<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! &#187; Soykırım</title>
	<atom:link href="http://www.durde.org/tag/soykirim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.durde.org</link>
	<description>Ji Nîjadperestî û Neteweperestiyê re Bêje Bise! • Say Stop to Racism and Nationalism!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 21:09:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Holokost: Bir daha asla!</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/01/holokost-bir-daha-asla-2/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/01/holokost-bir-daha-asla-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2012 20:40:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[DurDe Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Holokost]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5004</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi rejimi, ‘arî ırk’tan görmediği her grup ve topluluğa çok büyük bir vahşet uyguladı. Bu gruplar arasında Roma ve Sinti, eşcinseller, bedensel ve zihinsel engelliler, komünistler, savaş esirleri, farklı etnik gruplardan insanlar, Katolik ve Protestan din görevlileri, sendikacılar ve III. Reich’a muhalif olan bütün siyasi görüş savunucuları bulunuyordu. Bu insanlar, etnik temizlik için özel <a href='http://www.durde.org/2012/01/holokost-bir-daha-asla-2/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2012/01/holokost-bir-daha-asla-2/250px-buchenwald_slave_laborers_liberation/" rel="attachment wp-att-5005"><img class="alignleft  wp-image-5005" title="250px-Buchenwald_Slave_Laborers_Liberation" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/01/250px-Buchenwald_Slave_Laborers_Liberation.jpg" alt="" width="225" height="183" /></a>İkinci Dünya Savaşı’nda <strong>Nazi </strong>rejimi, ‘arî ırk’tan görmediği her grup ve topluluğa çok büyük bir vahşet uyguladı. Bu gruplar arasında Roma ve Sinti, eşcinseller, bedensel ve zihinsel engelliler, komünistler, savaş esirleri, farklı etnik gruplardan insanlar, Katolik ve Protestan din görevlileri, sendikacılar ve III. Reich’a muhalif olan bütün siyasi görüş savunucuları bulunuyordu. Bu insanlar, etnik temizlik için özel olarak oluşturulmuş toplama kamplarında öldüresiye çalıştırılıp, ‘posaları’ çıkarıldıktan sonra gaz odalarında yok edildiler. Ülke içinde yürütülen soykırımın dışında, örneğin,  Afrika kökenli Almanlar kısırlaştırıldı ve Nazilerin hâkimiyeti uğruna yürütülen savaşlarda milyonlarca insan öldürüldü.<span id="more-5004"></span></p>
<p style="text-align: left;">Ama tüm bu gruplar dışında bir grup vardı ki <strong>Naziler</strong> onların soyunu kökünden kurutmak ve dünya yüzünden bütünüyle silmek istiyordu: Yahudiler. Yahudi halkından yaklaşık altı milyon insan bu “nihai çözüm” olarak adlandırılan soykırım harekâtı sırasında katledildi. Sonradan verilen isimle <strong>Holokost</strong> Yahudilere uygulanan soykırımın adıdır. <strong>Holokost</strong>, antisemitizmin, ırkçı ayrımcılığın ve nefret suçlarının varabileceği en aşırı nokta, etnik temizlik ve soykırımın sistematik olarak planlanmasının tarihidir. <strong>Holokost</strong> bir ülkenin tüm olanaklarının, teknolojisinin, sanayisinin, lojistiğinin soykırımın hizmetine verilmesinin tarihidir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Birleşmiş Milletler</strong>’in (BM) 1948’de kabul ettiği <strong>Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi</strong>’nde (SSECS) soykırımın hukuksal tanımı bulunmaktadır. Sözleşmenin 2. maddesi soykırımı <em>“ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; [ve] çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi.”</em> şeklinde tanımlar. Yahudilere uygulanan tam da bunlardır.</p>
<p style="text-align: left;">BM Genel Kurulu’nun 2005 Ekim ayı sonunda aldığı karar çerçevesinde, <strong>27 Ocak </strong>tarihi<strong>“Uluslararası Holokost Kurbanlarını Anma Günü”</strong> olarak kabul edildi. Gerek dünyada gerekse Türkiye’de soykırımın geniş kesimler tarafından inkâr edildiği, Nazi ideolojisinin halen yaygın olarak kabul gördüğü ve fiilen desteklendiği günümüzde bugünün anılmasının ayrı bir önemi var.<br />
Bu tarihi unutmamak, unutturmamak ve gelecek kuşakların bu insanlık trajedisinden ders almalarını sağlamak, benzer olayların bir daha tekrarlanmaması için zorunludur. Türkiye’de güçlü kökleri bulunan antisemitizme karşı mücadelede bu bir kat daha zorunludur.</p>
<p style="text-align: left;">Tüm <strong>Holokost</strong> kurbanlarını saygıyla anıyor, antisemitizme ve ırkçı ayrımcılığın bütün biçimlerine maruz kalan tüm mağdurlarla daima dayanışma içinde olacağımızı ilân ediyoruz.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>DurDe Girişimi</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/01/holokost-bir-daha-asla-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Boyer Yasası’ sonrası bilanço</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2011 08:57:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4759</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar Fransa’dan başlayalım. Yasa girişiminin farzedilen siyasì ve ahlakì amaçlara hizmet ettiğini söylemek mümkün değil. Sarkozi’nin yeniden seçilme paniğiyle gündeme getirilen tasarının siyasì meyveleri, 22 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sosyalistlerin adayı Hollande’ın tasarının ruhunu destekliyor olmasıyla başından itibaren akamete uğramıştı. Keza bu çeşit yasa tasarılarıyla Ermeni asıllı Fransızların oylarına talip olmak, o seçmenlerin Amerikan <a href='http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/ermeni-soykirimi/" rel="attachment wp-att-4760"><img class="alignleft size-full wp-image-4760" title="ermeni-soykirimi" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/12/ermeni-soykirimi.jpg" alt="" width="243" height="207" /></a><strong>Cengiz Aktar</strong></p>
<p>Fransa’dan başlayalım. Yasa girişiminin farzedilen siyasì ve ahlakì amaçlara hizmet ettiğini söylemek mümkün değil. Sarkozi’nin yeniden seçilme paniğiyle gündeme getirilen tasarının siyasì meyveleri, 22 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sosyalistlerin adayı Hollande’ın tasarının ruhunu destekliyor olmasıyla başından itibaren akamete uğramıştı.<span id="more-4759"></span></p>
<p>Keza bu çeşit yasa tasarılarıyla Ermeni asıllı Fransızların oylarına talip olmak, o seçmenlerin Amerikan tarzı kitlesel ya da cemaatçi bir ‘Ermeni oyu’ uyarınca hareket eden bir seçmen kitlesi olduğunu varsaymaktır. Fransa toplumun kaymak tabakasına mensup olan Ermeni asıllı Fransızların ezici çoğunluğu oylarını cemaatçi saiklerle değil toplumsal tercihlerle verirler. Şu veya bu partinin istismarına açık değildirler.</p>
<p>Üçüncü nokta Sarkozi idaresinin yasama sürecindeki siyasì beceriksizliğiyle ilgili. Yeni yasanın temelini oluşturan 28 Kasım 2008 tarihli AB Çerçeve Kararı, çok daha kapsamlı, misâlen Fransa’nın kabul etmekte zorlandığı Ruanda’daki Tutsi Soykırımı’nı da kapsayan bir yasaydı. Yasanın son halinin sadece Ermeni Soykırımı’nın inkârıyla sınırlı bırakılması yasa koyucunun çifte standardına delâlet ediyor ve ciddiyetini zedeliyor.</p>
<p>Bizim tarafa dönersek, Fransız Millì Meclisi’nde Perşembe günü yapılan oylama bir dizi gerçeği getirip önümüze koydu. İlkin devletin meseleye bakışını belirleyen savunmacı yaklaşımın bir işe yaramadığı ve bu yaklaşımın temelini oluşturan lobicilik, ikna ve tehditten oluşan bütün taktik ve stratejinin iflas ettiğini görüyoruz.</p>
<p>İkincisi, bununla bağlantılı olarak, soykırımın yüzüncü yılı 2015’e yaklaşırken bu topraklarda Ermenilerin ve diğer gayrimüslim unsurların başına gelenler konusunda devletin yazdığı tarihin gözden geçirilmesi gerekiyor. Türkiye’yi iyi bilen ABD’nin eski Ankara sefiri Morton Abramowitz bir defasında Temsilciler Meclisi tasarısına karşı lobi yapmaya giden Türk milletvekillerine ‘ABD’deki tarih savaşını çoktan kaybettiniz’ derken devletin neredeyse başka bir gezegende yaşadığı intibasını uyandıran inkârcı tutumunun ABD’de veya başka bir yerde herhangi bir kıymet-i harbiyesi olmadığını imâ etmişti.</p>
<p>Üçüncüsü, Türkiye’de aşağı yukarı 10 yıldır gayet sağlıklı bir hatırlama süreci yaşanıyor. Uluslaşma uyarınca varlıkları neredeyse tamamen silinen Ermeniler ve Süryaniler, yollanan ve yok edilen Rumlar, varlıkları yoksayılan Kürtler, Aleviler, kamusal alandaki varlıkları gayrimeşrulaştırılan müslümanlar, hâsıl-ı kelâm bu topraklarda yaşayanların neredeyse tamamı ile ilgili kültürel, akademik, dinsel, kamusal ve bireysel hafıza ve bilgi artık geri geliyor. Sivil girişimlerin eseri olan bu çalışmaların önünün açılması ve sürecin kesintisiz devam etmesi ülkenin demokratik geleceği açısından hayatì önem taşıyor.</p>
<p>Dördüncüsü, ne Fransız Millì Meclisi’nde alınan karar ne bu karara verilen hissì tepkiler bu hafıza çalışmasını kolaylaştıracak nitelikte. Milliyetçi damar ve inkârcı dogma kararla birlikte şahlanmış durumda. Hükümetin epeyidir muzdarip olduğu aşırı özgüvenin verilen tepkileri çok daha ciddì ve sonuçta her bakımdan kritik olabilecek boyutlara taşıma potansiyeli var. Yasa tasarısı Ocak ayında Fransız Senatosu’nda kabul edilip yasalaştıktan sonra devreye sokulacağı anlaşılan ek tedbirleri bu çerçevede okumak lâzım.</p>
<p>Yasa tasarısına ifade özgürlüğü penceresinden baktığımızda her iki ülkede de tartışmanın büyük ölçüde saptığını söylemek mümkün. Türkiye’de, kaba inkârın dışındaki en temel itiraz ifade özgürlüğü temelindeydi. İfade özgürlüğüne son dönemde ciddì darbeler indiren, yazar, siyasetçi, öğrenci, akademisyen, gazeteci, vicdan-i retçi çevreci binlerce vatandaşın olur olmaz nedenlerden hapiste olduğu Türkiye’nin, Fransa’da ifade özgürlüğünden dem vurması pek inandırıcı değildi. Yasa tasarısının özünü oluşturan konuda ise, fiilen ‘Ermeni Soykırımı’ demek her ne kadar tabu olmaktan çıktıysa da hukuken ‘Ermeni Soykırımı’nı kabul etmek Türkiye’de mümkün değil. Buna mukabil Fransa’daki yasa tasarısında da ‘Ermeni Soykırımı’nı reddetmek mümkün değil! Ama örneğin peygamber karikatürlerinde olduğu gibi İslâm dinini yasa tasarısındaki ifadeyle söylersek ‘aşırı bir şekilde küçümseyip’ ceza almamak mümkün.</p>
