<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! &#187; Soykırım</title>
	<atom:link href="http://www.durde.org/tag/soykirim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.durde.org</link>
	<description>Ji Nîjadperestî û Neteweperestiyê re Bêje Bise! • Say Stop to Racism and Nationalism!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 May 2012 13:55:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>19:15 Ermeni Soykırımı anması</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/1915-ermeni-soykirimi-anmasi/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/1915-ermeni-soykirimi-anmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 06:50:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Video/Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[1915]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5427</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/MCPdbaJgHIo?rel=0" frameborder="0" width="640" height="480"></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/1915-ermeni-soykirimi-anmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Video: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? [Cengiz Alğan]</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-cengiz-algan/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-cengiz-algan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 06:41:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Video/Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[1915]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5461</guid>
		<description><![CDATA[Forum: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? 19 Ocak&#8217;ta Ne Oldu? Taxim Hill Oteli, İstanbul. 23 Nisan 2012. DSİP tarafından düzenlenen Marksizm 2012 etkinliği.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/57y5UgVGWSc?rel=0" frameborder="0" width="640" height="360"></iframe></p>
<p>Forum: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? 19 Ocak&#8217;ta Ne Oldu? Taxim Hill Oteli, İstanbul. 23 Nisan 2012.<br />
DSİP tarafından düzenlenen Marksizm 2012 etkinliği.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-cengiz-algan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Video: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? [Hayko Bağdat]</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-hayko-bagdat/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-hayko-bagdat/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 06:35:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Video/Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[1915]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5454</guid>
		<description><![CDATA[Forum: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? 19 Ocak&#8217;ta Ne Oldu? Taxim Hill Oteli, İstanbul. 23 Nisan 2012. DSİP tarafından düzenlenen Marksizm 2012 etkinliği.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/baHefQzRCN4?rel=0" frameborder="0" width="640" height="360"></iframe></p>
<p>Forum: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? 19 Ocak&#8217;ta Ne Oldu? Taxim Hill Oteli, İstanbul. 23 Nisan 2012.<br />
DSİP tarafından düzenlenen Marksizm 2012 etkinliği.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-hayko-bagdat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Video: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? [Garo Paylan]</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-garo-paylan/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-garo-paylan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 06:31:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Video/Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[1915]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5449</guid>
		<description><![CDATA[Forum: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? 19 Ocak&#8217;ta Ne Oldu? Taxim Hill Oteli, İstanbul. 23 Nisan 2012. DSİP tarafından düzenlenen Marksizm 2012 etkinliği.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/ywyQ2osSM_w?rel=0" frameborder="0" width="640" height="480"></iframe></p>
<p>Forum: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? 19 Ocak&#8217;ta Ne Oldu? Taxim Hill Oteli, İstanbul. 23 Nisan 2012.<br />
DSİP tarafından düzenlenen Marksizm 2012 etkinliği.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-garo-paylan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Video: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? [Aydın Engin]</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-aydin-engin/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-aydin-engin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 06:28:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Video/Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[1915]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5446</guid>
		<description><![CDATA[Forum: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? 19 Ocak&#8217;ta Ne Oldu? Taxim Hill Oteli, İstanbul. 23 Nisan 2012. DSİP tarafından düzenlenen Marksizm 2012 etkinliği.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/O-rlXm6lpjA" frameborder="0" width="640" height="360"></iframe></p>
<p>Forum: 24 Nisan&#8217;da Ne Olmuştu? 19 Ocak&#8217;ta Ne Oldu? Taxim Hill Oteli, İstanbul. 23 Nisan 2012.<br />
DSİP tarafından düzenlenen Marksizm 2012 etkinliği.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/04/video-24-nisanda-ne-olmustu-aydin-engin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resmi tarihi sınıfta bırakan 10 çürük tez</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/02/resmi-tarihi-sinifta-birakan-10-curuk-tez/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/02/resmi-tarihi-sinifta-birakan-10-curuk-tez/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 07:21:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rapor/Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>
		<category><![CDATA[İttihat ve Terakki]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Tehcir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5166</guid>
		<description><![CDATA[Televizyon kanallarında ya da gazete köşelerinde Fransa’ya öfke kusan resmi tarih savunucuları yıllardır kamuoyunun artık ezberlediği iddialarını üstümüze boca etmeyi sürdürüyorlar. İfade edenin tarzına ve üslubuna göre farklı şekiller alıyor olsa da resmi tarihin 1915 Ermeni Soykırımı ile ilgili temel iddialarını 10 başlıkta topladık. Her iddiayı, üstünde hiçbir tartışma ya da şüphe olmayan tarihsel veriler <a href='http://www.durde.org/2012/02/resmi-tarihi-sinifta-birakan-10-curuk-tez/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Televizyon kanallarında ya da gazete köşelerinde Fransa’ya öfke kusan resmi tarih savunucuları yıllardır kamuoyunun artık ezberlediği iddialarını üstümüze boca etmeyi sürdürüyorlar. İfade edenin tarzına ve üslubuna göre farklı şekiller alıyor olsa da resmi tarihin 1915 Ermeni Soykırımı ile ilgili temel iddialarını 10 başlıkta topladık. Her iddiayı, üstünde hiçbir tartışma ya da şüphe olmayan tarihsel veriler eşliğinde değerlendirdik. Ortaya çıkan sonuca baktığımızda, Dışişleri yetkililerine naçizane bir tavsiyemiz var: Bu resmi tarih tezlerine güvenip uluslararası tarih komisyonu filan kurmaya kalkıp da kendinizi dünyaya güldürmeyin.<span id="more-5166"></span></p>
