<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! &#187; Gayrimüslim</title>
	<atom:link href="http://www.durde.org/tag/gayrimuslim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.durde.org</link>
	<description>Ji Nîjadperestî û Neteweperestiyê re Bêje Bise! • Say Stop to Racism and Nationalism!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 21:09:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Süryaniler</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/09/suryaniler/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/09/suryaniler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Sep 2011 06:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yayınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>
		<category><![CDATA[Süryaniler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4243</guid>
		<description><![CDATA[Süryaniler Sebastien de Courtois Fotoğraflar: Douchan Novakovic Çeviren: Ersel Topraktepe Yapı Kredi Yayınları 2011, 160 sayfa, 40 TL İstanbul’dan 100 km uzaklaşıp Anadolu’ya doğru gitmeye başladığınızda sizi yalnızca karşınıza çıkacak ‘denizler’ şaşırtmayacak. Yollar ardından açılan kültürler, eski taşlar arasına kazınan tarihler, türkülerden süzülüp gelen anılar… Şaşıracak şey çok bu memlekette. Eğer yolunuz Mardin’e düşerse, başında <a href='http://www.durde.org/2011/09/suryaniler/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2011/09/suryaniler/suryaniler-sebastien-de-courtois/" rel="attachment wp-att-4244"><img class="alignleft size-full wp-image-4244" title="suryaniler-sebastien-de-courtois" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/suryaniler-sebastien-de-courtois.jpg" alt="" width="179" height="240" /></a><strong>Süryaniler</strong><br />
Sebastien de Courtois<br />
Fotoğraflar: Douchan Novakovic<br />
Çeviren: Ersel Topraktepe<br />
Yapı Kredi Yayınları<br />
2011, 160 sayfa, 40 TL</p>
<p style="text-align: left;">İstanbul’dan 100 km uzaklaşıp Anadolu’ya doğru gitmeye başladığınızda sizi yalnızca karşınıza çıkacak ‘denizler’ şaşırtmayacak. Yollar ardından açılan kültürler, eski taşlar arasına kazınan tarihler, türkülerden süzülüp gelen anılar… Şaşıracak şey çok bu memlekette. Eğer yolunuz Mardin’e düşerse, başında beyaz başörtüleri, ellerinde buhurdanlıklarıyla salınan kızlara, geniş bozkırın tam ortasında bir saray gibi yükselen Deyrü’z-Zafaran’ın gösterişine de şaşırmayın. Onlar şimdi sayılar dünyada iki milyon sayılsa da, asıl vatanları Mezopotamya’da üç bini geçmeyen Süryaniler, orası Süryanilerin kadim kilisesi…<span id="more-4243"></span>Mardin ve çevresinde şarapları, dokumaları, Hıristiyanlığın doğuş dili olan Aramiceyi konuşmaları ile bir ‘doku’ olmakla yetinen Süryaniler son otuz yıllık çalkantı döneminde zaten çatışmaların ortasında kalan kültürlerinin iyice erimesine dayanamayıp, göçtüler. Türkiye’de 17 bin Süryani yaşıyorsa 15 bini artık İstanbullu. Bir kısmı İstanbul’un çokkültürlülüğe cevaz veren yapısı içinde ‘sandoz’ olmaktan kurtulmaya çalışırken, önemli bir kısmı da yurtdışında Mezopotamya’yı anıp gurbetlik çekiyor şimdi.<br />
‘Gideni gidince’ hatırlama derdinden mustarip bizler de Süryanileri ‘köprüden önce son çıkış’ yazısını görünce keşfettik. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ‘Süryaniler’ bu anlamda iyi bir vefa kitabı. Sebastien de Courtois tarafından hazırlanıp, Douchan Novakovic tarafından fotoğraflanan kitap, masmavi bir kapının önünde duran yaşlı bir adam portresiyle açılıyor. Aramilerden Süryani Cemaatlerine, Keşif, Mor Yakup Manastırı, Deyr-üz Zaferân, Meryemana Manastırı, Bizans’ın Kenarında bölümlerinden oluşan kitapta, detaylı araştırma güçlü görsellikle örülüyortarafından fotoğraflanan kitap, masmavi bir kapının önünde duran yaşlı bir adam portresiyle açılıyor. Aramilerden Süryani Cemaatlerine, Keşif, Mor Yakup Manastırı, Deyrü’z- Zafaran, Meryemana Manastırı, Bizans’ın Kenarında bölümlerinden oluşan kitapta, detaylı araştırma güçlü görsellikle örülüyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>İhtiyacımız olan şey </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong>Dile kolay, Süryani medeniyeti 35 asıra dayanıyor. Kitabın sayfalarında gezindikçe bu kadar zamana biriken kültürün tortularını buluyorsunuz. Mor Gabriel’in avlusundan şafak vakti Tanrı’ya yakaran keşiş, bomboş uzanan vaftizhane salonu, Paskalya coşkusunu az cemaatleriyle paylaşan gençler ve çocuklar, hâlâ dokunan Hz. İsa halıları, Keferze köyünün yaşlıları… Kitabın fotoğrafladığı kültürün izleri… Lozan’da verilen haklardan yararlanamayan, uzun yıllar Aramice eğitim yapamayan Süryaniler, şimdilerde yasadışı bir faaliyet olarak görülmeksizin eğitim yapmaya başladı. Bu dil sayesinde Anadolu’nun en eski tarihini yeniden hatırlamak mümkün. Corurtois de kitapta buna değiniyor: “Eğer Aramiler en azından 35 yüzyıl önce buralarda Doğu’nun ilk Hıristiyan kültürünü, Süryani dilinin kültürü olacak bir kültürü geliştirmeye başlamamış olsalardı, Fırat’ın sağ yakasında durup da tarihin ilk Hıristiyan krallığına ev sahipliği yapacak doğudaki tepeleri seyre dalmazdım dedim kendi kendime. Süryanice bugün de bizimle konuşuyor ve hâlâ konuşuluyor.”<br />
Kitaba önsöz yazan Ömer M. Koç, “…birbirimizi anlamaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde Süryanileri kültürel çeşitliliğin rahatsızlıktan ziyade zenginlik oldğunu kavramamız ve anlamamız adına samimi bir çaba addediyorum” diyor.<br />
Çokkültürlülüğün yeniden hatırlandığı, yine muhalefetle karşılaştığı, kırılmalara ve çoğalmalara gebe bir dönemde “birbirini anlama” çabasının naifliğinden daha sahici ne olabilir? Bir Süryanice ağıt dinlemek belki…</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2011/09/suryaniler/suryaniler-kronoloji/" rel="attachment wp-att-4245"><img class="aligncenter size-full wp-image-4245" title="suryaniler-kronoloji" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/suryaniler-kronoloji.jpeg" alt="" width="400" height="267" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Süryaniler günümüzde Ortadoğu’da (ve bu arada Türkiye’de) yaşayan ama sayıları çok azalmış bulunan ilk Hıristiyanlar hakkındaki bilgiler, epey kafa karıştırıcı olmakla birlikte, en iyi şöyle özetlenebilir:<br />
Bir kısmı etnik gruplarla karışan (örneğin: Asurî) Ortadoğu Hıristiyan mezheplerinden söz edebilmek için ilk çıkılması gereken nokta, Süryani terimidir. Süryani’nin (= Suriyeli) biri geniş ve birkaç tane de dar olmak üzere farklı anlamlar taşıdığı söylenebilir.<br />
Geniş anlamda Süryani, diğer birçok mezhebin de kaynağıdır. Bunlar, Hıristiyanlığı ilk kabul etmiş Aramîler (= Kalde dilinde “dağlılar”; İsa Aramca konuşuyordu) olarak bilinir. (Aramîler, dillerini bütün eski Doğu’ya yaymayı başarmış olarak tanınan Samî bir kavimdir.)<br />
İsa’nın nasıl bir doğaya sahip olduğu çatışmaya yol açınca toplanan Kadıköy (Khalkedon) konsili (451; konsil, kilise doktrini ve disiplini konusunda toplanıp karar veren dinsel kuruldur) sonucunda Hıristiyanlar ikiye ayrıldı: 1) Konsil kararlarını benimseyerek İsa’nın Tanrısal ve İnsanî olmak üzere iki doğası olduğunu kabul eden Rumîler (bunlar Melkaîler – “İmparatorun Adamları” – olarak da bilinirler; Bizanslılar, yani bugünkü Rum Ortodoksların atalarıdır). Bunlara göre, İsa’nın bu iki doğası birbiriyle karışmaz, değişmez ve ayrılamazdı. 2) Konsil kararlarına karşı çıkarak Monofizit öğretiyi benimseyen Hıristiyanlar. İşte Süryani teriminin dar anlamı esas olarak budur. Bunlar, İsa’nın tek bir doğası olduğuna karar vererek Doğu Kilisesinden (Rumîlerden; yani Bizans’tan) ayrıldılar. Meseleye siyasal olarak bakılırsa, bunlar Bizans etkisinden kopmak isteyenlerdir ve bu nedenle Malazgirt’i (1071) sevinçle karşıladıkları söylenir. Kıptî – Kopt, Süryanî ve bir de Ermeni kiliseleri Monofizit olarak sınıflandırılır. Bundan sonra, dar anlamda Süryani Kilisesinden (Batı Süryani; İngilizce: Syrians) ayrılmalar başladı.<br />
İlk ayrılanlar Nasturîler olarak anıldı (ayrıca Doğu Süryani ve Asurîler olarak da bilinir; İngilizce: Nestorians). İsa’nın Tanrısal ve İnsanî olan iki doğasının birbirinden bağımsız olduğunu, bunların birlik oluşturan iki ayrı kişilik meydana getirdiğini söyleyen Konstantinopolis Patriği Nestorios’un öğretilerinin Efes (Ephesos; 431) ve Kadıköy (451) konsillerinde mahkum edilmesi üzerine ayrılan ve İsa’nın İnsanî doğasını vurgulayan Nasturîler Suriye ve Anadolu’da gelişmeye başladılar. Meseleye siyasal olarak bakılırsa, bunlar İran etkisine girenlerdir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bizans etkisi </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong>Nasturîler 1445’de ikiye ayrıldılar: 1) Roma Kilisesinin öğretisini, yani Katolikliği kabul eden Kıbrıslılar; 2) Kabul etmeyenler. Bunlara (dar anlamda) Asurîler dendi (Asurlular; İngilizce: Assyrians).<br />
Nasturîlerden 1551’de ayrılarak Roma Kilisesiyle birleşenlere ise Keldanîler denecektir (Kaldeli; İngilizce: Chaldeans). Bu terim ilk kez, Roma’ya yeni bağlanan (yani, Katolik olan) Kıbrıs Nasturîlerini diğerlerinden (Asurîlerden) ayırt etmek için Papa tarafından kullanılmıştır.<br />
Nasturîlerin ayrılması üzerine Süryanilerden geri kalanlara Yakubîler (ayrıca Batı Süryani veya sadece Süryaniler olarak da bilinir ve Süryani teriminin bir diğer dar anlamı da budur) dendi. Meseleye siyasal olarak bakılırsa, bunlar Bizans etkisinde kalanlardır.<br />
Yakubîlerden bir bölümü, 1656’da Cizvit ve Kapuçin misyonerlerin etkisiyle ayrılarak Süryani Katolik olacak, kalanlara ise Süryani Kadîm (veya, Süryani Ortodoks; kadîm=eski) adı verilecektir. Bugün Mardin’deki ünlü Deyr-üz Zaferân manastırı 5. yüzyıldan kalma bir Süryani Kadîm kuruluşudur.<br />
(Baskın Oran’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Türk Dış Politikası Cilt 2’den alınmıştır.)</p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: <a href="http://pomaknews.com/?p=4877" target="_blank">Pomaknews</a><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/09/suryaniler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>El koyma, imha ve kolonileştirme süreci olarak 1915 ve sonrası</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/09/el-koyma-imha-ve-kolonilestirme-sureci-olarak-1915-ve-sonrasi/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/09/el-koyma-imha-ve-kolonilestirme-sureci-olarak-1915-ve-sonrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Sep 2011 04:40:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Rapor/Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[1915]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>
		<category><![CDATA[Tehcir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4147</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet Polatel II. Abdülhamid dönemindeki Ermenilere yönelik katliamlardan günümüze kadar devam eden tarihsel süreçte gayrimüslimlere ait mülkler el değiştirmiş, bu yolla milli bir sermaye yaratılmasını sağlamıştır. Vakıf mülkleriyle ilgili tartışmanın da bu geniş çerçeve içerisinde değerlendirilip, yıllarca devlet mekanizmasının hukukun da yardımıyla gasp ederek ya da el koyarak mülksüzleştirmeyi gerçekleştirdiğini de aynı açıklıkla tartışmalıyız. Bu <a href='http://www.durde.org/2011/09/el-koyma-imha-ve-kolonilestirme-sureci-olarak-1915-ve-sonrasi/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2011/09/el-koyma-imha-ve-kolonilestirme-sureci-olarak-1915-ve-sonrasi/ermeni-tehciri-1915/" rel="attachment wp-att-4151"><img class="alignleft size-full wp-image-4151" title="ermeni-tehciri-1915" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/ermeni-tehciri-1915.jpg" alt="" width="200" height="130" /></a>Mehmet Polatel</strong></p>
