluslararası ilişki kurabilmesi için, bunun vakıf senedinde yazılı olmasını istiyor. GM vakıflarının senedi olmaz; fermanlarla kurulmuşlardır ve MK md. 101/4’e göre yeni vakıf kuramazlar.<br />
d) Geçici Md. 7: Bir defa, buradaki “tasarrufları altındaki mallar” terimi çok sorunlu, çünkü 36’da yazılı olup da ellerinden alınan mallar halen tasarruflarında değil. İkincisi, “Mal edinememe gerekçesiyle” terimi çok sorunlu, çünkü mal doğrudan devlete geçmişse tazminat alınabilir, ama “eski kayıt ihyası” gibi gerekçelerle araya başka malik sokulmuşsa, alınamaz. (Ayrıntı için bkz. D. Kurban, TESEV için rapor, 2007).<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Sonuç </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong>Tekrar söylüyorum, AKP’nin bu konudaki çabalarını kutlarım. Fakat Vakıflar Yasası 2002 ve 2003’te değiştirildi, 2008’de de yenisi yapıldı. Hepsi de derhal bürokrasinin, ardından da yargının “yorumuna” uğradığı için bu hale geldi. Şimdi 2008 metni de değiştirildi. Bu da muğlak, bu da siyasal konjonktürde “yorumlanmaya” müsait. Durun, bütün bu gasp yılları içindeki kira vs. gelirleri ne olacak, ona değinmedim bile.</p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;Date=&amp;ArticleID=1062381&amp;CategoryID=42" target="_blank">Radikal 2</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/09/gayrimuslim-haklarinda-buyuk-adim-fakat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiyeli Kürtler Üzerine Yazılar</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/09/turkiyeli-kurtler-uzerine-yazilar/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/09/turkiyeli-kurtler-uzerine-yazilar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 13:09:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3972</guid>
		<description><![CDATA[Baskın Oran İletişim Yayınları 2010, 544 sayfa ISBN 9789750507632 Milliyetçilik konusunda uzun yıllardır çalışan Baskın Oran, Türkiyeli Kürtler Üzerine Yazılar’da Kürt sorunu üzerine 1990’ların ortasından günümüze kadar yazdığı yazılardan bir seçki yapıyor. Dönemin gazete kupürleriyle zenginleşen ve bir tür “bellek tazeleme” işlevini de yerine getiren yazılarda Oran, neredeyse cumhuriyetin kuruluşundan beri ülkenin boğuşup durduğu Kürt <a href='http://www.durde.org/2011/09/turkiyeli-kurtler-uzerine-yazilar/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong><strong><a href="http://www.durde.org/2011/09/turkiyeli-kurtler-uzerine-yazilar/baskin-oran-turkiyeli-kurtler-uzerine-yazilar/" rel="attachment wp-att-3976"><img class="alignleft size-full wp-image-3976" title="baskin-oran-turkiyeli-kurtler-uzerine-yazilar" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/baskin-oran-turkiyeli-kurtler-uzerine-yazilar.jpg" alt="" width="165" height="248" /></a></strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Baskın Oran</strong></p>
<p>İletişim Yayınları<br />
2010, 544 sayfa<br />
ISBN 9789750507632</p>
<p style="text-align: left;">Milliyetçilik konusunda uzun yıllardır çalışan Baskın Oran, Türkiyeli Kürtler Üzerine Yazılar’da Kürt sorunu üzerine 1990’ların ortasından günümüze kadar yazdığı yazılardan bir seçki yapıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Dönemin gazete kupürleriyle zenginleşen ve bir tür “bellek tazeleme” işlevini de yerine getiren yazılarda Oran, neredeyse cumhuriyetin kuruluşundan beri ülkenin boğuşup durduğu Kürt sorunu konusunda Türkiye’nin 1920’ler, 1930’lar kalıplarından sıyrılması gerektiğinin altını çizerek sorunu çeşitli yönlerden ele alıyor:<span id="more-3972"></span> Ülkenin kurucu belgesi sayılan Lozan Antlaşması açısından yapılan/yapılmayan/yapılması gereken uygulamalar, onyıllardır devam eden ancak hiçbir zaman tam anlamıyla netice alınamayan operasyonlar, benzer sıkıntılar yaşayan ülkelerle karşılaştırmalar, meselenin siyasal zeminlerde tartışılması gerekliliği, her alanda demokratikleşmenin önemi… Baskın Oran’ın, geçmişe ayna tutan ve geleceği öngören yazılarından hem kendisinin düşünce dünyasının gelişimini hem de Türkiye’nin Kürt sorunu karşısındaki yakın dönem panoramasını takip etmek mümkün. Sadece Kürt sorunuyla ilgilenenler için değil, yakın tarihe ilgi duyanlar için de önemli bir kaynak&#8230;</p>
<p style="text-align: left;"><strong><br />
</strong></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/09/turkiyeli-kurtler-uzerine-yazilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baskın Oran: Bu bir ‘tek maddelik devrim’ olmaktan uzak</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/09/baskin-oran-bu-bir-%e2%80%98tek-maddelik-devrim%e2%80%99-olmaktan-uzak/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/09/baskin-oran-bu-bir-%e2%80%98tek-maddelik-devrim%e2%80%99-olmaktan-uzak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Sep 2011 18:17:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Azınlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3947</guid>