<p><img src="http://www.agos.com.tr/upload/images/Marcharmenians1.jpg" alt="" /></p>
<h2>‘İsyan ve ihanet’</h2>
<p><strong>Osmanlı devleti ‘tehcir’ kararı aldı, çünkü Ermeniler devlete karşı isyan edip, düşman devletlere yardım ettiler.</strong></p>
<p>Bu iddiaya göre, imparatorluğun dört bir yanında ayaklanan Ermeniler, İtilaf Devletleri’nin saflarına geçmek suretiyle Osmanlı’yı sırtından hançerlediler. Dört tarafı düşmanlarla sarılan Osmanlı devleti, “Hainleri savaş bölgelerinden uzağa naklederek” her devletin yapması gerekeni yaptı.</p>
<p>‘İsyan ve ihanet’ argümanı hakkında siyaset felsefesi açısından pek çok şey söylenebilir elbette ama tarihsel açıdan bakıldığında bu iddianın dayanağı yok. Söz konusu ‘isyan’lara öncülük yaptıkları iddia edilen Ermeni örgütlerinin savaş sırasında aldıkları kararlara, uyguladıkları siyasetlere bakıldığında, bu apaçık görülür.</p>
<p>İttihat ve Terakki Hükümetinin I. Dünya Savaşı’na katılma kararı vermesinin hemen ardından İstanbul’da toplanan Ermeni Milli Meclisi, Ermenilerin savaş sırasında Osmanlı hükümetine sadık kalacağını ve askeri ihtiyaçlar da dahil olmak üzere devletin her türlü ihtiyacına imtina etmeden koşacağını ilan etti.</p>
<p>Resmi tarihte adı ‘ihanet’le eşanlamlı kullanılan Taşnaktsutyun ise 12-14 Ağustos 1914 tarihleri arasında Erzurum’da düzenlenen 8. Kongresi’nde Osmanlı Ermenilerinin savaşta kendi devletlerinin yanında yer alacağını belirtti.</p>
<p>21 Ağustos 1914 tarihinde düzenlenen Hınçak Partisi’nin 3. Kongresi de herhangi bir isyan çağrısı yapmadı. Tam tersine Hınçak üyeleri savaşın İttihat ve Terakki’nin dağılmasına yol açarak ülkeyi sarsabileceğini, Ermenilerin durumunu kötüleştirebileceğini savunarak, savaş ortamından duydukları rahatsızlığı tarihe not düştüler.</p>
<p>İsyan argümanları, resmi tarih tezince Dörtyol ve Zeytun civarında Şubat 1915’te gerçekleşen çatışmalarla örneklendiriliyor. Bu olaylara ilişkin belgeler incelendiğinde, bu çatışmaların asker kaçakları ile Osmanlı jandarması arasında cereyan eden çarpışmalar olduğu görülüyor. Bu olaylar, zamanın Osmanlı idarecileri tarafından dahi ‘genel bir isyan haliyle’ alakasız görülmekteydi. Bu noktada, bölgedeki asker kaçaklarının sadece Ermenilerden oluşmadığını, farklı etnik-dinsel gruplardan kaçakların jandarmayla çatışmaya girdiklerini de unutmayalım. Bölgedeki Ermeni köylüler ayaklanmak bir yana, bu kaçakların teslim olmaları konusunda arabuluculuk yaparak devlete yardımcı oluyorlardı. Buna rağmen ilk sürgün bu bölgede gerçekleşti.</p>
<h2><strong>‘Tehcirin nedeni Van isyanıdır’</strong></h2>
<p><strong>Van’da kitlesel bir Ermeni isyanı gerçekleşti. Savaş koşullarında İttihatçı hükümet tehcirden başka acil bir çözüm bulmadı.</strong></p>
<p>Evet, diğer bölgelerin aksine Van’da Ermeniler gerçekten ayaklandılar. Öte yandan, Van’daki ayaklanmalar soykırım kararının alınmasından ve uygulamaya sokulmasından sonra başladı. Ayaklanmanın başlamasından önce ve ayaklanma sırasında Van valisi Cevdet Bey’in bölge halkına çektirdiği zulmün ayrıntıları hem Osmanlı belgelerinde, hem de resmi tarih anlatısı içindeki kitaplarda bulunabilir.</p>
<p>Dönemin Erzurum valisi Tahsin Bey durumu “Van’da ihtilal olmazdı ve olamazdı. Kendimiz zorlaya zorlaya şu içinden çıkamadığımız kargaşalığı meydana getirdik ve Şark’ta orduyu müşkül duruma soktuk” sözleriyle ifade ediyor.</p>
<p>İsyan argümanında dikkati çeken bir diğer nokta, Ermenilerin gönüllü birlikler oluşturmak üzere Rus ordusuna katılarak Osmanlı’yı arkadan hançerledikleri iddiasıdır. Bu iddiayı savunanlar gönüllü birliklerin Osmanlı vatandaşı olmayan Kafkas Ermenilerince kurulmuş olduğu gerçeğini özenle gözlerden kaçırmaya çalışıyorlar. Kafkasya Ermenileri Osmanlı’yı ‘arkadan vurmuş’ olamazlar, zira onlar Osmanlı değil Rus vatandaşıydı.</p>
<p><img title="Fotoğraf: Erhan Arık" src="http://www.agos.com.tr/upload/images/asatyan-tigranuhi-gonderme%281%29.jpg" alt="" /></p>
<h2>‘Soykırım başka tehcir başka’</h2>
<p><strong>Soykırım değil, tehcir kararı alındı. Tehcir savaş bölgesiyle sınırlıydı. Her türlü tedbire rağmen doğal koşullardan ya da çetelerin saldırılarından kaynaklanan ölümler yaşandı.</strong></p>
<p>Resmi tarih anlatısı yüz binlerce insanı ‘nakliye zaiyatı’ olarak tanımlamakta sakınca görmez. Üstüne üstlük, Osmanlı’nın savaş hengâmesinin ortasında dahi tehcir sürecini titizlikle yürüttüğünü, kafileleri korumakla görevli birimler görevlendirdiğini iddia eder. Osmanlı arşivlerinde bulunan belgeler ise bambaşka bir tarihsel gerçekliğe işaret ediyor. Bu belgelerde Osmanlı hükümetinin sürgün yollarının güvenli olmadığı konusunda defalarca bilgilendirildiği, kafilelere yapılan saldırılardan ve meydana gelen ölümlerden haberli olduğu ve hiçbir önlem almadan sürgünlere devam ettiği açıkça görülüyor.</p>
<p>“Tehcir” kararını insani duyarlılıkları sebebiyle uygulamak istemeyen vali, mutasarrıf ve kaymakamların önerileri dikkate alınmadı. Bu insani duruşta ısrar eden devlet görevlileri görevlerinden alındı, kızağa çekildi ya da Teşkilat-ı Mahsusa’nın düzenlediği cinayetlere kurban gittiler. “Bir ‘sevk’ talimatnamesini uygulamamak için hangi idareci canını ortaya koyar?” sorusu, resmi tarih anlatısında cevap bulmak bir yana, dikkate dahi alınmıyor.</p>
<p>Resmi tarih anlatısına göre, bu sevk kararı imparatorluk için güvenlik tehdidi oluşturan Ermenilerin Osmanlı’nın güvenliğini tehdit etmeyecekleri bir bölgeye sürgün edilmeleri için alınmıştı. Öte yandan, Ermeniler bir yabancı devletle asgari seviyede iletişimde bulunabilecekleri, Osmanlı’ya ‘hıyanet’ etme kapasitelerinin en az olduğu, Kayseri, Eskişehir gibi bölgelerden dahi sürülmüşlerdir. Sürüldükleri Suriye bölgesi aslında Fransızların uzun yıllardır kendilerine müdahale alanı yaratmaya çalıştıkları, savaşın ve emperyal oyunların tam göbeğinde bir bölgedir. Der Zor’un nasıl bir stratejik analizle Kayseri’den, Muğla’dan, Kastamonu’dan daha güvenli, dış çevreye daha kapalı sayılabileceği resmi tarih anlatısının ‘çözülememiş gizemlerinden’ biridir. Bu da meselenin bu politikaların bir güvenlik tedbiri olarak “tehcir” şeklinde tanımlanamayacağını gösteriyor.</p>
<h2>‘Kötü muamele cezasız kalmadı’</h2>
<p><strong>Tehcir edilen Ermenilere kötü muamele edenler devlet tarafından cezalandırıldı</strong></p>