<p style="text-align: left;">II. Abdülhamid dönemindeki Ermenilere yönelik katliamlardan günümüze kadar devam eden tarihsel süreçte gayrimüslimlere ait mülkler el değiştirmiş, bu yolla milli bir sermaye yaratılmasını sağlamıştır. Vakıf mülkleriyle ilgili tartışmanın da bu geniş çerçeve içerisinde değerlendirilip, yıllarca devlet mekanizmasının hukukun da yardımıyla gasp ederek ya da el koyarak mülksüzleştirmeyi gerçekleştirdiğini de aynı açıklıkla tartışmalıyız. Bu yazıda 1915 Ermeni soykırımına ve sonrası sürece odaklanarak, Ermenilerin el konulan mülklerinin hikâyesini ele alacağız.<span id="more-4147"></span></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: medium;">Tehcir ekonomisi</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">1915 yılı, Osmanlı devletinde yaşayan Ermeni cemaati için büyük bir yıkımla sonuçlandı. İttihat Terakki Cemiyeti, kitlesel olarak yıkıma uğrattığı Ermeni halkının mülklerini, din ve millet birliğine dayalı bir sosyal sistem geliştirme paydasında birleşen farklı amaçlarla kullandı. Bu farklı kullanım yollarını iki ana politika çerçevesinde analiz edebiliriz. Bunlardan ilki geniş bir bürokratik mekanizma ile yürütülen ve hukuksuz olmasına rağmen yasal bir zemine oturtulmaya çalışılmış olan el koyma (müsadere, confiscation) politikasıdır. İttihat Terakki rejimi, el koyduğu malları farklı yollarla ulus inşa sürecini finanse etmek için kullandı. İttihat Terakki, kimi zaman Ermenileri kitlesel yok oluşlarına giden yolda kendi tehcirlerini finanse etmeye zorladı, kimi zaman arkalarında bıraktıkları tarlaları, atölyeleri, fabrikaları, hayalini kurduğu milli burjuvazinin yaratılması için, milliyet ve din üzerinden belirlenen ideal vatandaş tipolojisine uyan kişilere dağıttı. Rejimin savaş giderlerini karşılamak için gözünü diktiği kaynak da, tüm dünyaya koruyacağını ilan ettiği Ermeni mallarının satışından oluşan fondu.<br />
Ermeni mallarının kullanıldığı bir diğer alan tehcirin kendisiydi. Soykırımın erken safhalarında, tehcir sırasında yaşamlarını sürdürmenin mali sorumluluğunun bizzat Ermenilere yüklendiği biliniyor. Bazı bölgelerde bu bir politika haline gelmişti. Örneğin Konya vilayetine Zeytun’dan tehcir edilen Ermenilere hiçbir devlet yardımı yapılmaması emredilmişti. Ulaşım ve iaşe giderlerinin ödenmesi Ermenilere bırakılmıştı. Talat Paşa ile İttihatçıların önde gelenlerinden ve iskân sorumlusu Şükrü (Kaya) arasındaki yazışmalar bunu açıkça ortaya koyuyor. Şükrü Kaya, tüm Ermenilerin kitlesel olarak kendi ‘ulaşımlarını’ finanse etmeleri gerektiğini Talat Paşa’ya iletmişti. Ekim 1915’te Talat Paşa, Şükrü Kaya’ya cevaben çektiği telgrafta, böyle bir düzenlemenin yerinde olacağını söyleyerek, Ermenilerin kendi ölüm yolculuklarını finanse etmelerini onaylamıştı. Öte yandan, soykırım süreci Ermenileri kitlesel olarak yoksunlaştırıyor ve bu süreçte yaşamlarını kendi olanaklarıyla idame ettirmelerini imkansızlaştırıyordu. Dolayısıyla devlet bir süre sonra tehcirin mali yükünü üstlenmek durumunda kaldı; fakat neticede devletin soykırımı finanse etmek için ayırdığı para da el konulmuş Ermeni mallarının satışından geliyordu.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: medium;">İnce hesaplar</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Ermeni mülklerinin kullanılmasındaki diğer politika ise kolonileştirmeydi (colonization). İttihatçılar, Ermeniler ya da Rumlar gibi ulus-devlet ideolojileriyle bağdaşmayan unsurları ülke coğrafyasından silmekle kalmamış, arkalarında kalacak binlerce yıllık izleri silmek maksadıyla Anadolu coğrafyasını ve nüfusunu yeniden kurgulamaya kalkışmışlardır. Bu doğrultuda, Ermenilere ait mülklere Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan gelen Müslüman muhacirler yerleştirildi. Bu kolonileştirme politikasını, sadece Osmanlı’nın kaybettiği topraklardan gelen muhacirlerin yerleştirilmesi ihtiyacından kaynaklanan zoraki bir çözüm uygulaması yerine, sistemli ve en ince detayına kadar hesaplanmış bir nüfus mühendisliği projesinin atardamarı olarak görmek gerekir; çünkü kolonileştirme için kullanılacak mülklerin kaydı fevkalade muntazam şekilde tutulmuş, yerleştirmede muhacirlerin geldikleri yerlerdeki sosyo-ekonomik pozisyonlarıyla uyumlu bir hayat yaşayabilmeleri gözetilmiş ve tüm yerleştirme süreçleri dantel inceliğinde hesaplanmıştır.<br />
Ermeni mallarının idaresi ile ilişkili olarak sorulması gereken bir diğer soru, 1918 sonrası süreçte uygulanan politikaların niteliğiyle alakalıdır. İttihat Terakki dönemi ile Kemalist dönemi detaylı şekilde incelediğimizde, Ermeni soykırımının, yeni Türkiye’nin kurulmasıyla vuslata eren bir mesele olmadığını, bu iki rejim arasında sadece kadrolar ve ideoloji açısından değil, Ermeni mallarını idare etme politikaları açısından da göz ardı edilemeyecek bir süreklilik olduğunu görüyoruz. 1918 sonrası iktidara gelen İstanbul hükümeti, İttihat ve Terakki tarafından yürürlüğe konan kanunları geçersiz kabul etmiş ve yabancı devletlerin baskısı altında, soykırımın sorumluları olarak seçilen bir avuç kişiyi yargılamaya girişmişti. Öte yandan, tarihin sayfalarında biraz ileriye gider ve Ankara’da İstanbul’a alternatif olarak gelişen Ankara hükümetinin politikalarını dikkate alırsak, bu girişimleri Ermeni sorununun bitiş noktası olarak göremeyiz. Ankara hükümeti İstanbul hükümetleri tarafından alınan kararları geçersiz saymıştı; fakat bizi İTC ile Kemalist dönem arasında bu denli güçlü bir devamlılık olduğunu söylemeye iten sadece liberal İstanbul hükümetinin Ankara tarafından tanınmaması değildir. İstanbul’a isyan bayrağı açan Ankara hükümeti, İttihat ve Terakki tarafından hazırlanan ve Ermenilerin malları üstünde tasarrufta bulunmalarını engelleyen 27 Eylül 1915 tarihli Emval-i Metruke Kanunu’nu küçük değişikliklerle kabul etmiştir. Kısacası, Kemalist dönemin Ermenilere yönelik politikası aslında 19. yüzyılın başından itibaren giderek radikalleşen, millileşen ve ırkçılaşan devlet aklının devamı niteliğindeydi.<br />
Kemalist rejim, Ermeni mülklerinin idaresi konusunda İttihat Terakki’nin politikalarını devam ettirdi. Kanun ve kararnamelere İTC’nin yaptığı gibi, malların korunması ve sahiplerine iade edilmesi gibi göz boyayıcı maddeler eklemeye gerek bile duymadı. Ankara hükümetleri doğrudan malların iade edilmeyeceğine, bütün mülklerin hazinenin tasarrufunda olduğuna ve gerektiğinde satılmalarının ve muhacirlere verilmelerinin uygun olduğuna karar verdi. Hatta 28 Mayıs 1928 tarihli kanunda olduğu gibi 1915’ten sonra Müslümanların ellerine geçen malların tapuya tescil edilmesini onayladı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: medium;">Katillere iade-i itibar</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">İttihat ve Terakki dönemi ile Kemalist dönem arasındaki sürekliliği en açık haliyle ortaya koyan olay, Ermeni soykırımında ve Ermeni mallarının yağmalanmasında rolü olanlara, 31 Mayıs 1926’da çıkarılan bir kanunla itibarlarının iade edilmesidir. Söz konusu kanunla, bu kişilerin ailelerine, Ermenilere ait olan mallardan pay verilmişti. Bu konuda verilen kanun teklifinin orijinal halinde, soykırımda rol almış kişilerin ailelerine yapılacak yardımın devlet hazinesinden karşılanması öngörülüyordu. Kanuna ilişkin tartışma sırasında söz alan Sinop mebusu Recep Zühtü Bey, bu yardımın yapılmasında hazine kaynaklarından ziyade bizzat Ermeni mallarının kullanılması gerektiğini belirtti ve bu değişikliğin neden gerekli olduğunu şu şekilde açıkladı: “Bu suretle biz, o suikastları ihtar etmiş oluyoruz. Siz herhangi bir Türk’e suikast icra eder ve öldürebilirsiniz; fakat biz, onun evladını yarın sizin gözünüzü çıkarmak için, yine sizin paranızla yetiştiririz.”<br />
Bu örneğin berraklığının da gösterdiği gibi, Kemalist dönemin Ermenilere yönelik siyasası, uygulamaları ve zihniyeti dikkate alındığında, Ermeni soykırımının ve bu soykırımı gerçekleştiren devlet zihniyetinin 1918’de tarihe karıştığı, 1919’da bu olaylara tamamen alakasız yeni bir yapı kurulduğu iddiaları anlamsızdır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: medium;">Adana’da pamuk üretimi nasıl düştü?</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Adana bölgesindeki pamuk üretiminde Fransa, Almanya ve İngiltere’nin ciddi bir payı vardı. Bu bölgede yaşayan Ermeniler, pamuk üretiminde rol almanın yanı sıra, üreticiler ve yabancı şirketler arasında aracılık faaliyetleri ile de uğraşıyorlardı. Ermenilerin Adana bölgesinden silinmesiyle sonuçlanan süreç pamuk üretimine de ağır hasar verdi. Ermeni topluluğunun sürülmesi ve mülklerinin talan edilmesi, üretimin büyük ölçüde düşmesiyle sonuçlandı. Devlet bu kötü gidişi sonlandırmak amacıyla Adana Pamuk Kongreleri’ni düzenledi. Kongre başkanlığını İttihatçı Ali Cenani yürütüyordu. Ali Cenani’den bahsederken İttihatçı deyip geçmek hafif kalacaktır, çünkü kendisi 1915’te Ermeni mülklerini zimmetine geçirmekten hakkında soruşturma başlatılan ve 1918’de Antep’teki Ermeni katliamlarını organize etmesi sebebiyle Malta’ya sürülen azılı bir milliyetçiydi. Geçmişi bu denli ‘parlak’ olan Cenani’nin yönetimindeki pamuk kongresinde delegeler, pamuk üreticileri ve resmi görevliler, pamuk sanayisindeki mevcut problemleri tartışmış ve çözüm önerileri sunmuşlardı. ‘Mevcut fabrikaların tam faaliyetle çalışamamaları’ bu sorunların en başında geliyordu. Delegeler ayrıca sanayideki büyük açıktan da yakınıyorlardı. Problem sadece pamuğun ekilmesi ve hasadın yapılması değildi. Nakil işlemlerinin gerçekleştirilmesi ve ihracat bağlantılarının yapılması da sağlanamıyordu.<br />
1910 yılındaki düşüşe dair, “Ermeni ihtilali münasebetiyle tenakis” ve 1915 için de “Harb-i umumi münasebetiyle” notları eklenmiştir (Oysa 1910 yılındaki düşüşün nedeni, 1909’da binlerce Ermeni’nin öldürülmesiyle sonuçlanan Adana Katliamı’dır). Bu değerlere göre soykırım, pamuk sektörünün 12 yıl geriye gitmesine neden olmuştur: 1911 yılının üretim değeri 1923 yılınınkine eşittir. 1914 yılının değerlerine ise 1930’lardaki sanayi atılımına kadar ulaşılamamıştır.<br />
Adana vilayetinde sanayi sektörünü yeniden canlandırmak için devlet emval-i metrukeden yararlandı. Toprak ve depolar öncelikle pamuk üreticilerine dağıtıldı. Örneğin Bakanlar Kurulu bir kararname çıkarmış ve Simonaki Ekonomidis’e ait el konulan ev, pamuk alışverişi için tahsis edilmişti. İttihaçıların birçok Ermeni mülkünü tahsis ettiği kendi paravan şirketleri olan Anadolu Pamuk Şirketi, cumhuriyetle birlikte İstiklal Adana Pamuk Anomim Şirketi adını almıştı ve faaliyetlerinde tamamıyla özerkti.( ) Diğer bir kararname de Kasap Panos Bağçeciyan’ın geride bıraktığı bina hakkındaydı. Bu bina, Adana’da merkezi bir konumda yer aldığı için ofis olarak kullanılmaya uygundu. Bu nedenle, pamuk işinde kullanılması için Adana Sanayi Müdürlüğü’ne verilmişti.<br />