		<description><![CDATA[AKP Hükümeti’nin geçtiğimiz günlerde çıkardığı bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile azınlıkların geçmişte gasp edilmiş mallarının bir bölümünün iadesi mümkün hale geldi. Bu olumlu bir gelişmeydi ve neredeyse bütün basında da benzer yorumlar çıktı. Hatta abartıp “devrim” diyenler bile oldu. Biz de ortaya çıkan durumu konunun uzmanına danıştık. Lozan, Azınlıklar ve Türk dış politikası konusundaki <a href='http://www.durde.org/2011/09/baskin-oran-bu-bir-%e2%80%98tek-maddelik-devrim%e2%80%99-olmaktan-uzak/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2011/09/baskin-oran-bu-bir-%e2%80%98tek-maddelik-devrim%e2%80%99-olmaktan-uzak/vakif-mallari/" rel="attachment wp-att-3948"><img class="alignleft size-full wp-image-3948" title="vakif-mallari" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/vakif-mallari.jpg" alt="" width="253" height="190" /></a>AKP Hükümeti’nin geçtiğimiz günlerde çıkardığı bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile azınlıkların geçmişte gasp edilmiş mallarının bir bölümünün iadesi mümkün hale geldi. Bu olumlu bir gelişmeydi ve neredeyse bütün basında da benzer yorumlar çıktı. Hatta abartıp “devrim” diyenler bile oldu. Biz de ortaya çıkan durumu konunun uzmanına danıştık.</p>
<p style="text-align: left;">Lozan, Azınlıklar ve Türk dış politikası konusundaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Baskın Oran’a DurDe internet sitesi ve Facebook sayfası için azınlık mülkleriyle ilgili çıkarılan KHK’nın eksiklerini sorduk. Baskın Hoca her zamanki çarpıcı ve net üslubuyla durumu özetledi. <span id="more-3947"></span></p>
<p style="text-align: left;">Baskın Oran:</p>
<ul>
<li style="text-align: left;"> “Tamam. AKP hükümetleri şimdiye kadarki bütün Cumhuriyet hükümetlerinden daha fazla eğildi Gayrimüslim sorunlarına. Fakat bu bir “tek maddelik devrim” olmaktan uzak.</li>
<li style="text-align: left;">Kamulaştırmaları ve satışları dışarıda bırakıyor. Kamulaştırmaların çoğu zaten birer gasptan ibaret. Satışlarda ise, devlet el koyup eski malike bedavadan iade etmiş, o bir daha satmış. Ne tazminatını kimden alacaksın?</li>
<li style="text-align: left;">Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün (VGM) önce seçimlerini engelleyip sonra da seçim yapmıyor diye el koyduğu vakıflar (mazbut vakıf) tamamen dışarıda bırakılmış.</li>
<li style="text-align: left;">36 Beyannamesinde kayıtlı olmayanlar (mesela, kimi mezarlıklar) dışarıda bırakılmış; çözüm getirilmemiş.</li>
<li style="text-align: left;">VGM Meclisi’nin onayı olmadan tapu tescili yapılamayacak. Bu Meclis’in geçmişte çok sabıkası var. Bir uluslararası anlaşmazlık çıkarsa, acısını gayrimüslimlerden çıkartabilir.</li>
<li style="text-align: left;">“Mal edinememe gerekçesi” terimi çok sorunlu. Çünkü birçok durumda bu mallar eski sahibine iade edilmiş. Ör. Hrant’ın yetiştiği Tuzla Kampı. Ayrıca, bu eski malik on yıl bulunamazsa, mal devlete geçiyor.</li>
<li style="text-align: left;">KHK birçok yerde çok muğlak ve yetersiz. Vasiyet edene geri döndürülen mallar var. O da satmış. Bu durumlarda tazminat vermezler. Muğlaklık, bürokrasinin direnmesine ve ondan sonra açılacak davalarda yargının gayrimüslimler aleyhine karar vermesine sebep olacak.</li>
<li style="text-align: left;">Kurumun tüzel kişiliği olmadığı için el konulmuş mallar için de çözüm yok. Ör. Fener, Büyükada Yetimhanesi’ni ancak AİHM kararıyla geri alabildi.</li>
<li style="text-align: left;">KHK, 2008 yasasının Geçici Madde 11’ini teşkil etmek üzere çıkarıldı. Fakat bu yasanın içindeki bin türlü haksızlıkları düzeltmekle ilgisi yok.”</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/09/baskin-oran-bu-bir-%e2%80%98tek-maddelik-devrim%e2%80%99-olmaktan-uzak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitap: Türkiyeli Gayrimüslimler Üzerine Yazılar</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/08/turkiyeli-gayrimuslimler-uzerine-yazilar/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/08/turkiyeli-gayrimuslimler-uzerine-yazilar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 04:22:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3935</guid>
		<description><![CDATA[Baskın Oran İletişim Yayınları Ağustos 2011, 773 sayfa ISBN: 9789750509254 1980&#8242;li yıllardan itibaren gayrimüslimler konusuyla ilgilenmeye başlayan Baskın Oran, o zamandan günümüze kadar uzanan bu yazılar derlemesinde konuyla ilgili &#8220;devlet refleksi&#8221; denilen ve insanı/vatandaşı ezberci kalıplar içine hapseden düşünce yapısıyla hesaplaşıyor. Oran, Fener Patrikhanesi&#8217;nin durumundan bitmek tükenmek bilmeyen &#8220;nefret söylemi&#8221;ne, Ermeni meselesinden &#8220;Sevr Paranoyası&#8221;na, Avrupa <a href='http://www.durde.org/2011/08/turkiyeli-gayrimuslimler-uzerine-yazilar/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2011/08/turkiyeli-gayrimuslimler-uzerine-yazilar/baskin-oran-kitap/" rel="attachment wp-att-3940"><img class="alignleft size-full wp-image-3940" title="baskin-oran-kitap" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/08/baskin-oran-kitap.jpg" alt="" width="150" height="227" /></a>Baskın Oran</strong></p>