<p>Resmi tarih anlatısına göre Talat Paşa tehcirde suiistimalleri olan kişilerin yargılanmasında bizzat öncülük ederek, idamlarına zemin hazırlamıştır. Bazılarına göre, bu yargılamalar devletin soykırım kararı almadığını gösteriyor. Savaş sırasında Talat Paşa’nın bazı görevlileri Divan-ı Harb-i Örfi yoluyla soruşturduğu, yargıladığı ve hatta bazılarını idam ettirdiği doğrudur ama yapılan soruşturmaların hiçbirinin nedeni işledikleri cinayetler ya da yaptıkları katliamlar değildir. Bu soruşturmalarda hedef alınan kitle yolsuzluk yapanlardır. Devlet, tehcir kararıyla birlikte Ermenilerin geride bıraktıkları malların devletin    kontrolünde olduğunu bildirmiştir. Alınan karara göre, bütün mülkler komisyonlar aracılığıyla kayıt altına alınacak ve bizzat devlet tarafından idare edilecekti. Devlet bu mülklerin özel amaçlar için kullanılmasını engellemek üzere devlet memurlarının Ermenilere ait mallara el koymalarına yasak getirmişti. Buna rağmen, pek çok yerel idareci ve memur Ermenilerin mallarını zimmetlerine geçirdiler. Osmanlı Hükümeti malları kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullanmak istediği için malların kontrolü sırasında suiistimalleri olanları ve malları yağmalayanları yargıladı. Bu yargılamalar için üç soruşturma komisyonu oluşturuldu.</p>
<p>Yargılamalar esnasında katliamlarla ilgili sorular gündeme getirilmedi. Yalnızca yağma ve zimmete geçirilen mallarla ilgili sorular soruldu. Bu soruşturmaların raporlarından birinde, gördüğü cinayetleri anlatan bir şahidin komisyon başkanı tarafından azarlandığı, sadece yolsuzlukla ilgili sorulan soruya cevap verilmesinin istendiği ve ısrarla cinayetlerden bahsettiği için dışarı atıldığı kayıt edildi.</p>
<p>Bu yargılamalar sırasında Çerkez Ahmet ve Yakup Cemil gibi bazı Teşkilat-ı Mahsusa üyeleri de idama mahkûm edildi. Fakat bunların idam edilmelerinin gerekçesi Ermenileri katletmeleri ve eşyalarını gasp etmeleri değildi. Çerkez Ahmet ile ilgili olarak Talat Paşa’nın Cemal Paşa’ya çektiği telgrafta “Kendisinin imhası her halükârda gereklidir. Aksi takdirde ileride çok zararlı olabilir” deniyor. Yakup Cemil’in idam edilme gerekçesi de İttihatçı yöneticilere karşı darbe organize etmeye çalışmasıdır. Kısacası, İttihatçı hükümet Teşkilat-ı Mahsusa içerisinde yer alan çete reislerinin gelecekte kendisi için tehdit oluşturmaları olasılığını bu yargılamalar yoluyla ortadan kaldırmak istedi.</p>
<h2><strong>‘Devlet şefkat elini uzattı’</strong></h2>
<p><strong>Osmanlı devleti tehcir edilenlere her türlü yardımı yaptı, sürüldükleri yerlerde iş bulmaları için önayak oldu</strong></p>
<p>Bu iddiaya göre Ermenilere maddi olarak ciddi yardımlar yapıldı, kendilerine sürgün bölgelerinde araziler verildi ve hatta el konulan mallarının satış bedelleri kendilerine iade edildi. Bu teze kanıt olarak tehcir talimatnamesi ve sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek belge öne sürülüyor.</p>
<p>Osmanlı Devleti sürülen Ermenilere maddi açıdan yardım etmek bir yana, tehcirin maliyetini bile Ermenilerin geride bıraktıkları mallar üzerinden, yani ‘emval-i metruke bütçesi’nden karşıladı. İaşe ve iskândan sorumlu Şükrü Kaya, Talat Paşa’ya Ermenilerin kitlesel olarak kendi sürgünlerini finanse etmeleri fikrini önerdi. Talat Paşa da Ekim 1915’te bu öneriyi onayladı. Öte yandan, Ermeniler sürgün sırasında rüşvet vermekten ve gasp edilmekten dolayı mali açıdan tükendiler. Bu nedenle, İttihat Terakki yönetimi, finansman politikasını değiştirdi ve tehciri emval-i metruke aracılığıyla finanse etmeye başladı.</p>
<p>Osmanlı devletinin Ermeni mülklerini idare etme biçimi, Ermenilere ait malların satış bedellerinin sahiplerine iade edildiği iddiasının temelsizliğini ortaya koyuyor. Devlet bu mülklerin bir kısmını, kapış kapış kapışılacak fiyatlarla şaibeli açık artırmalarla satışa sundu. Önemli bir kısmını ise devletin kendi ihtiyaçlarının karşılanması, orduya giysi ve iaşe temin edilmesi, muhacirlerin iskân edilmesi gibi amaçlarla kullanıldı. Devlet idarecilerinden sıradan halka kadar geniş bir kesim söz konusu mülkleri yağmalayıp gasp etti. Bu tarihsel bilgiler ışığında, Osmanlı Devleti’nin sürgün ettiği Ermenileri ekonomik açıdan yıkıma uğrattığı inkâr edilemez.</p>
<h2>‘Ölü sayısı abartılıyor’</h2>
<p><strong>Tehcir edilenlerin sayısı 500 bindir. 200 bin kadar ölüm vardır.</strong></p>
<p>Tehcir edilenlerin ve insani kaybın sayısını az gösterme eğilimi Murat Bardakçı’nın Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi’ni yayımlamasıyla sekteye uğradı, zira Talat Paşa’ya göre tehcir edilen Ermenilerin sayısı resmi tarih anlatısının çok üzerindedir. Talat Paşa tehcir sırasında vilayetlere telgraflar çekerek, vilayetlerden ne kadar Ermeni’nin sürüldüğüne ve ne kadar Ermeni’nin kaldığına ilişkin bilgileri iletmelerini istedi. Paşa’nın listesine göre tehcir edilen Ermenilerin sayısı 924 bin 158’dir. Bu listede İstanbul, Van, Antalya, Eskişehir ve Urfa gibi Ermenilerin tehcire uğradığı bazı vilayetlerin eksik olduğu düşünülürse, bu sayının daha da yüksek olması beklenebilir.</p>
<p>Resmi tarih anlatısının baz aldığı 500 bin rakamı, Suriye çöllerindeki kamplara ulaşabilen Ermenilerin sayısıdır. Bu belgelerin savaş koşulları altında yazıldığı ve önemli arşiv belgelerinin yok edildiği dikkate alındığında tehcirle ilgili kesin sayılara ulaşmanın mümkün olmadığı söylenebilir. Böyle bir çabaya girişmenin ne denli manidar olduğu da ayrıca sorgulanabilir. Öte yandan, Talat Paşa’nın kara kaplı defteri temel alındığında dahi 400 binden fazla Ermeni’nin sürgün bölgesine ulaşamadığı çok açıktır.</p>
<h2>‘Tehcir savaş bölgeleriyle sınırlıydı’</h2>
<p><strong>Tehcir kararı Mayıs ayında uygulanmaya başlandı, ilk olarak savaş bölgelerinde uygulandı.</strong></p>
<p>İlk tehcir kararı Mayıs değil, Şubat ayında uygulamaya konuldu. Zeytun ve Dörtyol bölgelerindeki Ermeniler asker kaçaklarıyla mücadele bahane edilerek iç bölgelere sürüldüler. Bu uygulamanın ilk etabında Dörtyol civarındaki Ermeniler Konya’ya tehcir edildi. 8 Nisan 1915 tarihiyle birlikte Zeytun ve Maraş’taki Ermeniler de iç bölgelere sürülmeye başlandı. Tehcirin birinci safhasındaki bu sürgünlerin geçici savaş tedbirleri olmadığı Nisan ayının ortasında Ermenilerden boşalan yerlere Müslüman muhacirlerin yerleştirilmesinden anlaşılmaktaydı. Haziran 1915’te nüfusu Müslümanlaştırılan Zeytun’un adı da Süleymanlı olarak değiştirilmişti. Sürgünlerin aylar öncesinden başladığının bir diğer kanıtı da 31 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilen Meclis-i Vükela kararıdır. Bu kararda tehcir uygulamasından bahsedilirken “nakl-ü iskanına mübaşeret ve devam edilmekde” deniyor, yani bu tarih itibariyle tehcir uygulamasına zaten başlanmıştı. Tarihsel belgeler incelendiğinde tehcir yasasının uygulamanın başlamasından sonra geçirildiği çok açıktır. Tehcirin kanunlaştırılması, diğer ülkelerin sürgünlerle ilgili haberlere tepki vermeye başlamaları, hatta Osmanlı yöneticilerinin yaşanan kırımlardan sorumlu tutulacağına ilişkin notalar vermeye başlamalarından sonra oldu. Bu tepkiler karşısında Talat Paşa hali hazırda devam eden bu uygulamaya yasal bir kılıf uydurma çabasına girdi ve olayların sorumluluğunu kendi üzerinden atarak bir hükümet meselesi haline getirmeye çalıştı.</p>