Zaten cumhuriyetle birlikte, bütün sektörlerde olduğu gibi pamuk sektöründe de Türkleştirme başlamıştı. Ermenilere ve diğer gayrimüslimlere sınırlı sayıda çalışma alanı açık bırakılmıştı. Kalifiye Ermeni elemanların pamuk üretiminde faaliyet göstermelerine izin verilmiyordu, tek gerekçe ise etnik ve dini kimlikleriydi. 1928 Temmuz’unda, Ermeni emval-i metrukesinden son dükkan dağıtıldı. Bir Bosnalı muhacir olan Osmanoğlu Ömer, Adana valiliğine bir mektup yazarak, 1924 yılında burada bir eve yerleştirildiğini, fakat kendisine başka hiçbir mülk verilmediğini belirtiyor. Kendisinin zanaatkâr olduğunu ve ticarette başarılı olabileceğini belirtiyor ve bu nedenlerle kendisine emval-i metrukeden bir dükkân verilmesini istiyor. Soruşturmanın ardından, Adana’nın yerel yetkilileri, İçişleri Bakanlığı’nı Adana vilayetinde şu an için dağıtılabilecek boş dükkan olmadığı konusunda bilgilendiriyor. Diğer bir deyişle, Ermeni mülklerinin dağıtımın tamamlandığı resmi ağızdan itiraf edilmiş oluyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: medium;">Mersin’de Ermeni Katoliklerin mülkleri</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Mersin’de Ermeni cemaatine ait birçok mülke el konulmuş, Ermenilerden boşaltılan yerlere de Müslüman muhacirler yerleştirilmiştir. Bu politika Kemalist dönemde de devam etti. İlk olarak Peder İgnace (İknadios) Terzian korkutularak sindirildi ve Tarsus dışına gönderilmiş, daha sonra Mersin rahiplerinden Jean (Hovhannes) Khalkovian terörize edildi. Bunun için de yerel gazeteler araç olarak kullanıldı. Yeni Adana gazetesi Khalkovian aleyhinde karalama kampanyası başlattı ve onu Fransız işgal güçleriyle birlikte faaliyet yürüttüğünü iddia etti. Khalkovian daha sonra Kemalistlerle işbirliği yapmadığı için hapsedildi. Önce Kastamonu’ya sürüldü ve 24 Kasım 1926 tarihinde de Türkiye’den kovuldu. Mersin’in bu süreçteki kazancı da ‘büyük’ oldu: 18 hektar toprak, bir ambar, dükkanlar ve diğer eşyalar&#8230; Adana’daki son Ermeni Katolik Monsignor Pascal Keklikian, kendi cemaatine ait mülkü hükümetten kiralamak zorunda kaldı. Toplu mülksüzleştirme sürecinin önüne geçmeye çalışsa da, bütün çabaları sonuçsuz kaldı. Ocak 1927 tarihinde Adana valisi Reşat Mimaroğlu (1880-1953), vilayette bulunan tüm Ermeni Katolik cemaatine ait mülklere el konulması emrini verdi ve cemaat her şeyini kaybetti: kilise, bölge papazının konutu, okullar, dükkanlar, toprak ve ev… Keklikian için de Suriye’ye gitmek dışında bir seçenek kalmamıştı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: medium;">ĞAZAROS ÇIPLAKYAN’IN HAYATTA KALMA SAVAŞI</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">İstanbullu tüccar ⁄azaros Çıplakyan’ın başından geçenler ve soykırım sürecinde uğradığı kayıplar, İngiliz Yüksek Komiseri A. Calthrope’un da dediği gibi ‘türünün tipik’ bir örneğidir. Ermenilerin soykırım sürecindeki kayıplarını bildirdikleri İngiliz komisyonuna ait arşivden ulaştığımız bu inatçı yaşama mücadelesini, arşivlere hapsolmuş bu hikâyeyi, gün ışığına çıkarmak için sizlerle paylaşıyoruz.<br />
Ğazaros Y. Çıplakyan Giresun kökenli İstanbul Ermenilerindendi. İstanbul’da bir mağazası ve Manchester’da bir imalat atölyesi vardı. 1915 yılı Osmanlı’da yaşayan tüm Ermeniler gibi onun da hayatını altüst etti. 3 Eylül 1915 tarihinde hakkında tutuklama kararı çıkarıldı ve hapsedildi. Altı gün sonra diğer Ermeni mahkûmlarla birlikte İzmit’e gönderildi. Çıplakyan’a göre tek suçu Ermeni olarak doğmaktı. Hapishanede üç gün geçirdikten sonra, Konya’ya gönderildi. Konya ‘yolculuğu’ sırasında ona eşlik eden jandarma, beş kuruşa altın saatini satın almak istedi. Önce saatini satmayı reddetti, fakat jandarma öldürmekle tehdit edince, saatini satmak zorunda kaldı. Jandarmanın rahatlıkla onu öldürmekle tehdit etmesinden ötürü, kurtuluş için tek yolun kaçmak olduğuna karar verdi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: small;">Gönüllü tutsak</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Konya istasyonuna varıldığında, Çıplakyan tuvalete gider gibi yaparak başındaki refakatçiyi atlattı ve bir at arabasına atlayarak kaçmayı başardı. Bazı Ermenilerin yardımıyla üç ay boyunca bir Rum evinde mülteci olarak, kendi deyimiyle gönüllü tutsak olarak yaşadı. Konya’da Ermenilere yapılan baskı arttıkça tedirgin oluyordu. Her zaman sekiz kişilik ailesini düşünüyordu. Bu nedenle İstanbul’daki evine gitmek için ikinci bir kaçış planı yaptı. Tren görevlilerine rüşvet vererek ticari bir araca girmeyi başardı ve gizlenmek şartıyla, evine güvenli bir şekilde ulaşabildi. Buna rağmen, polis onun kaçışından haberdar oldu ve yakalanarak, üç gün hapiste kaldı. Polisler ondan kaçışına yardım edenlerin isimlerini vermesini istediler fakat o bunu reddetti. Bu nedenle işkenceye maruz kaldı. Bu sırada, karısı bazı görevlilere 200 lira rüşvet vererek serbest kalmasını sağladı, fakat özgürlüğü kısa sürdü. Reşad adındaki baş komiser Çıplakyan’a, eğer hükümete hizmet ederse kolayca özgür kalabileceğini söyledi. Özgürlüğü karşılığında da tüm zararlı Ermenilerin listesini vermesini teklif etti. Çıplakyan da bu tür insanları tanımadığını söyledi. Bu cevap karşısında sinirlenen Reşad, Çıplakyan’ın öldürülene kadar dövülmesini emretti. Karısı bazı görevlilere 300 Türk lirası rüşvet verdi ve Çıplakyan üç ay daha özgür kaldı.<br />
Çıplakyan’ın ikinci sürgünü 3 Şubat 1916 tarihinde başladı. Bir sivil görevli ofisine geldi ve İstanbul’da kalabilmesi için Reşad Bey’e 500 lira ödemesi ve İslamiyeti kabul etmesi gerektiğini söyledi. Aksi takdirde tekrardan sürgün edileceğini, fakat bu sefer geri dönemeyeceğini söyledi. Çıplakyan parayı ödemeyi ve din değiştirmeyi reddetti ve tutuklandı. Şaşırtıcı bir şekilde üç gün sonra serbest kaldı. Bu durumdan yararlanarak ailesine para sağlamak için dükkânındaki bütün malları çok ucuz fiyata sattı, çünkü kendisini neyin beklediğini bilmiyordu. Hükümet sürgüne gönderilen diğer Ermenilere yaptığı gibi dükkânına el koyup, bütün mallarını satabilirdi. Karısına da “benim hayatımı kurtarmak için daha fazla rüşvet verme, çünkü artık bunun hiçbir şeye faydası yok, ölmek benim kaderimde” dedi.<br />
6 Şubat 1916 tarihinde, Çıplakyan tekrar tutuklandı ve Konya’ya gönderildi. Burada onlara kendi harcamalarını kendilerinin ödeyecekleri söylendi. İki jandarma ve iki polisin gözetimi altında önce Ulukışla’ya en sonunda da Tarsus’a gönderildi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: small;">İstanbul’a dönüş</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Çıplakyan, Tarsus’ta serbest bırakıldı ve orada bir Ermeni ailenin yanında kalacak yer buldu. Fakat burada da baskı her geçen gün şiddetleniyordu. Her gün yeni tutuklamalar duyuluyordu. Çıplakyan sonunun yaklaştığını düşünerek yeniden kaçmaya başladı. Bir Rum ismi edinerek, bir bakkal dükkânında çalışmaya başladı, müşterilere viski götürüyordu. Onun Ermeni olduğundan şüphelenildiğinde yerini değiştirdi ve Kuşçular’a gitti. Bir Alman şirketi için, Burgaz ormanlarında oduncu olarak çalıştı. Yaşı itibariyle bu işi yapmak onu zorluyordu, çünkü iki saat yukarı tırmanması, 10 saat boyunca odun kesmesi ve kestiği odunları taşıması gerekiyordu. Bu nedenle Taşdurmaz’a gitti ve orada Alman İnşaat Birliği’nde iş edinmeye çalıştı. Manavda hizmetçi olarak çalışmaya başladı. Birkaç ay sonra da manavın sorumlularından biri oldu. Görevi 2500 askere ve tünel inşaatında çalışan işçilere erzak dağıtmaktı. Ateşkes ilan edilene kadar bu işte çalışmaya devam etti. 18 Kasım 1918 tarihinde de İstanbul’a döndü.<br />
1915 öncesinde Çıplakyan uluslararası işlerle uğraşan varlıklı bir adamdı. 1913 yılında Manchester’da Chazaros Çıplakyan and Co adında bir imalat atölyesi kurmuştu ve Manchester’daki bütün bankalar onu tanıyordu. Fakat üç yıl sonra burayı bırakmak zorunda kaldı. İstanbul’daki Osmanlı Bankası, Deutsch Orient Bank ve Bank of Athens gibi bankalarla da ilişkisi vardı. Geçmişteki parlak durumunu ortaya koyarak, savaş sırasındaki kayıpları için tazminat almayı umuyordu. Ona göre, kayıpları yalnızca kendi sürgünüyle alakalı değildi, aynı zamanda iç bölgelerdeki tüm Ermenilerin sürgüne gönderilmesi de onun tüm ticari ilişkilerini bitirdi.<br />
İngiliz Komisyonu’ndan kayıplarının hakkaniyetli bir şekilde tazmin edilmesini isteyen Çıplakyan’ın başvurusu, mantıklı bir sebebi olmadığı gerekçesiyle reddedildi. Bu dilekçeyi 15 Ocak 1919’da kaleme alan Çıplakyan, o tarihte Kadıköy, Büyük Sakız Ağacı, Bahariye Sok. 31 numarada yaşıyordu. Ne yazık ki yaşama inatla tutunan bu cesur adamın 1919’dan sonra neler yaşadığını bilemiyoruz.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: small;">Çıplakyan’ın Kayıpları:</span></strong></p>
<ol style="text-align: left;">
<li>İstanbul’da kaybettiği tüm sermaye 12,000</li>
<li>Türk hükümeti tarafından satılan Bursa’daki makineleriyle birlikte işleme     fabrikası ve bir dükkân 3,000</li>
<li>Sürgün sırasında %50 düşük fiyata sattığı mallarının, gerçek fiyatı 33,000</li>
<li>Bir Türk memur tarafından dört yıl boyunca hiçbir kira ödemeden işgal edilen ve bütün mobilyalarının atıldığı Büyükdere’deki evi (Kira ve mobilya bedeli) 700</li>
<li>Çemberlitaş’ta bulunan hanın kiracısı sürgünden yararlanarak dört yıl boyunca       kira ödememiştir, bedeli 840</li>
<li>Hiçbir kira ödenmeyerek, yetkililer tarafından yetimhaneye çevrilen Giresun’daki evinin kira bedeli 800</li>
<li>Fındık tarlasının dört yıllık hasılatı 700</li>
<li>Savaştan önce kendileri ile birlikte yaşamak üzere İstanbul’a gelen, Giresun’da bıraktığı parası ve mücevherlerine devlet tarafından el koyulan ve dört yıldır fındık tarlasının hasılatını alamayan kızkardeşinin toplam zararı 5,000</li>
</ol>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: small;">TOPLAM 56,040 Lira</span></strong></p>
<p style="text-align: left;">Çıplakyan’ın bu süreçte kaybettiği sadece sermayesi ve mülkleri değildi. Kardeşi dahil olmak üzere pek çok yakınını soykırımda kaybeden Çıplakyan yakınlarının zor durumda kalan aileleri için de talepte bulundu. Çıplakyan bu talepleri dile getirirken Rumları şahit göstermişti, çünkü Giresun’da Ermeni kalmamıştı.</p>
<p style="text-align: left;">Çıplakyan’ın Giresun’da kaybettiği yakınları:</p>
<p style="text-align: left;">Kardeşi, Vahan Çıplakyan – tüccar ve toprak sahibi<br />
Dört kardeş olan kuzenleri, Vartan, Hovannes, Kaloust ve Manuk Çıplakyan –  tüccar ve toprak sahibi<br />
Diğer üç kuzeni Vartan, Hovannes, Manuk Takacıyan – tüccar ve banker<br />
Agop Aglamıçyan – tüccar, banker ve toprak sahibi<br />
Agop Tacikyan – tüccar ve toprak sahibi<br />
Agop Culemiryan – tüccar ve toprak sahibi<br />
Hovannes Hulemiryan – tüccar ve toprak sahibi<br />
Karnik Galonyan – tüccar ve toprak sahibi<br />
Dikran Zoryan – tüccar ve toprak sahibi<br />
Mikael Elbizyan – tüccar ve toprak sahibi<br />
Danyel Altunyan – tüccar ve toprak sahibi<br />
Haçik Mazmanyan – tüccar ve toprak sahibi</p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>Çıplakyan’ın dilekçesi İngiliz Devlet Arşivleri’nin  şu katalogundan alınmıştır: FO.608.245.2, Claim of Mr. Tchiblakian, 3 Mart 1919.</strong></em></p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: <a href="http://www.agos.com.tr/index.php?module=news&amp;news_id=16738&amp;cat_id=3" target="_blank">Agos</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/09/el-koyma-imha-ve-kolonilestirme-sureci-olarak-1915-ve-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vakıf malları değil gayrimüslimlerin vatandaşlık hakları</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/09/vakif-mallari-degil-gayrimuslimlerin-vatandaslik-haklari/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/09/vakif-mallari-degil-gayrimuslimlerin-vatandaslik-haklari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Sep 2011 05:12:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Azınlık hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim Vakıflar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4142</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar  Dün rahmetli Hrant’ın doğduğu gündü. Elleriyle inşa ettiği ama gaspedilen Tuzla Kampı Hrant vakıflar konusundaki adaletsizliklerin telafisi için çok uğraşırdı. Zira bu azınlıklar için vatandaşlık hakkının da ötesinde bir hayat hakkı meselesiydi. Buradan bakınca hükümetin gayrimüslim vakıflarıyla ilgili 75 yıllık ızdırabı kısmen de olsa bitiren kararı önemli. Vakıflar Kanunu’na eklenen geçici madde ‘Cemaat <a href='http://www.durde.org/2011/09/vakif-mallari-degil-gayrimuslimlerin-vatandaslik-haklari/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2011/09/vakif-mallari-degil-gayrimuslimlerin-vatandaslik-haklari/azinlik-aihm-vakif-azinliklar-azinlik-mallari-azinlik-vakiflari/" rel="attachment wp-att-4143"><img class="alignleft size-full wp-image-4143" title="azinlik-aihm-vakif-azinliklar-azinlik-mallari-azinlik-vakiflari" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/azinlik-aihm-vakif-azinliklar-azinlik-mallari-azinlik-vakiflari.jpg" alt="" width="224" height="156" /></a>Cengiz Aktar </strong></p>