<p style="text-align: left;">İletişim Yayınları<br />
Ağustos 2011, 773 sayfa<br />
ISBN: 9789750509254</p>
<p style="text-align: left;">1980&#8242;li yıllardan itibaren gayrimüslimler konusuyla ilgilenmeye başlayan Baskın Oran, o zamandan günümüze kadar uzanan bu yazılar derlemesinde konuyla ilgili &#8220;devlet refleksi&#8221; denilen ve insanı/vatandaşı ezberci kalıplar içine hapseden düşünce yapısıyla hesaplaşıyor.<span id="more-3935"></span></p>
<p style="text-align: left;">Oran, Fener Patrikhanesi&#8217;nin durumundan bitmek tükenmek bilmeyen &#8220;nefret söylemi&#8221;ne, Ermeni meselesinden &#8220;Sevr Paranoyası&#8221;na, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından gayrimüslim vakıflarının hukuki durumuna, Süryaniler&#8217;den Türkiye&#8217;de doğup büyüyüp vatan hasreti çeken insanlara uzanan bir yelpazedeki yazılarla gayrimüslimlere karşı ülkede var olan sorunlu algıyı gözler önüne seriyor. Konu hakkında kendi özeleştirisini yapmayı ihmal etmeden, geçirdiği düşünsel dönüşümü de ortaya koyan Oran&#8217;ın kimi zaman trajik kimi zaman eğlenceli yazıları dönemin gazete kupürleriyle, ilgili haberlerle bir &#8220;film şeridi&#8221; gibi akıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Türkiye&#8217;nin bir türlü aşamadığı sorunlardan olan gayrimüslimler meselesini bütün yönleriyle ele alıp değerlendiren Baskın Oran&#8217;ın yazıları, sadece süregiden çarpıklıkları göstermekle kalmıyor, Türkiye&#8217;nin zengin bir kültürler mozaiği olması için atılması gereken adımları da ortaya koyuyor..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/08/turkiyeli-gayrimuslimler-uzerine-yazilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nefret suçunun önkoşulu: Nefret söylemi</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/08/baskin-oran-nefret-sucunun-onkosulu/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/08/baskin-oran-nefret-sucunun-onkosulu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 06:17:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret söylemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3883</guid>
		<description><![CDATA[Baskın Oran 8 Ağustos 2011 tarihli Milliyet ve Radikal’de haber. Konuşan, Ordu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Doğan. Verdiği demeç diliyle ve içeriğiyle epey ilgi çekici. Türk Dili doçentinin Türkçesi Gazeteci Erol Küçükoğlu bu demeci banda yanlış almış veya not tuttuysa yanlış tutmuş olmalı. Çünkü Doç. Doğan şöyle diyor: &#8220;Siz <a href='http://www.durde.org/2011/08/baskin-oran-nefret-sucunun-onkosulu/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2011/07/tit-uluyor-yargi-uyuyor/yazar_baskin_oran-3/" rel="attachment wp-att-3825"><img class="alignleft size-full wp-image-3825" title="yazar_baskin_oran" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/07/yazar_baskin_oran1.jpg" alt="" width="240" height="180" /></a>Baskın Oran</strong></p>
<p style="text-align: left;">8 Ağustos 2011 tarihli Milliyet ve Radikal’de haber. Konuşan, Ordu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Doğan. Verdiği demeç diliyle ve içeriğiyle epey ilgi çekici.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Türk Dili doçentinin Türkçesi</strong></p>
<p style="text-align: left;">Gazeteci Erol Küçükoğlu bu demeci banda yanlış almış veya not tuttuysa yanlış tutmuş olmalı. Çünkü Doç. Doğan şöyle diyor: &#8220;Siz hangi akla hizmetle Ordu&#8217;da Ermeni ve Rum evlerini tadilat ediyoruz diyebiliyorsunuz?&#8221;. Herhalde, &#8220;&#8230; evlerini tadil ediyoruz&#8221; veya &#8220;&#8230; evlerinde tadilat yapıyoruz&#8230;&#8221; demiştir. <span id="more-3883"></span>Hatta, &#8220;tadilat&#8221; terimini de kullanmamıştır. Türkçede &#8220;tadil&#8221;in &#8220;değiştirme&#8221;, restorasyon&#8217;un ise &#8220;aslını bozmadan onarma&#8221; olduğunu biliyordur. Aksi halde, &#8220;Battal Gazi Külliyesine amerikan mutfak yaptılar&#8221; (Radikal, 02.08.11) gibi haberleri anlamak kolaylaşacak&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Mimari, coğrafyaya bağlıdır. Anadolu&#8217;da kerpiç ev kullanırsın, taşlık bölgede taş ev kullanırsın, ağaçlık bölgede kâgir ev yaparsın. Bunun adını Ermeni, Rum koymak yanlıştır&#8221; diyor. Buradan anlıyoruz ki &#8220;kâgir&#8221; demek &#8220;ağaçtan yapılmış&#8221; demektir. Bir Türk Dili doçentinin &#8220;kâgir&#8221;in anlamını bilmemesi veya bunu &#8220;ahşap&#8221;la karıştırması mümkün olmadığına göre, yine gazeteci hatası olmalı. Çünkü &#8220;kâgir&#8221;, taş veya tuğla harcıyla yapılmış demek.</p>