<h2>‘Ermeniler rahat edecekleri bir yere gönderildi’</h2>
<p><strong>Ermeniler çöle değil, imparatorluk coğrafyası dahilinde  olan Suriye’nin yerleşime elverişli bir bölgesine, verimli topraklara gönderildi</strong></p>
<p>Der Zor’un yerleşime elverişsiz çöl niteliğinde bir bölge olduğunu Osmanlı idarecilerinin de bildiği, Osmanlı arşivinde bulunan çeşitli belge ve raporlardan anlaşılıyor. 1. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çeşitli coğrafyalardan sürülen ya da göç eden Müslüman muhacirleri iskân etme sorunuyla karşı karşıyaydı. Osmanlı idarecileri bu muhacirlerden bir kısmının Der Zor bölgesinde iskan edilip edilemeyeceğini soruşturmaya başlamışlardı. Eski Der Zor mutasarrıfı Lütfi Bey bölgenin iskâna elverişli olmadığını belirten bir rapor hazırladı. Çöl niteliğindeki bölgelerin yerleşime elverişsizliğinin Osmanlı idarecileri için ne kadar gündelik bir bilgi olduğu mecliste yaşanan tartışmalardan da anlaşılmaktadır. Müslüman muhacirlerin Ege ve Trakya bölgesindeki Rum köylerine yerleştirilmesini eleştiren mebus Emanüelidi Efendi, Üsküdar’dan Basra’ya kadar boş bir sürü arazi olduğunu belirtmiş ve muhacirlerin buraya yerleştirilmesini önermişti.</p>
<p>Talat Paşa bu öneriyle ilişkili olarak “Bu muhacirleri dedikleri gibi oralara gönderip çöllere serpecek olsaydık oralarda cümlesi açlıktan ölecekti” diyerek çöl bölgelerinin iskân için ne derece uygunsuz olduğunu itiraf etmişti. Aynı Talat Paşa 10 ay sonra Ermenilerin Der Zor’a sürülmesine bizzat karar verdi.</p>
<h2>‘24 Nisan kurbanları masum değildi’</h2>
<p><strong>24 Nisan 1915’te tutuklanan Ermeni aydınlar toplumu isyana teşvik eden komitacılardı.</strong></p>
<p>Bu iddiada sözü edilen 240 kişi, Ermeni ileri gelenlerine karşı düzenlenen bir operasyonla tutuklandılar. Birkaç gün içerisinde sayıları 2345’e ulaşan tutuklamalarla Ermeni mebuslardan şairlere Ermeni toplumunun deyim yerindeyse ‘beyni’ hedef alındı. Bu kişiler tutuklanmalarını takiben Ayaş ve Çankırı’ya sürüldüler. Haklarında hiçbir yargısal süreç başlatılmayan tutuklulardan 761’i öldürüldü. İlk etapta tutuklananlar arasında II. Meşrutiyet’in ilanından itibaren İttihat Terakki ile çeşitli ittifaklar yapan ve yasal parti statüsündeki Taşnaktsutyun ve Hınçak partilerinin üyeleri de vardı. Fakat tutuklanan kişilerin hepsi bu örgütlerin üyesi değildi. Bazılarının hiçbir örgütle ilişkisi yoktu. Bu kitlesel tutuklamaların hedefinde Ermeni toplumuna yönelik imha politikasının onlar tarafından uluslararası kamuoyuna aktarılmasını önlemek bulunuyordu.</p>
<p><img src="http://www.agos.com.tr/upload/images/ittihat.jpg" alt="" /></p>
<h2>‘İttihatçılar uluslararası düzeyde yargılanıp aklandı’</h2>
<p><strong>İttihatçılar Malta süreci ile soykırım suçundan uluslararası düzeyde aklanmış oldu.</strong></p>
<p>Bu iddianın güçlendirilmesi amacıyla Yahudi Soykırımı’nda rolü olanların yargılandığı Nürnberg mahkemeleri ile Malta ‘yargılamaları’ eş tutuluyor. Oysa Malta yargılamalarının seyri bu iddiayı daha ilk bakışta çürütüyor. Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra toplanan Paris Barış Konferansı’nda İngiltere’nin ısrarıyla Osmanlı’daki savaş suçlularının yargılanmasına savaşın hemen ardından İstanbul’da başlandı. Yargılama süreci Osmanlı Hükümeti’nin kendisi tarafından başlatıldı. Bu kapsamda, bazı İttihat Terakki yöneticileri ve yerel idareciler, Osmanlı Devleti’nin savaşa sokulması, tehcir sırasında Ermenilerin kırıma uğratılması gibi suçlarla tutuklandılar.</p>
<p>Bu süreç esnasında, İngiltere, Osmanlı Devleti’nin yargılamaları hakkaniyetle gerçekleştiremeyeceğini ve tutuklanan kişilerin serbest bırakılacağını düşünüyor ve söz konusu suçlarla ilişkilendirilen kişilerin Osmanlı toprakları dışına çıkarılmasını istiyordu. İngiltere’nin bu yöndeki teklifi müttefik güçlerce kabul görmedi, özellikle Fransa bu teklife çok sert tepki gösterdi. Fransa, barış antlaşması imzalanmadan Osmanlı Devleti’nde suç işleyenlerin Osmanlı mahkemelerinde yargılanması gerektiği kanaatindeydi. Bu tartışmalar sırasında, İstanbul yargılamaları kapsamında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idam edilmesine karar verildi ve infazı gerçekleştirildi. Bunun üzerine, Türk milliyetçisi bir grup idamı protesto etti. Bu protesto sonrasında İngiltere bütün tutukluların serbest kalabileceği ihtimalini gerekçe göstererek bazı tutukluların Malta’ya sürülmesine karar verdi. Bu karar müttefik güçler tarafından tepkiyle karşılansa da, İngiltere tutsakların kaçmasına müsait bir ortam olduğunda ısrar etti ve bu kişilerin gelecekte müttefiklerin ortaklığında kurulacak bir mahkemede yargılanıncaya değin Malta’da İngiltere’nin gözetiminde tutulacaklarını belirtti.</p>
<p>İngiltere 240 kişiyi savaşla ilişkili suçlardan müttefiklerin kuracağı bir mahkemede yargılamak istiyordu; bu kişilerden 70’i Malta’da tutukluydu, diğerleri ise aranıyordu. İngiliz Başsavcılığı, Ağustos 1920’de Malta’daki tutukluları tutuklanma gerekçelerini oluşturan suç iddialarına göre üç sınıfa ayırdı: İngiliz savaş tutsaklarına kötü davrandıkları iddialarıyla tutuklu bulunanlar; sürgün, yağma ve kırım suçlarıyla ilişkili olarak tutuklu bulunanlar; mütarekeyi ihlal yoluyla siyasi suç işledikleri iddiasıyla tutuklananlar. Başsavcılık, bu kişilerden sadece birinci grupta olanların kendi yargılama alanına girdiğine, diğer tutukluların barış antlaşmasının imzalanmasının ardından müttefiklerin ortak kuracağı mahkemelerce yargılanmaları gerektiğine karar verdi.</p>
<p>İngiltere, bir yandan Malta’daki tutukluların yargılanması için Paris’te müttefik devletleri ikna etmeye çalışırken, bir yandan da Anadolu’da bulunan 24 İngiliz savaş esirini kurtarmak için Osmanlı topraklarındaki siyasi otoriteler ile müzakere ediyordu. Önce İstanbul Hükümeti ile pazarlık edilmek istendi, Ankara ile müzakereler Kurtuluş Savaşı’ndaki gelişmelere paralel olarak gelişti. İki müzakere sürecinin de amacı değiş-tokuş yoluyla Anadolu’daki İngiliz savaş esirlerini kurtarmaktı.</p>
<p>Bu süreçte, İngiliz esirleri meselesi İngiltere Hükümeti’ni iç siyasette sıkıştırmaya başlamıştı. Parlamentoda bu konuya ilişkin sert tartışmalar yapılıyor, hükümet esirlerin serbest bırakılmaları konusunda üstüne düşen vazifeyi yerine getirmemekle itham ediliyordu.</p>
<p>İngiltere Hükümeti Türk-Yunan Savaşı’nın Kemalistler lehine ilerlemeye başlamasının yarattığı kaygılar ve iç siyasetteki konumunun bu mesele yüzünden zedelenmesi üzerine esirler konusunda geri adım attı ve bütün tutsakları İngiliz esirlerine karşılık serbest bırakmaya karar verdi. 30 Ekim 1921’de 24 İngiliz esirine karşılık, İngiltere gözetimindeki bütün Malta tutsakları serbest bırakıldı. İngiliz esirlere zalimce davranmakla suçlanan tutuklular dahi bu süreçte hürriyetlerine kavuştular.</p>