<p>Dokunulmaz kutsalların ifade özgürlüğü kapsamında olmaması ahlaken ve vicdanen anlaşılabilir ama seçici olmamak kaydıyla.</p>
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye inkâr hakkının peşinde!</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/12/turkiye-inkar-hakkinin-pesinde/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/12/turkiye-inkar-hakkinin-pesinde/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2011 12:02:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4754</guid>
		<description><![CDATA[Fransa’da, ifade özgürlüğünü soykırımların inkârı yönünden kısıtlayacak tasarı yasalaşıyor. Özgürlükler cenneti ülkemiz yine seferberlik halinde… Parlamentoların tarihi olaylarla ilgili karar alması çok yanlışmış. Parlamentoların tarihi olaylarla ilgili karar alması yanlışsa, bu, bizim Ermeni Soykırımı ile ilgili TBMM’den bekleyebileceğimiz bir şey olmadığı anlamına mı geliyor. Siyasetin tarihi olaylarla ilgili karar alması yanlışsa, Dersim hakkında edilen kelam <a href='http://www.durde.org/2011/12/turkiye-inkar-hakkinin-pesinde/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.durde.org/2011/12/turkiye-inkar-hakkinin-pesinde/fransa-soykirim-yasasi/" rel="attachment wp-att-4755"><img class="alignleft  wp-image-4755" title="fransa-soykirim-yasasi" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/12/fransa-soykirim-yasasi.jpg" alt="" width="211" height="161" /></a>Fransa’da, ifade özgürlüğünü soykırımların inkârı yönünden kısıtlayacak tasarı yasalaşıyor.</p>
<p>Özgürlükler cenneti ülkemiz yine seferberlik halinde…</p>
<p>Parlamentoların tarihi olaylarla ilgili karar alması çok yanlışmış.</p>
<p>Parlamentoların tarihi olaylarla ilgili karar alması yanlışsa, bu, bizim Ermeni Soykırımı ile ilgili TBMM’den bekleyebileceğimiz bir şey olmadığı anlamına mı geliyor.</p>
<p>Siyasetin tarihi olaylarla ilgili karar alması yanlışsa, Dersim hakkında edilen kelam bizi niye heyecanlandırdı?<span id="more-4754"></span></p>
<p>Ama bu kez Fransa’da geçmekte olan yasa tasarısı soykırımı tanımanın ötesinde, soykırımın inkârını cezalandırmayı öngören bir tasarı.</p>
<p>Böyle olunca da Türkiye inkârcı zihniyetine ve haksız konumuna ince bir haklılık kılıfı geçirme şansına erişti.</p>
<p>Belli ki soykırımın inkârının cezalandırılmaması gerektiği konusunda cümleten hemfikiriz.</p>
<p>Peki, inkârın ahlaken de bir suç olmadığını mı düşünüyoruz?</p>
<p>Önünde sonunda Türkiye’nin savunduğu, soykırımı inkâr hakkı değil midir?</p>
<p>96 yıldır süren bu “hakkı” kullanma rahatlığının devamı değil midir?</p>
<p>İnkâr suç değilse, Türkiye bunca yıldır hangi suçu işliyor?</p>
<p>2006 yılında aralarında Hrant Dink ve Ragıp Zarakolu’nun da bulunduğu 9 Türkiyelinin Fransa’da savunduğu şey ile Türkiye’nin bugün savunduğu şey gerçekten aynı mıdır?</p>
<p>Türkiye’nin, Hrant Dink’ten kendi lehine devşirdiği sözleri kullanmaya hâlâ yüzü var mıdır?</p>
<p>Türkiyeli Ermenilerin son çığlığı Hrant Dink’in, “soykırım” sözcüğünü kullanmama tercihiyle, bugün başkalarının “soykırım” kelimesini kullanmama tercihleri aynı kalibrede midir?</p>
<p>Türkiye’nin kendi sahici sözü nedir?</p>
<p>İnkâr politikası, kötülüğe olur vermesiyle, 1915 sonrası birçok suç işledi. Hrant Dink’in öldürülmesinin de iklimini hazırladı.</p>
<p>İnkar, soykırım mağdurlarına travmayı tekrar yaşattığı ölçüde şiddeti yineleyebilir ve bu haliyle suçtur.</p>
<p>İnkârdan beslenen bir ifade özgürlüğü söylemi buram buram riya kokuyor.</p>
<p>Kokuyu almıyor musunuz?</p>
<p>Türkiye’nin tutunduğu ifade özgürlüğünün bu en ince dalı, hantallığını taşıyabilecek güçte değildir.</p>
<p>Evet, tartışmayı üçüncü ağızlardan alıp ait olduğu topraklara taşımalıyız.</p>
<p>Söz konusu tasarıya karşı çıkmanın belki de en haklı gerekçesi budur.</p>
<p>Onun için bırakın Fransa’yı.</p>
<p>Fransa çok kötü bir şey yapıyormuş, niyeti hayra değilmiş…</p>
<p>Peki, Türkiye ne yapmayı düşünüyor?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Arat Dink</strong><br />
<strong>Garo Paylan</strong><br />
<strong>Hayko Bağdat</strong><br />
<strong>Markar Esayan</strong><br />
<strong>Sibil Çekmen</strong><br />
<strong>Tamar Nalcı</strong><br />
<strong>Tatyos Bebek</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/12/turkiye-inkar-hakkinin-pesinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1913-2007 Büyük Deprem ya da Yeni Bir Başlangıç</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2011 06:11:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4722</guid>
		<description><![CDATA[Taner Akçam “Bu bir son değildir”, demiş Winston Churchill; “hatta sonun başlangıcı da değildir”, diye devam etmiş ve “belki başlangıcın sonudur”, diye tamamlamış cümlesini. Türkiye, Başbakanın Dersim konuşmasıyla, tarihinin “başlangıç döneminin sonuna” geldiğini, ya da “yeni bir başlangıcın” başında olduğunu ilan etti. Osmanlı ve Cumhuriyetimizin büyük altüst oluşu olarak tanımlanabilecek devasa bir sürecin sonuna geldik. <a href='http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: left;"><strong><strong><a href="http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/1915-ermeni-soykirimi/" rel="attachment wp-att-4723"><img class="alignleft  wp-image-4723" title="1915-ermeni-soykirimi" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/12/1915-ermeni-soykirimi.jpg" alt="" width="267" height="197" /></a></strong></strong><strong>Taner Akçam</strong></div>
<div style="text-align: left;"></div>
<div style="text-align: left;">“Bu bir son değildir”, demiş Winston Churchill; “hatta sonun başlangıcı da değildir”, diye devam etmiş ve “belki başlangıcın sonudur”, diye tamamlamış cümlesini.</div>
<div style="text-align: left;">
<p>Türkiye, Başbakanın Dersim konuşmasıyla, tarihinin “başlangıç döneminin sonuna” geldiğini, ya da “yeni bir başlangıcın” başında olduğunu ilan etti. Osmanlı ve Cumhuriyetimizin büyük altüst oluşu olarak tanımlanabilecek devasa bir sürecin sonuna geldik. Süreci 1912-3 Balkan yenilgisinin kesinlik kazanması ile başlatmakta fayda var. 1913 bahar ve yaz ayları ile başlayan ve1914’de, Ege ve Trakya sahillerinden Rumların katliam dahil, köylerinden zorla boşaltılarak Yunanistan’a sürülmesiyle sistemli bir hal alan ve 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesi ile noktalanan bir süreç bu.<span id="more-4722"></span></p>
<p>1912-2007 arasını büyük bir depreme de benzetebiliriz. Depremin en tepe noktasını, 1912-1924 arasında, Anadolu Hristiyanlarının imha edilmesi ve Anadolu dışına sürülmesi oluşturur. Zorunlu Rum sürgünü ile başlayan bu dönem, savaş yıllarında bir milyonun üzerinde Ermeni ve yüz binlerce Süryani’nin imha edilmesi ile devam eder. Sürecin son büyük imha dalgası, 1921 yazında Pontus Rumlarının soykırıma yakın tarzda katledilmeleri, 1922 İzmir yangını ve 1924 zorunlu Nüfus Mübadelesidir. Cumhuriyet döneminde yaşanan 1934 Trakya olayları, 1942 Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül, Hristiyan (ve ilave olarak Yahudilere) yönelik bastırma, sindirme ve sürme siyasetinin son artçı dalgaları gibidirler. Bu artçı dalgalardan sonra, nüfusunun %98’i Müslüman olan bir ülke olmakla övünür olmaya başlamıştık.</p>
<p>Deprem, kökleri daha öncelere gitmekle birlikte, Cumhuriyet döneminde Sünni-Türk olmayan unsurları sardı. Dersim bu dalganın en tepe noktasıdır. İlk defa Hristiyan olmayan ve Kızılbaşlığı ile övünen bir etnik-din topluluğu sistemli bir imhaya tabi tutuldu. Onlara yapılan, her bakımdan 1912-1924 döneminde Hristiyanlara yapılanlara benziyordu. Üstelik imha edilmelerinde, 1915 soykırımında Ermenileri korumuş olmalarının da önemli bir payı olduğu söylenir. 1970’li yılların Çorum ve Maraş Alevi katliamları, 1980 darbesi ve 1990’ların Kürtlere yönelik faili meçhulleri, Cumhuriyet döneminin büyüklü küçüklü diğer depremleri gibidir.</p>
<p>2007’de Hrant’ın katledilmesiyle artık bu büyük deprem sürecinin sona erdiğini düşünüyorum. Hrant’ın ölüm tarihi elbette sembolik ve Müslüman-Türk çoğunluğun veya onların adına hareket ettiklerini iddia eden çevrelerin “bir ulus-devlet” oluşturabilmek için kendisi gibi olmayanları ezmeye ve susturmaya çalıştıkları bir dönemin bitişini sembolize ediyor. Hrant ile birlikte artık Müslüman-Türk çoğunluk, kendileri adına tüm bu politikaları hayata geçiren önderleri ile aralarına mesafe koymaya başlayarak, geçmişine bakmaya ve yıkımın devasa boyutunu fark ederek, eksikgedik bir şeyleri yeniden olumlu olarak inşa etmeye çalışıyor.</p>
<p>“Olumlu inşa”nın başlamış olmasının ana nedenlerinden birisi, 1912-3 ile başlayan “büyük deprem” sürecinin baş aktörleri olan sivilasker bürokratların, AKP’nin iş başına gelmesi ile birlikte, büyük darbe yiyerek güç kaybetmeleridir. Ergenekon, Balyoz ve faili meçhul tutukluları, bu geçmiş deprem ve yıkımların sembolik sorumlu ve temsilcileridir. Türkiye, Müslüman- Türk çoğunluktaki açık tercih değişiklikleri nedeniyle, bu çevreleri hapse atmıştır. Bu tercih deği?ikliğine bağlı, Türkiye’nin yönetici eliti de değişmeye başlamıştır. Geçmişle yüzleşmenin başlamasını sağlayan bu yönetici elit deği?iklikliğidir ve AKP’nin bu yüzleşmede başı çekiyor olması tesadüf değildir.</p>
<p>Dersim ile başlayan bu tartışmanın orada kalmayacağını, tüm bir 1912-2007 dönemini kapsayacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Hele hele, 1915 Ermeni soykırımının 100. yüzyılı olan 2015’e doğru devrilirken, başta bu konu olmak üzere, Hristiyanlara yönelik işlenmiş büyük cinayetlerin, artan bir biçimde devreye girip tartışılacağından kimsenin kuşkusu olmasın.</p>