<p style="text-align: left;">Ama takılmamak lazım; Türkçeyi doğru dürüst konuşan kaç kişi kaldı ki? Benim asıl dikkatimi çeken, doçentin Ermeni ve Rumlara duyduğu yoğun antipati. Ordu İl Kültür ve Turizm Müdürü Erkan Gülderen Ordu&#8217;daki Osmanlı, Rum ve Ermeni mimarisi özelliklerini yansıtan tarihsel evlerden 23&#8242;ünün restore edileceğini açıklamış, Doç. Doğan ona &#8220;vatandaş olarak, bir bilim adamı olarak&#8221; diyerek tepki gösteriyor: &#8220;Finansmanını kim sağlayacak? Ermeni diasporası mı? Rum kaynakları mı? Yok efendim devletimiz finanse edecek diyorsanız, ben o zaman rahatsızlık duyuyorum. Benim vergilerimle yeterince Ermeni kilisesi, Rum kilisesi tadilat edildi. Benim toprağımda, kendi vergimle ötekileştirilemem.&#8221; Tercümesi:</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bilim insanının objektifliği</strong></p>
<p style="text-align: left;">1) Gayrimüslimleri &#8220;öteki&#8221; sayıyor. Kendi vergileriyle cami yapılabilir ama kilise tamir edilemez. İyi de, Gayrimüslimler de (üstelik, epey bol miktarda) vergi verdikleri halde, hiç bu insanların devletin cami ve imam-hatip lisesi yapmasına itiraz ettiklerini duydunuz mu? Hatta, Müslümanların aksine, Lozan md. 40 gereği kendi okul ve mabetlerini kendileri finanse ediyorlar. Aslında Lozan md. 41/2&#8242;ye göre bu okulların &#8220;hakkaniyete uygun ölçüde&#8221; kamu bütçelerinden yararlanması lazım da, kim vermiş ki kim alabilsin?</p>
<p style="text-align: left;">2) Etik diye bir sorunu yok. Biz Türkler, adı bile Yunanca olan (Anatoli: Doğu, güneşin doğduğu yer) bu yarımadaya 11. Yüzyılda göçmen olarak vardığımızda, Ermeniler ve Rumlar kadim zamanlardan beri buranın otokton (yerli) halkıydı. Osmanlı eliyle imparatorluk kurarken zapt ettik, tamam. Ama İttihatçı eliyle ulus-devlet kurarken hiç de &#8220;tamam&#8221; değil. Çünkü Osmanlı&#8217;nın aksine, 1914&#8242;ten itibaren Rum, 1915&#8242;ten itibaren de Ermeni bırakmadık Anadolu&#8217;da. Tarlalarını, tezgâhlarını, evlerini ve kiliselerini gasp edip, kovduk. Şimdi bu &#8220;ganimet&#8221;lerimizin tamir ücretini Ermeni ve Rumlardan istiyoruz, öyle mi? Biraz ayıp olmuyor mu?</p>
<p style="text-align: left;">3) Doçent&#8217;in tarih &#8216;tahsili&#8217; de Sakallı Celal&#8217;e uygun. &#8220;Erivan&#8217;da bizim yüzlerce eserimizi yerle bir ettiler. Hadi buyurun. Erivan&#8217;daki Türk eserlerinden birini restore edin. Bu restorasyonu yaparken de Türk evini restore ediyoruz diye manşet atın. Buna müsaade eder mi Ermenistan?&#8221; diyor. Bunu bilemem de, hem biraz tarih bilirim, hem de Erivan gördüm:</p>
<p style="text-align: left;">Kentte yüzlerce tarihsel Ermeni eseri yok ki Türk eseri olsun. Çünkü Büyük Selçuklulardan (1040-1157) sonra 13. Yüzyılda Moğollar her şeyi yakıp yıktılar. Anadolu Selçukluları buraya ulaşmadı. Osmanlı Erivan&#8217;da hiçbir kalıcı egemenlik kurmadı; zaten bölge 1639&#8242;da Kasrı Şirin sonucu İran tarafında kalmıştı. Üstelik Erivan 20. Yüzyıl başında 20.000&#8242;lik yoksul bir kasabaydı ve Kasım 1920&#8242;de kurulan Sovyet Cumhuriyeti, 1827&#8242;de başlayan Rus işgalinden kalma 8 camiyi ve tüm kiliseleri laikçilik politikası icabı kapattı, yıktı veya yıkılmaya bıraktı. Şu anda &#8220;kültür merkezi&#8221; olarak kullanılan tek cami, 1999&#8242;da restore edilen 18. Yüzyıl İran camisi.</p>
<p style="text-align: left;">Van minüt. Bir an için doçentin bütün söylediklerinin doğru olduğunu varsayarsak, bunun sebebi Türkleri &#8220;öteki&#8221; sayan ve tarihsel eserlerinin kendi vergileriyle restore edilmesine karşı çıkan Ermenistanlı milliyetçiler olmasın?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bu bir nefret söylemi</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bir nefret suçunun iki unsuru vardır: 1) Ceza hukukuna göre işlenmiş bir suç (ör. birini öldürmek); 2) Bu suçun bir önyargı nedeniyle işlemiş olması (Gayrimüslim diye öldürmek). Yani, nefret söylemi, bir noktada, nefret suçunun işlenmesi için önkoşuldur.</p>
<p style="text-align: left;">Türk Dili doçentinin bu demeci nefret suçu mu? Hayır. Ama bir nefret söylemi. Şimdi bir düşünün bu Bölüm Başkanı&#8217;nın yetiştirdiği öğrencileri. Gayrimüslimler hakkında neler öğreniyorlar acaba? Üstelik Doğu Karadeniz gibi bir bölgede? 19 Kasım 2009 tarihli Taraf&#8217;ta açıklanan, &#8220;AKP üzerindeki baskıları artırarak, hükümeti yıpratmak için gayrimüslimleri hedef alan&#8221; dört aşamalı &#8220;Kafes Eylem Planı&#8221; ortamında?</p>