<p>Malta sürgünlerine ilişkin tarihsel veriler dikkate alındığında Malta sürecinin İTC’yi uluslararası hukuk nezdinde aklayan bir anlam taşımadığı ortaya çıkıyor. Birincisi, Malta sürecinin kendisi uluslararası bir yargılama zemini değil, İngiltere hükümetinin -başta Anadolu’nun işgalini kolaylaştırmak olmak üzere- siyasi amaçlarla meydana getirdiği politik bir mekanizmadır. İkincisi, Malta sürecinde başsavcılık kırım, sürgün ve yağmadan suçlanarak tutuklananlara ilişkin bir tek karar vermiştir; o da bu kişilerin İngiliz mahkemelerince değil uluslararası bir mahkeme tarafından yargılanması gerektiğidir. Yani, Malta sürecinde bu kişilere ilişkin ne dava açılmış, ne de haklarında hüküm verilmiştir. Üçüncüsü, ikinci gruptaki kişiler hukuken kırım, yağma ve sürgün suçlarından beraat etmediler; bir esir takası antlaşması uyarınca serbest bırakıldılar.</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<ul>
<li>Akçam, Taner, “Ermeni Meselesi Hallolunmuştur”: Osmanlı belgelerine göre savaş yıllarında Ermenilere yönelik politikalar, İstanbul: İletişim, 2009.</li>
<li>Akçam, Taner, İnsan hakları ve Ermeni sorunu: İttihat ve Terakki’den Kurtuluş Savaşı&#8217;na, İstanbul: İletişim, 1999.</li>
<li>Aktar, Ayhan, Türk Milliyetçiliği, Gayrimüslimler ve Ekonomik Dönüşüm, İstanbul: İletişim, 2006</li>
<li>Dadrian, Vahakn, The History of the Armenian Genocide: Ethnic Conflict from the Balkans to Anatolia to the Caucasus, Providence, RI: Berghahn Books, 1995.</li>
<li>Dündar, Fuat, Modern Türkiye&#8217;nin şifresi: İttihat ve Terakki&#8217;nin etnisite mühendisliği, 1913-1918, İstanbul: İletişim, 2008.</li>
<li>Kevorkian, Raymond H., Soykırımın ikinci safhası: Sürgüne gönderilen Osmanlı Ermenilerinin Suriye-Mezopotamya toplama kamplarında imha edilmeleri (1915-1916), İstanbul: Belge, 2011.</li>
<li>Minassian, Gaidz ve Avagyan, Arsen, Ermeniler ve İttihat Terakki: İşbirliğinden Çatışmaya, İstanbul: Aras, 2005.</li>
<li>Üngör, Uğur Ü. ve Polatel, Mehmet, Confiscation and Destruction: The Young Turk Seizure of Armenian Properties, London: Continuum, 2011.</li>
<li>Yeghiayan, Vartkes, Malta Belgeleri: İngiltere Dışişleri Bakanlığı “Türk Savaş Suçluları” Dosyası, İstanbul: Belge Yayınları, 2007.</li>
</ul>
<div><strong>Kaynak</strong>: <a href="http://www.agos.com.tr/resmi-tarihi-sinifta-birakan-10-curuk-tez-483.html" target="_blank">Agos</a></div>
<div></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/02/resmi-tarihi-sinifta-birakan-10-curuk-tez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Holokost: Bir daha asla!</title>
		<link>http://www.durde.org/2012/01/holokost-bir-daha-asla-2/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2012/01/holokost-bir-daha-asla-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2012 20:40:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[DurDe Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Holokost]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=5004</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi rejimi, ‘arî ırk’tan görmediği her grup ve topluluğa çok büyük bir vahşet uyguladı. Bu gruplar arasında Roma ve Sinti, eşcinseller, bedensel ve zihinsel engelliler, komünistler, savaş esirleri, farklı etnik gruplardan insanlar, Katolik ve Protestan din görevlileri, sendikacılar ve III. Reich’a muhalif olan bütün siyasi görüş savunucuları bulunuyordu. Bu insanlar, etnik temizlik için özel <a href='http://www.durde.org/2012/01/holokost-bir-daha-asla-2/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.durde.org/2012/01/holokost-bir-daha-asla-2/250px-buchenwald_slave_laborers_liberation/" rel="attachment wp-att-5005"><img class="alignleft  wp-image-5005" title="250px-Buchenwald_Slave_Laborers_Liberation" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2012/01/250px-Buchenwald_Slave_Laborers_Liberation.jpg" alt="" width="225" height="183" /></a>İkinci Dünya Savaşı’nda <strong>Nazi </strong>rejimi, ‘arî ırk’tan görmediği her grup ve topluluğa çok büyük bir vahşet uyguladı. Bu gruplar arasında Roma ve Sinti, eşcinseller, bedensel ve zihinsel engelliler, komünistler, savaş esirleri, farklı etnik gruplardan insanlar, Katolik ve Protestan din görevlileri, sendikacılar ve III. Reich’a muhalif olan bütün siyasi görüş savunucuları bulunuyordu. Bu insanlar, etnik temizlik için özel olarak oluşturulmuş toplama kamplarında öldüresiye çalıştırılıp, ‘posaları’ çıkarıldıktan sonra gaz odalarında yok edildiler. Ülke içinde yürütülen soykırımın dışında, örneğin,  Afrika kökenli Almanlar kısırlaştırıldı ve Nazilerin hâkimiyeti uğruna yürütülen savaşlarda milyonlarca insan öldürüldü.<span id="more-5004"></span></p>
<p style="text-align: left;">Ama tüm bu gruplar dışında bir grup vardı ki <strong>Naziler</strong> onların soyunu kökünden kurutmak ve dünya yüzünden bütünüyle silmek istiyordu: Yahudiler. Yahudi halkından yaklaşık altı milyon insan bu “nihai çözüm” olarak adlandırılan soykırım harekâtı sırasında katledildi. Sonradan verilen isimle <strong>Holokost</strong> Yahudilere uygulanan soykırımın adıdır. <strong>Holokost</strong>, antisemitizmin, ırkçı ayrımcılığın ve nefret suçlarının varabileceği en aşırı nokta, etnik temizlik ve soykırımın sistematik olarak planlanmasının tarihidir. <strong>Holokost</strong> bir ülkenin tüm olanaklarının, teknolojisinin, sanayisinin, lojistiğinin soykırımın hizmetine verilmesinin tarihidir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Birleşmiş Milletler</strong>’in (BM) 1948’de kabul ettiği <strong>Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi</strong>’nde (SSECS) soykırımın hukuksal tanımı bulunmaktadır. Sözleşmenin 2. maddesi soykırımı <em>“ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; [ve] çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi.”</em> şeklinde tanımlar. Yahudilere uygulanan tam da bunlardır.</p>
<p style="text-align: left;">BM Genel Kurulu’nun 2005 Ekim ayı sonunda aldığı karar çerçevesinde, <strong>27 Ocak </strong>tarihi<strong>“Uluslararası Holokost Kurbanlarını Anma Günü”</strong> olarak kabul edildi. Gerek dünyada gerekse Türkiye’de soykırımın geniş kesimler tarafından inkâr edildiği, Nazi ideolojisinin halen yaygın olarak kabul gördüğü ve fiilen desteklendiği günümüzde bugünün anılmasının ayrı bir önemi var.<br />
Bu tarihi unutmamak, unutturmamak ve gelecek kuşakların bu insanlık trajedisinden ders almalarını sağlamak, benzer olayların bir daha tekrarlanmaması için zorunludur. Türkiye’de güçlü kökleri bulunan antisemitizme karşı mücadelede bu bir kat daha zorunludur.</p>