<p style="text-align: left;">Dün rahmetli Hrant’ın doğduğu gündü. Elleriyle inşa ettiği ama gaspedilen Tuzla Kampı Hrant vakıflar konusundaki adaletsizliklerin telafisi için çok uğraşırdı. Zira bu azınlıklar için vatandaşlık hakkının da ötesinde bir hayat hakkı meselesiydi. Buradan bakınca hükümetin gayrimüslim vakıflarıyla ilgili 75 yıllık ızdırabı kısmen de olsa bitiren kararı önemli. Vakıflar Kanunu’na eklenen geçici madde ‘Cemaat vakıflarının 1936 yılında beyan ettikleri tüm taşınmazları, mezarlıkları ve çeşmeleri adlarına tescil edileceği ve üçüncü şahıslar adına kayıtlı olan taşınmazların rayiç değerinin ise Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce cemaat vakıflarına ödeneceği’ne hükmediyor.<span id="more-4142"></span></p>
<p style="text-align: left;">Mart 2003’te Hrant bana şunları yazmış: ‘Türkiye’de gayrimüslim azınlıkların hakları Lozan Antlaşması’yla garanti altına alındı. Lozan sadece laik cumhuriyetçilerin baş tacı ettiği kurucu sözleşme değil biz azınlıkların da sığındığı koruyucu şemsiyemiz. Lozan’ın birçok maddesi azınlıkların yeni okullar, yeni kurumlar, yeni vakıflar kurabileceğini zikreder. 37. maddesi ise azınlıkları koruma altına alan bu maddelerin bundan böyle herhangi bir kanun ve yönetmelikle yok sayılamayacağını yeni kanunların bu maddelerden üstün sayılamayacağını belirtir. Ne var ki Cumhuriyet devrinde çıkarılan bazı kanunlar -bu arada Medeni Kanun’da yer alan ve biz azınlıklara da uygulanmak istenen ‘cemaat yararına vakıf kurulamaz’ ilkesi- bal gibi Lozan’a aykırıdır.’</p>
<p style="text-align: left;">Mesele bununla da sınırlı değil. Yine Hrant’a sözü verelim. Şubat 2008’de NTV’nin sitesinde yayımlanan izahatında şunları hatırlatıyor: ‘1936 yılında çıkan yeni Vakıflar Yasası ile devlet kilise vakıflarımızdan bir beyanname istemiş, ‘ne mülkünüz varsa bir liste halinde verin’ demiş. Aradan 40 sene geçmiş, 1974 senesinde Yargıtay Genel Kurulu bir karar vermiş ve ‘azınlık vakıflarının 1936 yılında vermiş oldukları beyanname dışında mal edinme hakları yoktur, dolayısıyla bu tarihten sonra edinilmiş bütün mallar, ister bağış, ister satın alma yoluyla elde edilmiş olsun eski sahiplerine iade edilecektir’ demiş. O gün bugün kira gelirleriyle çocuklarımızı okuttuğumuz mülklerden 40’ı (Ermeni cemaatine ait) elimizden bu yolla alınmıştır. Bu mülkler, vakfetmiş olanın eski mirasçısına da geri gitmemiştir. İade edilecek mülkler özenle seçilmekte ve mirasçıları ölmüş olduğu için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçmektedir. Bu süreç her yıl parça parça açılan davalarla yürüdüğü için, 1936 sonrasında bağış ya da satın alma yoluyla intikal etmiş 120 mülk henüz elimizdedir. Herhalde bunların iadesi için mirasçılarının ölmesi beklenmektedir.’</p>
<p style="text-align: left;">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1974 tarihli ve E 1971/2.82 K /505 sayılı korkunç hükmünde azınlıklar Türk olmayan yabancılardı, bunların tüzel kişilikleri de gayrimenkul edinemezdi. (Konuyla ilgili derli toplu bir çalışma Dilek Kurban ile Kezban Hatemi’nin 2009 TESEV yayını ‘Bir Yabancılaştırma Hikâyesi: Türkiye’de Gayrimüslim Cemaatlerin Vakıf ve Taşınmaz Mülkiyet Sorunu’)</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Hükümetin ilkeli pragmatizmi</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bu adaletsizliğe karşı cemaat vakıflarının gayrimenkul sahibi olma hakkına ilişkin AİHM içtihadı 2007’de oluştu. Bundan önce hükümet kanunu iki kez (2002 ve 2003) değiştirdi, yetmeyince 2008’de yeniden yaptı. Değişiklikler her defasında yetersiz kaldı ve AİHM 2007 içtihadına dayanarak Türkiye aleyhine tazminat ve iade kararları vermeye başladı. Hükümetin son kararının biraz da gelmekte olan çığ gibi tazminatları önlemek olduğu açık. Ama 2002 yılından bu yana sorunu çözme azmi de bir o kadar açık. Vakıflar Genel Müdürü’nün dediği gibi bu bir lütuf da değil, hakkın iadesi. Son karar, sorunları tamamen çözmese de büyük bir adım mahiyetinde. Yargıtay’ın 1974’te aldığı karardan bu yana resmen ‘yabancı’ muamelesi gören gayrimüslim vatandaşlarımızın vatandaşlık haklarının tescili.</p>
<p style="text-align: left;">Diğer taraftan hükümetin adımı tatil rehavetine rastlamış olsa da bu konuda son derece olumsuz bir sicile sahip olan CHP’den tık yok. Hani şu Vakıflar Kanunu’nun tüyler ürpertici gerekçelerle iptali için geçen yasama döneminde Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş ama sonuç alamamış olan CHP’nin. Grup başkan vekili olarak Kılıçdaroğlu’nun da imzasını taşıyan başvuruda şöyle ifadeler vardı: ‘Türkiye’de kurulu olan cemaat vakıfları, o cemaatin tüm dünyadaki mensuplarını vakıf tüzel kişiliği çerçevesinde örgütleyebilecektir. Cemaat esasına dayalı bu tip bir örgütlenme, sınırsız bağış ve yardım alabilme imkânlarıyla birlikte, Türkiye’nin Milli Güvenliği ve sair ulusal çıkarları açısından büyük tehlikedir.’ Kendisiyle hesaplaşmayı CHP’ye bırakalım.</p>
<p style="text-align: left;">Sonuçta şu açık: Mütedeyyinler ve AK Parti, İttihatçı/Kemalist ideolojinin gayrimüslimleri, Türk veya Sünnî olmayan Müslümanları en az kendileri kadar gayrimeşrulaştırdığını ne kadar çok anlar, çekilen acı ve hakikatlerin ortaya çıkmasına ne kadar önayak olur, adaletsizliklere tüm dışlanmışlarla birlikte ne çareler bulur ve böylece bu ideolojilerden ne kadar uzaklaşırsa demokrasi o ölçüde yerleşecek.</p>
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/09/vakif-mallari-degil-gayrimuslimlerin-vatandaslik-haklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azınlık vakıflarının mallarına ilişkin kararname sorunları çözmüyor</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/09/azinlik-vakiflarinin-mallarina-iliskin-kararname-sorunlari-cozmuyor/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/09/azinlik-vakiflarinin-mallarina-iliskin-kararname-sorunlari-cozmuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2011 10:02:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rapor/Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Azınlık hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim Vakıflar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4070</guid>
		<description><![CDATA[27 Ağustos günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na eklenen 11. geçici madde kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. 28 Ağustos Pazar günü, 162 cemaat vakfının ev sahipliğinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bakanların katıldığı iftarın hemen öncesinde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile, daha önce el konulan gayrimüslim vakıf mülklerinin iade edileceği <a href='http://www.durde.org/2011/09/azinlik-vakiflarinin-mallarina-iliskin-kararname-sorunlari-cozmuyor/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2011/09/azinlik-vakiflarinin-mallarina-iliskin-kararname-sorunlari-cozmuyor/vakif-mallari-2/" rel="attachment wp-att-4071"><img class="alignleft size-full wp-image-4071" title="vakif-mallari" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/vakif-mallari1.jpg" alt="" width="225" height="176" /></a>27 Ağustos günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na eklenen 11. geçici madde kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. 28 Ağustos Pazar günü, 162 cemaat vakfının ev sahipliğinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bakanların katıldığı iftarın hemen öncesinde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile, daha önce el konulan gayrimüslim vakıf mülklerinin iade edileceği haberleri gündemi sarstı. Gazete ve internet sitelerinin manşetlerinde “Tek maddelik devrim”, “Gayrimüslimlere Bayram hediyesi”, “Görülmemiş jest”, “Bütün mallara iade” başlıklarıyla duyurulan kanun değişikliği, gayrimüslim din adamları ve vakıf yönetimleri tarafından da övgüyle karşılandı. <span id="more-4070"></span>Ancak bu ilk heyecanın ardından, KHK metni incelendiğinde, düzenlemenin bazı olumlu değişiklikler sağlasa da, mevcut sorunlara kökten bir çözüm getirmediği, el konan pek çok mülkün iadesini kapsamadığı ortaya çıktı. İade edilmeyeceği belirtilen mülkler arasında Tuzla Çocuk Kampı ve Bomonti Mıhitaryan Rahipleri Okulu da var.</p>
<p style="text-align: left;">Yapılan değişikliğe göre, cemaat vakıflarının 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup, malik hanesi açık olan taşınmazları, 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazlarıyla, 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri, 12 ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclis’in olumlu kararından sonra ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilecek. Vakıflarca satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan, üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların, Maliye Bakanlığı’nca tespit edilen rayiç değeri, Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenecek. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenecek.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>HAZIRLAYANLAR:</strong> ROBER KOPTAŞ, FERDA BALANCAR, SAHAG GÜRYAN, YORGO DEMİR HRANT KASPARYAN, BERİL ESKİ<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: medium;">KHK’DAKİ SORUNLAR</span></strong></p>
<ol style="text-align: left;">
<li>Yapılan değişikliğin öncelikle 36 beyannamesine kayıtlı taşınmazlar ile mülk iadesini sınırlı tutması, bir mal beyannamesi olarak hazırlanan ve akabinde cemaat vakıflarının mal varlığını sınırlayan hukuka aykırılığı devam ettiriyor. Beyannamenin hak gasp eden ve hukuka aykırı bir forma sokulan içeriği korunarak, beyanname dışında kalan mülklere ilişkin haklar konusunda atılacak adımlara da bazı sınırlamalar getiriliyor. Geçmiş tecrübeler, bürokrasinin bu tip durumlarda zorluk çıkarma eğiliminde olduğunu gösteriyor.</li>
<li>KHK uyarınca ‘kamulaştırma’ların uygulama dışında bırakılması önemli bir sorun. Çünkü Türkiye’de kamulaştırmalar, hakkaniyetli bir zemine oturmuyor. Hele gayrimüslimlerin malları söz konusu olduğunda, kamulaştırma uygulaması bizzat ‘gasp’ anlamına gelebiliyor.</li>
<li>KHK 36 Beyannamesi uyarınca eski sahibine iade edilen mülklerin tazmin edilmesini öngörmüyor. Oysa bu durumdaki Tuzla Çocuk Kampı veya Bomonti Mıhitaryan Rahipleri İlkokulu binası, devletin haksız iade kararının ardından, eski sahipleri tarafından satılmıştı. Bu durumda, bu mülklerle ilgili bir tazminat ödenmeyecek.</li>
<li>Mezarlıklar, bazı vakıflarca “mal” kategorisinde değerlendirilmediği için 36 Beyannamesi’ne eklenmemişti. KHK mezarlık tescillerini beyannamede bulunma koşuluna bağladığı için, bu durumda olan mezarlıklar vakıflar adına tescil edilmeme tehlikesiyle karşı karşıya.</li>
<li>KHK’de yer alan, “Hazine, VGM, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazlar” ifadesi yeterli değil. Çünkü mazbut vakıflar adına kayıtlı mülklerle ilgili pek çok hukuksuz uygulama söz konusu. Maddeye, mazbut vakıflar adına kayıtlı taşınmazların da eklenmesi gerekirdi.</li>
<li>12 aylık başvuru süreci çok kısa. Daha önce de Vakıflar Kanunu’nda benzer bir iade süreci öngörülmüş ve bu süre kısa geldiğinden, tekrar uzatılmıştı. Bu süre, birçok bürokratik işlemin de öngörüleceği süreçte, yetersiz kalacaktır. Esasen, mülkiyet gibi temel bir hakkın iadesi için süre sınırlaması getirilmesi adil değildir.</li>
<li>“Meclisin olumlu kararından sonra” ibaresi ile, hakkın elde edilmesi süreci Vakıflar Genel Meclisi’ne bağlanıyor. Bu durum, verilecek kararların çeşitli dış etkenlere bağlı olması sonucunu doğurabilir. Ayrıca, Vakıflar Meclisini neye göre olumlu karar vereceği, bunun kriterlerinin ne olduğu soruları yanıt bekliyor.</li>
<li>Düzenleme, vasiyetlerin yargı tarafından iptali sonucunda vakıfların elinden alınan mülkler konusunda uygulamada yaşanan sorunların çözümüne dair bir yenilik getirmiyor.</li>
<li>Bir vakfın veya dini kurumun tüzel kişiliği olmadığı gerekçesiyle el konulan mülklerle ilgili çözüm hâlâ yok&#8230; Örneğin bazı Katolik ve Süryani vakıf mallarıyla ilgili bir tazmin öngörmüyor.</li>