<p style="text-align: left;">5 Şubat 2006&#8242;da Rahip A. Santoro&#8217;yu Trabzon&#8217;da, 19 Ocak 2007&#8242;de canım ciğerim Hrant&#8217;ı İstanbul&#8217;da, 18 Nisan 2007&#8242;de üç Protestan&#8217;ı Malatya&#8217;da, 3 Haziran 2010&#8242;da Rahip L. Padovese&#8217;yi İskenderun&#8217;da öldürdüler. 1 Temmuz 2006&#8242;da Rahip Brunissen&#8217;i Samsun&#8217;da, 17 Aralık 2007&#8242;de Rahip A. Francini&#8217;yi İzmir&#8217;de bıçakladılar. 16-19 yaş arasındaki bu gençler, kendi istikballerini de söndürecek bu saldırıları gasp için mi yaptı, yoksa &#8220;Türklük&#8221; uğruna mı?</p>
<p style="text-align: left;">Not: Yazıyı yazdıktan sonra merak edip internete girdim. İlginçlik arttı. Ordu Rektörü Prof. Kefelioğlu şöyle demiş: &#8220;Öğrenciler, bölüm başkanlarının derslerde, kendi düşüncesinden olmayan öğrencilere sürekli hakaretler yağdırdığını ve farklı illerden gelen öğrencilere sürekli baskı uyguladığını iddia ediyorlar. Soruşturma başlattık.Tek doçent olduğu için bölüm başkanı olmuştur&#8221;. Doç. Doğan ise iddiaları reddetmiş: &#8220;Ben Türk bilim adamıyım ve derste anlattığım şeyler de Türklükle ilgili olacaktır. Tüm iddialar iftiradır&#8221;.</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.gazete5.com/haber/ordu-universitesinde-sorusturma-doc-dr-ismail-dogan-6-kasim-201-56052.htm" target="_blank">http://www.gazete5.com/haber/ordu-universitesinde-sorusturma-doc-dr-ismail-dogan-6-kasim-201-56052.htm</a></p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: Radikal 2 &#8211; 14.8.2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/08/baskin-oran-nefret-sucunun-onkosulu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İkinci laikleşme</title>
		<link>http://www.durde.org/2010/12/ikinci-laiklesme/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2010/12/ikinci-laiklesme/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Dec 2010 06:35:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=2253</guid>
		<description><![CDATA[Şu anda, çok kimse farkında değil ama, devlete rağmenTürkiye ikinci bir laikleşme yoluna girebilir. Yine Ermeni cemaati tarikiyle. Hoppalaa diyebilirsiniz. Türkiye zaten laik değil mi, ne ikincisi, ne birincisi? Üstelik &#8220;yine Ermeniler eliyle&#8221;, nasıl yani? Fazla ters geldiyse baştan alalım. Bir kere, Türkiye&#8221;nin laik olduğu nereden çıktı? Din&#8221;le koyun koyuna bir devlet. Diyanet İşleri Başkanı Prof. <a href='http://www.durde.org/2010/12/ikinci-laiklesme/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2010/12/4213.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2254" title="4213" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2010/12/4213-300x225.jpg" alt="" width="216" height="162" /></a>Şu anda, çok kimse farkında değil ama, <strong>devlete rağmen</strong>Türkiye ikinci bir laikleşme yoluna girebilir. Yine Ermeni cemaati tarikiyle.</p>
<p style="text-align: left;">Hoppalaa diyebilirsiniz. Türkiye zaten laik değil mi, ne ikincisi, ne birincisi? Üstelik &#8220;yine Ermeniler eliyle&#8221;, nasıl yani? Fazla ters geldiyse baştan alalım.<span id="more-2253"></span></p>
<p style="text-align: left;">Bir kere, Türkiye&#8221;nin laik olduğu nereden çıktı? Din&#8221;le koyun koyuna bir devlet. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Bardakoğlu “Yasa yapılırken Diyanet&#8221;e görüş sormak laikliğe aykırıdır” (F. Kozok, Cumhuriyet, 05.11.10) diyor ve altı gün sonra görevden alınıyor. Üniversitede bile Müslüman kızların başına karışırken, ekümeniklik kavramından patrik seçimine varıncaya kadar gayrimüslim ilahiyatına müdahale ediyor devlet. En, ama en vahimi, gerek halk gerekse (bin kere yazdım) Yargıtay ve Danıştay <strong>Müslüman olmayana “Türk” demeyi</strong> reddediyor. Ne laikliği?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Dünyada tek kilise</strong></p>
<p style="text-align: left;">İkincisi, Ermeniler, Osmanlı&#8221;da ilk laikleşen (yani sekülerleşen, yani uhrevi ve dünyevi işleri ayıran) cemaat oldu. Ermeni Kilisesi de, ruhani önderini sivillerin oyçokluğuyla seçtiği <strong>tek kilise</strong> dünyada.Çünkü 1839 Tanzimat&#8221;ın ertesi yılından başlayarak, Patrikhane-Soylular (Amira) sultasına karşı cemaatten bir ses yükselmişti:<strong>İstanbul Ermeni esnafı</strong>. 1844&#8243;ten itibaren bu orta sınıf Karma Meclis&#8221;e girdi. 1860&#8243;tan itibaren Patrik seçimine katıldı. Fransız anayasasından alınan 1863 <strong>Ermeni Milleti Nizamnamesi</strong>Osmanlı&#8221;daki ilk parlamenter organı kurdu. Bunun 14 kişilik Ruhanî Meclis&#8221;in yanı sıra 20 kişilik bir <strong>Cismanî Meclis</strong>&#8220;i vardı. Osmanlı 1876 Anayasası bundan direkt etkilenmiştir.</p>
<p style="text-align: left;">Aradan 133 yıl geçti, 1996&#8243;da Agos&#8221;un çıkmaya başlamasıyla Hrant Dink ve arkadaşları cemaatte ikinci laikleşme sürecini başlattılar. Çünkü “laik” devlet yalnızca Patrik&#8221;i muhatap kabul ediyordu. 1934&#8243;te Cismani Meclis&#8221;in adını değiştirmiş, sonra da yetkilerini önce yalnızca vakıflara indirgemiş, arkasından da vakıfları Vakıflar Genel Müdürlüğü ve 1936 Beyannamesi uygulamasıyla sıfırlamıştı.</p>