<p style="text-align: left;">Tüm <strong>Holokost</strong> kurbanlarını saygıyla anıyor, antisemitizme ve ırkçı ayrımcılığın bütün biçimlerine maruz kalan tüm mağdurlarla daima dayanışma içinde olacağımızı ilân ediyoruz.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>DurDe Girişimi</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2012/01/holokost-bir-daha-asla-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Boyer Yasası’ sonrası bilanço</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2011 08:57:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4759</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Aktar Fransa’dan başlayalım. Yasa girişiminin farzedilen siyasì ve ahlakì amaçlara hizmet ettiğini söylemek mümkün değil. Sarkozi’nin yeniden seçilme paniğiyle gündeme getirilen tasarının siyasì meyveleri, 22 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sosyalistlerin adayı Hollande’ın tasarının ruhunu destekliyor olmasıyla başından itibaren akamete uğramıştı. Keza bu çeşit yasa tasarılarıyla Ermeni asıllı Fransızların oylarına talip olmak, o seçmenlerin Amerikan <a href='http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/ermeni-soykirimi/" rel="attachment wp-att-4760"><img class="alignleft size-full wp-image-4760" title="ermeni-soykirimi" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/12/ermeni-soykirimi.jpg" alt="" width="243" height="207" /></a><strong>Cengiz Aktar</strong></p>
<p>Fransa’dan başlayalım. Yasa girişiminin farzedilen siyasì ve ahlakì amaçlara hizmet ettiğini söylemek mümkün değil. Sarkozi’nin yeniden seçilme paniğiyle gündeme getirilen tasarının siyasì meyveleri, 22 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sosyalistlerin adayı Hollande’ın tasarının ruhunu destekliyor olmasıyla başından itibaren akamete uğramıştı.<span id="more-4759"></span></p>
<p>Keza bu çeşit yasa tasarılarıyla Ermeni asıllı Fransızların oylarına talip olmak, o seçmenlerin Amerikan tarzı kitlesel ya da cemaatçi bir ‘Ermeni oyu’ uyarınca hareket eden bir seçmen kitlesi olduğunu varsaymaktır. Fransa toplumun kaymak tabakasına mensup olan Ermeni asıllı Fransızların ezici çoğunluğu oylarını cemaatçi saiklerle değil toplumsal tercihlerle verirler. Şu veya bu partinin istismarına açık değildirler.</p>
<p>Üçüncü nokta Sarkozi idaresinin yasama sürecindeki siyasì beceriksizliğiyle ilgili. Yeni yasanın temelini oluşturan 28 Kasım 2008 tarihli AB Çerçeve Kararı, çok daha kapsamlı, misâlen Fransa’nın kabul etmekte zorlandığı Ruanda’daki Tutsi Soykırımı’nı da kapsayan bir yasaydı. Yasanın son halinin sadece Ermeni Soykırımı’nın inkârıyla sınırlı bırakılması yasa koyucunun çifte standardına delâlet ediyor ve ciddiyetini zedeliyor.</p>
<p>Bizim tarafa dönersek, Fransız Millì Meclisi’nde Perşembe günü yapılan oylama bir dizi gerçeği getirip önümüze koydu. İlkin devletin meseleye bakışını belirleyen savunmacı yaklaşımın bir işe yaramadığı ve bu yaklaşımın temelini oluşturan lobicilik, ikna ve tehditten oluşan bütün taktik ve stratejinin iflas ettiğini görüyoruz.</p>
<p>İkincisi, bununla bağlantılı olarak, soykırımın yüzüncü yılı 2015’e yaklaşırken bu topraklarda Ermenilerin ve diğer gayrimüslim unsurların başına gelenler konusunda devletin yazdığı tarihin gözden geçirilmesi gerekiyor. Türkiye’yi iyi bilen ABD’nin eski Ankara sefiri Morton Abramowitz bir defasında Temsilciler Meclisi tasarısına karşı lobi yapmaya giden Türk milletvekillerine ‘ABD’deki tarih savaşını çoktan kaybettiniz’ derken devletin neredeyse başka bir gezegende yaşadığı intibasını uyandıran inkârcı tutumunun ABD’de veya başka bir yerde herhangi bir kıymet-i harbiyesi olmadığını imâ etmişti.</p>
<p>Üçüncüsü, Türkiye’de aşağı yukarı 10 yıldır gayet sağlıklı bir hatırlama süreci yaşanıyor. Uluslaşma uyarınca varlıkları neredeyse tamamen silinen Ermeniler ve Süryaniler, yollanan ve yok edilen Rumlar, varlıkları yoksayılan Kürtler, Aleviler, kamusal alandaki varlıkları gayrimeşrulaştırılan müslümanlar, hâsıl-ı kelâm bu topraklarda yaşayanların neredeyse tamamı ile ilgili kültürel, akademik, dinsel, kamusal ve bireysel hafıza ve bilgi artık geri geliyor. Sivil girişimlerin eseri olan bu çalışmaların önünün açılması ve sürecin kesintisiz devam etmesi ülkenin demokratik geleceği açısından hayatì önem taşıyor.</p>
<p>Dördüncüsü, ne Fransız Millì Meclisi’nde alınan karar ne bu karara verilen hissì tepkiler bu hafıza çalışmasını kolaylaştıracak nitelikte. Milliyetçi damar ve inkârcı dogma kararla birlikte şahlanmış durumda. Hükümetin epeyidir muzdarip olduğu aşırı özgüvenin verilen tepkileri çok daha ciddì ve sonuçta her bakımdan kritik olabilecek boyutlara taşıma potansiyeli var. Yasa tasarısı Ocak ayında Fransız Senatosu’nda kabul edilip yasalaştıktan sonra devreye sokulacağı anlaşılan ek tedbirleri bu çerçevede okumak lâzım.</p>
<p>Yasa tasarısına ifade özgürlüğü penceresinden baktığımızda her iki ülkede de tartışmanın büyük ölçüde saptığını söylemek mümkün. Türkiye’de, kaba inkârın dışındaki en temel itiraz ifade özgürlüğü temelindeydi. İfade özgürlüğüne son dönemde ciddì darbeler indiren, yazar, siyasetçi, öğrenci, akademisyen, gazeteci, vicdan-i retçi çevreci binlerce vatandaşın olur olmaz nedenlerden hapiste olduğu Türkiye’nin, Fransa’da ifade özgürlüğünden dem vurması pek inandırıcı değildi. Yasa tasarısının özünü oluşturan konuda ise, fiilen ‘Ermeni Soykırımı’ demek her ne kadar tabu olmaktan çıktıysa da hukuken ‘Ermeni Soykırımı’nı kabul etmek Türkiye’de mümkün değil. Buna mukabil Fransa’daki yasa tasarısında da ‘Ermeni Soykırımı’nı reddetmek mümkün değil! Ama örneğin peygamber karikatürlerinde olduğu gibi İslâm dinini yasa tasarısındaki ifadeyle söylersek ‘aşırı bir şekilde küçümseyip’ ceza almamak mümkün.</p>
<p>Dokunulmaz kutsalların ifade özgürlüğü kapsamında olmaması ahlaken ve vicdanen anlaşılabilir ama seçici olmamak kaydıyla.</p>
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/12/boyer-yasasi-sonrasi-bilanco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye inkâr hakkının peşinde!</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/12/turkiye-inkar-hakkinin-pesinde/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/12/turkiye-inkar-hakkinin-pesinde/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2011 12:02:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4754</guid>
		<description><![CDATA[Fransa’da, ifade özgürlüğünü soykırımların inkârı yönünden kısıtlayacak tasarı yasalaşıyor. Özgürlükler cenneti ülkemiz yine seferberlik halinde… Parlamentoların tarihi olaylarla ilgili karar alması çok yanlışmış. Parlamentoların tarihi olaylarla ilgili karar alması yanlışsa, bu, bizim Ermeni Soykırımı ile ilgili TBMM’den bekleyebileceğimiz bir şey olmadığı anlamına mı geliyor. Siyasetin tarihi olaylarla ilgili karar alması yanlışsa, Dersim hakkında edilen kelam <a href='http://www.durde.org/2011/12/turkiye-inkar-hakkinin-pesinde/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.durde.org/2011/12/turkiye-inkar-hakkinin-pesinde/fransa-soykirim-yasasi/" rel="attachment wp-att-4755"><img class="alignleft  wp-image-4755" title="fransa-soykirim-yasasi" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/12/fransa-soykirim-yasasi.jpg" alt="" width="211" height="161" /></a>Fransa’da, ifade özgürlüğünü soykırımların inkârı yönünden kısıtlayacak tasarı yasalaşıyor.</p>