<li>Daha önceki uygulamalarda bürokrasinin fazlalığı, bulunamayan veya bulunması mümkün olmayan belgelerin talep edilmesi, bütün kayıtların devlette mevcut olmasına rağmen tüm ispat yükünün cemaat vakıflarına bırakılması gibi sebeplerle hem süreç çok yavaş ilerlemiş, hem de yıldırıcı ve yorucu bir etki yaratmıştı. Bu hususların göz önünde bulundurulması ve yönetmeliğin taraflar arasında makul bir işlem yükümlülüğü getirmesi gerekir.</li>
</ol>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: medium;"><strong>Rum toplumu iyimser ama temkinli</strong></span></p>
<p style="text-align: left;">27 Ağustos’ta Resmi Gazetede yayımlanan KHK/651 ile vakıf mallarının iadesine ilişkin değişikliği Agos’a değerlendiren Vakıflar Meclisi üyesi Laki Vingas, “KHK çerçevesi içerisinde hükümet tarafından gösterilen iyi niyetin yönetmelikte ve uygulamada da süreceğinden eminim” dedi. 2003, 2008 ve en son 2011 yılındaki düzenlemeleri cemaat vakıfları lehine “sürekli gelişen istikrarlı bir süreç olarak gördüğünü” ifade eden Vingas, mazbutaya alınmış vakıf malların ve 1936 Beyannamesi’ne kaydedilmemiş taşınmazlarla ilgili süren belirsizlik hakkındaki iyimserliğini “yasada halen bazı eksikler vardır, fakat varolan bu eksiklerin de giderileceğini öngörmekteyim” sözleriyle ifade etti.</p>
<p style="text-align: left;">Öte yandan, Ekümenik Patrik Bartholomeos da geçtiğimiz günlerde Eğrikapı’daki Panağia Kilisesi’ndeki ayin sonrasında yaptığı konuşmada, vakıflar kanunundaki yeni düzenleme hakkında memnuniyetini ifade ederek, hükümetten benzer kararlar alacağına dair beklenti ve umutlarının olduğunu belirtti. Bartholomeos, konuyla ilgili olarak “Madem ki Türkiye bir hukuk devletidir, o halde her şeyin kanunsuzluk ve haksızlıkla değil de adalet içerisinde olması gerekiyor” dedi.</p>
<p style="text-align: left;">Bartholomeos, iftar yemeğinde Başbakan Erdoğan’ın kendisine bu kararın sadece bir başlangıç olduğu ifadesinden yola çıkarak benzer kararlar için de umut yüklü olduklarını sözlerine ekledi. Öte yandan, iyimser olmakla beraber konuya temkinli ve gerçekçi yaklaşan başka bir kesim de söz konusu. Görüşlerini sorduğumuz ve özellikle Rum toplumunu mülkiyet davalarında kazanımlar elde eden avukat Sadık Kater, mevcut değişiklikle ilgili henüz yönetmelik yayımlanmadığından şimdiden açık ve net bir görüş beyan etmenin doğru olmayacağını söylemekle beraber, yeni düzenlemenin bazı sıkıntılar getireceği kanaatini taşıyor.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Avukat Kater: Sıkıntılar yaşanabilir</strong></p>
<p style="text-align: left;">Av. Kater, “Cemaat vakıflarının –özellikle Rum ve Musevi vakıfların– en çok yakındığı konuların başında mazbutaya alınan vakıflar ve bunların taşınmazları konusudur. Oysa bu konuda herhangi bir düzenleme yok. Zaten Vakıflar Genel Müdürlüğü bu konuya kapanmış olarak bakıyor” derken, üçüncü kişiler adına kayıtlı taşınmazların rayiç bedellerinin Maliye Bakanlığınca ne şekilde tespit edileceği hususunun belirsizliğini koruduğunu ifade etti.</p>
<p>Şu ana kadarki uygulamada cemaat vakıflarının taleplerinin büyük çoğunluğunun mevcut yasa kapsamında olmadığı gerekçesi ile Vakıflar Meclisi’nce reddedilip yargıya taşındığını ifade eden Kater, daha önce cemaatin ileri gelenleri adına kayıtlı olup cemaat vakfının tasarrufunda iken tapu kaydındaki kişinin bulunamaması nedeniyle uzun süre kayyumla idare edilen ve daha sonra mahkeme kararlarıyla kamu kurumlarına devredilmiş taşınmazların durumu gibi pek çok sorunun da halen çözülmemiş olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Değişiklikle ilgili olarak çeşitli çevrelerden olumlu ve olumsuz tepkiler olduğuna işaret eden Kater, “Ne yazık ki basına yansıyan haberlere göre bazıları cemaat vakıflarının tüm mülkiyet sorunları çözülmüş gibi hükümete alkış tutmakta, oysa bazı çevrelerde bu karar soğuk duş etkisi yaratmıştır” diyor.</p>
<p>“Yapılan değişikliğin şüphesiz olumlu yönünün de bulunduğunu kabul etmek gerekir” diyen Kater, “Ancak, sıraladığım hususlar birlikte değerlendirildiğinde yapılan değişiklik, tüm sorunları çözemeyeceği gibi, yeni sorunlar yaratmaya da zemin hazırlayacağa benziyor. Umarım ki yanılmış olayım!” sözleriyle kaygılarını dile getirdi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Emlak Komisyonu Başkanı Etesya Tırtır: Tüm mülkler kolayca tescil edilmeli</strong></p>
<ul style="text-align: left;">
<li>Kararname, 2008 yılında yürürlüğe giren Vakıflar Yasası’na bazı önemli yenilikler getiriyor. 36 Beyannamelerinde olup da şimdiye kadar vakıflara iadesi yapılmayan birtakım mülkler bu kararname ile geri alınabilecek. Bunu iyi değerlendirmek lazım. Ortak Emlak komisyonu olarak biz çalışmalarımızı başlattık. Vakıflarla tekrar bir araya gelip yeni başvurular yapmak üzere dosyaları hazırlayacağız.</li>
<li>36 beyannamelerinde yazılan, daha sonra el konulup ikinci ve üçüncü şahısların eline, belediyelere, hazineye geçen mülklerin iadesi söz konusu. Esasında, biz Vakıflar Yasası’nın geçici 7. Maddesi kapsamında bu başvuruları yapmıştık ama bu başvurularımız reddedilmişti. Şimdi tekrar başvuracağız.</li>
<li>Üçüncü kişilere geçen mülklerin durumu biraz karışık. Mesela Diyarbakır Kilisesi Vakfı’nın 190 mülkü var, belediye zamanında geçici tapu vermiş Ahmet’e, Mehmet’e… Tapuya bakıldığında vakıf adına görülüyor mal, ama üzerinde başkası oturuyor geçici tapuyla. Bunlar zaten davalıktı. Bu tür mülklerin geri alınabileceğini umuyoruz.</li>
<li>Halıcıoğlu Surp Istepannos Vakfı’nın üçüncü şahıslara geçen mülkleri var. 36 beyannamesinde olmasına rağmen önceki başvurumuzda reddedilmişti</li>
<li>Kanun açık değil, sadece 36 beyannamesinde yazması yetmiyor, belge de isteniyor. Çoğu vakıfta belgeler de yok. Vakıflar müdürlüğü el konan mülkleri biliyordur, ama yine de belge istiyor. Belge yoksa mülk de yok diyor. Oysa onda belgeler var, ama çıkarıp bize vermiyor. beyannamesinde yazılı olan her mülk için yapılacak başvurunun olumlu değerlendirilmesi gerekiyor. Devlet el koymuş olabilir, belediyeye geçmiş olabilir, kısaca ne şekilde olursa olsun iade edilmesi gerekiyor. Çünkü devlet 1936’da o mülklerin bizim olduğunu kabul etmiş…</li>
<li>Bu kararname ile mezarlıkların mülkiyetinin de vakıfların üzerine geçmesi gerekiyor. Onlarla ilgili başvurular yapacağız. Kanuna göre, elimizde tapu olsa bile mezarlıklar belediyelere bağlıdır. Üsküdar’ın, Halıcıoğlu’nun tapuları yok ve o mezarlıklar belediyenin görünüyor.</li>
<li>Önceki kanun 36’dan sonra alınan mülklerin iadesini içeriyordu. Ama 1912 Beyannamesi hiç dikkate alınmıyor.</li>
</ul>
<p style="text-align: left;"><strong>Avukat Setrak Davuthan: Bazı önemli eksikler var</strong></p>
<ul style="text-align: left;">
<li>İktidar, 1974’te Yargıtay Genel Kurulu’nun vermiş olduğu talihsiz kararla oluşan hak ihlallerini giderebilmek için bazı adımlar atıyor. Daha önce durumun düzeltilebilmesi için değişiklikler yeterli olmadı. Bu bağlamda, bir tür ‘tadil eden’ yeni bir kararname yayımlandı.</li>
<li>Devrim mahiyetinde bir kararname olmadığı kanaatindeyim. Bazı gereksinimlerin giderilmesi için siyasi iradenin ortaya koyduğu olumlu bir tavır. Fakat bazı hükümlerin gözden geçirilmesi ve eksik noktaların giderilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ümit ediyorum ki, kararnamenin yürürlüğe girmesi için çıkacak olan yönetmelikte kararnameyi kısıtlayacak hükümler yer almaz.</li>
<li>Kararnamenin kapsadığı taşınmazları iki grupta değerlendirmek mümkün. 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olan taşınmazlar. Bunun dışında, hayırseverler tarafından vasiyet edilen veya bağışlanan taşınmazlar.</li>
<li>1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olan taşınmazlar, üç grupta özetleniyor: malik hanesi açık olanlar; kamulaştırma, satış, trampa yoluyla Hazine’ye, VGM’ye veya belediyelere geçmiş olanlar, kamu kurumları adına tescil edilen mezarlık ve çeşmeler yer alıyor.</li>
<li>Ermeni vakıfları bakımından malik hanesi açık olan taşınmazlar yok denecek kadar az. Bu daha çok Rum vakıfları için etkili olabilir.</li>
<li>Kararnamede eksiklikler var. Mesela, 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup da, kararnamedeki kriterlere uymayan mülkler var. İkinci veya üçüncü kişilere, yani özel şahıslara değil de, kamu kuruluşunun gözetiminde ve temsilinde görünen yani hükmi şahıslara geçmiş olan mülkler var. 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olmasına rağmen, mesela bugün Valide Sultan Vakfı’na geçmiş olan veya idaresi ya da temsili Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan taşınmazlar var. Kararnamenin içeriğinden anlaşıldığı kadarıyla bu mülkler için yapılan müracaatlara olumlu yanıt gelmeyecek. Bu taşınmazların kapsam dışı bırakılması ciddi bir eksiklik.</li>
<li>Mezarlıklar konusunda da eksiklik söz konusu. Vakfa ait olan bir mezarlık, ya 1936 Beyannamesi’nde kaydedilmişse ne olacak? Bazı vakıflar, mezarlıkların bir mülk olmadığını varsayarak kaydettirmemiş olabilir. Dolayısıyla, kayıtlı olmadığı gerekçesiyle mezarlıkların iadesi konusunda da ret kararı tehlikesi var. Oysa, kararnamede, “ilgili vakfın kullanımında olan mezarlık” ifadesi olsaydı, bu tür bir eksiklik olmazdı.</li>
<li>Tapu kayıtları iptal edilirken, eski kaydın ihyası talebiyle davalar açılmış. Yani tapunun vakıf adına değil, mülkü bağışlayan şahıs adına tescil edilmesi söz konusuydu. Daha sonra bağışlayan şahsın mirasçısız vefat etmesinin ardından Hazine’ye geçen mülkler var. Bu mülkler vakıf adına tescil edilmediğinden iadesi konusunda sorun yaşanabilir.</li>
<li>Kararname, sadece 1936’da beyan edilen mülklerle sınırlı. Yani 1936 Beyannamesi vermek suretiyle kendini vakıf olarak tescil ettiren kurumlar bu kararnameden yararlanabilecek. Fakat, 1936’da beyanname sunmayan ama hâlâ faaliyette olan vakıflar var. Keldani toplumunda böyle bir durum söz konusu. Onların taşınmazları ne olacak?</li>
</ul>
<p style="text-align: left;">Ayrıca, bu yasa yürürlüğe girdiğinde ülke sınırları dahilinde olmayan Hatay ili var. Oradaki gayrimüslim toplumunun 1936’da Ankara’daki Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne beyanname vermesi zaten söz konusu olamazdı.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Avukat Sebu Aslangil: Devrim değil kazanım<br />
</strong></p>
<ul style="text-align: left;">
<li>Üç yenilik göze çarpıyor bu kararnamede, ilki mezarlıkların durumu: Vakıflar yasasında Mezarlıkların durumuna değinilmemişti ve mezarlıkların durumuna açıklık getirilemedi. Bu kararnamede, kamunun üzerinde görünen mezarlıkların iadesi edileceği söyleniyor.</li>
<li>İkincisi, malik hanesi boş yerler verilecek deniyor. Bu şu demek: Kadastro tespiti sırasında kimsenin üzerine yazılamayan yerler vardır. Yani aslında bir kilise vakfınındır da, kilise belge sunmadığı için, geçmişte kilisenin olup da doğrudan kilisenin üzerine yazılmayan yerlerdir bunlar. Eğer malik hanesi boş ve vakıf da bu yerin geçmişte kendisine ait olduğunu ispat ederse, o mülkü iade edecekler.</li>
<li>Üçüncü bir düzenleme de vakıfların elinden çıkmış mülklerin iadesine dair. Fakat burada şart var: Bir şekilde tapusu iptal edilmiş ve kamu üzerine; yani hazine veya vakıflar genel müdürlüğü üzerine geçmiş olan mülkleri iade edeceklerini söylüyorlar talep halinde. Eğer hazineye ve VGM’ye geçen mülkler satılmışsa, bunları tazmin edecekler. Bu şekilde iade edilecek olan mülk sayısı çok az. Zaten ön şartlar var; kamulaştırma kapsam dışında tutuluyor ki çok büyük haksızlık yapılmıştır bu alanda.</li>
<li>Önemli bir konu da, tapuları iptal edilip eski sahiplerine dönen mülkler de iade edilmiyor. Tuzla örneği mesela. Bir başka olumsuz bir şart da, vakıflar meclisinin onayı aranacak olması. Niye böyle bir onay arıyorlar, anlaşılır değil.</li>