<p>Her toplum için, tarihte yaşanmış büyük katliamlar üzerine konuşmanın yıkıcı bir etkisi vardır. Farklı gruplara yönelik kin ve nefretin körüklenmesi biçiminde de yaşanır bu süreçler. Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasında “Ermeni diasporası” kelimesinin bir küfür olarak kullanılmasıyla küçük bir örneği sergilendi bu “yıkıcılığın”. Önümüzdeki aylarda, bu “yıkıcılığın” daha geniş grup ve çevreleri kapsayarak artabileceğini söyleyebilirim.</p>
<p>Bu bağlamda, madalyonun diğer yüzüne de dikkat çekmek isterim. Eskiyle hesaplaşmak, 1912-2007 arasında inşa edilmiş “Türk- Müslüman” kimliği ile yüzleşmek biçiminde de olmak zorundadır; adı konmasa bile şu anda da zaten böyle olmakta. Çünkü, ister kabul edelim ister etmeyelim, geçmişte bu cinayetleri işleyenler, cinayetlerini “Türklük ve Müslümanlık” adına işlediler.</p>
<p>Bu hesaplaşmanın negatif bir sonucu, “Türk ve Müslüman” çoğunluğun tartışmayı, kendisinin suçlanması ve kendisine saldırı olarak algılaması olasılığıdır. Karşılıklı kin ve nefreti tetikleyebilecek bu duygu, toplumun zaten zayıf olan kumaşının daha da çok yırtılmasına yol açabilir. Unutmayalım ki, tarih üzerine konuşmayı, “yara kaşımak”, “kavga etmek” olarak anlayan bir kültürden geliyoruz.</p>
<p>Konuyu karmaşık kılan, “Türklük ve Müslümanlık” adına tüm bu depremlerin yaşanmasına yol açan Asker-Bürokratik elitin, özellikle tüm bir Cumhuriyet tarihi boyunca, Müslüman çevreleri de hedef almış olduğu gerçeğidir. “Şeriat ve gericiliği” temsil ettiği ilan edilen Müslümanlar çeşitli baskı ve eziyetlere maruz kaldılar. Kendisini aslında mazlum ve ezilmiş hissedenlerin, katliam ve sürgünler kendi adlarına işlendiği için, diğerleri tarafından “fail” sayılmaları ciddi bir gerilime ve negatif enerji artışına yol açabilir.</p>
<p>Eğer tarihle yüzleşmenin ve Müslüman-Türk kimliği ile hesaplaşmanın yıkıcı olmasını istemiyorsak, yapıcı bir dil bulabilmek zorundayız. Bunun en birinci yolu, Müslüman-Türk kimliğini “ötekine düşmanlık” ekseninde değil, bir başka eksende yeniden tanımlayabilmektir. Söylemeye gerek yok ki, bu toplum gene, çoğunluk olan Müslüman-Türk kimliği ekseninde, ve ancak onun yeniden tanımlanmasıyla kurulabilecektir. Eğer yeni bir “Türkiyelilik” kimliğinden söz edeceksek, onun ana gövdesini Müslüman-Türklerin oluşturacaklardır.</p>
<p>O halde, Müslüman-Türk çoğunluk olarak çok önemli bir görevle karşı karşıyayız. Bizler, bugünkü kimliğimizin tanımlanmasında önemli bir yer işgal eden ve ama geçmişte aslında bu kimliği kirletmeye çalışmış ve lekelemiş olanların elinden almak zorundayız. Müslüman-Türk kimliğinin üzerinde yükseldiği ve yükseleceği bir ba?ka zemini yeniden tanımlamak zorundayız. Kuşkumuz olmasın, bizim üzerinde yükseleceğimiz başka bir tarihimiz vardır. Geçmişte, Ermenileri, Rumları koruyan, Dersimlilere sahip çıkan onurlu ve vicdan sahibi Müslüman-Türkler daima var oldular ve onlar bize, yeni kimliğimizin hangi zemin üzerinde yükselmesi gerektiğinin ışığını sunmaktadırlar.</p>
<p>Müslüman-Türk kimliğinin kültürel kodlarının yeniden tanımlanması anlamına da gelen bu çaba, aslında tüm bir toplum açısından da bir zemin kayması anlamına gelir. Tüm bir toplumun, üzerinde kendisini yeniden tanımlayacağı bir alan-kaymasından söz ediyorum. Yani, sağcı-solcu; milliyetçi-enternasyonalist; İslamcı- Alevi-laik veya Türk-Kürt gibi, bugün mevcut etnik-kültürel veya siyasi kimliklerin fay hatları ve çatışma noktaları esas alınarak çözülebilecek bir sorunla karşı karşıya değiliz.</p>
<p>Tüm bir toplumun üzerinde yükseldiği, milliyetçisi de dahil, herkesin kendisini yeniden ifade edebileceği ve tanımlayabileceği yeni bir alan, yeni bir zemin yaratmak gerekiyor. Başbakan Erdoğan’ın geçmişle yüzleşme konusunda belki de ana hatası da burada. O yüzleşmenin bütünlüklü ve yeni bir toplum kurucu boyutunu yeterince görmüyor ve CHP ile hesaplaşma oyununun küçük bir parçası olarak ele alıyor. Bu haliyle yıkıcı olabilir.</p>
<p>Başbakan ve AKP, 1937-38 Dersim katliamını CHP’nin üstüne yıkarak işin içinden çıkma stratejisini bir kenara bırakmak zorunda. Onlara düşen görev, Hükümet olarak, devlet adına Dersimlilerden resmen özür dileyerek toplumun geçmişiyle bir bütün olarak yüzleşmesinin önünü açmalarıdır. Çünkü ne 1938 Dersim ile sınırlı olan, ne de AKP-CHP fay attı ekseninde açıklanamayacak, toplum olarak, 1912-2007 döneminin tümünü kapsayan devasa bir hesaplaşma sorunu ile karşı karşıyayız. Bu da herkesin kendisini yeniden tanımlayacağı yeni bir zeminin inşası ile yaratılabilir. Peki bu zemin nedir? O da bir başka yazının konusudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Taner Akçam<br />
Clark Üniversitesi<br />
takcam@clarku.edu</p>
<p>Kaynak: <a href="http://taraf.com.tr/haber/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic.htm" target="_blank">Taraf</a></p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>9 Kasım 1938: Kristallnacht</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/11/9-kasim-1938-kristallnacht/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/11/9-kasim-1938-kristallnacht/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Nov 2011 07:26:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rapor/Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4506</guid>
		<description><![CDATA[Almanya’da 9 Kasım 1938’de patlak veren Nazi saldırıları, tarihe “Kristallnacht” olarak geçti. Almanca “kristal gece” anlamına gelen Kristallnacht, 9 Kasım 1938 gecesi Almanya&#8217;da Nazilerin Yahudi işyerlerine ve sinagoglarına karşı başlattığı organize kanlı saldırıların adıdır. Bu ad, saldırıdan sonra sokakları kaplayan cam kırıklarının ışıltılarından esinlenilerek verildi. Nazi Almanya’sında soykırım başlamadan önce yaklaşık 500 bin Yahudi (nüfusun <a href='http://www.durde.org/2011/11/9-kasim-1938-kristallnacht/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2011/11/9-kasim-1938-kristallnacht/nov9logo/" rel="attachment wp-att-4507"><img class="alignleft size-full wp-image-4507" title="nov9logo" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/11/nov9logo.gif" alt="" width="126" height="272" /></a>Almanya’da 9 Kasım 1938’de patlak veren Nazi saldırıları, tarihe “Kristallnacht” olarak geçti. Almanca “kristal gece” anlamına gelen Kristallnacht, 9 Kasım 1938 gecesi Almanya&#8217;da Nazilerin Yahudi işyerlerine ve sinagoglarına karşı başlattığı organize kanlı saldırıların adıdır. Bu ad, saldırıdan sonra sokakları kaplayan cam kırıklarının ışıltılarından esinlenilerek verildi.</p>
<p style="text-align: left;">Nazi Almanya’sında soykırım başlamadan önce yaklaşık 500 bin Yahudi (nüfusun yüzde 0,76’sı) yaşıyordu. Nazi propaganda mekanizması, Yahudileri, Almanya’nın 1918’deki yenilgisinin ve bunun sonucu ortaya çıkan yoksulluğun sorumlusu olarak “iç düşman” ilan ederek, organize etnik saldırılara başladı.<span id="more-4506"></span></p>
<p style="text-align: left;">Hitler daha iktidarının ilk yılında, 1933’te Yahudi dükkânlarına karşı boykot çağrısı yaptı. Naziler o yıl içinde Alman Yahudilerinin toplumsal yaşamını sınırlayan toplam 42 yasa çıkardı. Bu yasaların en ağırı, Yahudilerin kamu alanlarında çalışmalarını yasaklıyordu. 1934 yılında 19 ve 1935 yılında 29 ayrımcı yasa daha çıkarıldı. Yahudilerin 1936 yılında seçimlere katılmaları yasaklandı ve ülkenin hemen her yerinde “Yahudiler giremez” levhaları yayılmaya başladı. 1938 yılının ilk yarısında Yahudilerin ekonomik faaliyetleri ve çalışmalarını kısıtlayan yeni yasalar çıkarıldı. 1938 yılının temmuz ayında kabul edilen bir yasa, 1 Ocak 1939’dan itibaren tüm Yahudilerin, Yahudi olduklarını gösteren bir kimlik kartı taşımasını zorunlu kıldı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>“Nihai çözüm” adımı</strong></p>
<p style="text-align: left;">8 Kasım 1938 günü Yahudilere karşı kolektif cezai yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Buna göre, tüm Yahudi gazeteleri ve dergileri derhal yayına son vermek zorundaydı. Bu yasak, Yahudi toplumu ile liderleri arasındaki bağı koparmayı hedefliyordu. Böylece, Yahudilerin ülkeden ayrılması yönündeki liderlerin yönlendirici rolü kısıtlanmıştı. O sıralar Alman Yahudilerinin üç gazetesi, dört kültürel dergi, birkaç spor dergisi ve birkaç düzine de cemaat bülteni ulusal düzeyde yayımlanıyordu. Yine 8 Kasım günü ilan edilen yaptırımlar, Yahudi çocuklarının “Aryan” okullara katılmasının ve tüm kültürel faaliyetlerinin yasaklanmasını da içeriyordu.</p>
<p style="text-align: left;">“Alman kanı ve onurunu korumak” üzere kabul edilen “Nürnberg Yasaları”, bizzat Hitler tarafından imzalanmıştı. Bu yasalar Yahudiler, Sinti ve Romanlar, siyahlar veya bu grupların çocuklarının Almanya’da vatandaşlık haklarından yararlanmalarını sınırlamakla kalmıyor, “Alman kanı taşıyanlarla” evlenmelerini de yasaklıyordu.</p>
<p style="text-align: left;">9 Kasım 1938 gecesi başlayan pogrom, bazı tarihçiler tarafından Holokost’un başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu aynı zamanda, Hitler&#8217;in Yahudileri bütünüyle yok etmeye yönelik “nihai çözüm&#8221; için atılan somut adımların ilkiydi.</p>
<p style="text-align: left;">9 Kasım’da gerçekleşen pogromu unutmamak sadece bir insanlık görevi olmakla sınırlı değil. Nitekim son yıllarda Avrupa’daki neo-Nazi partilerin yükselişi, sorunun ne kadar güncel olduğunu gösteriyor. Batıda giderek yayılan ve Müslüman olsun olmasın, tüm farklı etnik gruplar ve ten rengi farklı insanlara yönelik İslamofobi giderek yayılıyor. Antisemitizm ise yükselmeye devam ediyor. Öte yandan Holokost’a yönelik inkârcılık ise sürüyor.</p>