<p>Özgürlükler cenneti ülkemiz yine seferberlik halinde…</p>
<p>Parlamentoların tarihi olaylarla ilgili karar alması çok yanlışmış.</p>
<p>Parlamentoların tarihi olaylarla ilgili karar alması yanlışsa, bu, bizim Ermeni Soykırımı ile ilgili TBMM’den bekleyebileceğimiz bir şey olmadığı anlamına mı geliyor.</p>
<p>Siyasetin tarihi olaylarla ilgili karar alması yanlışsa, Dersim hakkında edilen kelam bizi niye heyecanlandırdı?<span id="more-4754"></span></p>
<p>Ama bu kez Fransa’da geçmekte olan yasa tasarısı soykırımı tanımanın ötesinde, soykırımın inkârını cezalandırmayı öngören bir tasarı.</p>
<p>Böyle olunca da Türkiye inkârcı zihniyetine ve haksız konumuna ince bir haklılık kılıfı geçirme şansına erişti.</p>
<p>Belli ki soykırımın inkârının cezalandırılmaması gerektiği konusunda cümleten hemfikiriz.</p>
<p>Peki, inkârın ahlaken de bir suç olmadığını mı düşünüyoruz?</p>
<p>Önünde sonunda Türkiye’nin savunduğu, soykırımı inkâr hakkı değil midir?</p>
<p>96 yıldır süren bu “hakkı” kullanma rahatlığının devamı değil midir?</p>
<p>İnkâr suç değilse, Türkiye bunca yıldır hangi suçu işliyor?</p>
<p>2006 yılında aralarında Hrant Dink ve Ragıp Zarakolu’nun da bulunduğu 9 Türkiyelinin Fransa’da savunduğu şey ile Türkiye’nin bugün savunduğu şey gerçekten aynı mıdır?</p>
<p>Türkiye’nin, Hrant Dink’ten kendi lehine devşirdiği sözleri kullanmaya hâlâ yüzü var mıdır?</p>
<p>Türkiyeli Ermenilerin son çığlığı Hrant Dink’in, “soykırım” sözcüğünü kullanmama tercihiyle, bugün başkalarının “soykırım” kelimesini kullanmama tercihleri aynı kalibrede midir?</p>
<p>Türkiye’nin kendi sahici sözü nedir?</p>
<p>İnkâr politikası, kötülüğe olur vermesiyle, 1915 sonrası birçok suç işledi. Hrant Dink’in öldürülmesinin de iklimini hazırladı.</p>
<p>İnkar, soykırım mağdurlarına travmayı tekrar yaşattığı ölçüde şiddeti yineleyebilir ve bu haliyle suçtur.</p>
<p>İnkârdan beslenen bir ifade özgürlüğü söylemi buram buram riya kokuyor.</p>
<p>Kokuyu almıyor musunuz?</p>
<p>Türkiye’nin tutunduğu ifade özgürlüğünün bu en ince dalı, hantallığını taşıyabilecek güçte değildir.</p>
<p>Evet, tartışmayı üçüncü ağızlardan alıp ait olduğu topraklara taşımalıyız.</p>
<p>Söz konusu tasarıya karşı çıkmanın belki de en haklı gerekçesi budur.</p>
<p>Onun için bırakın Fransa’yı.</p>
<p>Fransa çok kötü bir şey yapıyormuş, niyeti hayra değilmiş…</p>
<p>Peki, Türkiye ne yapmayı düşünüyor?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Arat Dink</strong><br />
<strong>Garo Paylan</strong><br />
<strong>Hayko Bağdat</strong><br />
<strong>Markar Esayan</strong><br />
<strong>Sibil Çekmen</strong><br />
<strong>Tamar Nalcı</strong><br />
<strong>Tatyos Bebek</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/12/turkiye-inkar-hakkinin-pesinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1913-2007 Büyük Deprem ya da Yeni Bir Başlangıç</title>
		<link>http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/</link>
		<comments>http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2011 06:11:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale/Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.durde.org/?p=4722</guid>
		<description><![CDATA[Taner Akçam “Bu bir son değildir”, demiş Winston Churchill; “hatta sonun başlangıcı da değildir”, diye devam etmiş ve “belki başlangıcın sonudur”, diye tamamlamış cümlesini. Türkiye, Başbakanın Dersim konuşmasıyla, tarihinin “başlangıç döneminin sonuna” geldiğini, ya da “yeni bir başlangıcın” başında olduğunu ilan etti. Osmanlı ve Cumhuriyetimizin büyük altüst oluşu olarak tanımlanabilecek devasa bir sürecin sonuna geldik. <a href='http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/' class='excerpt-more'>» Devamını okuyun</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: left;"><strong><strong><a href="http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/1915-ermeni-soykirimi/" rel="attachment wp-att-4723"><img class="alignleft  wp-image-4723" title="1915-ermeni-soykirimi" src="http://www.durde.org/wp-content/uploads/2011/12/1915-ermeni-soykirimi.jpg" alt="" width="267" height="197" /></a></strong></strong><strong>Taner Akçam</strong></div>
<div style="text-align: left;"></div>
<div style="text-align: left;">“Bu bir son değildir”, demiş Winston Churchill; “hatta sonun başlangıcı da değildir”, diye devam etmiş ve “belki başlangıcın sonudur”, diye tamamlamış cümlesini.</div>
<div style="text-align: left;">
<p>Türkiye, Başbakanın Dersim konuşmasıyla, tarihinin “başlangıç döneminin sonuna” geldiğini, ya da “yeni bir başlangıcın” başında olduğunu ilan etti. Osmanlı ve Cumhuriyetimizin büyük altüst oluşu olarak tanımlanabilecek devasa bir sürecin sonuna geldik. Süreci 1912-3 Balkan yenilgisinin kesinlik kazanması ile başlatmakta fayda var. 1913 bahar ve yaz ayları ile başlayan ve1914’de, Ege ve Trakya sahillerinden Rumların katliam dahil, köylerinden zorla boşaltılarak Yunanistan’a sürülmesiyle sistemli bir hal alan ve 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesi ile noktalanan bir süreç bu.<span id="more-4722"></span></p>
<p>1912-2007 arasını büyük bir depreme de benzetebiliriz. Depremin en tepe noktasını, 1912-1924 arasında, Anadolu Hristiyanlarının imha edilmesi ve Anadolu dışına sürülmesi oluşturur. Zorunlu Rum sürgünü ile başlayan bu dönem, savaş yıllarında bir milyonun üzerinde Ermeni ve yüz binlerce Süryani’nin imha edilmesi ile devam eder. Sürecin son büyük imha dalgası, 1921 yazında Pontus Rumlarının soykırıma yakın tarzda katledilmeleri, 1922 İzmir yangını ve 1924 zorunlu Nüfus Mübadelesidir. Cumhuriyet döneminde yaşanan 1934 Trakya olayları, 1942 Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül, Hristiyan (ve ilave olarak Yahudilere) yönelik bastırma, sindirme ve sürme siyasetinin son artçı dalgaları gibidirler. Bu artçı dalgalardan sonra, nüfusunun %98’i Müslüman olan bir ülke olmakla övünür olmaya başlamıştık.</p>
<p>Deprem, kökleri daha öncelere gitmekle birlikte, Cumhuriyet döneminde Sünni-Türk olmayan unsurları sardı. Dersim bu dalganın en tepe noktasıdır. İlk defa Hristiyan olmayan ve Kızılbaşlığı ile övünen bir etnik-din topluluğu sistemli bir imhaya tabi tutuldu. Onlara yapılan, her bakımdan 1912-1924 döneminde Hristiyanlara yapılanlara benziyordu. Üstelik imha edilmelerinde, 1915 soykırımında Ermenileri korumuş olmalarının da önemli bir payı olduğu söylenir. 1970’li yılların Çorum ve Maraş Alevi katliamları, 1980 darbesi ve 1990’ların Kürtlere yönelik faili meçhulleri, Cumhuriyet döneminin büyüklü küçüklü diğer depremleri gibidir.</p>