<li>Kararname kamuoyuna yansıdığı gibi ‘devrim’ şeklinde yorumlanması abartılı, maalesef devrim değil. Ama yine de bir kazanımdır.</li>
<li>Daha önceki uygulamalar sırasında da üzerinde durduğum bir konu vardı: Bu tür ihtilaflarda süre konuşmaması gerekir. Bu bir hak ihlalidir, mülkiyet hakkının ihlalidir. Diyelim iki yıl sonra bir belge buldum, ne olacak?</li>
</ul>
<p style="text-align: left;"><strong><span style="font-size: large;">“Meclis’in kararları olumlu olacak”</span><em><br />
</em></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><em>Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem, Vakıflar Meclisi’nin 36 Beyannamesi’nde yer alan mülklerle ilgili müracaatlara olumlu yanıt vereceğini söylüyor</em></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>• 12 aylık başvuru süresi kısa değil mi?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bu süre yeterli. 1936’da beyan edilen mallarla ilgili olarak 12 ay yeterli, hatta fazla bile, zira bunlarla ilgili başvurular bizde zaten var. Ve bu başvurular zaten değerlendirildi. Rayiçle ilgili uygulamayı ise ilk defa getirdik ve bir süre koymayı da düşünmüyoruz.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>• Belge toplama ve işlem yükümlülüğü hafifleyecek mi?<br />
</strong></p>
<p style="text-align: left;">36 Beyannamesi’nde kayıtlı olan ve kamulaştırma, satış ve trampa dışında bir nedenle el değiştiren mallar için bir belge aramıyoruz zaten. Tabii şu var; 36 Beyannamesi’ne giren malların tapu bilgileri o günkü şartlara göre hazırlanmış. Biz istiyoruz ki onun noktasal olarak tapudaki bilgilerini de bize versinler. Beyannamedeki şu taşınmazımız tapuda şuna denk geliyor denmesi gerekir. Bunu başka bir mülke tecavüz etmemek için yapıyoruz. Beyannamedeki kayıt bilgilerini yeterli görüyoruz. Bunun dışında satın alınmış, bağışlanmış, vasiyet edilmiş malların belgelerini mutlaka istiyoruz. Biz zaten vasiyeti mahkeme kaydında, satışı tapuda görebiliyoruz. Bize tapu bilgisini versinler, biz tapuda sorgulamayı yapıyoruz. Ama deniyor ki Fatih’te bir dükkân… Bu asla bir gayrimenkul tanımı değil. Bazen de bir tapu bilgisi veriliyor, bakıyoruz tapu bilgisi doğru çıkmıyor. Bu bilgiye karşılık gelen gayrimenkul yok. Bu durumda bizim neresi olduğunu bilmediğimiz malı birisine vermemiz söz konusu olamaz.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>• AİHM’deki dava sayısının ciddi şekilde azalacağını öngörüyor musunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Biz AİHM’deki davalar için bu değişikliği yapmadık. Hakkaniyete uygun bir düzenleme yapmak istedik. Öte yandan AİHM’deki davalarla ilgili elimizde bir envanter yok. Bu envanter Dışişleri’nin elinde vardır. AİHM’deki davalarla Dışişleri ilgileniyor. Dışişleri bize başvurup açılan bir davayla ilgili bilgi ya da belge istiyor, biz o davadan o şekilde haberdar oluyoruz.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>• Kamulaştırma, satış ve trampanın dışarıda bırakılması sizce ne kadar adil?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Kamulaştırma gasp değildir. Sadece azınlık vakıfları ya da mallarıyla ilgili olarak da kamulaştırma yapılmıyor ülkemizde. Kamulaştırma yapılmışsa bedeli de ödenmiştir.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>• Peki ya o bedel çok düşükse, malın değerinin çok altındaysa?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bedel düşükse o zaman mahkemeye başvurup bu hakkın peşine düşülebilir. Mezarlıklarla ilgili düzenleme ise 1936’dan önce yapılmıştır. 36’dan önce yapılan işlemler bu düzenlemeye girmiyor. Eğer kamulaştırma bedeli ödenmeden kamulaştırılmış mallar varsa getirsinler, bunun bedelini ödeyelim.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>• Kamuoyunun yakından takip ettiği Tuzla Kampı’nın durumu ne olacak?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bu konuda ancak tavsiyede bulunabilirim. Tuzla Kampı ile ilgili hukuki girişim başlatılmalıdır. Mülk eğer Tuzla Kampı örneğinde olduğu gibi üçüncü şahıslara satılmışsa, ancak mahkemede hak aranabilir.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>• Tüzel kişiliği olmadığı için malları iade edilmeyen Süryani ve Katolik Vakıfları’nın durumu?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Biz Süryani Vakıfları’na 36’da tüzel kişilikleri olmadığı için beyanname vermemiş olsalar da tüzel kişilik verdik. Süryani Vakıfları’nın tüzel kişiliği vardır. Katoliklerde ise Ermeni Katolik cemaatinin tüzel kişiliği vardır. (Geçmişte, Fransız ve İtalyan Katolik kiliselerinin mülkleriyle ilgili de pek çok sorun yaşanmıştı. Örneğin, bugün Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nun yer aldığı, ‘Papazın çayırı’ adıyla anılan arazi de bunlardan biri – Agos)</p>
<p style="text-align: left;">Değişiklikte, ‘Vakıflar Genel Meclisi’nin olumlu kararı ile yürürlüğe girer’ deniyor. Bu ‘olumlu karar’ ifadesi kaygılara yol açıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Kararname çok açık. 36 Beyannamesi’nde adı geçen ve kamulaştırma, satış ve trampa hariç tüm işlemlerde vakıf lehine sonuçlanacak. Vakıflar bize güvensinler, biz bu kararnameyi çıkartırken bir haksızlığa son vermek için yola çıktık ve Meclis’in kararları da olumlu olacaktır. Bu konuda kimsenin şüphesi olmasın. Belge konusunda da bize bir tapu bilgisi sunmaları yeterli olacaktır. Bize sundukları tapu bilgisiyle beyannameye bakıp kararı vereceğiz. Başka bir şey istemeyeceğiz, yeter ki tapu bilgisi sağlıklı olsun. Daha önce olumsuz karar verdiğimiz örneklerde yasal düzenleme yoktu, bunun için olumsuz karar verdik. İşte bu yasal düzenlemeyle birlikte 36 Beyannamesi’nde belirtilen malları geri vereceğiz. Bürokratlar da sonuçta yasal düzenlemeye uymakla yükümlüdür.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>• Gayrimüslim kamuoyuna bir mesajınız var mı?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Özellikle 2003’ten bu yana gayrimüslimlerin sorunlarının çözümü yönünde önemli adımlar atıldı. Son KHK da bu sürecin bir parçası. Gayrimüslim vatandaşlarımız rahat olsunlar. Bu konuda gerçekleşecek uygulama da iyi niyetli bir şekilde sonuca ulaşacak. Ben cemaatlerin Başbakan’a verdiği iftar yemeğinde onların zaten güven içinde olduklarını gördüm. Bu güven haklı bir güvendir. Önümüzdeki dönemde de bize güvenmeye devam etsinler. Sorunları hep birlikte çözeceğiz.</p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: <a href="http://www.agos.com.tr/index.php?module=news&amp;news_id=16693&amp;cat_id=3" target="_blank">Agos</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/09/azinlik-vakiflarinin-mallarina-iliskin-kararname-sorunlari-cozmuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gayrimüslim haklarında büyük adım, fakat&#8230;</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/09/gayrimuslim-haklarinda-buyuk-adim-fakat/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/09/gayrimuslim-haklarinda-buyuk-adim-fakat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2011 05:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Azınlık hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4009</guid>
		<description><![CDATA[Baskın Oran AKP hükümetini gayrimüslim Türkiyeliler (GM’ler) açısından tebrik ederim. Onun iktidarında, bu insanlara ulus-devletin 1920’lerden beri yapageldiği mezalim epey azaldı. Son Kanun Hükmünde Kararname (KHK) bunun son örneği. Fakaaat, yine hemen söyleyeyim ki, bu öyle katiyen “Tek maddelik devrim” falan değil. Aşağıda maddeyi vereceğim ve sorunlu yerlerini “Sorun-1, 2, 3” vs. diye işaret ederek bilahare <a href='http://www.durde.org/2011/09/gayrimuslim-haklarinda-buyuk-adim-fakat/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2011/09/gayrimuslim-haklarinda-buyuk-adim-fakat/azinlik-vakiflari/" rel="attachment wp-att-4010"><img class="alignleft size-full wp-image-4010" title="azinlik-vakiflari" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/azinlik-vakiflari.jpeg" alt="" width="224" height="150" /></a>Baskın Oran</strong></p>
<p style="text-align: left;">AKP hükümetini gayrimüslim Türkiyeliler (GM’ler) açısından tebrik ederim. Onun iktidarında, bu insanlara ulus-devletin 1920’lerden beri yapageldiği mezalim epey azaldı. Son Kanun Hükmünde Kararname (KHK) bunun son örneği. Fakaaat, yine hemen söyleyeyim ki, bu öyle katiyen “Tek maddelik devrim” falan değil. Aşağıda maddeyi vereceğim ve sorunlu yerlerini “Sorun-1, 2, 3” vs. diye işaret ederek bilahare izah edeceğim. <span id="more-4009"></span><br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Madde metni </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong>&#8220;Geçici Madde 11: Cemaat vakıflarının a) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup malik hanesi açık olan taşınmazları, b) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle [Sorun 1] Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM), belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları [Sorun 2], c) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup [Sorun 3] kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri [Sorun 4], tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on iki ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclis’in (VGM Meclisi) olumlu kararından sonra [Sorun 5], ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilir [Sorun 6].<br />
Cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle [Sorun 7] Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Gelelim sorunlara </strong></p>
<p style="text-align: left;">Sorun 1: Bir defa, “kamulaştırma”lar dışarıda bırakılamaz. Çünkü bunlar bir tür gasp biçiminde yapılmışlardır. Kamu ihtiyacı vs. katiyen gözetilmemiş, el konulmuş, sonra da kamulaştırma amacı dışında kamuya ve özele peşkeş çekilmiştir. Ör. Pangaltı Ermeni Mezarlığı (Surp Agop) üzerinde bugün TRT binası, Askeri Müze, Divan ve Hilton otelleri vs. yükseliyor. Bu mezarlık 1934’te mahkeme kararıyla belediyeye geçtiğinden, bir mal listesi olan 36 Beyannamesi’nde de yoktur ve bu maddeden yararlanamaz. İkincisi, “satış” dışarıda bırakılamaz, çünkü devlet bağırta bağırta el koyup eski malike bedavadan iade etmiş, o da yeniden satmıştır. Bunlar tescil falan edilmeyecektir.<br />
Sorun 2: 36’da bulunan, ama mazbut (VGM’nin el koyduğu) bir vakıf adına tescil edilmiş mallar da bundan yararlanamaz, çünkü VGM Meclisi, “VGM değil, vakıf adına kayıtlıdır” diyecektir. Bunun engellenmesi için, tam buraya “…ve mazbut vakıflar adına kayıtlı bulunanlar” ibaresinin eklenmesi gerekirdi.<br />
Sorun 3: “36 Beyannamesi’nde kayıtlı” ibaresi çok sorunlu, çünkü yukarıda geçen muazzam Pangaltı Mezarlığı 36’da kayıtlı falan değildir. Kayıtlı olmayan mallar için bu KHK çözüm getirmiyor.<br />
Sorun 4: Mezarlıklar bazen “mal” kategorisinde mütalaa edilmemiş, vakıflarca kayda geçirilmemiştir. Bu kayıtsız mezarlıklar için de bu KHK’da çözüm yoktur. Kaldı ki, Lozan md. 42/3 şöyledir: “Türk hükümeti, gayrimüslim mezarlıklarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir.” 36’ya kayıtlı olsa da olmasa da, Lozan varken mezarlıkların zaten kılına dokunulamaz.<br />
Sorun 5: Tescil için VGM Meclisi’nin devreden çıkartılması gerekir. Meclis’teki GM temsilcisi Laki Vingas, Meclis’in olumlu yönde gittiği kanısında. Fakat Yunanistan’la bir anlaşmazlık çıktığını düşünün, bu Meclis derhal terslenebilir. Kaldı ki, yakın geçmişteki performansı tam bir felaket idi.<br />
Sorun 6: Görüştüğüm tecrübeli avukat Setrak Davuthan, tapu sicil müdürlüklerinin tescil için bir süredir sorun çıkarmadıklarını, yasa dışında ayrıca mahkeme kararı aramadan tescil yaptıklarını söylüyor. Bu, çok önemli bir gelişme. Fakat yarının ne olacağı bilinmez. Şimdi AB başkanlığında sıra Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’ne geldi, onun kimi taşkınlıkları Türkiye’deki havayı derhal değiştirebilir. Kaldı ki, tapu müdürlükleri daha düne kadar yasa falan dinlemiyor, malik değişikliği için ayrıca mahkeme kararı istiyorlardı.<br />