<p style="text-align: left;">Tüm bu olgular karşısında ırkçılığa, faşizme ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadele daha bir anlam kazanıyor.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kristallnacht nedir?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Kristallnacht, beş yıldan fazla süren ırkçı ayrımcılık ve zulmün zirveye çıktığı, Holokost’un ilk adımı olarak kabul edilen geceye verilen ad. Kristallnacht, o güne kadar süren zulmün ekonomik, siyasi ve toplumsal yapısını, fiziki saldırılar, tutuklamalar ve cinayetler şeklinde değiştirdi. Tarihçi Max Rein’in sözleriyle, “Kristallnacht” geldikten sonra… her şey değişti.”</p>
<p style="text-align: left;">Naziler, bu pogrom için Paris’te düzenlenen bir suikastı bahane etti. Söz konusu suikastın arkasında ise bir başka Yahudi dramı yatıyordu. 18 Ekim 1938 günü Naziler, Hitler’in emri üzerine Almanya’da yaşayan yaklaşık 12 bin (sayı çeşitli kaynaklara göre 17 bine kadar çıkıyor) Polonyalı Yahudi’yi sınır dışı etti. Sınır dışı emri tek bir gecede uygulanmış ve sınır dışı edilenlerin yanlarında birden fazla valiz almalarına izin verilmemişti. Bu kişilerin geride kalan tüm mallarına ise Naziler el koydu.</p>
<p style="text-align: left;">Bu sınır dışı edilenlerin 4 bininin Polonya’ya girmesine izin verildi, ancak yaklaşık 8.000 kadarına izin verilmedi. Polonya’ya sokulmayan Yahudiler, çaresizlik içinde iki sınır arasında sıkışıp kaldı ve bu nedenle çocuklar ve yaşlılar başta olmak üzere, çok sayıda Yahudi hastalık ve açlık nedeniyle yaşamlarını yitirdi. Bu trajediyi yaşayanların arasında kendi ailesinin de bulunduğunu öğrenen, Paris’te yaşamakta olan 17 yaşındaki Herschel Grynszpan, Paris’teki Alman Büyükelçiliği’ni basarak, karşısına çıkan ilk kişi olan Konsolos Yardımcısı Ernst von Rath&#8217;ı vurdu.</p>
<p style="text-align: left;">Bu münferit saldırı, Hitler ve sağ kolu olan Goebbels’e Yahudilere karşı kinlerini kusmaları için bir fırsat yarattı. Goebbels, bu saldırının planlanarak düzenlenmiş olan bir Yahudi komplosu olduğunu ileri sürerek, Alman “ırkı”nın bunun öcünü alması gerektiğine dair propaganda yürüttü. Yahudilere karşı yürütülen çeşitli saldırıları öven Naziler, parti olarak Yahudilere karşı saldırı gerçekleşmesi halinde müdahale etmeyeceklerini açıkladı. Nazi ajanlarının da halkı kışkırtması sonucu, 1938 yılının 9 Kasım gecesi Almanya’da organize kanlı saldırılar başladı ve 10 Kasım günü ülkenin her yerine yayıldı. Polis ve itfaiye olaylara müdahale etmedi. Saldırılar yer yer 13 Kasım’a kadar sürdü. Olaylar sırasında Alman polisi seyirci kalırken, saldırı ve cinayetlere Nazi paramiliter gençlik grupları ve SS’ler de katıldı.</p>
<p style="text-align: left;">Kristallnacht ile birlikte Naziler tasarladıkları tüm hedeflere ulaşmış oldu: Savaşa hazırlık olarak gerekli askeri hazırlıklar için ihtiyaç duyulan paranın elde edilmesi için Yahudilerin mallarına el konulması; Yahudilerin bir birinden ayrılarak, tecrit edilmesi; o güne kadar sürdürülen ayrımcı antisemit propaganda ve yasaların, fiziki saldırılara dönüştürülerek sürdürülmesi.</p>
<p style="text-align: left;">9 Kasım gecesi başlayan pogrom sırasında, SS lideri Reinhard Heydrich’in raporuna göre, 91 Yahudi öldürüldü, binlercesi ağır yaralandı, yaklaşık 25 bini tutuklanarak toplama kamplarına sürüldü. Yahudilere ait 7 bin 500 civarında iş yeri yağmalandı ve saldırıya uğradı, 267 sinagog yakıldı 177’si bütünüyle yıkıldı ve çok sayıda Yahudi mezarı da tahrip edildi. Saldırılar Almanya’nın yanı sıra Avusturya ve Nazilerin denetimi altındaki diğer bölgelerde de gerçekleşti.</p>
<p style="text-align: left;">Kristallnacht, ülkedeki varlıkları Roma İmparatorluğu’na kadar geri giden Yahudilere karşı yürütülen sistematik bir soykırımın ilk adımları oldu.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Nazilerin çıkardığı dersler</strong></p>
<p style="text-align: left;">Kristallnacht Nazilerin o tarihten sonra atacağı adımlar için bir dönüm noktası olmuş ve Hitler ve danışmanlarına durum değerlendirmesi için yeni veriler ve deneyim sağlamıştı. Saldırı Naziler açısından şu sonuçları ortaya çıkarmıştı:</p>
<ol>
<li>O andan itibaren Hitler ve üst düzey danışmanları için Yahudilerin zorla göç ettirilmelerinin uygulanabilir bir seçenek olmadığı anlaşıldı.</li>
<li>Hitler artık Polonya’nın işgalini gündemine almıştı.</li>
<li>Çok sayıda toplama kampı ve çalışma kampı işletilmeye başlanmıştı bile.</li>
<li>“Alman kanı taşımayanlar” için düzenlenen ayrımcı Nürnberg yasaları kabul edilmişti.</li>
<li>Hitler’in ideolojisine şekil veren “lebensraum” (yaşam alanı) doktrini şekillenmişti.</li>
<li>Alman halkının gelişmeler karşısındaki tepkisizliği, Nazilerin çok az bir muhalefetle karşılaşacağını netleştirmişti. Olaylar karşısında Alman kiliseleri bile tepkisiz kalmıştı.</li>
<li>Artık Almanya’nın “Aryanlaştırılmasının” önünde herhangi bir engel kalmamıştı.</li>
</ol>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Yahudilere karşı yaptırımlar</strong></p>
<p style="text-align: left;">Kristallnacht’ın ardından geçen ilk üç aylık süre içinde, Naziler Yahudilere karşı şu yaptırımları yürürlüğe koydu:</p>
<ol>
<li>Yahudilerin tüm değerli madenlerden eşyalarını hükümete vermesi emredildi.</li>
<li>Yahudiler için emeklilik güvencesi iptal edildi ve kamu görevleri kısıtlandı.</li>
<li>Artık Yahudilerin sahip olduğu senetler, hisse senetleri, mücevherler ve sanat eserleri sadece Alman devletine devredilebilecekti.</li>
<li>Yahudiler fiziki olarak tecrit edilmeye başlandı.</li>
<li>Yahudilerin posta güvercinlerine sahip olmaları yasaklandı.</li>
<li>Yahudilerin ehliyetleri iptal edildi.</li>
<li>Yahudilerin sahip olduğu radyolara el kondu, gazeteleri yasaklandı.</li>
<li>Yahudilerin akşam 21.00 ile sabah 05.00 (kışın 20.00 – 06.00) saatleri arasında sokağa çıkmaları yasaklandı.</li>
<li>Kiracıları koruyan yasalar, Yahudi kiracılar için geçersiz kılındı.</li>
<li>İçişleri Bakanlığı, Yahudilerin sahip olduğu silahlara yönelik bir yönetmelik yayınladı. Bu yönetmelik, Yahudilerin ateşli silahlar ve bunlara ait cephaneleri almaları, sahip olmaları ve taşımalarını yasakladı.</li>
</ol>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Toplam 6 milyon insan öldürüldü</strong></p>
<p style="text-align: left;">Naziler, 1945 yılına kadar Avrupa’nın tümünde yaklaşık 6 milyon insanı sistematik bir şekilde işkence edip, öldürdü. Öldürülenlerin büyük bir kısmı Yahudi’ydi (yaklaşık 2,7 milyon), ancak Naziler sadece Yahudileri öldürmedi. Aralarında Sinti ve Romanların da bulunduğu 500 bin insanı da sistematik bir şekilde yok etti.</p>
<p style="text-align: left;">Bunlara daha sonra muhalif siyasetçiler, eşcinseller, sakatlar ve komünistler de eklendi. Almanya, bu tarihi unutulmaması ve geçmişin gençlere aktarılması amacıyla, 1996 yılından başlayarak, 27 Ocak gününü “Yahudi Soykırımını Anma Günü”, yani ”Holokost” günü ilan etti.</p>
<p style="text-align: left;"><em>Derleyen:</em> F. Levent Şensever</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2011/11/9-kasim-1938-kristallnacht/united/" rel="attachment wp-att-4514"><img class="alignleft size-full wp-image-4514" title="united" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/11/united.jpg" alt="" width="240" height="340" /></a>Avrupa çapında &#8220;Faşizme ve Antisemitizme Karşı Kampanya&#8221; bilgileri için:</p>
<p style="text-align: left;">United for Intercultural Action <a href="http://www.unitedagainstracism.org/pages/infon9_11.htm" target="_blank">Kampanya bilgileri</a> ve <a href="http://www.unitedagainstracism.org/pages/act11n9.htm#TR" target="_blank">Etkinlikler</a></p>
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/11/9-kasim-1938-kristallnacht/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ara Sarafian: &#8220;Rapor Resmi Tarihi Değişime Zorluyor&#8221;</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/09/ara-sarafian-rapor-resmi-tarihi-degisime-zorluyor/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/09/ara-sarafian-rapor-resmi-tarihi-degisime-zorluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Sep 2011 07:02:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rapor/Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4253</guid>
		<description><![CDATA[Yüce Yöney Ermeni tarihçi Ara Sarafian&#8216;ın Talat Paşa&#8217;nın Ermeni Soykırımı Raporu adlı kitabı Gomidas Enstitüsü tarafından Türkçe olarak yayımlandı. Sarafian&#8217;ın kitabının tanıtım toplantısı dün (25 Eylül) gerçekleştirildi. Tanıtımda Sarafian çalışmasının, &#8220;1915-17 arasında Osmanlı Dahiliye Nazırı Talat Paşa&#8217;nın özel evrakları arasında bulunan Ermeni Soykırımı üzerine resmi bir Osmanlı raporu&#8221; üzerine odaklandığını anlattı. Bu önemli belgenin Murat Bardakçı <a href='http://www.durde.org/2011/09/ara-sarafian-rapor-resmi-tarihi-degisime-zorluyor/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/2011/09/ara-sarafian-rapor-resmi-tarihi-degisime-zorluyor/ara-sarafian-talat-pasa/" rel="attachment wp-att-4254"><img class="alignleft size-full wp-image-4254" title="Ara Sarafian-Talat-Pasa" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/09/Ara-Sarafian-Talat-Pasa.jpg" alt="" width="132" height="200" /></a>Yüce Yöney</strong></p>
<p style="text-align: left;">Ermeni tarihçi <strong>Ara Sarafian</strong>&#8216;ın Talat Paşa&#8217;nın Ermeni Soykırımı Raporu adlı kitabı Gomidas Enstitüsü tarafından Türkçe olarak yayımlandı. Sarafian&#8217;ın kitabının tanıtım toplantısı dün (25 Eylül) gerçekleştirildi.</p>
<p style="text-align: left;">Tanıtımda Sarafian çalışmasının, &#8220;1915-17 arasında Osmanlı Dahiliye Nazırı Talat Paşa&#8217;nın özel evrakları arasında bulunan Ermeni Soykırımı üzerine resmi bir Osmanlı raporu&#8221; üzerine odaklandığını anlattı. Bu önemli belgenin Murat Bardakçı tarafından tıpkı basım olarak 2008&#8242;de yayınlandığını, kendisinin de Osmanlı kayıtlarından yararlanarak bu raporu analiz ettiğini söyledi.<span id="more-4253"></span></p>