<p>2007’de Hrant’ın katledilmesiyle artık bu büyük deprem sürecinin sona erdiğini düşünüyorum. Hrant’ın ölüm tarihi elbette sembolik ve Müslüman-Türk çoğunluğun veya onların adına hareket ettiklerini iddia eden çevrelerin “bir ulus-devlet” oluşturabilmek için kendisi gibi olmayanları ezmeye ve susturmaya çalıştıkları bir dönemin bitişini sembolize ediyor. Hrant ile birlikte artık Müslüman-Türk çoğunluk, kendileri adına tüm bu politikaları hayata geçiren önderleri ile aralarına mesafe koymaya başlayarak, geçmişine bakmaya ve yıkımın devasa boyutunu fark ederek, eksikgedik bir şeyleri yeniden olumlu olarak inşa etmeye çalışıyor.</p>
<p>“Olumlu inşa”nın başlamış olmasının ana nedenlerinden birisi, 1912-3 ile başlayan “büyük deprem” sürecinin baş aktörleri olan sivilasker bürokratların, AKP’nin iş başına gelmesi ile birlikte, büyük darbe yiyerek güç kaybetmeleridir. Ergenekon, Balyoz ve faili meçhul tutukluları, bu geçmiş deprem ve yıkımların sembolik sorumlu ve temsilcileridir. Türkiye, Müslüman- Türk çoğunluktaki açık tercih değişiklikleri nedeniyle, bu çevreleri hapse atmıştır. Bu tercih deği?ikliğine bağlı, Türkiye’nin yönetici eliti de değişmeye başlamıştır. Geçmişle yüzleşmenin başlamasını sağlayan bu yönetici elit deği?iklikliğidir ve AKP’nin bu yüzleşmede başı çekiyor olması tesadüf değildir.</p>
<p>Dersim ile başlayan bu tartışmanın orada kalmayacağını, tüm bir 1912-2007 dönemini kapsayacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Hele hele, 1915 Ermeni soykırımının 100. yüzyılı olan 2015’e doğru devrilirken, başta bu konu olmak üzere, Hristiyanlara yönelik işlenmiş büyük cinayetlerin, artan bir biçimde devreye girip tartışılacağından kimsenin kuşkusu olmasın.</p>
<p>Her toplum için, tarihte yaşanmış büyük katliamlar üzerine konuşmanın yıkıcı bir etkisi vardır. Farklı gruplara yönelik kin ve nefretin körüklenmesi biçiminde de yaşanır bu süreçler. Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasında “Ermeni diasporası” kelimesinin bir küfür olarak kullanılmasıyla küçük bir örneği sergilendi bu “yıkıcılığın”. Önümüzdeki aylarda, bu “yıkıcılığın” daha geniş grup ve çevreleri kapsayarak artabileceğini söyleyebilirim.</p>
<p>Bu bağlamda, madalyonun diğer yüzüne de dikkat çekmek isterim. Eskiyle hesaplaşmak, 1912-2007 arasında inşa edilmiş “Türk- Müslüman” kimliği ile yüzleşmek biçiminde de olmak zorundadır; adı konmasa bile şu anda da zaten böyle olmakta. Çünkü, ister kabul edelim ister etmeyelim, geçmişte bu cinayetleri işleyenler, cinayetlerini “Türklük ve Müslümanlık” adına işlediler.</p>
<p>Bu hesaplaşmanın negatif bir sonucu, “Türk ve Müslüman” çoğunluğun tartışmayı, kendisinin suçlanması ve kendisine saldırı olarak algılaması olasılığıdır. Karşılıklı kin ve nefreti tetikleyebilecek bu duygu, toplumun zaten zayıf olan kumaşının daha da çok yırtılmasına yol açabilir. Unutmayalım ki, tarih üzerine konuşmayı, “yara kaşımak”, “kavga etmek” olarak anlayan bir kültürden geliyoruz.</p>
<p>Konuyu karmaşık kılan, “Türklük ve Müslümanlık” adına tüm bu depremlerin yaşanmasına yol açan Asker-Bürokratik elitin, özellikle tüm bir Cumhuriyet tarihi boyunca, Müslüman çevreleri de hedef almış olduğu gerçeğidir. “Şeriat ve gericiliği” temsil ettiği ilan edilen Müslümanlar çeşitli baskı ve eziyetlere maruz kaldılar. Kendisini aslında mazlum ve ezilmiş hissedenlerin, katliam ve sürgünler kendi adlarına işlendiği için, diğerleri tarafından “fail” sayılmaları ciddi bir gerilime ve negatif enerji artışına yol açabilir.</p>
<p>Eğer tarihle yüzleşmenin ve Müslüman-Türk kimliği ile hesaplaşmanın yıkıcı olmasını istemiyorsak, yapıcı bir dil bulabilmek zorundayız. Bunun en birinci yolu, Müslüman-Türk kimliğini “ötekine düşmanlık” ekseninde değil, bir başka eksende yeniden tanımlayabilmektir. Söylemeye gerek yok ki, bu toplum gene, çoğunluk olan Müslüman-Türk kimliği ekseninde, ve ancak onun yeniden tanımlanmasıyla kurulabilecektir. Eğer yeni bir “Türkiyelilik” kimliğinden söz edeceksek, onun ana gövdesini Müslüman-Türklerin oluşturacaklardır.</p>
<p>O halde, Müslüman-Türk çoğunluk olarak çok önemli bir görevle karşı karşıyayız. Bizler, bugünkü kimliğimizin tanımlanmasında önemli bir yer işgal eden ve ama geçmişte aslında bu kimliği kirletmeye çalışmış ve lekelemiş olanların elinden almak zorundayız. Müslüman-Türk kimliğinin üzerinde yükseldiği ve yükseleceği bir ba?ka zemini yeniden tanımlamak zorundayız. Kuşkumuz olmasın, bizim üzerinde yükseleceğimiz başka bir tarihimiz vardır. Geçmişte, Ermenileri, Rumları koruyan, Dersimlilere sahip çıkan onurlu ve vicdan sahibi Müslüman-Türkler daima var oldular ve onlar bize, yeni kimliğimizin hangi zemin üzerinde yükselmesi gerektiğinin ışığını sunmaktadırlar.</p>
<p>Müslüman-Türk kimliğinin kültürel kodlarının yeniden tanımlanması anlamına da gelen bu çaba, aslında tüm bir toplum açısından da bir zemin kayması anlamına gelir. Tüm bir toplumun, üzerinde kendisini yeniden tanımlayacağı bir alan-kaymasından söz ediyorum. Yani, sağcı-solcu; milliyetçi-enternasyonalist; İslamcı- Alevi-laik veya Türk-Kürt gibi, bugün mevcut etnik-kültürel veya siyasi kimliklerin fay hatları ve çatışma noktaları esas alınarak çözülebilecek bir sorunla karşı karşıya değiliz.</p>
<p>Tüm bir toplumun üzerinde yükseldiği, milliyetçisi de dahil, herkesin kendisini yeniden ifade edebileceği ve tanımlayabileceği yeni bir alan, yeni bir zemin yaratmak gerekiyor. Başbakan Erdoğan’ın geçmişle yüzleşme konusunda belki de ana hatası da burada. O yüzleşmenin bütünlüklü ve yeni bir toplum kurucu boyutunu yeterince görmüyor ve CHP ile hesaplaşma oyununun küçük bir parçası olarak ele alıyor. Bu haliyle yıkıcı olabilir.</p>
<p>Başbakan ve AKP, 1937-38 Dersim katliamını CHP’nin üstüne yıkarak işin içinden çıkma stratejisini bir kenara bırakmak zorunda. Onlara düşen görev, Hükümet olarak, devlet adına Dersimlilerden resmen özür dileyerek toplumun geçmişiyle bir bütün olarak yüzleşmesinin önünü açmalarıdır. Çünkü ne 1938 Dersim ile sınırlı olan, ne de AKP-CHP fay attı ekseninde açıklanamayacak, toplum olarak, 1912-2007 döneminin tümünü kapsayan devasa bir hesaplaşma sorunu ile karşı karşıyayız. Bu da herkesin kendisini yeniden tanımlayacağı yeni bir zeminin inşası ile yaratılabilir. Peki bu zemin nedir? O da bir başka yazının konusudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Taner Akçam<br />
Clark Üniversitesi<br />
takcam@clarku.edu</p>
<p>Kaynak: <a href="http://taraf.com.tr/haber/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic.htm" target="_blank">Taraf</a></p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.durde.org/2011/12/1913-2007-buyuk-deprem-ya-da-yeni-bir-baslangic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