Sorun 7: Bu “Mal edinememe gerekçesi” terimi çok sorunludur, çünkü şu durumlara çözüm getirmez: a) Mahkeme kararıyla eski malik adına kaydedilmiş mallar. Ör. canım ciğerim Hrant’ın yetiştiği Tuzla Kampı’na el konulunca devlet orayı eski malikine parasız iade etti, o kişi de yeniden sattı. Geçmiş olsun! b) Malın iade edildiği eski malikin “gaip” olması (kaybolması) durumunda kayyuma devredilen ve 10 yıl sonra da devlete geçen mallar. Geçmiş olsun! c) Mahkemece vasiyetin iptali sonucu vakfın elinden alınan mallar. Burada KHK çok muğlak ve yetersiz. Bazı durumlarda, vasiyet sonucu vakfa tescil edilen bir mala devlet dava açmakta ve “eski kaydın ihyası”nı (yani, vasiyet edene geri verilmesini) istemektedir. Mahkeme bu yönde karar alırsa, mal eski malike geri döner. Bu durumda tazminat hayal olabilir. d) Kurumun tüzel kişiliği olmadığı gerekçesiyle el konulan mallar. Ör. Katolik ve Süryani vakıf malları. Fener Patrikhanesi’ne ait olan ama Fener’in tüzel kişiliği olmadığı için bir vakfa yazılı olup da el konulan Büyükada Rum Erkek Yetimhanesi ancak AİHM kararıyla geri alınabilmiştir.<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Esas sorun, kanunda </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong>KHK’yla getirilen bu Geçici Madde 11, 2008’de çıkarılan esas yasanın (no. 5737) sakatlıklarını düzeltebilmekten çok uzaktır.<br />
a) Md. 5/1 “Yeni vakıflar Medeni Kanun (MK) hükümlerine göre kurulur” diyerek GM’lerin yeni cemaat vakfı kurmasını engelliyor, çünkü MK md. 101/4 şöyle: “Belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek için vakıf kurulamaz.” b) Md. 7/2, mazbut vakıflara yönetici seçimini yasaklıyor. Bugüne kadarki uygulama: VGM önce vakıf seçimlerini engelledi, sonra da seçim yapılmıyor diye vakfı mazbut ilan etti (el koydu).<br />
c) Md. 25/1, uluslararası ilişki kurabilmesi için, bunun vakıf senedinde yazılı olmasını istiyor. GM vakıflarının senedi olmaz; fermanlarla kurulmuşlardır ve MK md. 101/4’e göre yeni vakıf kuramazlar.<br />
d) Geçici Md. 7: Bir defa, buradaki “tasarrufları altındaki mallar” terimi çok sorunlu, çünkü 36’da yazılı olup da ellerinden alınan mallar halen tasarruflarında değil. İkincisi, “Mal edinememe gerekçesiyle” terimi çok sorunlu, çünkü mal doğrudan devlete geçmişse tazminat alınabilir, ama “eski kayıt ihyası” gibi gerekçelerle araya başka malik sokulmuşsa, alınamaz. (Ayrıntı için bkz. D. Kurban, TESEV için rapor, 2007).<br />
<strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Sonuç </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong>Tekrar söylüyorum, AKP’nin bu konudaki çabalarını kutlarım. Fakat Vakıflar Yasası 2002 ve 2003’te değiştirildi, 2008’de de yenisi yapıldı. Hepsi de derhal bürokrasinin, ardından da yargının “yorumuna” uğradığı için bu hale geldi. Şimdi 2008 metni de değiştirildi. Bu da muğlak, bu da siyasal konjonktürde “yorumlanmaya” müsait. Durun, bütün bu gasp yılları içindeki kira vs. gelirleri ne olacak, ona değinmedim bile.</p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;Date=&amp;ArticleID=1062381&amp;CategoryID=42" target="_blank">Radikal 2</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/09/gayrimuslim-haklarinda-buyuk-adim-fakat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baskın Oran: Bu bir ‘tek maddelik devrim’ olmaktan uzak</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/09/baskin-oran-bu-bir-%e2%80%98tek-maddelik-devrim%e2%80%99-olmaktan-uzak/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/09/baskin-oran-bu-bir-%e2%80%98tek-maddelik-devrim%e2%80%99-olmaktan-uzak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Sep 2011 18:17:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Azınlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3947</guid>
		<description><![CDATA[AKP Hükümeti’nin geçtiğimiz günlerde çıkardığı bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile azınlıkların geçmişte gasp edilmiş mallarının bir bölümünün iadesi mümkün hale geldi. Bu olumlu bir gelişmeydi ve neredeyse bütün basında da benzer yorumlar çıktı. Hatta abartıp “devrim” diyenler bile oldu. Biz de ortaya çıkan durumu konunun uzmanına danıştık. Lozan, Azınlıklar ve Türk dış politikası konusundaki <a href='http://www.durde.org/2011/09/baskin-oran-bu-bir-%e2%80%98tek-maddelik-devrim%e2%80%99-olmaktan-uzak/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2011/09/baskin-oran-bu-bir-%e2%80%98tek-maddelik-devrim%e2%80%99-olmaktan-uzak/vakif-mallari/" rel="attachment wp-att-3948"><img class="alignleft size-full wp-image-3948" title="vakif-mallari" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/vakif-mallari.jpg" alt="" width="253" height="190" /></a>AKP Hükümeti’nin geçtiğimiz günlerde çıkardığı bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile azınlıkların geçmişte gasp edilmiş mallarının bir bölümünün iadesi mümkün hale geldi. Bu olumlu bir gelişmeydi ve neredeyse bütün basında da benzer yorumlar çıktı. Hatta abartıp “devrim” diyenler bile oldu. Biz de ortaya çıkan durumu konunun uzmanına danıştık.</p>
<p style="text-align: left;">Lozan, Azınlıklar ve Türk dış politikası konusundaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Baskın Oran’a DurDe internet sitesi ve Facebook sayfası için azınlık mülkleriyle ilgili çıkarılan KHK’nın eksiklerini sorduk. Baskın Hoca her zamanki çarpıcı ve net üslubuyla durumu özetledi. <span id="more-3947"></span></p>
<p style="text-align: left;">Baskın Oran:</p>
<ul>
<li style="text-align: left;"> “Tamam. AKP hükümetleri şimdiye kadarki bütün Cumhuriyet hükümetlerinden daha fazla eğildi Gayrimüslim sorunlarına. Fakat bu bir “tek maddelik devrim” olmaktan uzak.</li>
<li style="text-align: left;">Kamulaştırmaları ve satışları dışarıda bırakıyor. Kamulaştırmaların çoğu zaten birer gasptan ibaret. Satışlarda ise, devlet el koyup eski malike bedavadan iade etmiş, o bir daha satmış. Ne tazminatını kimden alacaksın?</li>
<li style="text-align: left;">Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün (VGM) önce seçimlerini engelleyip sonra da seçim yapmıyor diye el koyduğu vakıflar (mazbut vakıf) tamamen dışarıda bırakılmış.</li>
<li style="text-align: left;">36 Beyannamesinde kayıtlı olmayanlar (mesela, kimi mezarlıklar) dışarıda bırakılmış; çözüm getirilmemiş.</li>
<li style="text-align: left;">VGM Meclisi’nin onayı olmadan tapu tescili yapılamayacak. Bu Meclis’in geçmişte çok sabıkası var. Bir uluslararası anlaşmazlık çıkarsa, acısını gayrimüslimlerden çıkartabilir.</li>
<li style="text-align: left;">“Mal edinememe gerekçesi” terimi çok sorunlu. Çünkü birçok durumda bu mallar eski sahibine iade edilmiş. Ör. Hrant’ın yetiştiği Tuzla Kampı. Ayrıca, bu eski malik on yıl bulunamazsa, mal devlete geçiyor.</li>
<li style="text-align: left;">KHK birçok yerde çok muğlak ve yetersiz. Vasiyet edene geri döndürülen mallar var. O da satmış. Bu durumlarda tazminat vermezler. Muğlaklık, bürokrasinin direnmesine ve ondan sonra açılacak davalarda yargının gayrimüslimler aleyhine karar vermesine sebep olacak.</li>
<li style="text-align: left;">Kurumun tüzel kişiliği olmadığı için el konulmuş mallar için de çözüm yok. Ör. Fener, Büyükada Yetimhanesi’ni ancak AİHM kararıyla geri alabildi.</li>
<li style="text-align: left;">KHK, 2008 yasasının Geçici Madde 11’ini teşkil etmek üzere çıkarıldı. Fakat bu yasanın içindeki bin türlü haksızlıkları düzeltmekle ilgisi yok.”</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/09/baskin-oran-bu-bir-%e2%80%98tek-maddelik-devrim%e2%80%99-olmaktan-uzak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitap: Türkiyeli Gayrimüslimler Üzerine Yazılar</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/08/turkiyeli-gayrimuslimler-uzerine-yazilar/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/08/turkiyeli-gayrimuslimler-uzerine-yazilar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 04:22:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3935</guid>
		<description><![CDATA[Baskın Oran İletişim Yayınları Ağustos 2011, 773 sayfa ISBN: 9789750509254 1980&#8242;li yıllardan itibaren gayrimüslimler konusuyla ilgilenmeye başlayan Baskın Oran, o zamandan günümüze kadar uzanan bu yazılar derlemesinde konuyla ilgili &#8220;devlet refleksi&#8221; denilen ve insanı/vatandaşı ezberci kalıplar içine hapseden düşünce yapısıyla hesaplaşıyor. Oran, Fener Patrikhanesi&#8217;nin durumundan bitmek tükenmek bilmeyen &#8220;nefret söylemi&#8221;ne, Ermeni meselesinden &#8220;Sevr Paranoyası&#8221;na, Avrupa <a href='http://www.durde.org/2011/08/turkiyeli-gayrimuslimler-uzerine-yazilar/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2011/08/turkiyeli-gayrimuslimler-uzerine-yazilar/baskin-oran-kitap/" rel="attachment wp-att-3940"><img class="alignleft size-full wp-image-3940" title="baskin-oran-kitap" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/08/baskin-oran-kitap.jpg" alt="" width="150" height="227" /></a>Baskın Oran</strong></p>
<p style="text-align: left;">İletişim Yayınları<br />
Ağustos 2011, 773 sayfa<br />
ISBN: 9789750509254</p>
<p style="text-align: left;">1980&#8242;li yıllardan itibaren gayrimüslimler konusuyla ilgilenmeye başlayan Baskın Oran, o zamandan günümüze kadar uzanan bu yazılar derlemesinde konuyla ilgili &#8220;devlet refleksi&#8221; denilen ve insanı/vatandaşı ezberci kalıplar içine hapseden düşünce yapısıyla hesaplaşıyor.<span id="more-3935"></span></p>
<p style="text-align: left;">Oran, Fener Patrikhanesi&#8217;nin durumundan bitmek tükenmek bilmeyen &#8220;nefret söylemi&#8221;ne, Ermeni meselesinden &#8220;Sevr Paranoyası&#8221;na, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından gayrimüslim vakıflarının hukuki durumuna, Süryaniler&#8217;den Türkiye&#8217;de doğup büyüyüp vatan hasreti çeken insanlara uzanan bir yelpazedeki yazılarla gayrimüslimlere karşı ülkede var olan sorunlu algıyı gözler önüne seriyor. Konu hakkında kendi özeleştirisini yapmayı ihmal etmeden, geçirdiği düşünsel dönüşümü de ortaya koyan Oran&#8217;ın kimi zaman trajik kimi zaman eğlenceli yazıları dönemin gazete kupürleriyle, ilgili haberlerle bir &#8220;film şeridi&#8221; gibi akıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Türkiye&#8217;nin bir türlü aşamadığı sorunlardan olan gayrimüslimler meselesini bütün yönleriyle ele alıp değerlendiren Baskın Oran&#8217;ın yazıları, sadece süregiden çarpıklıkları göstermekle kalmıyor, Türkiye&#8217;nin zengin bir kültürler mozaiği olması için atılması gereken adımları da ortaya koyuyor..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/08/turkiyeli-gayrimuslimler-uzerine-yazilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Kafes’i kıralım</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/03/bu-kafes%e2%80%99i-kiralim/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/03/bu-kafes%e2%80%99i-kiralim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Mar 2011 15:35:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[DurDe Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Azınlık hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>
		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3123</guid>