<p style="text-align: left;">Peki, Ermeniler eliyle &#8220;2. Türk Laikleşmesi&#8221;? Evet efendim. Hem de, “laik” Türk devletinin Ermeni patrik seçimine yine müdahalesi sayesinde. Baba Diyalektik. Şifreli gibi geldiyse, devletin genlerini yansıtan son müdahaleye göz atmakla başlayalım.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Patrik seçimine müdahale</strong></p>
<p style="text-align: left;">Patrik Mesrob II, aklî melekelerini Hrant&#8221;ın ölümünün ardından onulmaz ve kalıcı biçimde yitirdi. Ölmeden vefat etti. Konutuna kapandı. Ayinleri onun yerine <strong>Ruhanî Meclis </strong>Başkanı Başepiskopos Aram Ateşyan yönetiyordu. Durum artık cemaatten saklanamaz hale gelince, geleneğe göre (çünkü bu konuda resmî kural yok; birazdan geleceğim) sivillerden oluşturulan ve Yüksek Seçim Kurulu gibi tüm seçimi sonuna kadar götürecek <strong>Seçim Müteşebbis Heyeti</strong> kuruldu. Adaylar ortaya çıktı. Resmî başvuru yapıldı. Uzun süre beklettikten sonra İstanbul Valiliği cevabı: “Patrik hayattadır. Mesrob ölene kadar ancak bir <strong>&#8220;patrik genel vekili&#8221;</strong>seçebilirsiniz”. Oysa böyle bir makam hiç olmamıştı. “Patrik vekili” makamı vardı: Başepiskopos Şahan Sıvacıyan.</p>
<p style="text-align: left;">Konuyu İçişleri Bakanlığı&#8221;ndan ve AB Genel Sekreterliği&#8221;nden birer üst düzey yetkiliyle uzun uzun konuştum. Özetle dediler ki: “Cemaat bölünmüş. İki başvuru birden geldi. Seçim Müteşebbis Heyeti <strong>yeni patrik</strong> istiyor, Ruhani Kurul ise <strong>eşpatrik</strong>. Hangisine izin versek öteki küsecekti”.</p>
<p style="text-align: left;">Cevap gelir gelmez Ruhani Meclis toplandı ve başkanı olan Başepiskopos Aram Ateşyan&#8221;ı “Patrik genel vekili” seçti. Sanırım, epey uzun bir süre için cemaatin <strong>&#8220;seçilmemiş fiili patriği&#8221;</strong> olarak. Çünkü, bir fikir vermesi için, 1461&#8243;den itibaren görev yapmış 84 patriğin süre ortalaması 6,5 yıl ve Mesrob II, Allah uzun ömür versin, benim 11 yaş küçüğüm olarak vücutça sağlam gözüküyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>1800&#8243;lere geriye</strong></p>
<p style="text-align: left;">Sonuç: Şu anda Ermeni cemaati 1860&#8243;ların öncesine döndürüldü. Tabii, Baba Diyalektik icabı, bu denli geri gitmek fevkalade ilginç çözümlere, bu arada cemaatin aynen Hrant&#8221;ın arzu ettiği biçimde laikleşmesine hamile. Müteşebbis Heyet Valilik kararına karşı Danıştay&#8221;a başvurdu. Gayrimüslim vatandaşlara üç ayrı kararda “Türk olmayan” demiş olan yüksek yargıdan ne çıkacağı belli olmaz ama, bu bir laiklik ve şeffaflık mücadelesinin ilk işaret fişeği. 5.359 kişinin imzaladığı bir bildiri yayımlayan “Patriğimizi Seçmek İstiyoruz İnisiyatifi” Başbakan Erdoğan&#8221;a 01.12.2010 tarihli bir dilekçe gönderdi. “Ermeni Toplumu&#8217;nun huzursuzluğunu sona erdirecek doğal Patriklik seçim sürecini başlatmasını talep” etti. 5 Kasım tarihli Agos, Patrikhane Mali Komisyonu&#8221;nun Ateşyan&#8221;la ihtilafa düşerek topluca istifa ettiğini yazıyordu.</p>
<p style="text-align: left;">Arkasının gelmemesi mümkün değil. Bu süreç, aynen 19. Yüzyılda olduğu gibi, Türkiye&#8221;nin sekülerleşmesini de tetikleyecek. Çünkü gerek Alevilerin gerekse gayrimüslimlerin bu kadar anti-laik bir ortama razı olmaları, küreselleşmiş dünyanın genlerine aykırı.</p>
<p style="text-align: left;">Gen demişken, gayrimüslimlere Kemalistlerden bin kere daha yumuşak yaklaşan (mesela, son olarak Heybeliada&#8221;da mülkiyeti Fener&#8221;e veren) AKP&#8221;nin tutumunu neyle izah etmeli? İki olumsuzun birleşmesiyle: 1) Millet-i Hakime ideolojisi; 2) “Devlet genleri”. Birincisi “Millet-i Mahkûme”yi kesinlikle Müslümanlara tâbi sayıyor. İkincisi ise daha vahim: Gayrimüslimleri sürekli pençe altında tutmayı ilke biliyor. Bu yüzdendir ki patrik seçimini bir kanuna bağlamaktan bucak bucak kaçıyor. Gayrimüslimleri iki dudak arasından o günkü iradeye göre çıkacak tek bir söze bağımlı tutuyor. “Hangisini tercih etsek öteki küsecek” meselesi olsaydı keşke.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Babadan Türk, itimada mazhar”</strong></p>
<p style="text-align: left;">27 Mayıs darbecileri o nisbi demokrasi havası içinde 18.09.1961&#8243;de bir kararname çıkarmış, “Patrik Seçimi Talimatnamesi” yapmıştı. Ama “bir defaya mahsus olmak ve ileriye ait hiçbir hukuki hüküm ifade etmemek kayıt ve şartıyla”. Üstelik, aday olmak için (a) şıkkı: <strong>“Babadan Türk olan şahıslar arasından”</strong>; (b) şıkkı: <strong>“Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin itimadına mazhar olmak”</strong>. Madde 30&#8243;da yemin metni bile yazılı. Üstelik, Talimatname devletin onayından her seçimde tekrar geçiyor. <strong>“Adalet Mülk&#8221;ün </strong>[Devletin]<strong> Temelidir”</strong> diyen devlet kendini hukukla bağlamak istemiyor.</p>