<p style="text-align: left;">Sarafian, Talat Paşa&#8217;nın raporunun, &#8220;tıpkı onu destekleyen Osmanlı Arşivleri&#8217;ndeki diğer belgeler gibi, 1915 Ermeni Soykırımı konusunda resmi Türk pozisyonunu değişmeye zorladığını&#8221; iddia ettiği konuşmasında, Talat Paşa&#8217;nın evrakı üzerine argümanlarını ana hatlarıyla şöyle sıraladı:</p>
<ul style="text-align: left;">
<li>Rapor Talat Paşa&#8217;nın özel evrakı arasında bulunmuştur. Evrak ile Talat Paşa arasındaki bağlantı somuttur.</li>
<li>Şubat 1917&#8242;de Talat Paşa 23 vilayette bulunan Ermenilerle ilgili özel bir nüfus çalışması için talimat vermiş. Talimatlarında hazırlayacağı raporda yer alacak işlenmemiş ham verileri elde etmesine olanak tanıyan bazı spesifik bilgiler talep etmiş. Bunlar söz konusu vilayette bulunan &#8220;yerli&#8221; ve &#8220;yabancı&#8221; Ermenilerin sayısı ve bunların nereden geldiklerine ilişkin verilerdi. Talat Paşa&#8217;nın raporu bu araştırmadan elde edilen ham verilere dayanıyor. Talat&#8217;ın bilgi talebine verilen çok sayıda yanıtı İstanbul&#8217;daki Başbakanlık Osmanlı Arşivleri&#8217;nde bulmak mümkün. Yanıtlardaki rakamlarla Talat Paşa&#8217;nın rakamları birbirini tutuyor. Yanıtların bazıları Türkiye&#8217;deki arşivlerde yoksa da Talat Paşa&#8217;nın raporunun doğruluğunu tehcire ait diğer verilerle sınayabiliyor ve doğrulayabiliyoruz.</li>
<li>Talat Paşa&#8217;nın raporunun analitik ağırlık merkezini bir sayfalık istatistiksel bölüm oluşturuyor. Bu sayfa sadece Şubat 1917&#8242;den sonra toplanmış ham verilerin bir özetini oluşturmakla kalmıyor, birtakım ilave bilgiler de içeriyor. Bu bilgiler ham verilerden yola çıkılarak hesaplanmış ve raporun istatistiksel girişinde yer almak üzere özetlenmiş olsa gerek. Talat yalnızca toplam rakamları vermiş. Bunların ayrıntılı hesaplanması benim çalışmamda yer alıyor.</li>
<li>1917 araştırması 23 vilayette yürütüldü. Ancak belli başlı doğu illeri kapsam dışında tutuldu. Bu yalnızca Trabzon, Erzurum, Van&#8217;ın bir kısmının Rus işgalinde olmasından kaynaklanmıyordu, işgal atında olmayan Mamuret-ul Aziz ve Diyarbakır da kapsam dışında tutulmuştu. Talat Paşa&#8217;nın bu vilayetlere yönelik nüfus araştırması istememesinin nedeni, büyük olasılıkla, bu vilayetlerdeki Ermenilerin 1915-16&#8242;da tehcir edildiğini varsaymış olmasıdır.</li>
<li>Raporda tehcir öncesi Osmanlı Ermeni nüfusunun, sayımlardaki eksiklikler de hesaba katıldığında yaklaşık 1,5 milyon olduğu, 1915&#8242;de tehcir edilenlerin sayısının 1 milyon 200 bin olduğu, tehcirin hayatta kalan ve varlığı kayda geçen Ermeni sayısının ise 350-400 bin kadar olduğu belirtiliyor.</li>
</ul>
<p style="text-align: left;">Ara Sarafian, kitabında da Talat Paşa&#8217;nın evrakı arasında böyle bir defterin bulunmasını &#8220;Osmanlı hükümetinin iç dünyasını ve onun Ermeni karşıtı politikalarını idrak etmemizi sağlar&#8221; diye yorumluyor. Sterilize dile de dikkat çekerek &#8220;bilhassa kayda değerdir ve daha güven veren, inkarcı bir söylemin doğuşunu açıklar&#8221; ifadelerine yer veriyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kürtler Ermenilere de Osmanlı&#8217;ya da destek verdi</strong></p>
<p style="text-align: left;">Tanıtım toplantısına Bir Zamanlar Yayıncılık&#8217;tan <strong>Osman Köker</strong> ve Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü&#8217;nden <strong>Mehmet Polatel</strong> de konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p style="text-align: left;">Köker ana hatlarıyla değerlendirdiği kitap için Talat Paşa&#8217;nın raporundaki verilerin Osmanlı arşivleriyle uyum içinde olduğunu gösterdiğini söyledi. Murat Bardakçı&#8217;nın kitabının Sarafian tarafından çalınmış olduğu iddiasıyla ilgili olarak da bu kitabının yeni bir çalışma olduğunu ve bir telif sorunu olamayacağını belirtti. Murat Bardakçı&#8217;nın Talat Paşa&#8217;nın raporundaki verilerin 1915-16&#8242;ya ait olduğu iddiasına da Köker itiraz etti. Köker 1918&#8242;in daha akla yatkın olduğunu savundu. Sarafian 1917&#8242;yi işaret etmişti.</p>
<p style="text-align: left;">Polatel ise Osmanlı Arşivleri&#8217;nin kapalı olduğu dönemde, sadece devletin uygun görüp yayınladıklarını okuyabildiklerini, soykırım tezlerinin &#8220;Osmanlı arşivlerine dayanmıyor&#8221; iddiasıyla eleştirildiğini ve itibarsızlaştırıldığını hatırlattı; bugün &#8220;verileri çalıyorlar&#8221; suçlamasıyla başka bir itibarsızlaştırma çabası olduğunu söyledi.</p>
<p style="text-align: left;">Soru cevap bölümünde ise öne çıkan konulara dair Sarafian, şu noktalara değindi:</p>
<ul style="text-align: left;">
<li>Talat Paşa&#8217;nın elindeki sayılar oluşturulurken &#8220;sayım&#8221; nasıl yapıldı bilmiyorum. Ancak bu konuda çalışmalar, araştırmalar yapılıyor.</li>
<li>Tehcire Almanların etkisi tartışılıyor. Belki karşı çıkmadıkları için suçlanabilir. Ancak mesela, Halep&#8217;te Alman bir subayın soykırıma karşı çıktığını biliyoruz.</li>
<li>Kürt aşiretleri içinde Osmanlı&#8217;ya destek verip böylece zengin olanlar da var, Ermenileri koruyup saklayanlar da&#8230;</li>
<li>İşbirlikçi Ermenilerden söz edilirken dikkatli olunmalı; bu bir tür cadı avına dönüşebilir. İstihbarat konusunda rolü olan Ermenilerden söz edilebilir.</li>
<li>Talat Paşa&#8217;nın raporunda Müslümanlaştırılmış Ermenilere dair bir bilgi yok.</li>
<li>O dönem İstanbul&#8217;da zorla yerinden etme durumu yok. Ancak İstanbul&#8217;da bazı önemli Ermeniler öldürüldü. (YY)</li>
</ul>
<p style="text-align: left;">Ara Sarafian&#8217;ın kitabı için hazırladığı adlı haritalar için tıklayın.</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://bianet.org/files/doc_files/000/000/321/original/Osmanl%C4%B1_imparatorlu%C4%9Fundaki_ermenilerin_imhas%C4%B1_1915-17.jpg" target="_blank">Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndaki Ermenilerin İmhası 1915-17</a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.bianet.org/files/doc_files/000/000/323/original/Osmanl%C4%B1_imparatorlu%C4%9Funda_hayatta_kalan_ermeni_s%C3%BCrg%C3%BCnleri_1917.jpg.jpg" target="_blank">Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda Hayatta Kalan Ermeni Sürgünleri 1917</a></p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: <a href="http://www.bianet.org/bianet/siyaset/132961-rapor-resmi-tarihi-degisime-zorluyor" target="_blank">Bianet</a></p>
<p style="text-align: left;">
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/09/ara-sarafian-rapor-resmi-tarihi-degisime-zorluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Srebrenitsa Soykırımı</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/07/srebrenitsa-soykirimi-2/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/07/srebrenitsa-soykirimi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jul 2011 05:17:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3769</guid>
		<description><![CDATA[Srebrenitsa Soykırımı, 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı’nda (Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı) Sırp Cumhuriyeti Ordusu&#8217;nun Srebrenitsa’ya karşı giriştiği saldırılar sırasında yaşanan ve en az 8300 Boşnak&#8217;ın katledilmesiyle sonuçlanan bir soykırımdır. Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü belgelerle kanıtlanmıştır. Bosna Sırp ordusunun dışında katliama &#8220;Akrepler&#8221; olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır. <a href='http://www.durde.org/2011/07/srebrenitsa-soykirimi-2/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2011/07/srebrenitsa-soykirimi/srebrenitza-2/" rel="attachment wp-att-3763"><img class="alignleft size-full wp-image-3763" title="Srebrenitza" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/07/Srebrenitza1.jpg" alt="" width="200" height="133" /></a></p>
<div>Srebrenitsa Soykırımı, 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı’nda (Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı) Sırp Cumhuriyeti Ordusu&#8217;nun Srebrenitsa’ya karşı giriştiği saldırılar sırasında yaşanan ve en az 8300 Boşnak&#8217;ın katledilmesiyle sonuçlanan bir soykırımdır. Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü belgelerle kanıtlanmıştır. Bosna Sırp ordusunun dışında katliama &#8220;Akrepler&#8221; olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır. Birleşmiş Milletler, Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilan etmiş olmasına karşın 400 silahlı Hollanda “Barış gücü” askerinin varlığı katliamı önlememiştir.</div>
<div>Srebrenitsa soykırımı II. Dünya Savaşı&#8217;ndan bu yana Avrupa&#8217;da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa&#8217;daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşır.</div>
<div>Daha fazla bilgi için <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Srebrenitza_katliam%C4%B1" target="_blank">tıklayın</a>…</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/07/srebrenitsa-soykirimi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>24 Nisan 2011: Bu acı hepimizin&#8230;</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/04/24-nisan-2011-bu-aci-hepimizin/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/04/24-nisan-2011-bu-aci-hepimizin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2011 07:59:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Video/Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3484</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="560" height="349"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/l6PFuzqP2D0?fs=1&amp;hl=en_US&amp;rel=0" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="349" src="http://www.youtube.com/v/l6PFuzqP2D0?fs=1&amp;hl=en_US&amp;rel=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/04/24-nisan-2011-bu-aci-hepimizin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Huzur içinde bir 24 Nisan&#8230;</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/04/huzur-icinde-bir-24-nisan/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/04/huzur-icinde-bir-24-nisan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2011 05:27:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3479</guid>