		<description><![CDATA[19 Kasım 2009’da Taraf gazetesinin yayınladığı belgelerle açığa çıkan “Kafes Eylem Planı” Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bir cuntanın açığa çıkmasını sağlamıştı. Planda gayrimüslimlere yönelik çeşitli suikast, kundaklama ve tehdit faaliyetleri yer alıyordu. Darbeciler Koç Müzesi’nde sivillere yönelik sansasyonel bir bombalama eylemi de planlamıştı. Buna göre, bir denizaltına çocukları okul gezisi adı altında dolduracak ve yerleştirdikleri bombayı patlatarak yüzlerce çocuğu <a href='http://www.durde.org/2011/03/bu-kafes%e2%80%99i-kiralim/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/03/Turkish_church_defaced.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3124" title="Turkish_church_defaced" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/03/Turkish_church_defaced-300x199.jpg" alt="" width="216" height="143" /></a>19 Kasım 2009’da <strong>Taraf</strong> gazetesinin yayınladığı belgelerle açığa çıkan <strong>“Kafes Eylem Planı” </strong>Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bir cuntanın açığa çıkmasını sağlamıştı. Planda gayrimüslimlere yönelik çeşitli <strong>suikast, kundaklama ve tehdit </strong>faaliyetleri yer alıyordu. Darbeciler Koç Müzesi’nde sivillere yönelik sansasyonel bir bombalama eylemi de planlamıştı. Buna göre, bir denizaltına çocukları okul gezisi adı altında dolduracak ve yerleştirdikleri bombayı patlatarak yüzlerce çocuğu öldüreceklerdi.<span id="more-3123"></span></p>
<p style="text-align: left;">Kafes Planı’nda <strong>Hrant Dink</strong> cinayetinden <strong>“operasyon”</strong> diye söz ediliyordu. Darbecilerin sadece plan yapmakla kalmayıp bu planı uygulamaya koyduklarının çok sayıda işareti de mevcuttu. 2006’da Trabzon’da <strong>Rahip Santoro</strong>, Ocak 2007’de Şişli’de <strong>Hrant Dink</strong> ve Nisan 2007’de <strong>Malatya’da Zirve Yayınevi’nde üç Hıristiyan</strong> öldürülmüştü.</p>
<p style="text-align: left;">Çok sayıda mensubu bu plan nedeniyle tutuklanan <strong>Genelkurmay Başkanlığı</strong> ise kendi bünyesinde bir soruşturma açıp sorumluları adalete teslim edeceği yerde, belgeleri yayınlayan Taraf gazetesi sorumluları hakkında Adalet Bakanlığı’na suç duyurusunda bulunduklarını bir basın açıklamasıyla duyurmuştu. Ana akım medya ise bu dehşet haberleri görmezden gelmişti.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: left;">5 Mart 2011 günü <strong>Radikal</strong> gazetesinde yayınlanan bir haber Kafes Eylem Planı uygulamasının sürdüğüne dair kuvvetli şüpheler uyandırıyor. Habere göre; Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü bir operasyonla, biri 18 yaşından küçük iki kişiyi, <strong>Fatih’te bir kilisenin papazına suikast </strong>düzenlemek üzereyken yakalamış.</p>
<p style="text-align: left;">Santoro’yu öldüren katil 16, Hrant’ı öldüren katil de 17 yaşındaydı. Bu yeni suikastı gerçekleştiremeden yakalanan <strong>yeni Ogün Samast’lar</strong>dan biri de yine 17 yaşında. Belli ki, içlerinden bazıları yakalanmış olsa da, cuntacılar ‘görevleri başında’. Bu ‘görevin’ ne olduğunu çok iyi biliyoruz: ülkeyi kaos ve kargaşaya sürükleyerek askeri bir darbe için gerekli ortamı yaratmak. Bunun için yapmayacakları şey yok. Kendi iktidar hevesleri uğruna kendi uçaklarını düşürmekten, camileri bombalamaktan, kendi yurttaşlarını katletmekten, çocukları denizaltılara doldurup bombalamaktan çekinmiyorlar.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>DurDe Girişimi</strong> olarak, bütün kamuoyunu gözü dönmüş cuntacı artıklarına karşı uyanık olmaya çağırıyoruz. Eğer darbe karşıtlığında samimilerse, eğer referandum öncesinde verdikleri “darbecileri yargılayacağız” sözlerini tutmak istiyorlarsa hükümete de bir çağrımız var: Ergenekon davalarını sürüncemede bırakmayın. Sulanmasına izin vermeyin. Bu gibi tertiplerin arkasındaki güçleri açığa çıkartın ve ordu içindeki cuntacı artıklarını kökünden temizleyin. Aksi halde bu hesaplar bir gün gelir size de çarpar.</p>
<p style="text-align: left;">Darbecilik sürüyorsa darbe karşıtı mücadele de sürüyor…</p>
<p style="text-align: left;"><strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe </strong><strong>DurDe Girişimi</strong></p>
<p style="text-align: left;">5 Mart 2011</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/03/bu-kafes%e2%80%99i-kiralim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankara’ya gayrimüslim vekil gider mi?</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/02/ankara%e2%80%99ya-gayrimuslim-vekil-gider-mi/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/02/ankara%e2%80%99ya-gayrimuslim-vekil-gider-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Feb 2011 08:38:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimüslim]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3019</guid>
		<description><![CDATA[12 Haziran seçimleri yaklaşırken partiler de harıl harıl sandığa hangi politikalarla gideceklerini, hangi sloganları öne çıkaracaklarını, kampanya şarkılarını, kısacası seçim stratejilerini hazırlıyor. Bu stratejinin en önemli parçalarından biri de elbette ki adaylar. Her parti, seçim bölgelerinde kendilerine en çok oy kazandıracak adayı belirlemeyi, böylece alacağı oyu artırmayı amaçlıyor. Ancak, aday seçimiyle ilgili bu dar perspektifin <a href='http://www.durde.org/2011/02/ankara%e2%80%99ya-gayrimuslim-vekil-gider-mi/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em><a href="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/02/milletvekili-gayrimuslim.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3020" title="milletvekili-gayrimuslim" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/02/milletvekili-gayrimuslim.jpg" alt="" width="250" height="224" /></a></em>12 Haziran seçimleri yaklaşırken partiler de harıl harıl sandığa hangi politikalarla gideceklerini, hangi sloganları öne çıkaracaklarını, kampanya şarkılarını, kısacası seçim stratejilerini hazırlıyor. Bu stratejinin en önemli parçalarından biri de elbette ki adaylar. Her parti, seçim bölgelerinde kendilerine en çok oy kazandıracak adayı belirlemeyi, böylece alacağı oyu artırmayı amaçlıyor. Ancak, aday seçimiyle ilgili bu dar perspektifin dışında, bir de geniş perspektif var. O da, seçim bölgesinde alınacak oya doğrudan etki etmese de, ülke genelinde etkili bir siyasi mesaj verebilecek adaylar. Siyaset terminolojisinde bu tip adaylara ‘vitrin adayları’ deniyor. <span id="more-3019"></span><br />
Bugün, her seçim döneminde olduğu gibi, Türkiye yurttaşı gayrimüslimlerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili sandalyesine sahip olup olamayacakları konuşuluyor. 1996’da İstanbul milletvekili seçilen Jefi Kamhi’den sonra hiçbir gayrimüslim milletvekili olmayı başaramadı. 1999 seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi Tatyos Bebek’i İstanbul’dan, 2007 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi Gebro Tokgöz’ü Mardin’den, Demokrat Parti ise Efrim Bağ’ı İstanbul’dan aday gösterdi, ancak bu adaylar başarı sağlayamadı. Bugün ise kulislerde, iktidardaki AKP ile anamuhalefet partisi CHP’nin gayrimüslim, özellikle de Ermeni aday gösterebileceği konuşulsa da, partilerden bu konularda resmi ve net bir açıklama gelmiş değil. Sol çevrelerde bir süredir bir Ermeni’nin bağımsız milletvekilliği meselesi de konuşuluyor. Fakat bu konuda da henüz somut bir ilerleme sağlanmadı. Ancak AKP, CHP ve MHP kulislerinde, henüz netleşmemiş olmakla birlikte bazı isimler telaffuz ediliyor. İktidar partisi çevrelerinde özellikle başbakan Erdoğan’ın azınlıklardan aday gösterilmesi konusunda ısrarcı olduğu, Melkon Karaköse, Tatyos Bebek, Markar Esayan, Bedros Şirinoğlu, ana muhalefet partisinde ise Arev Cebeci isimleri etrafında nabız yoklamalarının sürdürüldüğü duyumları alınıyor. Diğer yandan, geçen seçimlerde MHP listelerinde yer bulmaya çalışan Keğam Garabedyan’ın bu seçimde de mensubu olduğu partide şansını deneyeceği tahmin ediliyor. Meclise bağımsız sol aday göndermek için çaba sarf eden sol sosyalist çevreler, bu seçim döneminde İstanbul 2. Bölgede Hayko Bağdat’ın adaylığı üzerinde duruyor.<br />
Devlet memurluğu ve ordunun kapılarının gayrimüslimlere hâlâ kapalı olduğu bir Türkiye’de, gayrimüslim bir milletvekilinin nasıl bir etkiye sahip olabileceği, neler yapabileceği elbette ki kestirilemiyor. Ancak, Millet Meclisi’nde yer alacak bir gayrimüslim milletvekilinin, Ermeni, Rum, Yahudi ve Süryanilerin kendilerini biraz daha ‘yurttaş’ hissetmeleri yönünde olumlu bir etkisi olacağı şüphesiz. Meselenin bir başka olumlu boyutu da, geniş kitlelerin gayrimüslimlerin de bu ülkenin yurttaşı olduğunu görebilmesi olacak muhtemelen.<br />
Gayrimüslimler özellikle İstanbul’un ilçelerinde, yerel yönetimlerde belediye meclislerinde yer alarak politikaya aktif katılım gösteriyor. Ancak yerel yönetimin sınırlarını aşıp Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilip edilmeyecekleri soru işareti olarak kalmaya şimdilik devam ediyor. Seçime az bir süre kaldığına göre, bu sorunun yanıtını almak için fazla beklemeyeceğiz.<br />
<strong>Cumhuriyet döneminde 23 gayrimüslim milletvekili oldun</strong><br />
Araştırmacı Rıfat N. Bali’nin Toplumsal Tarih dergisinin Haziran 2009 tarihli sayısında yayımlanan “Cumhuriyet Döneminde Azınlık Vekilleri” başlıklı makalesindeki verilere göre, Cumhuriyet döneminde Meclis’e 23 gayrimüslim milletvekili seçildi. Ancak Bali, yazısında, siyasi partilerin azınlıkları aday gösterirken her şeyden çok “Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıtımına katkıda bulunma” amacını güttüklerine dikkat çekiyor. Bali’nin bu makalenin sonuç bölümündeki tespitleri ise şöyle: “Azınlıkların siyasi partiler tarafından aday gösterilmemelerinin yegâne sebebi nüfuslarının azlığından dolayı yeterli oy tabanına sahip olmamalarıdır. Azınlıkların TBMM’de temsil edilebilmeleri için siyasi partilerin onları seçilme şansı yüksek olan bir bölgeden ve sıradan aday göstermeleri şarttır. Bunun yapılabilmesi için o azınlık adayının ya önemli sayıda bir seçmen kitlesinin oylarını çekmesi veya Türkiye Cumhuriyeti’nin “çokkültürlü, çokdinli, hoşgörülü bir toplum olduğu”nu ve dolayısıyla “yabancı mihrakların Türkiye’ye yönelttikleri soykırım suçlamalarının yersiz olduğunu” kanıtlama amacına uygun faaliyetlerde bulunması şarttır. Dolayısıyla azınlık nüfusunun son derece azaldığı bir ortamda siyasi partiler için azınlık adaylarında aranacak tek vasıf “Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıtımına katkıda bulunması” olmaktadır.”</p>
<p style="text-align: left;">
MİLLETVEKİLİ / KÖKENİ / PARTİSİ / DÖNEM</p>
<p>Berç Türker (Keresteciyan)	Ermeni	Bağımsız	1 Mart 1935-5 Ağustos 1946<br />
Nikola Taptas	Rum	Bağımsız	1 Mart 1935-8 Mart 1943<br />
Abravaya Marmaralı	Musevi	Bağımsız	1 Mart 1935-8 Mart 1943<br />
Mihal Kayaoğlu	Rum	Bağımsız	8 Mart 1943-5 Ağustos 1946<br />
İstamat Zihni Özdamar	Türk Ortodoks	Bağımsız	1 Mart 1935-5 Ağustos 1946<br />
Avram Galanti Bodrumlu	Musevi	Bağımsız	8 Mart 1943-5 Ağustos 1946<br />
Nikola Fakaçelli	Rum	CHP	5 Ağustos 1946-22 Mayıs 1950<br />
Vasil Konos	Rum	CHP	TBMM’ye katılmadan istifa etti<br />
Salamon Adato	Musevi	DP	5 Ağustos 1946-3 Nisan 1954<br />
Ahilya Moshos	Rum	DP	5 Ağustos 1946-14 Mayıs 1954<br />
Andre Vahram Bayar	Ermeni	DP	22 Mayıs 1950-27 Mayıs 1960<br />
Aleksandros Hacopulos	Rum	DP	22 Mayıs 1950-27 Mayıs 1960<br />
Zakar Tarver	Ermeni	DP	14 Mayıs 1954-27 Mayıs 1960<br />
Hanri Soryano	Musevi	DP	14 Mayıs 1954-1 Kasım 1957<br />
Yusuf Salman	Musevi	DP	1 Kasım 1957-27 Mayıs 1960<br />
İzak Altabev	Musevi	DP	1 Kasım 1957-27 Mayıs 1960<br />
Hristaki Yoannidis	Rum	DP	1 Kasım 1957-27 Mayıs 1960<br />
Mıgırdiç Şellefyan	Ermeni	DP	1 Kasım 1957-27 Mayıs 1960<br />
Erol Dilek	Musevi	Kurucu Meclis	6 Ocak-25 Ekim 1961<br />
Hermine Ağavni Kalustyan	Ermeni	Kurucu Meclis	5 Ocak-25 Ekim 1961<br />
Kaludi Laskari	Rum	Kurucu Meclis	6 Ocak-25 Ekim 1961<br />
Berç Sahak Turan	Ermeni	Cumhuriyet 15 Ekim 1961-7 Haziran 1964<br />
Senatosu Üyesi<br />
Cefi Jozef Kahmi	Musevi	DYP sonra DTP	8 Ocak 1996-18 Nisan 1999</p>
<p>Kaynak: Rıfat N. Bali, “Cumhuriyet Döneminde Azınlık Vekilleri”, Toplumsal Tarih, Haziran 2009.<br />
Kaynak: <a href="http://www.agos.com.tr/index.php?module=news&amp;news_id=15639&amp;cat_id=1" target="_blank">Agos</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/02/ankara%e2%80%99ya-gayrimuslim-vekil-gider-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