<p style="text-align: left;">Diğer yandan, AKP hükümeti “Bölünmüşsünüz, bir tür referandum yapın, hangi fikir öne çıkarsa bana bildirin” demiyor. Kendine daha yakın saydığı ruhaniyi, olmayan bir makama getirecek düzenlemeyi empoze ediyor. Dahası, Egemen Bağış bile “iki olumsuz”a teslim oluyor: Brüksel&#8221;deki “Dinsel Özgürlükler” konferansında “Hükümet Ermeni Patrik seçimine neden müdahale etti?” sorusuna, “Aram Ateşyan Patrik&#8221;in sağlığında <strong>en güvendiği dostu</strong> idi ve makamına vekil olarak onu bırakmıştı” şeklinde cevap veriyor.</p>
<p style="text-align: left;">Ben Baba Diyalektik&#8221;e güvenirim. “Laik” bir devlet din&#8221;le bu kadar koyun koyunaysa, laikleşmesi kaçınılmazdır diye inanırım.</p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: Radikal</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2010/12/ikinci-laiklesme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Türklerin pis kanı” meselesini artık öğrensek</title>
		<link>http://www.durde.org/2010/08/turklerin-pis-kani-meselesi/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2010/08/turklerin-pis-kani-meselesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 12:03:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[301'inci Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal kimlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=1573</guid>
		<description><![CDATA[Baskın Oran Hrant Dink&#8217;i 301&#8242;den mahkum eden cümleyi doğru anlamak gerek. “Ermeni kimliğinin &#8216;Türk&#8217;ten kurtuluşunun yolu gayet basittir: &#8216;Türk&#8217;le uğraşmamak. Gayrı Ermenistan&#8217;la uğraşmak” Türk devleti, AİHM’den gelen sorulara, Hrant’ın mezarında çırpınmasına sebep olacak, özrü kabahatinden büyük bir cevap verdi. Biraz bekleyin; kendi kendisine vurduğu bu damgayı unutturmak için çok ama çok uğraşacaktır. Bunun tahlili ayrı <a href='http://www.durde.org/2010/08/turklerin-pis-kani-meselesi/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Baskın Oran</strong></p>
<p>Hrant Dink&#8217;i 301&#8242;den mahkum eden cümleyi doğru anlamak gerek. “Ermeni kimliğinin &#8216;Türk&#8217;ten kurtuluşunun yolu gayet basittir: &#8216;Türk&#8217;le uğraşmamak. Gayrı Ermenistan&#8217;la uğraşmak”</p>
<p>Türk devleti, AİHM’den gelen sorulara, Hrant’ın mezarında çırpınmasına sebep olacak, özrü kabahatinden büyük bir cevap verdi. Biraz bekleyin; kendi kendisine vurduğu bu damgayı unutturmak için çok ama çok uğraşacaktır. Bunun tahlili ayrı bir yazı konusu. Ama niçin, Hrant’ı Nazilerle bile karşılaştıran, herkesi isyan ettiren, böylesine kör parmağım gözüne bir cevap? Çünkü Bağımsız Türk Yargısı Hrant’ı bir kere “Türklüğe hakaret”ten (TCK 301/1) mahkum ettikten sonra, artık “devlet refleksi”nin eli mahkumdu: Bu mahkumiyet kararı eleştirilemezdi; onu savunmak üstüne kurgulanacaktı tüm “cevap”.<span id="more-1573"></span><br />
Şimdi, her şeyin başı ve sonu olan bu mahkumiyet kararını değerlendirmek istiyorsanız, önce, birbirine bağlı iki şeyi bilmek lazım: Bu karar nasıl bir ortamda verildi, ikincisi ve daha önemlisi Türklüğe hakaret var mıydı?</p>
<p><strong>Olay ve ortamı</strong><br />
Aklı başında saydığım kişilerden bile duymuşumdur: “İyi de kardeşim, Hrant da öyle yazmamalıydı!” Onu mahkum ve sonuçta maktul eden cümle aynen şu: “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.”<br />
Bu cümleyi herkes biliyor. Ama bir şeyi hiç kimse bilmiyor veya bilmek istemiyor: Buradaki “pis kan”ın TÜRKLÜKLE HİÇBİR İLGİSİ YOKTU. Hrant orada diasporadan bahsediyordu. Hrant Agos’ta, Kasım 2003-Mayıs 2004 arasında, yani tam AB reformlarının orta yerinde, diasporayı tahlil ve tenkit eden 11 haftalık bir dizi yayınlamıştı. Yine Agos, tam o sırada (6 Şubat 2004) Sabiha Gökçen’in Ermeni kızı olduğunu açıklamıştı. Başta Genelkurmay’ın bir bildiriyle büyük katkıda bulunduğu vahşi tepki ortamında, Bağımsız Türk Yargısı, 13 Şubat 2004 günkü bölümden yukarıdaki cümleyi cımbızla çekti ve bilirkişi raporuna rağmen 301’den mahkumiyet verdi.<br />
Baskılar, gösteriler ve davalar süreci 19 Ocak 2007’de Hrant’ın katliyle noktalanacak, tetikçi kişi azmettiricisi için şöyle diyecektir: “Bana Hrant Dink’in Türk kanına pis dediğini söyledi”. Tamamen haklıdır. Çünkü Hrant’ın Türk kanına pis dediği; Şişli 2. Asliye Ceza veYargıtay 9. Ceza Dairesinden sonra, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından da kararlaştırılmıştır.</p>
<p><strong>Hrant’ın dizisini okuyalım</strong><br />