		<description><![CDATA[Taner Akçam Sadece Dışişleri Bakanlığımızın diplomatları değil, ulusça huzur içinde olduğumuz çok açık. Sahi, Parlamento oylamaları veya benzeri dış baskılar olunca niye huzurumuz kaçıyor? Niye, (solcusu, sağcısı, milliyetçisi, Alevisi, Laiki, İslamcısı) ulusça, her birimiz kendi dilimize uygun farklı tanımladığımız ötekinin, “Emperyalistlerin”, “Hristiyan Batının”, “Türk düşmanlarının” bize bir şeyleri hatırlatmasına bu denli kızıyor ve öfke duyuyoruz?  <a href='http://www.durde.org/2011/04/huzur-icinde-bir-24-nisan/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/04/taner-akcam..jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3480" title="taner-akcam." src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/04/taner-akcam..jpg" alt="" width="216" height="147" /></a>Taner Akçam</strong></p>
<p style="text-align: left;">Sadece Dışişleri Bakanlığımızın diplomatları değil, ulusça huzur içinde olduğumuz çok açık. Sahi, Parlamento oylamaları veya benzeri dış baskılar olunca niye huzurumuz kaçıyor? Niye, (solcusu, sağcısı, milliyetçisi, Alevisi, Laiki, İslamcısı) ulusça, her birimiz kendi dilimize uygun farklı tanımladığımız ötekinin, “Emperyalistlerin”, “Hristiyan Batının”, “Türk düşmanlarının” bize bir şeyleri hatırlatmasına bu denli kızıyor ve öfke duyuyoruz? <span id="more-3479"></span></p>
<p><strong>1991 yılından beri</strong> konuyla doğrudan uğraşan bir insan olarak bu sorunun cevabını aradım hep. 2005 yılında yaptığı bir konferansın kitabını 2011’de zar zor yayınlayabilen, ne yapar ne ederim de soykırım kelimesini kullanmam düşüncesiyle, bin bir dereden su getiren sevgili dostlarıma da hep bu soruyu sordum. Nedir bu yirmi birinci yüzyılda dile getirilen “iç dinamik – dış dinamik” argümanları; <strong>“işimize karışmayın”</strong> akıl vermeleri? Karışmayınca huzur içinde oluyoruz, karışırlarsa huzurumuz kaçıyor, ondan mı? Öfkelenmemizin nedeni istemediğimiz bir şeyin bize hatırlatılması mı? Bir çıplaklık, bir suç üstü yakalanmışlık duygusu mu? Halbuki bıraksalar bizi bizle&#8230; ne güzel, huzur içinde geçiririz her 24 Nisan’ı, öyle değil mi?</p>
<p><strong>SUÇLU BULUNMA / VEYA TOPLANMA KORKUSU</strong></p>
<p>24 Nisan’ı bize hatırlatanlara kızmamız ve öfke duymamızın bir nedeni suçlu bulunmak ve bundan dolayı utanç duymanın yarattığı korku duygusudur, diyebilir miyiz? Sosyolog Ruth Benedict dünya yüzündeki toplumları genel olarak “suç” ve “ayıp” kültürleri olarak ikiye ayırır. Bu ayrıma göre “suç kültürleri” geçmişte yapılan yanlışlıklar üzerine konuşmaya kendilerini mecbur hissederler, “ayıp kültürleri” ise, bunun tam aksine geçmişin yanlışlıkları üzerinde konuşmayı reddeder, geçmişi suskunlukla geçiştirmeyi tercih ederler.</p>
<p>Acaba bizde bu değer yargılarından hangisi daha ağır basar? Araştırılması gereken ilginç bir sorudur bu. Fakat ister “suç” kültürünün ister <strong>“ayıp” kültürünün</strong> etkisinde olalım, Nazi kasaplarından Adolph Eichmann’ın sözleri bana içinde bulunduğumuz durumu en iyi anlatan sözler gibi gelir. İdamından önce, bir rahibin kendisini günah çıkarmaya teşvik etmek istemesi üzerine Eichmann, “olayların üzerinden bunca zaman geçtikten sonra, kalbimde şüphe tohumları yeşertmenize izni veremem” der. ‘Devlet ve Millet’ olarak benzeri bir sorunla karşı karşıyayız galiba. Bir ulusal kimlik-devlet yarattıktan 90 yıl sonra, geçmişin kabahatlerini yüklenmenin ve bunun maddi-manevi sonuçlarına katlanmanın bedeli ağır olsa gerektir. Hatırlatmaya öfkelenme ve huzursuzluğumuzun nedeni bu mu acaba? Hele de bu suçun farkına varmak, Türk ulusal kimliğine ve bunun algılanış biçimine ciddi bir darbe vuracak, hatta yıkacak bir karakterde ise&#8230; Bana öyle geliyor ki, 1915 ile yüzleşmekten kaçmamızın ve bize bunu hatırlatanlara öfke duymamızın nedeni, 1915’in devlet ve toplum olarak tarihsel dokumuzu tümüyle alt-üst edecek bir dinamizme sahip olmasıdır.</p>
<p><strong>&#8220;GİZLİ ŞİDDET&#8221;</strong></p>
<p>Bu olguyu açıklayabilmek için Habermas’a başvurmak isterim. Habermas, toplumların sosyal dokuları ve kurumları içine yerleşik, gizli bir şiddet olgusunun var olduğuna dikkat çeker ve bu şiddet sayesinde, toplumun tümü tarafından benimsenen bir iletişim biçimi yaratıldığını savunur. Bu “kollektif iletişim tarzı” sayesinde, hem bazı olguların toplumun dikkatinden kaçırılması başarılır hem de toplumda gözle görülmez bazı sınırlamalar kurumsallaşır. Burada önemli olan nokta, toplumun bu tarzda örülmesinin, yapılanmasının yöneticiler tarafından topluma tepeden zorla empoze edilmesinin gerekmediğidir. Aksine bu yapı, yöneten ve yönetilenler tarafından farkına bile varılmadan geliştirilir ve içselleştirilir. Zamanla topluma egemen olan bu iletişim tarzı etrafında sessiz bir uzlaşma doğar. <strong>Habermas</strong>’ın “gizli şiddet” adını taktığı bu “iletişim tarzı” sayesinde, toplumun kaçınması istenen konular sadece geçmişe havale edilmekle kalmaz, giderek unutulmasının hayırlı olduğu konusunda sessiz bir anlaşma sağlanır.</p>
<p>Durumu, <strong>Elias Siberski</strong>’den ödünç aldığım, <strong>“iletişimsel gerçeklik”</strong> (die kommunikative Wirklichkeit) tanımı ile açıklamaya çalışayım. Siberski bu tanımı gizli örgütlerin önemli bir özelliğini açıklamak için kullanır. Ona göre, gizli örgütler, kendi üyeleri ve dışlarıyla yarattıkları iletişim tarzı sayesinde içinde yaşanan gerçekliğin dışında bir başka gerçeklik yaratırlar. Türkiye’deki şu andaki durum tamamıyla bunu andırıyor. Kuruluşumuzdan itibaren bir “iletişimsel gerçeklik” yaratmış bulunuyoruz. Bu “iletişimsel gerçeklik”, ‘Devlet ve Millet’ olarak düşünme ve varoluş biçimlerimizi belirliyor. Duygularımızı tanımlayan inanç sistemlerimizi, yani bizlerin tüm sosyal-kültürel ilişkiler ağını, bizi biz yapan şeyleri şekilliyor. Önemli olan bu “iletişimsel gerçeklik” ile gerçeklik denen şey arasındaki ilişki kopukluğudur. “Biz”i tanımlamak için kullandığımız tüm kavramlara, değer yargılarına, düşün sistemlerine bakınız; bunun gerçeklik denen şeyin ne kadar dışında bir başka “iletişimsel gerçeklik” olduğunu görmek çok zor olmasa gerekir.</p>
<p>İsterseniz bu “iletişimsel gerçeklik”e bir de bahsedilenler ve bahsedilmeyenler ayırımı yaparak bakın. Göreceğiniz şu olacaktır: bu “iletişimsel gerçeklik”, topluma has kollektif bir sır da yaratmaktadır. Daha doğrusu, “iletişimsel gerçeklik” toplumun sırlarını örten bir örtü haline de gelmektedir.</p>
<p>Çok basit bir örnek vereyim, kimimizin hayranlık kimimizin nefret ile andığı <strong>İdris Küçükömer</strong>’in Düzenin Yabancılaşması kitabını yeniden okuyunuz. Osmanlı toplumu analizi yapılırken, o dönem nüfusunun neredeyse %30’unu oluşturan Hristiyanların olmadığını görürsünüz. Dikkatinizi çekmek istediğim nokta, toplumun %30’nun yok sayıldığı iktisadi-sosyal ve siyasal bir analizin ne kadar doğru olup olmadığı basit gerçeği değil, Küçükömer etrafında “saygı ve nefret” ekseninde yaratılmış bir “kollektif sır”dan, “suskunluk koalisyonu”nun varlığından, hep birlikte yarattığımız kara bir delikten bahsediyorum.</p>
<p>Kanaatime göre <strong>Ermeni soykırımı</strong>, Türk toplumunun kollektif sırrıdır ve soykırım toplumsal hafızamızın “kara deliğine” yollanmış durumdadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri, sağcısı, solcusu, Müslümanı, Alevisi, Kürdü ve Türkü ile bu konuda kollektif bir “suskunluk koalisyonu” yaratmış bulunuyoruz. Ara sıra bizi dışardan rahatsız edenlere duyduğumuz kollektif toplumsal öfkemizin nedeni budur. Kendimiz hakkında, düşünme ve varoluş tarzımız konusunda, bizi sıcacık bir yorgan gibi saran, kurduğumuz “iletişimsel gerçeklik”in saldırıya uğramasını istemiyoruz. Çünkü, eğer tarihimiz ile yüzleşmek zorunda kalırsak, sosyal kurumlar, zihniyetler, inanç sistemleri, kültür ve kullandığımız dil de dahil olmak üzere her şey sorgulanmaya başlayacaktır. Bir toplumun kendisini algılama tarzı tepeden tırnağa sorgulanır olacaktır. Her yıl, dışarıdan gelen dayatmalara, büyük bir huzursuzlukla tepki gösteren bizler, ulus olarak sanki şunu söylüyor gibiyiz: “85 yıldır özenle oluşturduğumuz sosyal-kültürel gerçekliğimizi bir kalemde yıkacağımızı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.”</p>
<p><strong>SOYKIRIM KELİMESİNİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI</strong></p>
<p>Nouritza Matossian’ın Hrant üzerine yaptığı belgeselde, hınzır çocuk, gözleriyle bir yerlere derin ve anlamlı bakarken, elinde gözlüğü, ağzından Ermenice şu sözler dökülür: “ben bir Türküm; ben iyi bir Türküm”. “İyi bir Türk” Hrant, soykırım kelimesini hiç kullanmadı; “sizi öfkelendireceğini bildiğim kelimeleri kullanmadan size durumumuzu anlatayım”, diyerek, Anadolu Ermenisinin “kökünün kurutulduğunu” anlatmaya çalıştı. Hrant, bu perhizini bir sefer bozmak zorunda kaldı.</p>
<p>Ben bir Türküm ya da <strong>Hrant’ın metaforunu</strong> kullanırsam “iyi bir Ermeni” olmaya çalışıyorum. Soykırım kelimesini yeri geldikçe kullanırım. Hakkımda bu kelimeyi kullanmaktan dolayı açılan soruşturma,<br />
“fikir özgürlüğü” kapsamında düşürüldü, her halde Türk olduğum için. Ama bu kelimeyi bir sefer kullanan Hrant’dan intikam almakta gecikmediler. Kendisinin de sanık olduğu ama öldürülmesi nedeniyle, kendisi için düșen davada oğlu Arat ve Sarkis abi birer yıl ertelenmiş hapis cezasına çarptırıldılar.</p>
