Cengiz Aktar
Azerbaycan Türkiye’nin iyi tanıdığı bir ülke değil. Soğuk Savaş sonrasında, hayretler içinde keşfedilen ‘Balkanlardan Çin’e uçsuz bucaksız Türk Dünyası’nın fertlerinden biri. Moldova’da ‘ortaya çıkan’ Hıristiyan Gagauz Türkler karşısındaki şaşkınlığı iyi hatırlarım. Soydaşlarla anlaşmak için Türkçe değil Rusça konuşmak gerektiğindeki hayal kırıklığını da. Halen geçerli. Bu ‘yeni dünya’ o vakitler epeyi bir iştah kabartmış ancak arkası gelmemişti. Türkiye’nin özellikle doğusunda kalan kardaşlarla ticaret ve inşaat dışında başka ortaklıklar için etnik kökenin yetmeyeceği kendiliğinden anlaşılıvermişti. Nitekim yakınlarda bir bilimsel bir gen haritası çalışması, ırksal olarak bu coğrafyalarla pek bir ortaklığımız olmadığını, geçen hafta ziyarette bulunan Türkmenistan diktatörüyle olduğu varsayılan ‘kemik kardeşliğimize’ rağmen ortaya çıkardı. Ve aksine, buradaki farklı unsurların gen ortaklığı vurgulandı. Şaşırılacak bir şey yok! Ama uzaklığın yanında bilgi de yetersiz kaldı. Bugün Türkiye’de bu ülkelerle ilgili, pantürkçü, kavmiyetçi araştırma kuruluşları dışında bağımsız ve tarafsız bir bilgi birikiminden bahsetmek, birkaç istisna dışında mümkün değil. Devamı… »