“Ermeni Kimliği Üzerine” başlıklı dizinin tamamı <a href="http://www.baskinoran.com/">www.baskinoran.com</a> sitesinde mevcut. Ama oturup okumayacağınız için, şimdi size bunun önemli noktalarını kopyalayacağım. Türklüğe hakaret var mı yok mu, kararınızı verirsiniz.<br />
Dizinin önemli yerleri 5. bölümde başlar: “Ermeni diasporasının kimliğini daha iyi koruyabildiği bölgeler -şaşırtıcı gelse de- daha ziyade Ortadoğu’daki İslam ülkeleri olmuştur&#8230; Batı’da kimliklere tanınan geniş özgürlükler ve olanaklar ne yazık ki bir tür kimliklerin erimesini kolaylaştırıcı katalizör işlevi görmüş, Doğu’daki özgürlük kısıtlamaları ise kimliklerin korunmasındaki inadın belki de baş sebebi olmuştur.”<br />
Bundan sonra gelen üç bölümde Hrant, diasporanın bundan doğan ruh halini anlatacak ve tedavi önerecektir. 6. bölüm başlar: “[Yahudilerin aksine] ‘Hakkı esirgenmiş Ermeniler’ bundan böyle kimliğini ‘Gerçekleri talep etme inadı’ üzerinden yaşamaya çabalamış, gelinen noktada da bu inat diaspora Ermeni kimliğinin temel düsturu haline dönüşmüştür. Diasporanın ilk kuşakları için ayakta kalabilmenin, tükenmemenin adı olan bu inat, üçüncü ve dördüncü kuşaklarla birlikte gerçekleri dünyaya kabul ettirme inadına dönüşmüştür. İşte bu inadın ortaklaşmış hali Ermeni diasporasının ruhsal pozisyonunu yansıtır. Bu ruhu sürekli tutmak ise Ermeni kimliğini yaşatmanın temel aracı durumundadır.”</p>
<p><strong>Diasporanın ruh hali</strong><br />
Devam eder: “[Özür elde eden Yahudilerin aksine] Ermeni halkının travmatik hastalığı hâlâ sürmektedir ve kimliği asıl kemiren ve tüketen de bu sağlıksız ruh halidir&#8230; Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken ‘Türk’ olgusudur&#8230; Yaşanılan birliktelik öylesine derindir ki bu birlikteliğin bozuluşunu ihanet olarak tanımlamak her iki tarafın da kullandığı karşılıklı bir argümandır. Ermeni milletini Sadık Millet olarak adlandıran ancak daha sonra ihanet ettiklerini iddia eden Türk görüşü karşısında, Ermeniler 1915’te yaşananları salt bir halkın topluca imhası olarak yorumlamaz; bunun aynı zamanda asırlar süren ilişkiye ihaneti de içinde barındırdığını belirtirler.”<br />
Ve şu çok önemli sonuca varır Hrant: “Türk-Ermeni ilişkisinin günümüzde geldiği nokta ise şudur: Ermeniler ve Türkler birbirlerine bakışlarında klinik iki vaka durumundadırlar. Ermeniler travmalarıyla, Türkler de paranoyalarıyla. İçinde debelendikleri bu sağlıksız halden kurtulmadıkça -Türkler belki değil ama- Ermenilerin kendi kimliklerini sağlıklı şekilde yeniden yapılandırmaları mümkün gözükmemektedir. Özellikle Türkler 1915’e bakışlarında empatik bir yaklaşıma girmedikçe Ermeni kimliğinin sancılı kıvranışı devam edecektir. Sonuçta görülüyor ki işte ‘Türk’ Ermeni kimliğinin hem zehri, hem de panzehiridir. Asıl önemli sorun ise Ermeni’nin kimliğindeki bu Türk’ten kurtulup kurtulamayacağıdır.”<br />
“Türk’ten Kurtulmak” başlığını taşıyan 7. bölüm neşteri vurur: “Ermeni kimliğinin ‘Türk’ten azad olmasının görünür iki yolu var. Bunlardan biri, Türkiye’nin (devlet ve toplum olarak) Ermeni ulusuna karşı empatik bir tutum içine girmesi ve nihayetinde Ermeni ulusunun acısını paylaştığını belli edecek bir anlayış sergilemesidir&#8230; İkinci yol ise bizzat Ermeni’nin ‘Türk’ün etkisini kendi kimliğinden atması&#8230; Esas olarak tercih edilmesi gereken yol da budur.”</p>
<p><strong>Kanı zehirli olan kim?</strong><br />
Hrant bu noktada, diasporanın en önemli kalesine hücum eder: “Ermeni kimliğinin sağlığını Fransız’ın, Alman’ın, Amerikalının ve ille de Türk’ün soykırımı kabul edip etmemesine endeksli bir durumda bırakmak, Ermeni dünyasının artık terk etmesi gereken bir hatadır. Gayrı bu hatadan uzaklaşmanın ve ‘Türk’ü Ermeni kimliğindeki bu etkin rolünden ötelemenin zamanı gelip de geçmiştir&#8230; Kimliksel dinginliğini ‘Türk’ün olumsuz ve kayıtsız varlığına kilitleyen Ermeni dünyasının, tüm ortak performansını dünya üzerinden ‘Türk’e baskı uygulamaya ve soykırımı kabul ettirmeye ayırması, ne yazık ki kimliğin uyanışını erteleyen koca bir zaman kaybından başka bir şey değildir&#8230; Ermeni kimliğinin ‘Türk’ten kurtuluşunun yolu gayet basittir: ‘Türk’le uğraşmamak&#8230; Gayrı Ermenistan’la uğraşmak.”<br />
İşte, dost bildiklerimizin bile “Söylemeseydi!” dediği cümle bunun hemen arkasından, 13.02.04 tarihli 8. bölümün başında gelir. Hrant, diasporaya, boş yere zehirlediği kanını temizlemeyi önermektedir: “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.”<br />
Küplere binmesi gereken diasporadan tepki gelmez. Gerek yoktur ki. Tetikçilere varıncaya kadar daha kimlere “ilham kaynağı” olacak tepki, Bağımsız Türk Yargısı’ndan gelmiştir&#8230;<br />
Not: Bir türlü yazamadım: Sezgin Tanrıkulu ve Orhan Miroğlu gibi insanlar oldukça, Kürt sorunu herkes için en tatmin edici biçimde hal yoluna girecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2010/08/turklerin-pis-kani-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