<p>Soykırım kelimesi, <strong>“toplumsal hafızamızın kara deliği”</strong>nin kapısının anahtarıdır. Onun Ermeniler tarafından kullanılmasına hala tahammül edilemiyor. Eğer bu kelimeyi kullanmamak, -bilimsel olarak yanlış olduğu tezinin elle tutulur hiç bir yanının olmadığını hatırlatarak- milliyetçi derin tepkimizin ve yarattığımız “iletişimsel gerçekliğimizin” çökmesinden korkmamızın eseri değilse, artık bu 24 Nisan’dan itibaren, onu unutkanlık ve suskunluk koalisyonunu parçalayacak, kollektif hafızamızın “kara deliğin”in kapısını açacak bir anahtar olarak kullanmalıyız. Hrant’a saygıdan değil, bu anahtarı kullanmayı ona bırakmış olmaktan duymamız gereken utançtan dolayı&#8230;</p>
<p><strong>Taner Akçam</strong>, 24 Nisan 2011, (<a href="http://taraf.com.tr/haber/huzur-icinde-bir-24-nisan-2.htm" target="_blank">Taraf Gazetesi</a>)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/04/huzur-icinde-bir-24-nisan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azınlıklar nasıl azınlık oldu?</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/04/azinliklar-nasil-azinlik-oldu/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/04/azinliklar-nasil-azinlik-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2011 05:15:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Azınlık hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=3475</guid>
		<description><![CDATA[Ayşe Hür 1913-1914 Yürütülen baskı ve yıldırma operasyonu sayesinde, Celal Bayar’a göre 200 bin, Teşkilat-ı Mahsusa Şefi Kuşçubaşı Eşref’e göre 1,5 milyon Rum nüfus Adalar’a ve Yunanistan’a kaçırtıldı. 24 Nisan 1915’te İstanbul’da Ermeni cemaatinin tüm önde gelenleri evlerinden toplanarak Çankırı ve Ayaş’a doğru yola çıkarıldılar. Ülke çapındaki tehcir ise resmen 27 Mayıs 1915’te başladı. 1918’de <a href='http://www.durde.org/2011/04/azinliklar-nasil-azinlik-oldu/'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/04/ayse-hur.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3476" title="ayse-hur" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/04/ayse-hur.jpg" alt="" width="210" height="158" /></a>Ayşe Hür</strong></p>
<p style="text-align: left;">1913-1914 Yürütülen baskı ve yıldırma operasyonu sayesinde, Celal Bayar’a göre 200 bin, Teşkilat-ı Mahsusa Şefi Kuşçubaşı Eşref’e göre 1,5 milyon Rum nüfus Adalar’a ve Yunanistan’a kaçırtıldı.</p>
<p style="text-align: left;">24 Nisan 1915’te İstanbul’da Ermeni cemaatinin tüm önde gelenleri evlerinden toplanarak Çankırı ve Ayaş’a doğru yola çıkarıldılar. Ülke çapındaki tehcir ise resmen 27 Mayıs 1915’te başladı. 1918’de savaş suçlarını soruşturmak üzere kurulan Mustafa Arif (Deymer) başkanlığında kurulan Osmanlı Dahiliye Nezareti Komisyonu’nun raporuna göre Birinci Cihan Harbi’nde ölen Ermeni sayısı 800.000’di. <span id="more-3475"></span></p>
<p style="text-align: left;">22 Ocak 1921’de Müdafaa-i Milliye Vekili (Savunma Bakanı Fevzi (Çakmak) Bey, Meclis’teki gizli oturumunda, ülkede halen çoğu Karadeniz bölgesinde olmak üzere 800 bin kadar Hıristiyan bulunduğunu söyleyerek, gayrımüslimlerin ekonomik hayattaki yerlerini korumasından duyduğu rahatsızlığı belirtti. Generale göre Hıristiyanlardan askerlik için bedel nakdi alınması ve bunların imalathanelerde, yol, köprü, tünel gibi bayındırlık işlerinde çalıştırılması gerekmekteydi. Fevzi Paşa’nın bu önerisi karşısında, Malatya Mebusu Fevzi Efendi ‘yaşa!’ sesleri arasında ‘Efendiler, Ermenilerin denaatı (kötülüğü), ihaneti malumdur’ demiş, Ermeni, Rum ve Yahudilerden 500 Lira bedeli nakdi alınmasını, hem de bunların Erzurum’a, Sivas’a yollanıp yollarda çalıştırılmasını istemişti. Ardından da; ‘Maksadım onların ezilmesidir.’ diye eklemişti.</p>
<p style="text-align: left;">Ocak 1923 ve sonrası Lozan Barış Anlaşması’nın bir parçası olarak ondan 6 ay önce imzalanan Türk ve Rum Nüfus Değişimine İlişkin Sözleşme ve Protokolü tarihin gördüğü en büyük nüfus değişimine hukuki çerçeve oluşturdu. Sonuçta, aslında İttihatçıların 1913’te başladığı kaçırtma operasyonundan beri aralıksız süren halkların ayrışması sürecine hukuki çerçeve oluşturan Lozan Barış Anlaşması’nın 1. maddesi uyarınca 355 bin kadar Müslüman Türk Yunanistan’ı, 192 bin civarında Ortodoks Rum da Türkiye’yi terk ederken, 2. maddeye göre etablis olarak adlandırılan 130 bin Müslüman Batı Trakya’da, 110 bin civarında Rum da İstanbul’da kaldı.</p>
<p style="text-align: left;">16 Mart 1923 Mustafa Kemal Adana’da esnafa yaptığı konuşmada “Memleket en sonunda yine gerçek sahiplerinin elinde karar kıldı. Ermeniler ve diğerlerinin burada hiçbir hakkı yoktur. Bu bereketli yerler koyu ve öz Türk memleketidir.” dedi.</p>
<p style="text-align: left;">Haziran 1923 Yahudi, Rum ve Ermeni memurlar işlerinden çıkartılarak yerlerine Müslümanlar alınmaya başladı. Gayrimüslim azınlıkların Anadolu’da serbestçe dolaşımları kısıtlandı.</p>
<p style="text-align: left;">Eylül 1923’de Kilikya (Adana havalisi) ve Doğu Anadolu’dan savaş sırasında göç eden Ermenilerin geri dönüşünü yasaklayan bir kararname çıkarıldı.</p>
<p style="text-align: left;">Aralık 1923 Çorlu’da yaşayan birkaç yüz kişilik Yahudi cemaatine şehri 48 saat içinde terk etmesi emredildi. Hahambaşılığın müracaatı üzerine karar ertelendi ancak benzer bir karar Çatalca için alındı ve hemen uygulandı.</p>
<p style="text-align: left;">1924’te Mahsub-i Umumi Kanunu’nun 2. maddesinde değişiklik yapılarak, Birinci Dünya Savaşı için mallarına el konmuş gayrimüslimlere ödeme yapılmaması sağlandı.</p>
<p style="text-align: left;">1924’te 40 kadar Fransız ve İtalyan okulu kapatıldıktan sonra sıra azınlık okullarının binalarının onarımında, genişletilmelerinde, yeni binalar yapmalarında kısıtlamalara geldi. Okul programları ve sınavlar MEB tarafından denetlenmeye başladı. Türk öğretmenler ve müdür yanında bulunması şart tutulan Türk müdür yardımcısı MEB tarafından atanmış, Türkçe, tarih ve coğrafya ile yurt bilgisi derslerinin Türkçe olarak Türk öğretmenler tarafından okutulması mecburiyeti getirilmişti.</p>
<p style="text-align: left;">1924’te Avukatlık Kanunu uyarınca 960 avukat iyi ahlaklı olup olmadığı açısından değerlendirildi ve sonuçta 460 avukatın çalışma izni iptal edildi. Böylece Yahudi avukatların yüzde 57’si, Rum avukatların üçte biri işsiz kalmıştı. (Ermeni avukat sayısı belli değil.)</p>
<p style="text-align: left;">1 Ağustos 1926’da, devletin, Lozan’ın yürürlüğe girdiği Ağustos 1924’den önce gayrımüslimlerce edinilmiş tüm malları müsadere etme hakkına sahip olduğu ilan edildi. Yahudilere yönelik ‘sadakatsizlik’, ‘nankörlük’ gibi ithamlardan bunalan cemaat önderleri Lozan Antlaşması’nın 42. maddesinden feragat ettiklerini beyan eden mazbatayı Başvekâlete gönderdiler.</p>
<p style="text-align: left;">1926 yılında ticari yazışmalarda sadece Türkçe kullanılmasını düzenleyen yönetmelikten sonra idari kadrolarda çalışan ve Türkçe yazı diline hâkim olmayan gayrimüslimler işten çıkarılmaya başladı. Yabancı banka ve firmalarda çalışan Türklerin oranı yüzde 75 olarak belirlenmişti. Bu yönetmelik uyarınca işten çıkarılan Rumları sayısı 5 bindi. Devlet Demiryolları İşletmesi’nin tüm gayrimüslim personeli işten çıkarılmıştı.</p>
<p style="text-align: left;">Mayıs 1927’de, Lozan’dan sonra ülke dışında olanların Türk vatandaşlığından çıkarılacağına dair kararname ilan edildi.</p>
<p style="text-align: left;">20 Şubat 1928 rejimin gözüne girmek isteyen bir grup İstanbul Üniversitesi öğrencisinin vapur, tramvay gibi toplu taşıma araçlarına ‘Vatandaş Türkçe Konuş!” yazılı pankartlarını asmasıyla başlayan dönemin gazetelerinde ‘Türkçe Konuş!’ hitabına tahammül edemeyen ‘sözde vatandaş’lardan söz edilmişti. Bu tarihten itibaren kampanyanın gereklerine uymadıkları gerekçesiyle pek çok kişi hakkında Türklüğü tahkir davası açıldı.</p>
<p style="text-align: left;">1928’de Sivas’taki Ermenilerin şehir dışına çıkmaları yasaklandı.</p>
<p style="text-align: left;">Eylül 1929 Defterdarlık, Yahudi okullarını, Or Ahayim Hastanesi’ni, Ortaköy Yetimhanesi’ni ve sinagogları ticari müessese sayarak bunlara yapılan bağışları ve intikalleri vergilendirmeye karar verdi. Uygulama geriye doğru, 1925 yılından başlatıldı. Bu yüksek vergileri ödeyemeyen Hahambaşılığa haciz geldi.</p>
<p style="text-align: left;">1928-1929 yıllarında Diyarbakır ve Harput’taki Ermenilere yerel yöneticiler tarafından Türkiye’den gitmelerinin kendi hayırlarına olacağını telkin edildi.</p>
<p style="text-align: left;">1929-1930 arasındaki 18 ay içinde Türkiyeli Ermenilerden 6.373 kişi Suriye’ye göç etmek zorunda kaldı.</p>
<p style="text-align: left;">11 Haziran 1932’de yürürlüğe konan Türk Vatandaşlarına Tahsis Edilen Sanat ve Hizmetler Hakkındaki Kanun’la yabancıların bazı mesleklerde çalışmaları yasaklandı. Bu durum özellikle Yunan uyruklu serbest meslek erbabını, küçük esnaf ve sokak satıcılarını etkiledi.</p>
<p style="text-align: left;">Kasım 1932 İzmirli her Yahudi’ye Türk kültürünü benimsemeye ve Türk diliyle konuşmaya söz veren birer taahhütname imzalatıldı. İzmir Yahudilerini Bursa, Kırklareli, Edirne, Adana, Diyarbakır, Ankara Yahudileri izledi.</p>
<p style="text-align: left;">25 Şubat 1933 günü aralarında yazar Peyami Safa, matematikçi Cahit Arf gibi tanınmış isimlerin de bulunduğu Darülfünun ve Milli Türk Talebe Birliği öğrencileri, ceplerine irili ufaklı taşlar doldurarak Osmanlı döneminden beri yataklı trenleri işleten La Compagnie des Wagons-Lits (kısaca ‘Vagon Li’ denirdi) adlı bir Fransız/Belçika şirketinin Beyoğlu’ndaki eski Tokatlıyan Oteli binasındaki bürosu önünde toplandılar ve büyük bir protesto gösterisi yaptılar. Ardından yeni bir “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası patlak verdi ve hızla yaygınlaştı.</p>
<p style="text-align: left;">1933 Mardin’deki Süryani Patrikliği Merkezini, gizli ve açık baskılara dayanamayarak ‘cemaatin arzusu doğrultusunda’, ‘görülen lüzum üzerine’, ‘muvakkaten’ (geçici olarak) Mardin’den Humus’a taşındı. Ancak o günden beri geri dönmek mümkün olmadı.</p>
<p style="text-align: left;">Haziran 1934’te yürürlüğe giren ve ülkeyi ‘Türk kültüründen olan ve Türkçe konuşanlar (has Türkler)’, ‘Türk kültüründen olan ve Türkçe konuşmayanlar (Kürtler) ve ‘Türk kültüründen olmayan ve Türkçe konuşmayanlar’ (gayrimüslimler ve diğerleri) olarak üçe bölen İskan Kanunu’ndan sonra Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki Rumlar ve Ermeniler, kendileri için uygun görülen bölgelere sürüldüler.</p>
<p style="text-align: left;">21 Haziran-4 Temmuz 1934 (Trakya Olayları) Irkçı Cevat Rıfat Atilhan’ın Milli İnkılap dergisindeki, Nihal Atsız’ın Orhun dergisindeki Yahudi aleyhtarı ve ırkçı yazılarla galeyana gelen kitleler, Çanakkale, Gelibolu, Edirne, Kırklareli, Lüleburgaz, Babaeski’de Yahudilere saldırdılar. Olaylarda Yahudilere ait evler ve mağazalar yağmalandı, kadınlara tecavüz edildi, bir haham öldürüldü. CHF Trakya teşkilatının örgütlediği anlaşılan olaylar sonucu 15 bin Yahudi, mal ve mülklerini geride bırakıp can havliyle başka şehirlere, ülkelere kaçmak zorunda kaldı.</p>
<p style="text-align: left;">Ocak 1937 Kayseri, Sivas gibi yerlerdeki Ermeni ve Yahudilerin ‘güvenlik gerekçesiyle şehir merkezlerine göçmesi emredildi.</p>
<p style="text-align: left;">24 Temmuz 1937 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir ilana bakılırsa, Ankara Askeri Baytar Mektebi’ne alınacak öğrencilerde aranan özelliklerden biri “Türk ırkından olmak’tır.</p>
<p style="text-align: left;">6 Eylül 1938 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan Türk Kuşu Direktörlüğü’ne alınacak tayyare öğretmenlerine dair bir başka ilanda ise ifade biraz daha rafine hale gelmiş ve ‘Türk soyundan olmak’ haline dönmüştür.</p>
<p style="text-align: left;">1939’da Hatay’ın Türkiye’ye katılması sırasında bölgedeki Ermeniler baskılar sonucu Suriye’ye göç ettiler. Göçle ilgili Yunus Nadi’nin Cumhuriyet Gazetesinin 20 Temmuz 1939 sayılı nüshasındaki yazısında şöyle deniyordu: “Neden korkuyorlar? Ne var? Kendilerini yiyeceğimizi mi vehmediyorlar”</p>
<p style="text-align: left;">8 Ağustos 1939 Avrupa’nın çeşitli yerlerinden topladığı 860 Yahudi mülteciyi Filistin’e taşırken, yolda karşılaştığı bazı sorunlar yüzünden İzmir’e sığınmak zorunda kalan Parita gemisi, yolcuların “Bizi öldürün ama geri göndermeyin” haykırışlarına rağmen 14 Ağustos’ta iki polis motorunun refakatinde limandan çıkarıldı.</p>
<p style="text-align: left;">12 Aralık 1940 Romanya’nın Köstence limanından aldığı 342 Yahudi mülteci ile İstanbul’a varan ‘yüzen tabut’ namlı Salvador’un (aslında 40 kişilik bir tekneydi) bir mil bile gidecek hali olmadığı açık olduğu halde Türk makamları, gemiyi yoluna devam etmesi için zorladı. Sonuç hazindi: 13 Aralık günü Silivri açıklarına şiddetli fırtınaya yakalanan Salvador’un parçalarından tam 219 ölü toplandı.</p>
<p style="text-align: left;">22 Nisan 1941 Bir gün kapılarında beliren jandarmalar tarafından 12 bin gayrimüslim erkek, sivrisinek kaynayan ve sıtma yayan bataklığın, rutubet, çamur ve aşırı sıcağın bunalttığı, su darlığı çekilen altyapısız kamplara gönderildiler. ‘20 Kur’a İhtiyatlar denilen bu ‘askerler’, Zonguldak’ta tünel inşaatlarında, Ankara’da Gençlik Parkı’nın yapımında, Afyon, Karabük, Konya, Kütahya illerinde taş kırma, yol yapma gibi ağır işlerde çalıştırıldılar. 27 Temmuz 1942 günü terhis edildiler.</p>
<p style="text-align: left;">15 Aralık 1941 Köstence limanından aldığı 769 Romen Yahudisini Nazi zulmünden kaçırıp Filistin’e götürmek isteyen Struma gemisine, Türkiye’nin izin vermemesi yüzünden 2,5 ay Sarayburnu açıklarında hastalıkla ve ölümle pençeleştikten sonra Karadeniz’e çıkarıldı. Struma, 23 mil açıkta, motorsuz, yakıtsız, yiyeceksiz, susuz, ilaçsız kaderine terk edildi. 24 Şubat 1942 günü, saat 02.00’de kimliği bilinmeyen denizaltılarca batırıldı. Faciadan sadece bir kişi kurtuldu.</p>
<p style="text-align: left;">11 Kasım 1942 Savaş sırasında ortaya çıkan mali sorunları aşmak gerekçesiyle Varlık Vergisi çıkarıldı. Vergi mükelleflerinin yüzde 87’si gayrimüslimdi. Ermeni tüccarlar kapital güçlerinin yüzde 232’si, Yahudi tüccarlar, yüzde 179’u, Rum tüccarlar yüzde 156’sı, Müslüman-Türk tüccarların ise sadece yüzde 4,94’ü oranında vergilendirilmişlerdi. Vergilerini ödeyemeyenler Aşkale, Sivrihisar, Karanlıkdere kamplarına gönderildiler. Kimi malını, kimi canını, kimi onurunu, kimi Türkiye’ye inancını yitirdi.</p>
<p style="text-align: left;">6-7 Eylül İstanbul’da ağırlıklı olarak Rumlara yönelik büyük bir yağma harekatı örgütlendi. Olayların bilançosu kısa sürede ortaya çıkar. Türk basınına göre 11 kişi ölmüştü ancak sadece üç kişinin adları verilmişti. Bazı Yunan kaynaklarına göre 15 ölü vardır ancak, daha sonra öldüğü iddia edilen bazı kişilerin Yunanistan’da yaşadığı anlaşılmıştır. Yaralı sayısı resmî rakamlara göre 30, gayri resmî rakamlara göre 300’dü. Sadece Balıklı Hastanesi’nde 60 kadın tecavüz nedeniyle tedavi görmüştü. Tecavüze uğrayanların 200’ü aştığı sanılır. Olaylar sırasında, resmî rakamlara göre 5.300’ü aşkın, gayri resmî rakamlara göre 7 bine yakın bina saldırıya uğradı. Hasarın mali portresi konusundaki en düşük tahmin o günün değerleriyle 150 milyon lira, en yüksek tahmin 1 milyar liraydı.</p>
<p style="text-align: left;">1956’da kurulan Ad Değiştirme İhtisas Komisyonu çalışmaları, 1959’da İl İdaresi Kanunu’nun 2. Maddesi’nde yapılan değişiklikle uygulamaya konuldu. Bu kurulca, 1978’e kadar yaklaşık 75 bin yerleşme adı incelendi ve bunlardan 28 bin kadarı değiştirildi. 1983’ten sonra da ufak çaplı değişiklik hamleleri yapıldı.</p>
<p style="text-align: left;">1964 Kararnamesi Atatürk ve Venizelos arasında 1930 yılında imzalanan ‘Dostluk Antlaşması’ bir hükümet genelgesiyle, Türk hükümetince tek taraflı olarak iptal edilmişti. Hükümet, önce Türkiye’deki Yunan uyrukluların tapu müdürlüklerindeki işlemlerini durdurdu, ardından da bankalardaki paralarını bloke kararı aldı. Türkiye’de doğup büyümüş, burada ticaret yapan, esnaflık yapan, emekçilik yapan Yunanistan vatandaşı Rumlar sınır dışı edildiler.</p>
<p style="text-align: left;">26 Ocak 1970 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın Arapların hezimetiyle sonuçlanması ve 1969’da Müslümanlarca kutsal sayılan Mescid-i Aksa’nın fanatik bir Yahudi tarafından kundaklanmasının tırmandırdığı anti semitik atmosferde, Necmettin Erbakan Milli Nizam Partisi’ni kurdu. Partiye masonların ve Siyonistlerin alınmayacağını ilan eden Erbakan ve arkadaşları ‘beynelmilel Yahudilik’, ‘beynelmilel Siyonizm’, ‘Nil’den Fırat’a Büyük İsrail’, ‘Ortak Pazar Siyonizmin bir oyunudur’ ‘Ortak Pazar’a girmek Türkiye’nin İsrail’e bir vilayet olmasıyla sonuçlanabilir’, ‘İsrail Güney Amerika’ya nakledilmelidir’ gibi fikirlerin mucidi olarak, antisemitizm tarihçemize önemli katkılar yaptılar.</p>
<p style="text-align: left;">1974’te İstanbul’daki Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Yönetim Kurulu ile Hazine arasında 1971’de görülmeye başlanan bir dava sonunda, 1936 Beyannamesi uyarınca mal edinilemeyeceği hükmü uygulanmaya başladı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, verdiği kararda Türkiye’deki azınlıkları Türk olmayanlar olarak değerlendirmişti.</p>
<p style="text-align: left;">1974 tarihli UNESCO Raporu’na göre yüzyılın başında Ermeni cemaatine ait 2.538 kilise ve 451 manastır varken, geriye sadece 913 kilise ve manastır kalmıştı. Tehcirden sonra Ermeni köy ve şehirlerine yerleştirilen Müslüman ahalinin ilk işi, merkezi ve güzel kiliseleri camiye çevirmek olmuştu. Gerisi ambar, depo ve tavla olarak kullanıldı. Meclis’in Türkçü-ırkçı kanadından Dr. Rıza Nur, Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir’e yolladığı 25 Mayıs 1921 tarihli mektupta, “Ani şehrine ait izlerin yeryüzünden temizlenmesi başarılırsa bunun Türkiye’ye büyük bir hizmet olacağını” söylemişti, neyse ki Karabekir böyle bir girişimin gerek dünyadan gerekse Türkiye’deki Ermeni toplumundan büyük tepki göreceğini söyleyerek reddetmişti. Geriye kalan 913 kilise ve manastırdan 464’ü tamamen yıkıldı. 252’si yıkılmaya terk edildi, 197’si ise ciddi restorasyon gerektiriyor.</p>
<p style="text-align: left;">6 Eylül 1986 İstanbul Galata’daki Neve Şalom Sinagogu’na Filistinli Abu Nidal Örgütü’ne bağlı teröristler tarafından yapılan bombalı ve makineli tüfekli saldırısında 22 kişi öldü ancak olay büyük tepki yaratmadı, çünkü Filistin davasına kamuoyunda büyük sempati vardı.</p>
<p style="text-align: left;">1985-1990 arasında PKK’ya karşı korucu olmayı reddettikleri için topraklarına el konularak yerlerinden edilen Yezidiler kitlesel olarak Batı ülkelerine göç etmek zorunda kaldılar.</p>
<p style="text-align: left;">15 Kasım 2003 Şişli’deki Beth İsrail Sinagogu ile Galata’daki Neve Şalom Sinagogu’na Müslüman Türk teröristleri tarafından intihar saldırısı yapıldı, 23 kişi öldü, 70’den fazla kişi yaralandı.</p>
<p style="text-align: left;">5 Şubat 2006 Trabzon’daki Santa Maria Katolik Kilisesi Rahibi Andrea Santoro 16 yaşında bir genç tarafından bıçaklanarak öldürüldü.</p>
<p style="text-align: left;">19 Ocak 2007’de Agos’un genel yayın yönetmeni Hrant Dink öldürüldü.</p>
<p style="text-align: left;">18 Nisan 2007 Malatya’da yedi genç Hıristiyanlıkla ilgili yayın yapan Zirve Yayınevi’ni basarak üç büro çalışanını öldürdüler.</p>
<p style="text-align: left;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;">* <em>Ayşe Hür’ün 16 Nisan 2011’de  Uluslararası Nefret Söylemi Konferansı’nda yaptığı konuşmadan özetlenmiştir.</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Kaynak: </em><a href="http://www.agos.com.tr/index.php?module=news&amp;news_id=16062&amp;cat_id=1" target="_blank">Agos</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/04/azinliklar-nasil-azinlik-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

